Friday, February 27, 2009
FELÇ
Diğer SAĞLIK haberlerini okumak için tıklayınız...
Günde 3 bardak için felç riskini azalt
Araştırmalar günde 3 bardak siyah veya yeşil çayın, felç riskini beşte birden fazla yani yüzde 21 oranda azalttığını gösterdi.
CaliforniaÜniversitesi'nden bilim adamlarının yaptığı araştırma, çayın, felç ihtimaliyle mücadelede güçlü bir silah olabileceğini ve günde 3 bardak siyah veya yeşil çayın, felç riskini beşte birden fazla, yüzde 21 oranda azalttığını gösterdi.
Araştırmayı yürüten bilim adamları, siyah ve yeşil çayın, içerdikleri hücre koruyucu antioksidanlar nedeniyle benzeri faydalı etkilere sahip olduklarını söyledi. David Geffen Tıp Fakültesi'nde görevli Prof. Dr. Lenore Arab, çayın içindekilerin, damarların hasarını azaltabileceğine inanıldığını ifade etti.
HABER 7
Sunday, November 30, 2008
RENKLER
Renkle tedavi olmaya ne dersiniz
Evrende varolan her şeyin bir rengi vardır. Denizin mavisi, güneşin türlü sarı ve kızıl tonları insanın görüp algılayabildiği renkler. Bunların herbirinin de canlılar üzerinde etkisi.
Kırmızı-Hayat enerjisi : Kırmızı renk, kan dolaşımı ve kansızlık hastalıkları için faydalıdır. Kırmızı rengin fiziki etkilerini şöyle sıralayabiliriz: Soğuk algınlığı, bronşit, romatizma ağrıları, titreme ve soğuk hissi, kansızlık, denge bozukluğu.
Kırmızı renk, tansiyon hastalarına, sinirli ve histerik hastalıklarda ve şiddetli ateşi olan kişilerde tedavi amacıyla uygulanmaz.
Turuncu-Depresyon için etkili: Turuncu renk yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk, korku ve depresyon için etkilidir ve eterik bedenimiz için takviye olur. Bunların dışında astım, bronşit, bağırsaklar ve özellikle kabızlık için çok iyi gelir.anne sütünün çoğalmasına da faydası olur.
Sarı-Baş ağrılarına iyi geliyor: Sarı renk mide bozuklukları, diyabet, kabızlık, böbrek rahatsızlıkları, gazlar, karaciğer zayıflığı, baş ağrıları ve migrene karşı etkilidir. Bunlarla birlikte sindirim sisteminizi güçlendirir ve güneş sinir ağı çakrasını da dengeler.
Sarı renkden renkten, aşırı kalp atışı ve ruhi anksiyetesi olanlar, alkolikler ve ödemli hastalar yararlanamaz.
Yeşil-Psikolojiyi düzeltiyor: Yeşil renk psikolojik problemlerin giderilmesinde çok önemli rol oynar. Uykusuzluklar, aşırı heyecanlar, bel ağrıları, yüksek tansiyon, alkol bağımlılıklarından doğan asabilikler için faydalıdır.Bunların haricinde mide, akciğer, rahim, göğüs ve kalın bağırsak kanserindeki ilerlemeleri durdurur ve bunların ağrılarını sakinleştirir.
Mavi-Şifanın rengi: Mavi renk vücudun savunma sistemini güçlendirir ve tüm hastalıklar için şifa verici özellik taşır. Mavi renk, sinir sistemini sakinleştirir. Bedenin ısısını azaltır ve algılamayı arttırır. Baş ağrılarında, sinirden kaynaklanan öksürüklerde, boğaz ağrılarında, astımda, guatrda, diş ağrılarında, deri rahatsızlıklarında ve uykusuzlukta etkili olur.
Mavi renk ;soğuk algınlıklarında, cinsel isteksizliklerde ve felçte yasaktır. Mavi rengin uzun kullanımları kabızlığa ve yorgunluğa sebep olabilir.
Çivit Mavisi (lacivert)-Anestezi etkisine sahip: Lacivert, aktif bir renktir ve anestezi etkisi vardır. Diş ağrılarında, yüz kaslarındaki ve sinüzitteki ağrılarda, siyatik ve romatizma, kulak ve göz rahatsızlıklarında etkilidir. Bu renk 5 duyuyu harekete geçirme gücüne sahiptir.
Mor veya menekşe-Kalbin rengi: Mor renk, sinir sistemi, halsizlik, psikolojik ve duygusal yorgunluklar için en uygun olan renktir. Kalbi sakinleştirir ve kanı temizler. Bununla birlikte korku ve kaygının azalmasında önemli etkileri vardır. Mor renk katarakt, siyatik ağrıları, menenjit, sinire bağlı baş ağrıları, mesane rahatsızlıkları, epilepsi (sara), saç dökülmesi, kuru öksürükler ve astım için de oldukça etkili bir renktir.
KAYNAK:haber 7 com
Sunday, October 5, 2008
FİTOTERAPİ
Ege Üniversitesi (EÜ) Eczacılık Fakültesi'nde konuşan Prof. Dr. Bijen Kıvçak, fitoterapinin (bitkisel ilaçlar) geleceğin tedavi yöntemi olduğunu söyledi.
1996 yılında başlayan fitoterapi kursları, ilkbahar ve sonbahar olmak üzere yılda iki defa düzenleniyor.
Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı tarafından düzenlenen kursa bütün hekim, veteriner ve eczacılar katılabiliyor. Bugüne kadar bin 500'den fazla kişinin katıldığı kurslarda, EÜ Eczacılık Fakültesi öğretim elemanları tarafından fitoterapinin tarihî gelişimi, kullanım alanları ve tedavi şekilleri hakkında bilgiler veriliyor.
Kursta konuşan Prof. Dr. Kıvçak, fitoterapinin dünyada yaklaşık 50 yıldır kullanılan bir tedavi yöntemi olduğunu, ama Türkiye'de son 10 yıldır aktif olarak kullanıldığını belirtti. Kıvçak, "Dünyada fitoterapiye konvansiyonel, yani kimyasal ilaç tedavisine alternatif olarak bakılıyor. Çünkü tamamen doğadaki bitkisel kaynaklardan elde edilen ilaçlarla uygulanan bir yöntem. Bu yüzden geleceğin tedavi yöntemi olarak görülüyor. Ticari pastası da aynı oranda büyük olan fitoterapiyle tedavi 2002 yılında 6.8 milyar dolarlık bir paya sahip oldu. Fitoterapi ilaçları özellikle Avrupa ülkelerinde tüketiliyor. Piyasanın büyük bir kısmını da yine Avrupa ülkeleri elinde tutuyor" dedi.
Avrupa'da eczacılık fakülteleri tarafından fitoterapi derslerinin uzun yıllardır verildiğini anlatan Kıvçak, "Türkiye'de ise bu dersler 6 yıldır veriliyor. Açığı kapatmak için üniversitelerin eczacılık fakülteleri ve Türkiye Eczacılar Birliği kurs, konferans ve seminerler düzenliyor" diye konuştu.
Prof. Kıvçak, Türkiye'de market ve pazarlarda bulunan bitkisel çayların tamamen kontrolsüz satıldığını ve içildiğini belirterek, bu durumun tedavi yerine bazı rahatsızlıklara yol açabileceğini söyledi. Bunun sebebini fitoterapinin yeterince bilinmemesine, daha da kötüsü önemsenmemesine bağlayan Prof. Dr. Kıvçak, ayrıca kendilerine halk hekimi veya Lokman hekim diyen bazı kişilerin, hiçbir tıbbi bilgisi olmadan hastalara bitkisel karışımlar verdiğini, bunlarınsa birçoğunun hastayı iyileştirmek yerine daha kötü yaptığını ifade etti.
Türkiye'nin fitoterapi kaynaklar konusunda çok şanslı ülkelerden biri olduğunu ifade eden Kıvçak, "İklimin çeşitli olması itibariyle fitoterapide kullanılabilecek çok sayıda bitki çeşidi var ve bunların birçoğu şu anda tıpta kullanılıyor, ama biz bunları tam verimli kullanamıyoruz. Avrupa'ya kök, dal veya yaprak olarak sattığımız bitkilerimizi, pahalı ilaçlar olarak geri alıyoruz. Bunu engellemek için araştırma enstitüleri ve laboratuvarlar kurulması gerekir. Bu sayede dışarı bağımlı olmaktan kurtulmuş oluruz" dedi.
Prof. Kıvçak, doktor ve eczacı birliklerinin bir araya gelerek fitoterapi yöntemini tanıtması ve bu konuda basının da doğru yönlendirilmesi gerektiğini söyledi.
VAKİT
Recai YAHYAOĞLU - dryahyaoglu@hotmail.com 2007-02-17
MASAJ
Masajın vücut üzerindeki direkt ve in direkt etkileri, vücut örtüsüne uygulanan manipülasyonların, yani ellerle verilen dokunma, bastırma, germe, esnetme ve titreştirme biçimindeki mekanik uyarıların tepkileridir. Tepki.deride, derialtı dokusuna, kaslarda ve damarları sinir ağında yerel oluşabileceği gibi; refleks yolla başka bölgelere, örneğin iç organlara da aktarılabilir. Vejetatif sinir sisteminin uyarılması da genel etki kompleksi kapsamındadır. Masajın etkileri, fiziksel, fizyolojik ve psikolojik etmenlerin bileşkesi olarak değerlendirilir. Deri üzerinden ellerle verilen basınç ve germe biçimindeki ritmik mekanik uyarılarla sıkıştırılan ve gerilerek esnetilen deri, deri altı dokuları ve kasların yapılarındaki sinir uçları (reseptörler) uyarılır. Ayrıca, dokuların yapılarındaki kan ve lenf damarları da bu fiziksel uyarılardan etkilenir; arteriyel, venöz, kapiller ve lenf dolaşım canlanır.
Vücut sistemleri üzerindeki etkiler şöyle derlenebilir.
