Showing posts with label B. Show all posts
Showing posts with label B. Show all posts

Tuesday, June 3, 2008

BAL

Gerçek balı anlamanın ipuçları

Balın gerçek bir vitamin deposu olduğuna şüphe yok. Lakin "Gerçek balı bulmak kolay değil" diyorsanız işte sizlere gerçek balı tanımanın ipuçları:

Samsun Arıcılar Birliği Başkanı Halit Kukula, bir süre buzdolabında bekletilen balın sahte olup olmadığının anlaşılabileceğini söyledi.
Kukula, yaptığı açıklamada, hiçbir katkı maddesi içermeyen, tamamen polenlerden üretilen balın maliyetinin yüksek olduğunu belirterek, gerçek balın ucuz satılmasının mümkün olmadığını savundu.

Piyasaya sürülen sahte ballar yüzünden arıcılığa emek veren insanların mağdur edildiklerini ifade eden Kukula, ''merdiven altı üretim emeğimizi boşa çıkarıyor. Şimdi arıcı arkadaşlarımız yüksek rakımlı, floranın zengin olduğu yerlere çıkarak üç ay boyunca hakiki bal üretmek için zor doğa şartlarına katlanacaklar, ancak sahte ballar bizim bu emeğimizin karşılığını almamazın önüne geçecek'' diye konuştu. Kukula, şöyle devam etti:

''Bugün balda her türlü sahtekarlık yapılıyor. İnsanlarımızın sağlığı ile oynanıyor. 'Balda şeker var' deniliyor bazen. Keşke şeker olsa ama merdiven altı üreticiler genetiğiyle oynanmış mısırın sapından üretikleri şekerle bal yapıyorlar. Toz şeker kullanmıyorlar. Vatandaşlarımız bilinçli olmak zorunda. Sahte bal almaktansa sağlıklarını korumak için reçel alsınlar daha iyi.''

''BAL BUZDOLABINDA ŞEKERLENİYORSA GERÇEKTİR''

Balın hakiki olup olmadığını anlamak için içine kurşun kalem batırmaktan, akıtmaya kadar pek çok yöntem kullanıldığını, ancak bunların hiçbirinin gerçek balı ayırt etmede yeterli olmayacağını belirten Kukula, bir balın hakiki mi sahte mi olup olmadığının balı bir süre dolapta bekleterek anlaşılabileceğini söyledi.

Buzdolabında yaklaşık bir ay bekleyen balın krem ya da tereyağ kıvamına gelmesinin balın hakiki olduğunu gösterdiğini anlatan Kukula, ''aslında bal buzdolabına konulmaz, güneş almayan bir yerde oda sıcaklığında saklanması gerekir. Balın gerçek olup olmadığını anlamak için buzdolabına konulabilir. Buzdolabına konulan balda renk değişimi olabilir'' dedi.

Kukula, markasız bal satılmasının yasak olduğuna işaret ederek, vatandaşların diğer gıda maddelerinde olduğu gibi bal alırken de son derece titiz davranmaları gerektiğini sözlerine ekledi.

AA

Monday, April 21, 2008

BALIK

Anne sütünden sonra en değerli besin

Uzmanlar balığın, anne sütünden sonra en değerli besinin balık olduğunu söyledi.

Uzmanlar balığın, anne sütünden sonra en değerli besin olduğunu söyledi. Doç. Dr. Fatma Arık Çolakoğlu, balık etinin ucuz protein ve enerji kaynağı olduğunu açıkladı.

Balık tüketiminin bitkisel ürünler ve kırmızı et tüketimine oranla geri kaldığını ifade eden Çolakoğlu, ''Oysa ki ülkemizde dengeli ve sağlıklı beslenme açısından elimizdeki besin kaynaklarının niteliklerini acilen öğrenmemiz ve bilinçli şekilde değerlendirmemiz zorunlu hale gelmiştir'' dedi. Dengeli beslenmenin esas ögesinin protein olduğunu belirten Çolakoğlu, şöyle konuştu:

''Balık eti, aminoasitlerin hepsini içermesinden dolayı oldukça değerlidir. Etin içerdiği bağ dokusunun oranı onun hazmedilebilirlik düzeyini belirler. Balık eti, düşük oranda bağ dokusu içermesi nedeniyle sığır etine oranla daha kolay hazmedilir ve vücutta daha kısa sürede kullanıma sunulur. Anne sütü biyolojik değer açısından 100 olarak kabul edilirse takip eden sıralamada 93 ile deniz balığı, 89 ile inek sütü, 87 ile sıcakkanlı hayvanların eti gelmektedir. Balık, anne sütünden sonra en değerli besindir. Normal şartlarda 200 gram tüketilen balık eti, bir insanın günlük protein ihtiyacının yüzde 70'ini karşılamaktadır.''

Bugün

Thursday, June 7, 2007

BAL VE TARÇINLA GELEN SIFA




Bal ve Tarçin karisimi birçok hastaliga iyi gelmektedir. Eski Yunan tibbinda oldugu kadar Ayurvedik tipta da Bal, asirlarca hayati ilaç olarak kullanilmistir. Bugünün bilim adamlari birçok hastaliklarin tedavisinde Bali çok etkili bir ilaç olarak kabul etmislerdir. Bal her türlü hastalikta herhangi bir yan etkiye sebep olmaksizin kullanilabilmektedir. Bugünün tip ilmi, balin tatli olmasina karsin dogru dozlarda alindiginda seker hastalari için tehlikeli olmadigini kabul etmektedir.

ARTRIT

Bir kisim Bali 2 kisim ilik su içerisine koyup üzerine bir çay kasigi toz Tarçin ilave ederek bir krem elde edilir. Bununla vücudun agriyan yerlerine masaj yapilir. 1-2 dakika içerisinde agrinin azaldigini göreceksiniz.


Artritli hastalar,bir bardak sicak su içerisinde 2 kasik Bal ve bir çay kasigi toz Tarçini eritip sabah ,aksam alabilirler. Eger düzenli olarak alirlarsa Kronik Artriti olan hastalar bile tedavi olabilirler.

Kopenhag Üniversitesinde yapilan bir arastirmada ;kahvaltidan önce bir yemek kasigi bal ve ½ çay kasigi toz tarçini alan 200 hastadan 73 ü bir hafta içerisinde sifa bulmuslar, geri kalan yürüyemeyen ve hareket edemiyen hastalar da bir ay içerisinde sifa bulmuslardir.


BAGISIKLIK SISTEMI

Hergün kullanilan bal ve tarçin bagisiklik sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldirilarina karsi korur.

Arastirmacilara göre bal