1. Dolaşım Sistemi Üzerinde Etkiler
Klasik masajın kan ve lenf dolaşımı üzerine etkileri .deneysel ve klinik araştırmalarla kanıtlanmıştır. Vücut örtüsüne kalp yönünde uygulanan yeterli dozdaki öfloraj ve petrisajla, lenf ve venöz sistem uyarılarak dolaşımı aktive edilir (damarsal etki). Bölgedeki kan akımındaki canlanma aletsel olarak da gösterilebilir. Damarlardaki akışın canlanmasıyla. dokularda sıvı değişimi hızlanır, dokular daha bol besi maddesi ve oksijen alabilir, metabolizma artıkları bulundukları yerden daha çabuk uzaklaşabilir.
Damarların çevresinde bulunan otonom sinir ağının: uyarılmasıyla da damarlarda refleksif bir genişleme olur. Yani, kan akımındaki hızlanma salt yumuşak bir hortum içinde ki sıvının sıvazlanarak ilerletilmesi demek değildir!
2. Kas1ar Üzerine Etkiler
Çok kez sanıldığı gibi, masajla ne kas hacmi artırılabilir ne de kas güçlendirilebilir. Kasları kuvvetlendirmenin tek yolu, düzenli aktif çalışmalar, yani egzersizlerdir. Masaj; ancak kasların işlevsel yeteneklerini yeniden kazandırılmasında yardımcı olarak kasların güçlenmesine katkıda bulunabilir:
* Yorgun kas masajla, salt dinlenmeyle geçirilen süreye oranla çok daha çabuk dinlenip gevşeyebilir.
* Masaj yapılan kaslar; dolaşımların canlanmasıyla daha iyi beslendikleri için yaralanmalara karşı daha dirençlidirler; aşırı zorlanma daha iyi uyum sağlayabilirler.
* Kan akımının hızlanmasıyla süt asidi vb. metabolizma artıklarının oluşturdukları yerden taşınmalarıyla birikim önlenir; germe, esnetme ve titreştirme manipülasyonlarıyla hipertonik kaslar gevşetilip, esnetilebilir. Nitekim, klinik çalışmalarımızda hipertonik kasın, bireyden bireye değişmek üzere, 7-8 seans sonra el altında birden bire gevşediğini görüyoruz:
* Masaj, yetersiz harekette, yaralanmalarda ve felçlerde olası kas erimesini, atrofiyi önlemez, ama sertleşme,fibröz doku oluşumu ve kasılmalar bilinçli bir masajla engellenebilir. Kas ve eklemlerde değişik nedenlere bağlı hareket kısıtlamalarında egzersizlerden önce masaj uygulanırsa egzersizler daha kolay ve rahat yapılabilir.
3. Sinirler Üzerine Etkiler
Kopmuş bir sinirin masajla yeniden oluşturulması (rejenerasyonu) söz konusu değildir. Ancak, sinir ve çevre dokularının kan dolaşımının aktive edilmesi, metabolizmanın yükselmesiyle rejenerasyon hızlandırılabilir.
4. Dinlendirici, Gevşetici-Psikosedatif Etki
Genel masajda uyuklama, solunumun derinleşmesi; masajdan sonra yorgunluğun, bitkinliğin kaybolması, kişinin zindeleşmesi, masajın çevresel ve merkezi sinir sistemi üzerine olumlu etkisinin somut belirtisidir.Masajın en tipik psiko-sedatif etkisi, çocuklarda olsun, büyüklerde olsun okşama-sıvazlamadır.! Bu nedenle de masörün kişiliği yaklaşımı, sonucu büyük çapta etkiler.
5. İç .Organlar Üzerine Etkiler
Vücut örtüsünde belli bölgelerin değişik yöntemlerle uyarılmasıyla bazı iç organ hastalıklarına etkili olunabilmektedir. Nitekim mide ağrılarında, safra kesesi sancılarında, karında gaz oluşumlarında, sırtta belli bölgelerin ovulmasıyla rahatlama olduğu halk arasında bilinir (masajın uzak etkisi!} İç organların vücut örtüsünde refleksif yolla ilişkili bulunduğu alanların haritası bile çıkarılmıştır (Head Bölgeleri). "Bağ Dokusu Masajı" ve ''Ayaklarda Refleks Alanlarının Masajı" bu bölgelere uygulanmaktadır. Uzakdoğu kökenli Akupunktur; akupressur ve shiatsu ile de iç organlara etkili olma amaçlanmaktadır.
6. Ağrı Dindirici Etki
İnsanın, ağrıyan acıyan yerini içgüdüyle ovuşturması, masajın tipik ağrı giderici etkisidir. Uzun bir yürüyüş sonunda ya da zorlu bir işten sonra ağrıyan bacak ve kol kaslarının ovulması ya da ovdurulmasının anlamı da budur. Yara1anmanın olmadığı salt gerginlik ve kasılmaya, spazma bağlı kas ağrılarında neden, kasılan kas içindeki damarların sıkışarak daralmasıyla kasın yeteri kadar oksijen alamamasıdır. Bu gelişme tıpta ağrı kısır döngüsü olarak bilinir. Bu kısır döngüyü kırmak, kasa gerekli oksijeni gönderebilmek için spazmın kaldırılması, kan dolaşımının düzenlenmesi gerekir. Masajla hem spazm çözülebildiği, hem de kan dolaşımı artırılabildiği için ağrı geriler.
Ayrıca, ağrı duygusunu indirgeyen ağrı eşiğini yükselten maddelerin (endorfin vb.) salgılanmasını bilinçli ve düzenli masajla artırıcı fizyolojik bilgi ve teknik eğitim gereklidir. Bu da ancak özel masaj okullarıyla sağlanabilir. Ülkemizde maalesef bir tek özgün masaj okulu yoktur. Türkiye sınırları içindeki tüm masörlerin ve masözlerin neyi ne kadar bildiklerini, ne yaptıklarını ehliyetlerini, Sağlık Bakanlığı dahil kimse bilmez!
Klasik Masajın Etkileri
Hazırlayan : Dr. Necdet Tuna
Recai YAHYAOĞLU - dryahyaoglu@hotmail.com 2004-08-07
Saturday, July 12, 2008
KAVUN
Peygamberin en çok sevdiği meyve
Peygamberimiz Hz. Muhammed onu çok sever ve ondan şöyle söz ederdi: 'O yemektir, o şerbettir, o çövendir, o reyhandır, o iç organları temizler.'
Hz. Muhammed, "iç organları temizler" derken daha yüzyıllar öncesinde kavunun kanı temizleyici özelliğini anlatmış. Günümüzde Avrupa ve Amerika'da doktorlar tarafından yararları tescil edilen kavunun en önemli özelliği kandaki zehirli maddeleri atması.
Kavunu, İbni Sina ve Davudi Antaki gibi eski hekimler de övmüş ve faydalarını eserlerinde anlatmışlar. Kavunun yüzde doksanbeşini su oluşturur. A, B 1, C vitaminleri, meyve şekeri, selüloz, azotlu ve yağlı maddeler de var. Kavun gerek erkeğin, gerek kadının cildini tazeler, ona canlılık ve güzellik kazandırır. İsmi estetik tarihine geçen ünlü güzellerin ve artistlerin pek çoğu ciltlerindeki gerginlik ve tazeliği kavuna borçlu olduklarını söylerler.
NASIL ALACAKSINIZ?
1. İyi kavun ağır olur. Elinizde okkalayın, ağır olanı alın.
2. Yuvarlak, san kavunun sapı, çektiğiniz zaman kolay kopuyorsa iyi kavundur.
3. Kavun Kırkağaç kavunu ise dibinin sarıya çalması gerekir.
4. Bir kavun ne kadar yumuşaksa içi o kadar da asitleşmiş demektir. Kavunun yumuşağına yanaşmayın.
5. Turfanda kavunlar lezzetsizdir. Kavunu, sezonun başlangıcından bir ay sonra yiyin ancak o zaman lezzet kazanır.
NASIL YİYECEKSİNİZ?
Kavunu genellikle yemeklerden sonra yemek gibi bir alışkanlığımız var. Kavunu yemeklerden önce yiyin.
YARARLARI
Kanı zehirlerden temizler.
İştah açar,
Bağırsakları yumuşak tutar,
Sinirleri yatıştırır ve rahat bir uyku sağlar,
Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder,
Romatizma ağrılarını hafifletir,
Hafif yanıkları iyileştirir,
Göz nezlesini önler. Bağırsaklarında ülser ya da iltihap olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir.
Wednesday, June 11, 2008
ÜZÜM
Erciyes Üniversitesinde fareler üzerinde yapılan bir araştırma, üzüm çekirdeğinin kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapinin olumsuz etkilerini azalttığını ortaya koydu.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Erciyes Üniversitesinin çeşitli birimlerinde görev yapan Dr. Aysun Çetin, Dr. Leylagül Kaynar, Dr. İsmail Koçyiğit, Dr. Sibel Kavukçuhacıoğlu, Dr. Recep Saraymen, Dr. Ahmet Öztürk, Dr. Okan Orhan ve Dr. Osman Sağdıç, üzüm çekirdeğinin antioksidan etkisinin kanser tedavisine etkisini araştırdılar.
Erciyes Üniversitesinin geleneksel olarak düzenlediği Gevher Nesibe Araştırma Teşvik Ödülü alan ''Rat karaciğerinde radyasyon ve kemoterapinin yol açtığı oksidatif strese üzüm çekirdeği ekstresinin etkisi'' başlıklı çalışmalar, uluslararası The Turkish Journal Of Gastroenterology ve American Journal Of Chinese Medicine isimli dergilerde yayınlanmak üzere seçildi.
Dr. Aysun Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanserin olumsuz etkilerini azalttığı bilinen E ve C vitaminleri ile ilgili çok çalışma yapıldığını, ancak E vitamininden 50 kat ve C vitamininden 20 kat fazla antioksidan özelliğe sahip olduğu bilinen üzüm çekirdeği ile ilgili çalışmaların son 10 yılda yapılmaya başlandığını belirtti.
-FARELERLE DENEY-
Canlıların vücudunda serbest radikaller (oksidan) adı verilen zararlı maddeler ile bu maddeleri ortadan kaldıran maddelerin (antioksidan) denge içinde bulunduğunu ifade eden Çetin, özellikle 25 yaşından sonra bu dengenin olumsuz yönde bozulmaya başlandığını hatırlattı.
Dengenin bozulması ile birlikte artan oksidan etkinin başta kanser olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını kaydeden Çetin, şu bilgileri verdi:
''Kanser oluşumunun engellenmesi için vücutta antioksidan miktarının azalmaması, yaşlanma ile birlikte antioksidan takviyesi yapılması gerekir. Üzüm çekirdeği de antioksidan özelliği çok fazla olan bir maddedir. Bu çalışmada, kanser oluşumunun önlenmesine katkı sağlayan üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisi sırasında karşılaşılan olumsuzlukların önlenmesindeki katkısını araştırdık. Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapi yöntemleri tümörü ortadan kaldırırken saç dökülmesi, iştahsızlık, bulantı veya kusma gibi birçok soruna yol açabiliyor. Araştırmamızda, bu olumsuzlukların nedeni veya sonucu olabilecek oksidan saldırıların ortadan kaldırılmasında üzüm çekirdeğinin katkısını test ettik.''
Üzüm çekirdeği verilen farelerde hissedilir ölçüde yararlı antioksidan maddelerin artışını tespit ettiklerini belirten Çetin, şöyle devam etti:
''Fareler, biyolojik olarak insan vücuduna en çok benzeyen hayvanlardır. Karaciğer ise bir anlamda vücudun laboratuvarıdır. Araştırmamızda denek farelerin karaciğer dokularını inceledik. Üzüm çekirdeği verdiğimiz fare grubunda antioksidan maddelerin hissedilir derecede arttığını belirledik. Hatta, hem ışın hem üzüm çekirdeği verdiğimiz grupta antioksidan maddelerin, hiç ışın verilmeyen ve sadece su verilen kontrol grubundan bile daha fazla düzeyde olduğunu gözlemledik. Üzüm, zaten rahatlıkla tüketilebilen doğal bir besin olduğu için insanlarda da aynı etkileri gösterebileceği sonucuna vardık. Yani, antioksidan özelliği nedeniyle kanser oluşumunu engelleyen üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisinde ortaya çıkan olumsuzlukları da azaltabileceğini belirledik. ''
Siyah üzümde antioksidan maddenin daha fazla bulunduğunu hatırlatan Çetin, söz konusu faydalar için üzümün çekirdeği ile birlikte çiğnenerek tüketilmesini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi.
AA
Sunday, April 6, 2008
Köri Kolon Kanserini Önlüyor
Köri Kolon Kanserini Önlüyor
Çeviren: Gülşah Balaban
John Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, soğan ve körinin içinde bulunan kimyasallar kolon kanserini önlemede yardımcı olabilir.
Clinical Gastroenterology and Hepatology’nin Ağustos sayısında yayımlanan çalışmada, aile geçmişinde adenomatöz polipozis (FAP) görülen beş kişiyle çalşıldı. FAP, bağırsakta prekanseröz poliplerin artmasına ve sonunda kolon kanserinin ortaya çıkmasına neden oluyor.
Altı ay süren araştırmada katılımcılara, günde 20 miligram soğanın içinde bulunan bir antioksidan ve 480 miligram zerdeçal (körinin içerdiği başlıca baharatlardan biri) verildi.
Hastalardaki poliplerin sayısı ortalama olarak %60.4 azaldığı ve poliplerin boyutunun ise %50.9 küçüldüğü tespit edildi.
John Hopkins Üniversitesi gastroenteroloji bölümü başkanı Dr. Francis M. Giardiello: “Soğanın içinde bulunan antioksidanı pek çok insan günlük yiyeceklerinden alıyor. Ancak zerdeçal, genellikle geleneksel yiyeceklerde kullanılıyor, ve zerdeçalın sadece %3 veya %5’i kurkumin içeriyor,” dedi.
Araştırmacılar, çalışmalarına daha fazla hastayla yapacakları araştırmalarla devam etmeyi düşünüyorlar.
Monday, March 24, 2008
Çampisaj » Marma noktaları nedir? Çampisaj uygulamasında nasıl fayda sağlar?
Marma noktaları fiziksel ve enerji bedenlerin buluşma noktası olarakta görülür. Geleneksel olarak masaj uygulamalarında bu noktalar çok önemli rol oynar; kaslar, organlar dokular ve sistemlerle bağlantılı olduğu düşünülerek bedenin enerji dengesi için aktive edildiğinde beden fonksiyonları normalleşir, rahatlanır ve arınılır.
Çampisajda, ılık aromatik özyağlar Marma noktalarına, parmakların dairesel harekteleriyle uygulanır ve bu noktalar aktive edilerek, masajın dengelenme, derin dinlenme ve arınma faydalarından yararlanılır. Çampisajda Marma noktaları baş, boyun ve omuzlarda meydana gelen ağrı, tutulma, nodül oluşumu gibi sıkıntıların çözülmesinde de kullanılır.kaynak
Saturday, December 22, 2007
» SİZİ BOZAN BOZUCU ALANINIZ NEDİR?
| www.tamtip.com SİZİ BOZAN BOZUCU ALANINIZ NEDİR? Uzun yıllardır çekmekte olduğunuz bir hastalığınız varsa ve hemen her ilacı kullanmanıza rağmen bir türlü sonuç alamamışsanız bu makale tam size göre...Bazen öyle hastalıklar yaşamak zorunda kalırız ki bunlar canımıza tak eder, bizi hayattan bezdirir, neredeyse o dertten kurtulmak için her türlü fedakarlığa katlanmaya hazır durumda bekleriz. Cep telefonunuz, televizyonunuz, arabanız, bilgisayarınız bozulursa hemen onu tamir ettirerek tekrar kullanmaya başlarsınız.Otomobiliniz servis bakımının ardından hele hele yağı, filtreleri değiştirildikten sonra yüksek çekiş gücüne kavuşarak eski performansına sahip olur.Fakat insan böyle midir?Evet bazı hastalıklar ve tedavilerden sonra insan eski sağlığına tam olarak kavuşur.Ama bazılarından sonra yani tedavi oluyorum derken kendisine hayatı zindan eden kararı vermiş olur.... Nedir bu kararlar? Ve hangi tedavilerden sonra bir daha belimizi doğrultamaz ve hayatımızın akışında, sağlığımızın seyrinde, ruh halimizin durumunda, insanlarla olan iletişim sorunları yaşamaya başlayarak içinden çıkamadığımız bir girdaba doğru sürüklenmeye başlarız...Bir yerlerimizde geçmeyen ağrılar başlamıştır.Hangi ağrı kesici ilacı kullanırsak kullanalım bir türlü bu ağrılarımızdan kalıcı olarak kurtulamayız.İlacı kullanırken ağrılarımız biraz hafifler yada geçici süre ortadan kaybolurlar.İlaçların tesiri kalmadığında ise bu ağrılar tekrar eski yerlerinde peydahlanarak canımızı acıtmaya devam ederler. Bazen mecbur kalarak bir ameliyat olmak zorunda kalabiliriz.Örneğin akut apandisit sırasında ameliyat olmak şifaya kavuşmak için zorunludur.Fakat öyle gereksiz ameliyatlar vardır ki bunların yapıldığı yerlerde bedenimiz neşterle kesilmesinin ardından bir daha asla unutmamak üzere buralarda reaksiyon geliştirerek deriden çıkıntılı, sert skatris dokuları keloitleri meydana getirir.Bu yapılar hayatımızın sonuna kadar bedenimizi ve ruhumuzu tahrip etmeye devam ederler. Örneğin zorunlu olmadığı halde sırf bir takım kampanyaların mahkumu olmuş bir çok kadın sezaryen ameliyatıyla birlikte doğum yapar.Bir çok hasta kadın sezaryen ameliyatı sonrasında tüm hayatlarının değişerek tamamen bambaşka bir insan olduklarını ifade etmekten geri durmazlar.Aynı gün içinde dikkatli bir hekim tüm bayan hastalarını taradığında ve sezaryen olanlarla konuştuktan sonra hemen her kadının bu gerçeğin farkına varmasını sağlayabilir.Hatta bazıları direkt hekimlere bu şikayetlerini söylemelerine rağmen maalesef ne yazık ki bu durum bir çok hekim için anlam ifade edemez.Bu önemli ayrıntı gözden kaçar ve hasta doktor doktor dolaşmaya, torbalar dolusu ilaçlar tüketmeye devam eder fakat sonuç bir türlü tam olarak ortaya çıkmaz. Diğer yandan hepimiz bir diş hekimine giderek çürüyen dişlerimize dolgu yaptırırız...Bugün günümüzde bir çok farklı sebeplerden dolayı amalgam dolgu yapılarak dişlerimizin çürüğünden kurtuluruz.Dişlerimizin çürüğünden kurtulmaya çalışırken diş hekimleri bizlere sağlığımızı çürütmeye ömrümüz boyunca devam edecek ve sürekli bozucu alan olarak etkide bulunacak bir miras bırakmış olurlar.Bu yüzden bir çok migren hastası ne yaparsa yapsın baş ağrılarından kurulamaz.Bazı insanların depresyonu bir türlü ortadan kalkmaz.Çünkü bozucu alan bir parazit gibi sürekli kafatası içinde yanlış olmaması gereken bir sinyal yaymaya devam eder.Cep telefonlarının yaydığı dalgaları yada radyo frekanslarını göremediğimiz gibi bu alanların yaydığı olumsuz enerji alan frekansını göremeyiz. Tüm ameliyat yerlerinde meydana gelmiş yara izleri bozucu alan etkisi meydana getirir.Bu izler deriden daha aşağı tabakalara kadar ilerleyerek barsaklarda yada komşu organlarda sinir ve kan dolaşımında yapışıklıklar yaparak hastalıkların ilerlemesine neden olurlar.Örneğin akut apandisit, sezaryen ameliyatları insanların barsaklarında yapışıklıklar meydana gelmesine neden olup geçmeyen ve ilaçlara cevap vermeyen kabızlık oluştururlar.Bu kabızlık durumu hangi ilaç kullanılırsa kullanılsın bir türlü ortadan kalkmaz.Çünkü ameliyat yerinin altında bulunan skatris dokusu bozucu alan olarak işlevine sürekli devam eder.Bu şekilde oluşmuş bir kabızlığı ilaçla tedavi etmeye çalışmak bataklığın kenarındaki sivrisinekleri öldürerek yok etmeye çalışmak kadar komiktir. Özellikle kafatası bölgesinde yapılmış ameliyatlar insanın sağlığını ciddi olarak tahrip ederler.Mesela boyun yada bel bölgesinde meydana gelmiş bir servikal yada lomber bölge disk hernilerinde (fıtıklaşmalarında) hemen ameliyat önerilmemelidir.Ticari kaygılardan uzaklaşarak insanların sağlıklarına karşı dürüst bir yaklaşım gösteren hiç bir hekim Türkiye’de ve dünyada kesinlikle işsiz güçsüz kalmaz. Ameliyat endikasyonları olabildiğince hassas davranılarak alınmalıdır.Yapılacak bir çok farklı bilimsel gerçekler doğrultusundaki Tamamlayıcı Tıbbi tedavi uygulamalarının ardından şifaya kavuşulamamışsa ve çok ciddi ağrılar çekiliyorsa o zaman ameliyat olunmalıdır.Son çıkan yöntem olan mikrodistektomi ameliyatı yada lazerle yapılanı tercih edilmelidir.Bedene yapılan müdahalelerde kısmen invazif olmayan koruyucu yönü ağırlıklı uygulamalar tercih edilmelidir. Bozucu alanlar: Tüm ameliyat izleri, Yanıklar, Dövme izleri, Sigaranın kendisi ve dumanı, Aşı izleri, Sıyrık yada çiziklerden sonra buralarda oluşmuş nedbe dokuları, Tonsillektomi ameliyatları, Dişlerde bulunan amalgam dolgular, Dişlerde meydana gelmiş eğilmeler, şekil bozulmaları, Bazı organlar; örneğin hepatit enfeksiyonu geçirmiş bir karaciğer, enfekte olmuş bir doku, kireçlenmeye maruz kalmış eklemler, Gözde katarakt gelişmesi, Boyun ve bel fıtığı, Kronikleşmiş adale kasılmaları, İç kulakta meydana gelmiş ve dolaşımı bozan yaşlılık hastalıkları, Gözde meydana gelmiş Keratit yada uveit hastalıkları Bedene sonradan takılan tüm protezler ve kalp pilleri... Damar içine takılmış stentler... İsteyerek yada yanlışlıkla yutulan ve beden içinde kalmış her yabancı cisim... Prostat Hipertrofisi, Karaciğer yada kalpte meydana gelmiş olan yağlanmalar... Peruklar... Saç ekmek için kafatasına yapılan operasyonlar, Cilt gerdirme ameliyatlarında gizlenen yerlerde kalmış skar dokuları, Cep telefonları, Elekromanyetik tüm kirlenmeler, Gıdalar vasıtasıyla aldığımız kimyasal kanserojen maddeler.. İnsanın en küçük birimi hücresidir.Hücrenin içinde normal şartlarda potasyum dışında ise sodyum iyonları bulunur.Bu iyonlar sürekli hareket halinde bulunarak insanın hücresinde meydana gelen tüm olayları kontrol ederler.Hücre bir potasyum pili olarak işlevini yapar.İçinde mevcut bir enerji ve işleyiş mekanizması vardır.Bozucu alanlar ilk önce hücrenin çalışma performansını bozup görevlerini yapamaz hale getirir.Hücre bölünemez.Yada hızlı bir şekilde kontrolsüz olarak farklı bir formasyonda büyüyerek çoğalmaya başlar.Kanserin başla ması ve hücrenin içinde bulunan DNA ve RNA da olan değişimler, kromozom anomalileri bu dönemde gelişmeye başlar.Bu durum bir kısır döngü olarak sürekli ilerleyen ve hızlanan bir seyir gösterir. Sonuç olarak öncelikle kendi bozucu alanınızı tespit etmeniz gerekir.Tespit yapıldıktan sonra bu alandan kurtulmaya çalışmalısınız.Bu çabaların elbette sayısız farklı yöntemleri vardır.Özellikle Nöral Terapi yöntemi bozucu alan tedavisinde son imkanları en maksimum seviyede sunmakta kısa sürede önemli sonuçlar ortaya çıkararak yüz güldürücü etkiler meydana getirmektedir.Özellikle skatris dokularına direkt enjeksiyon yoluyla müdahalede bulunulması hastanın kısa sürede sağlığında büyük bir devrim yaşamasını sağlamaya yetmektedir.Yada bel ve boyun ağrılarından şikayetçi hastaların ilk seans sonrasında şikayetlerinde yüzde doksanlara varan iyileşmeler ortaya çıkmaktadır.Burada ilacın deri altına yada derin dokulara yapılmasının ardından oralarda tüm hücresel düzeyde işlevsellik maksimum seviyeye çıkmakta kan dolaşımında düzelme, oksijen seviyesinde artma ve daha pek çok faktör kısa sürede iyileşmektedir. Siz siz olun en iyisi kendi orijinal ve özgünlüğünüze dışarıdan bir müdahalede bulundurmayın.Maddeler halinde sıraladığımız hastalıklarınız yada alışkanlıklarınız varsa en kısa süre içinde kurtulmaya çalışın.Havanızı ve alanınızı bozdurmayın ki sağlığınızın aynı zamanda yaşamınızın tadını doyasıya yaşayabilin. kaynak
|
Wednesday, December 12, 2007
YAŞAM İÇİN BİR BARDAK SU
Bir yıl boyunca, kuraklığın verdiği korku ile büyük küçük toplumun her kesiminden insanlar olarak, o kabuslu günlerde, defalarca nasıl bir heyecan ve ihlasla yaptığımız yağmur dualarını hatırlayalım.
Bir yıl boyunca susuzluk tehdidi ile geçen günlerimizden sonra yağan yağmurları hangi sevinç dolu duygularla karşıladığımızı düşünelim.
Yer küremizin yüzeyinin %71 ini denizler, %29 unu karalar oluşturur.
İnsan bedeni, %25 katı maddeden, %75 sudan oluşmaktadır. Beyin dokusunun ise %85’i sudur.
Dünya oluşumundan önce de su vardı ve oluşum tamamlandıktan sonra da ilk hayat suda başladı.
Suyun hayatın olmazsa olmaz temel unsurlarından biri olduğunu biliyoruz. Gerçek anlamda faydalarının tespiti konusunda yapılan bazı çalışmaların aslında bir şans eseri ortaya çıktığını ve bu yöndeki çalışmaların o günden sonra hız kazandığını biliyor muydunuz?
İranlı hekim DR. FERİDUN Batmanghelidj, suyun hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini hapishanede bir şans eseri öğrenmiş. “1979 da İran devrimi patladığında Ben siyasi bir tutuklu olarak hapiste bulunuyordum. Bir gün koğuşta, mahkumlardan birinin, koridorda, iki büklüm olmuş vaziyette, inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını gördüm. Beni görünce ızdıraplı bir sesle “Ülserim beni öldürüyor” diye seslendi. Onun için ne yaptın diye sordum. “Üç adet Tagamet ve bir şişe dolusu antiasit aldım ama banamısın demedi” diye cevap verdi.”şeklinde vakayı özetleyen Dr. FERİDUN Batmanghelidj, 10 saatten beri bu şekilde ızdırap içinde sancı çeken hasta mahkuma gayri ihtiyarı müdahale eder ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama iki bardak su içirir. Fakat ne görsün, adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtulur. O günden sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırma kararı alır. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde yaklaşık 3 bin peptik ülser hastası tutuklu ve hükümlüyü iyileştirir. Tabi ki ilaç olarak yalnızca su kullanarak.
2,5 yıl kadar sonra tahliye vakti geldiğinde, hapishane müdürüne ricada bulunur ve "lütfen ben bir müddet daha burada tutuklu kalmak istiyorum, zira araştırmalarımın en önemli evresine girmiş bulunmaktayım ve bu kadar çok hastayı dünyanın hiçbir yerinde, bu koşullarda bulamam" der.
Böylece Batmanghelidj, bir müddet daha "gönüllü hapis" yatar ve çalışmalarını sürdürür. Hapiste iken keşfinin ilk duyursunu Iranian Medical Association’da yayınlatır. Tebliğinin bir tercümesini de the Journal of Clinical Gastroenterology Haziran 1983 sayısında misafir editör olarak yayınlatır. Bugün bütün dünyaya sesin duyurabilmiş ve ekol oluşturmuştur.
Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz" kitabında vucudumuzun tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.
Bunlar şunlardır.
1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır.
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.
Bir bardak suyun faydaları işte böyle. Suyun yukarıda sıralanan faydalarını okuyunca; “Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?” (Enbiya, 30) ayetini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz.
(Suyun faydaları konusunda daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler
watercure adresini ziyaret edebilirler.)
kaynak: gıda raporu
Thursday, October 25, 2007
| | ||||||||||||
| | |||||||||||||
| | |||||||||||||
| | |||||||||||||
| | |||||||||||||
| | |||||||||||||
Monday, July 2, 2007
NLP » BİLİNÇ ALTININ ANAHTARI
İNSAN OLMA KURALLARI
1- Vücudun senin. Onu sev ya da nefret et. Hayat boyu seninle beraber kalacak.
2- Hayat denen ve yaşadığın sürece devam eden bir okula kaydoldun. Sürekli dersler alacaksın ve bunlar hiç bitmeyecek, her gün yeni şeyler yaşama fırsatın olacak. Bazıları senin kontrolünde olacak. Bu deneyleri ya seveceksin ya da aptalca bulacaksın ama bunlar olacak.
3- Hatalar yok yalnızca dersler var. Büyümek, deneme ve yanılma sürecidir. Başarısızlık yalnızca başarının alt basamaklarıdır. Önceki başarısızlıklar sonraki başarıların temsilcileridir.
4- Dersler öğrenilene dek tekrar edilir. Dersler çeşitli şekillerde öğrenilene kadar sana sunulacaktır. Derslerini tümüyle öğrendiğinde ancak diğerlerine başlama hakkın olacaktır.
5- Öğrenmek asla bitmez. Hayatın hiçbir bölümü derssiz olmaz , yaşadığın sürece öğrenilecek dersler olacak.
6- ‘’Orası’’ buradan daha iyi bir yer değildir. Hayatının her anında aslında buradasın. Buradan başka her yer orası olacaktır ve her zaman ‘’orası’’ ‘’ buradan’’ çok daha iyi görünecektir.
7- Sensiz ya da seninle. Başkaları senin aynandır. Kendinde sevip ya da nefret ettiğin şeyler olmadan başka insanları sevemez ya da nefret edemezsin.
8- Hayatta ne yaptığın tamamen sana bağlıdır. İhtiyacın olan bütün kaynaklara sahipsin. Onlara ne yapacağın tamamen senin sorumluluğun. Seçim senin.
9- 4 milyon yıllık bir biyolojik evrim sonucu mükemmel bir beyinle doğdun. Fakat sana bunu kullanma kılavuzu verilmedi. NLP tekniğini öğrenerek bu mükemmelliğe ulaşabilme şansın var.
10- Bütün bunları unut gitsin !
John SEYMORE, 1997, ENGLAND
NLP Practitioner kurs notlarından
REFLEKSOLOJİ
Ayak masajında yardımcı hiçbir ilaç kullanılmıyor. Bu nedenle de refleksolojinin yan etkisi yok. Akupunktur gibi refleksoloji de sadece fonksiyonel rahatsızlıklarda başarılı sonuçlar veriyor. Örneğin bir yaranın iyileşmesini, kırık bir kemiğin kaynamasını sağlamıyor. Fakat hazımsızlık, regl döneminde sancılanma, stres, uykusuzluk, sırt ağrısı, romatizma, sinüzit, astım, siyatik ve prostatla ilgili rahatsızlıklara çok iyi geliyor. Hamileliğin ilk üç ayında refleksoloji tavsiye edilmiyor. Refleksologlar ayakları elleriyle muayene ederek, hangi bölge veya organın hasta olduğunu saptıyor, ardından da ayaktaki o noktaya el ve parmaklarıyla
basınç uyguluyor. Tabii masajı yapan kişinin anatomi ve fizyoloji bilmesi şart.
Refleksolojinin Çin'de akupunkturla birlikte keşfedildiği sanılıyor. Ancak Batı dünyası, bu yüzyılın başına kadar refleksolojiden bihaberdi. Onu Batı'ya tanıtan ise Amerikalı kulak-burun-boğaz uzmanı Dr. William H. Fitzgerald oldu. ABD'li doktor, Çinlilerden esinlenerek 'bölgesel terapi'
adını verdiği bir yöntem geliştirdi. 30'lu yıllarda 'bölgesel terapi'yi ayağa yoğunlaştırıp tüm dünyaya tanıtan ise Amerikalı masöz Eunice Ingham. Bugün Britanya, Belçika ve Fransa'da refleksoloji okulları var.
Daha yeni bir teknik olan el refleksolojisi de giderek yayılıyor. Soyunmak veya uzanmak gerekmediğinden, bu masaj yöntemi her yerde, her an uygulanabiliyor.
KAYNAK: TAMTIP COM
KORUYUCU HEKİMLİK
Koruyucu hekimlik esasında halk seviyesinde eğitimle, halkın kendi kendine olan bilinçli beslenmesi ve hastalanmamaya özen göstermesi fikri ile başlar. Pek çok sektörün gidaşatına da sekte vuracak gerektirir ve görevi insanları hasta etmemektir.
BİA (İstanbul) - Nazlı Defne Seberyıldızı halk sağlığı üzerine doktorasını yapmış su anda da Kaliforniya Üniversitesi Genetik bölümünde eğitmenlik yapıyor, İngilizce, Fransızca, Türkçe ve Ermenice bilen Seheryıldızı spor hekimliği alanında uzman.
Defne Seheryıldızı, istenildiği takdirde okullarda konuyla ilgili seminerler verebileceğini belirtiyor.
Koruyucu hekimsiniz. Türkiye'de insanlar hekimle ancak hasta olduktan sonra tanışıyorlar. Şöyle bîr kıyaslama yapabilir misiniz; Amerika'daki koruyucu hekimlikle toplumun ilişkisi hangi düzeyde? Türkiye'de hangi düzeyde?
Koruyucu hekimlik esasında halk seviyesinde eğitimle, halkın kendi kendine olan bilinçli beslenmesi ve hastalanmamaya özen göstermesi fikri ile başlar. Bu eğitim Amerika'da okullarda veriliyor.
İlkokullardan başlayan bir yaklaşım var ve aynı zamanda bu ailelerin içinde de anne baba tarafından çocuklara veriliyor. Tabii daha zengin kesimler buna daha yakın, daha kolay alıyorlar bu eğitimi aile içerisinde veya okullarında. Daha fakir kesimlerde dengesiz ve düzensiz beslenme Amerika'da da sorun. Fakat bizim koruyucu hekim olarak yapmak istediğimiz en önemli şey; bunu halkın seviyesine indirgeyip, insanları kendi hayatlarını ve kendi geleceklerini sağlık açısından ele alabilmeleri yanı kendi kontrollerini kendi ellerine alabilmeleri.
Koruyucu hekim olarak neler öneriyorsunuz?
Genel olarak alınırsa birincisi hayat tarzı, ikincisi beslenme, Üçüncüsü psikolojik yaklaşım, stresten uzaklaşma. Üç grupta toplayabiliriz. En önemlisi hayat felsefesi. Hayat felsefesini düzenlersek öbür ikisi de dengeye girecektir. Hayat felsefesi derken düzenli bir iç dünyasına dengeli bir yaklaşımdan söz ediyorum. Sporu günlük yaşama entegre etmek. Spor lüks değildir. İnsan vücudunun gereksinimidir. Bu önlemci tıbbın bir parçasıdır. Biz esas olarak "yaşam tarzı tıbbı"yız.
Kişiye önce kendilerini tanımalarını öneririm. Ben kimin çocuğuyum? Benim anne babamın hangi yaşa kadar yaşamışlar? Ailemde küçükken nasıl bir beslenme tarzı entegre edilmiş? Ben şu anda kendimi daha iyi beslenebilir hale veya daha iyi yaşayabilir hale nasıl getirebilirim? Hayatıma nasıl bîr egzersiz programı oturtabilirim? Bu sorular mutlaka sorulmalı. Kişinin aile öyküsüne dayanılarak bir takım testler tavsiye ediyoruz. Bu görüşmelerde her iki tarafın aile öykülerine dayanarak olabilecek riskler konusunda kişileri bilinçlendiriyoruz, riskleri anlatıyoruz.
Bundan sonrası kişinin kendi tercihine bırakılıyor. Kişinin kendisini tanımalarını ve daha sonra da kendilerine karşı doğru olmalarını öneriyoruz. Bu bir enerji meselesi. Ben bu hareketi yaptığım zaman bunu tamamen yürekten yapıyorum demeli kişi. Yoksa ben bunu iç çatışmalar sonucunda birilerinden intikam almak için mi yapıyorum veya birilerinin dengesini bozmak için mi yapıyorum? Böyle yaklaştığınızda kendinize tahribat yapıyorsunuz kendi iç enerjinizi zedeliyorsunuz, dolayısıyla kendi sisteminizi zedeliyorsunuz.
İnsanlar davranışlarında şeffaf, açık uzak, stresten uzak bir gün geçirmek. Sonuçta sosyal ilişkiler desteği ve kişinin haftada bir günü kendisine ayırmasının çok. gerekli olduğunu gördük.
Stresten uzaklık diye bir laf kullanıyorsunuz sıkça. Ne demek bu? İnsan stresten nasıl uzaklaşır? Önerdiğiniz hayat felsefesi stressiz bîr felsefe mi?
Stres üzerine yaptığım araştırmada kişisel stres ve iş stresi olarak ikiye ayırmaya karar verdik. Stres insanın belli bîr oranda yaşama kamçısıdır.
Hormonları çalıştırır, insanı ayakta, hayatta tutar. Fakat belli bir seviyeden sonra stres sıkıntı vermeye başlar. Bu gerçekte başaramayacağınız bir şeyi başarmaya kalkmaya başladığınız anda ya da onu kafaya takmaya başladığınız andan itibaren vücutta hormon değişiklikleri başlar. Katekolamin, glukokortikoid dediğimiz hormonlar vücutta yağ dengesini bozuyor.
Kolesterolün artmasına sebep oluyor, şeker hastalıklarına sebep oluyor. Böbrek dengesizlikleri, hormon dengesizliklerine sebep oluyor. Bu dereceye gelen stres son derece zararlı strestir. Sizin kişi olarak stres kaldırma kapasiteniz başkası ile eşit olmayabilir. Bu bir yaşam tarzıdır, yaşam biçimidir.
Heyecanlar, inişler, çıkışlar bir biçimdir. Bu sizin kişiliğinizin dengesine uygundur, bîr başka kişiyi aynı konsültasyona sokamazsınız. Hayat felsefesi dediğimiz şey; Önce kişi kendisini tanımalı. Kendi bünyesini tanımalı. Kendi bünyesine uygun olanı yapmalı. Koruyucu hekimliğinin esas amacı eğitmenlik. Yol göstericilik. Çok şey de direkten dönüyor koruyucu hekimlik sayesinde. Mesela bir insanın ailesinde kalıtımsal kolesterol var. Sizde de bunun olması çok muhtemel. Doğru bir yaşam biçimi seçerseniz kendinize bu çok gecikebilir ya da hiç olmayabilir. Dolayısıyla size kaliteli bir hayat sağlanır. Bu olmayabilirken niye olsun. Özellikle 2. Tür diyabet, önlenebilir bu hastalık çok boş sebeplerden ortaya çıkıyor. Gereksiz aslında silinmesi gereken bir hastalık.
Yani kimlik kodları var ve o kimlik kodlarına da uygun hayat tarzları, felsefeleri var. Önemli olan o kodlarla hayat felsefesini bağdaştırmak. Stres ise bu bağdaşamamaktan doğan bir kavram. Bu ikisi bağdaşmıyorsa stres oluyor. Peki bu ikisi arasında beslenmenin önemi ne?
Beslenme insanın hayatta kalmasını sağlayan bir faktördür. Doğal gıdalardan ve doğal beslenme tarzından bu kadar uzaklaşırsak vücut kimyamızı etkileyen bir sürü olay olacaktır. Diyelim ki bir aile çok aşırı pastırma, sucuk proses yemekler tüketiyor. Bu bu kişilerin vücudunda toksik hücrelerin üremesine yol açacak. Oksidasyon dediğimiz olaylar başlayacak.
Dolayısıyla kanser öncesi hücreler ortaya çıkacak. Bu da sizi kaliteli yaşamdan ve çizmiş olduğunuz hedeflerden uzaklaştıracak. Onun için dengeli beslenme sizin maksimum fonksiyonda bulunmanız için ne gerekiyorsa onu yapacak bîr destektir. Yani sizin sağlığınızdır.
Beslenmenin de tıpkı yasam felsefesi gibi kişiye özgü bir farklılığı bîr kodu var mı?
İnsanların DNA'ları farklı. Bunu biz seksiyon olarak düşünüyoruz. Bazı insanlar doğuştan pasiftir, bazı insanlar diyelim ki aşırı agresiftir, agresif insanlar çok fazla et türü, protein türü şeyler tüketmemelidirler. Daha sebze türü şeyler yemeliler. Böyle bir beslenme onlarda hormon değişikliği oluşturacak ve agresiflikleri geri çekilecektir.
Gıda ilaç gibidir. Ağzınıza aldığınız her şey hormonlarınızla direk bağlantılı şekilde etki eder. Çok zayıf bir kişiyse, bünye olarak zayıf bir kişiyse ona güç verici şeyler tavsiye edebiliriz. Mesela kuru yemiş tarzındaki badem, ceviz, üzüm gibi hem enerji verici hem de doğal gıdalardır. Çok fazla hayvansal gıda ile beslenmek de doğru
değil. Bunların en doğalı balık.
İlk ilaç diyebilir miyiz gıda için. Aslında yediğimiz gıdalar hastalanmadan önce kullandığımız ilaçlardır denilebilir. Nasıl bir beslenme Önerirsiniz?
Öncelikle ailelerin veya okulların çocuklara doğru seçim yapmayı öğretmelerini öneririm. Her şeyden önce doğal gıdalara yönelmelerini öneririm. Donmuş, konserve, hormonlu hayvan ürünleri, hormonlu sebzeleri önermem.
Hastanelerde koruyucu hekimlik üzerine de bir ünite açılmasını önerir misiniz?
Hastanelerde koruyucu hekimlik üzerine bir ünite açılmasını elbette öneririm. Koruyucu hekimlik doğruluğu gerektiren bir hekimlik. Bu hekimlik pek çok sektörün gidişatına da sek,-te vuracak bir branş. Çünkü bizim görevimiz İnsanları hasta etmemek. Hastaneler hasta olanları istiyorlar çünkü ondan para kazanıyorlar. Dolayısıyla böyle bir ünite ne kadar olabilir onu da bilemiyorum. Kar amacı güden hastaneler böyle bir üniteyi istemeyebilir.
KAYNAK
Sunday, July 1, 2007
KABAK
KABAK, BAL KABAĞI, KABAK ÇEKİRDEĞİ….
Kabaklar, salatalık, karpuz, acur ve kavunla birlikte kabakgiller familyasını oluştururlar. Sakız kabağı, helvacıkabağı, balkabağı gibi çeşitleri bulunur. Kabaklar bir yandan meyve gurubuna girer, bir yandan da sebze gurubuna. Bal kabağı yemek yapıldığı zaman zebze olarak, kabak tatlısı yapıldığı zaman da meyve olarak nitelendirilir. Latince adı Cucurbita pepo dur.
Lifi bol bir sebze olan kabak, bağırsakları tembel olanlar için tercih edilmesi gereken sebzelerdendir. Kabak sebzesi potasyum, fosfor, kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir gibi madensel elementler içerir. Kabak bedeni temizler, sinirleri yatıştırır. Besin değerinin kaybolmaması için kabağın buğuda pişirilmesi önerilir. Kabak çiğ olarak rendelenip salatalara da katılabilir.
Ezilebilir, çiğnenebilir dokusu ile kabak çekirdeği hafifçe tatlı ve fındık fıstık tadındadır. Kavrulan çekirdekler, diğer çekirdekler arasında en fazla besleyici ve lezzetli olanıdır. Mevsiminde ilk çıktığı zaman özellikleri en yüksek seviyededir
Kabak çekirdeği, yassı ve koyu yeşil renktedir. Sarı-beyaz renkte bir kabuk içinde bulunan kabak çekirdekleri kabuksuz olarak da üretilir.
Sağlık Yararları
Kabak çekirdeğini neden yiyoruz?
Kabak çekirdeği, kendi başına veya salatalarda ve diğer hoş kokulu yemek sonrası yenen lezzetli bir çerezdir. Mineraller, esansiyel yağlar ve protein bakımından zengindir. Solucan düşürme özellikleri vardır. Şerit solucanları ve diğer solucanları iyi bir defedicidir. Çinko içeriği, kabak çekirdeğini genellikle erkek ve kadın verimliliği için özellikle önemli yapar.
İyi huylu prostatı büyümüş erkeklerin prostatının büyümesini durdurmak için kullanılır. Mesane iltihabı veya idrar tutulması gibi ikinci derecede böbrek rahatsızlıklarında da kullanılır.
Kabak çekirdeği, büyümüş prostat veya prostat kanserinin mesaneden idrar çıkışını engellediği zaman gelişebilecek idrar yolları zorluklarından kurtarır.
Eskiden beri ev ilaçları olarak mide bulantılarında ve deniz tutmalarında da kullanılmıştır
Hangi zenginlikleri vardır?
Kabak çekirdeği, minerallerin mükemmel bir kaynağıdır. Bir bardağın ¼ ünü dolduracak kabak çekirdeği çinkonun tavsiye edilen günlük alımının %20 sini, magnezyum ve manganezin ise %50 sini sağlamaktadır.
Bazı B vitaminlerini içerdiği gibi kemik sağlığı ve kan pıhtılaşması için ihtiyaç olan K vitaminini önemli bir miktarda da içermektedir.
Yağ içeriğine gelince, kabak çekirdeği, hormon dengesi, beyin fonksiyonu ve cilt sağlığı için ihtiyaç olan omega 3 ve omega 6 esansiyel yağlarını birlikte almak için iyi bir kaynaktır.
Özellikle kimler yemelidir?
• Prostatı büyümüş kimseler
• Kısırlık veya hormonal dengesizliği olan kimseler
• Solucan ve tenya bulunan kimseler
• İdrar tutukluğu olan kimseler
• Mesane iltihabı olan kimseler
• Kemik erimesi olan kimseler
Önerilen kullanma şartları ve miktarlar
Kabak çekirdeği, çerez olarak yenebildiği gibi, musliye, salatalara veya fındık çekirdek kavurmalarına ilave edilerek te yenebilir. Günlük doz iki tatlı kaşığı veya 20-30 gr kadar olması uygundur. Sabah akşam devam edilir.
Güvenirlik
Kabak çekirdeği, genellikle allerjik bir gıda değildir ve oksalatların, ürik asitlerin ölçülebilir miktarlarını içerdiğine dair bilgi bilinmiyor
Kabak Çekirdeği prostat sağlığına katkı sağlayabilir
İyi huylu prostat büyümesi çoğunlukla 50 ve üstü yaşlardaki erkekleri etkilemektedir. Büyümeyi oluşturan faktörlerden biri testosteron ve onun ürünü olan DHT(dihydotestosteron) tarafından prostat hücrelerinin aşırı uyarılması olarak bilinmektedir. Kabak çekirdeği bünyesinde bulunan yağ bileşenlerinin, testosteron ve DHT tarafından oluşturulan prostat hücre çoğalımının tetiklenmesini engellediği gözlemlenmiştir. Bu konudaki bilimsel tartışmalar halen devam etmektedir. Kabak çekirdeği ekstratı ile kabak çekirdeğinin kendisi arasındaki ilişkiler de aynı derecede tartışmaya açıktır. Kabak çekirdeği yağı ekstratında bulunan Prostata faydalı olan bileşenler, kesinlikle kabak çekirdeğinde bulunmaktadır. Tek problem, çerez olarak alındığında prostatı destekleyecek bileşen miktarının yeteri miktarda alınıp alınamıyacağı hususudur.
Kabak çekirdeğindeki karotenoidler ve omega 3 yağlarının potansiyel prostat faydaları üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Diyetlerinde daha yüksek karotenoid bulunan erkeklerin BPH için daha az risk taşıdıkları bu çalışmalarda ortaya çıkmıştır.
Kabak çekirdeğinde Prostad fonksiyonunu pekiştirebilen ilave bir besin kaynağı da çinkodur. Bu sebeple çinko ve BPH arasındaki ilişki üzerinde araştırmalar sürdürülmektedir.
Erkeklerin Kemikleri için Koruyucudur
Daha yaşlı erkekler için kemik erimesi (osteoporotik) büyük önem taşımaktadır. 50 yaşın üzerinde 8 erkekten birinde kemik erimesine rastlanmaktadır. 45-92 yaş arasına değişen yaşlarda 400 erkek üzerinde yapılan bir(American Journal of Clinical Nutrition) çalışmada düşük çinkolu diyetle, düşük kan seviyesi ile osteoporosis arasında bir korolasyon olduğu tesbit edilmiştir. Kabak çekirdeği gibi çinko bakımından zengin bir diyetin prostad sağlığına yaptığı katkıya ek olarak kemik yoğunluğunun iyileştirilmesine de katkı sağlar
Mafsal İltihaplarında(artrit) Anti-enflamatuar Yararları Vardır
Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda kabak çekirdeği eklenmiş diyetlerin uygulanması sonucunda enflamantuar semptomları düşürmede etkili olduğu belirlenmiştir
Sağlığa yararlı minerallerin, Protein ve Mono doymamış yağların Zengin bir Kaynağıdır
¼ bardak dolusu kabak çekirdeği almakla günlük magnezyum diyetinin %46.1’ ini, günlük demir diyetinin %28.7’sini, günlük manganez diyetinin %52’sini, günlük bakır diyetinin %24’ünü, günlük protein diyetini %16.9’unu, günlük çinko diyetinin %17.1’ini sağlanmış olmaktadır.
Kabak Çekirdeğindeki Phytosterollerle Daha Düşük Kolestor
Phytosteroller, kolestrole çok benzeyen kimyasal yapıya sahip, bitkilerde bulunan bileşiklerdir. Diyette yeterli miktarda bulunduğunda, kolestrolun kan seviyesini düşürmekte, bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve çeşitli kanserlerin riskini azaltmaktadır.
Tuesday, June 19, 2007
İNANÇ VE SAĞLIK
| Chicago Üniversitesi'nin Amerika çapında yaptığı araştırma her dört doktordan üçünün bir dine inandığını ve maneviyatın, hastaları tedavi ederken olumlu etkilediğini düşündüğünü ortaya çıkardı. Doktorlar inancın, hastalara ümit aşıladığını ve onların hastalığı yenmelerine yardımcı olduğunu söylediler. Araştırmaya göre, neredeyse 5 doktordan 2'si kalp krizi gibi ölümcül vakalarda maneviyatın kötü sonuçları önleyebileceğini söylüyor. Doktorların çoğu tıbbî müdahale yaparken, şifanın Allah'tan geleceğine inanıyor. Araştırmaya cevap veren birçok doktor, hastalarında mantığa uymayan bir şekilde ilacın yardımı olmadan iyileşmelere şahit olduğunu anlattılar. Araştırma sonuçlarını açıklayan Chicago Üniversitesi yetkilileri, fizikî rahatsızlığı bulunan ancak dua ettikten sonra yürüyebilen, ölümcül bir teşhis konduğu halde yaşayan, intihar eğilimi olan ancak duaya başladıktan sonra yaşamaya yeniden istekli hale gelen hasta örneklerinin, doktorların bu şekilde düşünmesinde büyük rol oynadığını belirttiler. Aynı araştırmada, üç doktordan biri, olağanüstü güçlere umut bağlayan hastaların, tedaviyi reddedebileceklerini ve ilaçla tedaviyi kabul etmeyebileceklerini belirtti. Doktorların yüzde 45'i, "din ve maneviyat suçluluk, kaygı, endişe ve negatif duygulara sebep olabilir ve bu da hastanın ızdırabını artırabilir" görüşünü dile getirdi. Bazı bilim adamları ise, din adamlarının hastanelerde hazır bulunmasını eleştiriyor, dinî inancın hastalara yanlış umut vererek yarardan çok zarara sebep olabileceğini savunuyor. Bu görüşte olanlar, doktorların yüzde 54'lük bir kesiminin "Allah'ın hastaların sağlığını düzeltebileceğine" inanmasından rahatsız olduklarını belirttiler. Duanın etkisi araştırma konusu Harvard Tıp Fakültesi Brigham and Women Hastanesi İmamı Salih Yücel, Amerikan Doktorlar Birliği ve bilim çevrelerinin dinin, hastanın sağlığı üzerinde müspet etkilerini kabul ettiğini belirterek, araştırmaların sürdüğünü söyledi. Yücel, "Konu ile alakalı yaklaşık 3 bine yakın makale ve de 500'ün üzerinde, bir kısmı doktora çalışması olmak kaydı ile kitaplar yayınlanmıştır. Bu çalışmaların yaklaşık yüzde 80'i duanın hastanın sağlığı üzerinde müspet etkisi olduğunu kanıtlıyor. Pek çok araştırma sonucu; dua edenlerin az içki içtiğini veya hiç içki içmediğini, sigara kullanmadığını, daha çok toplumsal desteğe sahip olduğunu, daha az stres yaşadığını, daha az doktora gittiğini, daha çabuk iyileşip hastaneden taburcu olduklarını ortaya koymuştur. Yine duanın hastalıklar üzerine etkisi konusunda araştırmalar yapmak için pek çok ünlü hastanede enstitüler kurulmuştur. Harvard Tıp, John Hopkins bunlardan iki tanesidir." dedi. Doktorların çoğu, inancın pozitif etkisini kabul ediyor Doktorların yüzde 85'i inancın ve maneviyatın genellikle pozitif etkisi olduğuna inanıyor. Doktorların yüzde 54'ü hastaların iyileşmesi yönünde Allah'ın ve diğer olağanüstü güçlerin müdahalesi olabileceğine inanıyorlar. Doktorların yüzde 76'sı Allah inancı ve maneviyatın hastalıklarla başa çıkmada, hastalığa ve acılara tahammül etmede, hastalara yardımcı olduğuna inanıyor. Doktorların yüzde 74'ü Allah'a inanan ve maneviyatı olan hastalara bu inancın sağlıkları ile ilgili ümit verdiğine inanıyor. İdris Gürsoy Zaman |
Monday, June 18, 2007
SOĞUK İÇECEKLERE ALTERNATİFLER
Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler bölümünden Yrd. Doç. Dr. Yüksel Kan, yılın her döneminde kaynatılarak suyu içilen tıbbı ve aromatik bitkilerin, özellikle yaz döneminde tüketilmesinin mineral dengesi açısından çok yararlı olduğunu belirtti. Kan, yazın tüketilebilecek bu tür bitkilerin başında meyan kökü ve kuşburnunun geldiğini belirterek, bu bitkilerden sağlıklı soğuk içeceğin nasıl yapılacağını da şöyle anlattı: ''Aktarlardan alınabilen bu bitkileri belli miktar su içinde haşlıyoruz. Süzgeçten geçirdikten sonra elde ettiğimiz marmelatı 1'e 1 ya da 1'e 2 oranında suyla karıştırıp, buzdolabında soğumaya bırakıyoruz. Yani çok kısa sürede, basit bir şekilde kendimiz ve ailemiz için bol miktarda sağlıklı yaz içecekleri imal edebiliriz.''
MİNERAL TAKVİYESİ YAPIYOR
Meyan kökü ve kuş burnunun, yaz aylarında kolalı ve asitli içeceklerin doğal ve daha sağlıklı alternatifi olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Kan, şunları kaydetti: ''Tıbbi kökenli bu bitkilerdeki antioksidan maddeler, vücuttaki hastalık yapan patojenleri de etkisiz hale getiriyor. Bunun yanında bu bitkiler mineral deposu oldukları için yazın terlemeyle vücudun yoğun şekilde kaybettiği, ihtiyaç duyulan minerallerin geri alınmasını sağlar. Ayrıca selenyum gibi aktivite verici, vücut direncini artırıcı etki yapan maddeler de bu bitkilerden elde edilen içeceklerle vücuda alınmış olur.'' Kan, ''Vücut için gerekli mineralleri katkı maddeli içecekler yerine doğal yollardan almak daha doğrudur. Bu nedenle yaz aylarında tıbbı ve aromatik bitkilerden evde kolayca ve çok ucuza yapılabilecek soğuk içecekleri öneriyoruz'' diye konuştu.Uzmanlar, sıcak yaz günlerinde serinlemek ve vücudun sıvı-mineral dengesini korumak için meyan kökü, kuş burnu gibi bitkilerden evde yapılan soğuk içecekleri öneriyor.
Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler bölümünden Yrd. Doç. Dr. Yüksel Kan, yılın her döneminde kaynatılarak suyu içilen tıbbı ve aromatik bitkilerin, özellikle yaz döneminde tüketilmesinin mineral dengesi açısından çok yararlı olduğunu belirtti. Kan, yazın tüketilebilecek bu tür bitkilerin başında meyan kökü ve kuşburnunun geldiğini belirterek, bu bitkilerden sağlıklı soğuk içeceğin nasıl yapılacağını da şöyle anlattı: ''Aktarlardan alınabilen bu bitkileri belli miktar su içinde haşlıyoruz. Süzgeçten geçirdikten sonra elde ettiğimiz marmelatı 1'e 1 ya da 1'e 2 oranında suyla karıştırıp, buzdolabında soğumaya bırakıyoruz. Yani çok kısa sürede, basit bir şekilde kendimiz ve ailemiz için bol miktarda sağlıklı yaz içecekleri imal edebiliriz.''
MİNERAL TAKVİYESİ YAPIYOR
Meyan kökü ve kuş burnunun, yaz aylarında kolalı ve asitli içeceklerin doğal ve daha sağlıklı alternatifi olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Kan, şunları kaydetti: ''Tıbbi kökenli bu bitkilerdeki antioksidan maddeler, vücuttaki hastalık yapan patojenleri de etkisiz hale getiriyor. Bunun yanında bu bitkiler mineral deposu oldukları için yazın terlemeyle vücudun yoğun şekilde kaybettiği, ihtiyaç duyulan minerallerin geri alınmasını sağlar. Ayrıca selenyum gibi aktivite verici, vücut direncini artırıcı etki yapan maddeler de bu bitkilerden elde edilen içeceklerle vücuda alınmış olur.'' Kan, ''Vücut için gerekli mineralleri katkı maddeli içecekler yerine doğal yollardan almak daha doğrudur. Bu nedenle yaz aylarında tıbbı ve aromatik bitkilerden evde kolayca ve çok ucuza yapılabilecek soğuk içecekleri öneriyoruz'' diye konuştu.
Saturday, June 16, 2007
ÇAY
Ilık çay dolu bir leğene ayaklarınızı daldırın ve her akşam yatmadan önce 10 dakika tutun. 10 günde koku diye bir şey
Boğaz ağrılarında
Posaları süzülp soğuyan demi boğaz ağrılarında gargara olarak kullanılır.
Buzdolabınız koku mu yapıyor?
Demlikte kalmış çay posalarını
Cildiniz çok mu yağlı?
Banyodan çıkmadan son su olarak bir çaydanlık çay ile teninizi oğuşturun, balsam vazifesi görün.
Derinizdeki yaraların temizlenmesi
Eliniz balık, soğan mı kokuyor?
Balık ayıkladınız, ellerinizi sabunla yıkadınız ve hala balık kokuyor.
Gözünüz çapak mı yapıyor?
Kaynamış çayı bir tasa koyup buharı gözünüze gelecek biçimde başınızı üstüne koyun. Ya da ılık çaya batırılmış gözlerinize ve etrafına tatbik edin.
Saçınız mat mı?
Saçınızı şampuanladıktan sonra son su olarak bir çaydanlık ılık çayla durulayın. Bakın saçlarınız nasıl ışıl ışılıyor.
Yemek yerken dilinizi mi ısırdınız?
Yine ilacı demlikteki çaydır. Ağzınızı günde üç defa çalkalayın, diliniz dokuz yerine üç günde iyileşecektir.
Thursday, June 7, 2007
BEYİN GÜCÜ- AYURVEDA
Ayurveda ve beyin gücünüzü açığa çıkararak sağlıklı ve mutlu olmak elinizde. Yapmanız gereken tel şey bu haberi okumak ve 7 kolay yöntemi uygulamak. Hazır mısınız?
Beyninizi açmanın 7 anahtarı
Hintlilerin eski tedavi sistemi Ayurveda, zihinsel performansa dair üç yaklaşım sunar:
dhi : Öğrenme ve kavrama
dhriti : Bilginin saklanması
smriti : Hafıza ya da hatırlama gücü
Ayurveda uzmanı Rama Kant Mishra, "En iyi zihinsel performans ve zihinsel potansiyelin tam anlamıyla kullanılması için, bu üç etmenden her birinin en yüksek seviyesinde olması gerekir. Daha da önemlisi, üç etmen arasındaki koordinasyon en ideal seviyede olmalıdır," demektedir. Ayurveda, sağlıklı bir yaşam için üç temel ögeye dikkat edilmesini önerir: beslenme, uyku ve yaşam tarzı. Aşağıda, Mishra'nın sunduğu ve beyin gücünü artıracak bazı ipuçları bulunmaktadır:
Saf ve "öğretici" gıdalar alın
Mishra, "Ayurveda'ya göre, vücut tarafından emilerek yüzde yüz fayda sağlanması açısından doğal ve saf gıdalar almak çok önemli" demektedir. Gıdalar, doğadaki halleriyle en besleyici değere sahip olur.
Genetik olarak değiştirilmiş, işlenmiş ya da arıtılmış gıdalar, doğal besin değerlerini büyük ölçüde yitirir. Mishra, bu tür gıdaların, zihinsel yeteneğe ilişkin üç özellik -kavrama, saklama ve hatırlama- arasındaki idraki ve koordinasyonu bozduğunu iddia eder.
Kutulanmış ya da suni katkı maddeleri ve koruyucular ile saklanmış ya da yapay renk ve tatları olan gıdalar da birer tabudur. Mishra, taze ve organik malzemelerle yemek pişirmenin daha fazla zaman ve çaba gerektirdiğini kabul eder ve şöyle der: "Ama, beyniniz ve aslında tüm sisteminiz, bunun için size teşekkür edecek ve daha yüksek performans göstererek çabalarınızın karşılığını ödeyecektir."
Dengeli beslenmeye özen gösterin
Ayurveda, vejetaryen beslenme tarzını önerir. Mishra, "Tahıllar ve baklagiller, beyni besler" demektedir. Pişirilmiş yeşillikler yiyin. Meyve ve sebzeye ağırlık verin. Tatlı ve sulu meyveler, harika birer temizleyicidir; toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar.
Yağı tamamen bırakmayın; yağ, beyin dahil vücut genelinde bazı yaşamsal işlevlere sahiptir. Mishra, vücutta besleyici maddelerin emilimini engelleyen, yararsız ve ıvır zıvır yiyecekler ile şekerli içecekleri azaltmayı tavsiye eder.
Ayurveda'ya göre iyi beslenme alışkanlıkları, en az ne yediğiniz kadar önemlidir. Yemek yemek için oturmak, işe ya da başka aktivitelere odaklanmak yerine yemeğe odaklanmak, zevkini çıkararak yemek önemlidir. Buz gibi soğuk içecekler, sindirimi olumsuz yönde etkiler ve besleyici maddelerin vücut tarafından kolayca özümsenmesini engeller. Bu yüzden, çok soğuk içeceklerden uzak durulmalıdır.
Antioksidanların gücünü kullanın
Beyin, özellikle serbest radikaller, stresi tırmandıran oksijen tabanlı reaktif kimyasallar, kirlilik ve gıdalardaki kimyevi maddelerden gelecek zararlara karşı hassastır. Serbest radikallerin hastalık ve yaşlanma ile bağlantısı olduğu geniş kabul görmektedir. Bu yüzden antioksidanlar, beynin etkin çalışması için yaşamsal öneme sahiptir.
En yeni araştırmalar, yabanmersininin antioksidan değeri nedeniyle beyni besleyen önemli bir yiyecek olduğunu göstermektedir. Ayurveda'ya özgü antioksidan gıdalar arasında Amalaki olarak bilinen Hint bektaşi üzümü bulunur. Bu gıda, diğer baharatlarla birlikte en zengin C vitamini kaynağı olarak bilinir. Serbest radikallerden tam korunma için hücre duvarlarının içinde ve dışında etkili olabilecek bir antioksidan bulmaya çalışın.
Zihinsel potansiyeli geliştirmek için baharat ve aroma kullanın
Ayurveda, "Medhya" baharatları adı verilen özel bir baharat grubundan söz eder. Bunlar, özellikle zihin için yararlıdır. Mishra, "Bu baharatların her biri, öğrenme, saklama ve hatırlama yetilerini geliştirir; bu üç etmen arasındaki koordinasyonu güçlendirir," demekte ve eklemektedir: "Beynin güçlü bir biçimde beslenmesini sağlarlar." Zihin sağlığını ve zihinsel fonksiyonları geliştirdiği bilinen, Ayurveda'ya özgü baharatlar arasında Shankhapushpi ya da Aloeweed, otantik Brahmi ya da Herpestis monniera, Indian Pennywort ya da Centella asiatica (Gotu Kola olarak da anılır) bulunur.
Bazı esanslı yağlar, zihin için mükemmel birer aromaterapidir. Zihin açıklığı ve dikkat için biberiyeyi deneyin. Zihinsel yorgunluğu yok etmek ve konsantrasyon gücünüzü artırmak için fesleğen yağı kullanın. Nane ve limon yağları, zihni uyarıcı etkisi olan diğer maddelerdir.
Stresi kontrol edin
İster zaman baskısından, isterse zorlu iş ilişkilerinden kaynaklansın, stres ve endişe, zihinsel performans üzerinde çok olumsuz etkilerde bulunabilir.
Sakin, dingin ve dengeli bir zihin, odaklanma, dikkat süresi, bilginin saklanması ve sorun çözme yeteneği bakımından rakipsizdir. Mishra, "Ciddi bir sorun haline gelmeden stresi kontrol etmek önemlidir; çünkü, stresin beyin hücrelerine zarar verdiği ya da yok ettiği bilinmektedir. Öte yandan, pek çok sinir ilacının, zihinsel performansı daha da zayıflatan yan etkileri olabilmektedir," der.
Gelecekteki işleri planlamak ve zaman çizelgelerini yönetmek, yoğun zihinsel aktivite esnasında kısa aralar (beş dakika bile olsa) vermek ve iş ile dinlenme arasında sağlıklı bir denge kurmak da işe yarar. Transandantal Meditasyon tekniği ya da diğer rahatlama teknikleri de stresi kontrol etmede yararlıdır. Rahatlatıcı müzik dinlemek, sandal ağacı ya da lavanta gibi rahatlamanıza yardımcı olacak kokular kullanmak, tek başına ya da kafa dengi bir arkadaşla sakin bir akşam yürüyüşüne çıkmak, zihni ve duyguları dengelemeye yardım eder.
Yeterli ve kaliteli uyku uyuyun
Modern toplumun bir başka sorunu olan yetersiz ya da verimsiz uyku da stresle yakından ilgilidir. Mishra, "Diyet ve yaşam tarzının yanı sıra uyku da Ayurveda'nın temel taşlarındandır. Bu üç etmenin tamamının karşılanamaması durumunda iyi bir fiziksel ve zihinsel performans sağlanamaz," der.
8 saat boyunca uyumak, kaliteli uykudan daha az önemlidir. Ayurveda'ya göre kaliteli uyku, zihnin duyularla olan bağlantısını tamamen kopardığı zaman gerçekleşir. Zihni besler ve gençleştirir; kısa ve uzun zamanlı zihinsel gücü geliştirir. Mishra, gün boyu vücut direncini artırmak ve geceleri kaliteli bir uyku için, her gün ılık yağlarla tüm vücuda masaj yapmayı önerir. Kafein, alkol ve nikotin gibi uyarıcı maddeleri kesmek, yatak odasında işle ilgili malzeme bulundurmayı yasaklamak ve zihni rahatlatıcı bir uykuya hazırlamak için akşamı uyarıcı etkinlikler yerine sakinleştirici işlerle geçirmek faydalı olur. Aromaterapinin de yararı büyüktür. Lavanta, papatya, yasemin ve tatlı portakal karışımını ya da sade lavantayı deneyin.
Kullanın ya da kaybedin!
Yaşınız ya da mesleğiniz ne olursa olsun, beyninizin en üst düzeyde performans göstermesi için sürekli kullanılması gerekir. Mishra, "Beyninizin hurdalıktaki bir araba gibi paslanmasını istemiyorsanız, bulmaca çözerek, Shakespeare'den dizeler ezberleyerek ya da yeni bir beceri öğrenerek beyninizi çalıştırın," der. Zihninizdeki şeyleri netleştirmek için sorular sormak, görselleştirme teknikleri ve çağrışımlı hafıza oyunları, beyni zinde tutabilir.
KAYNAK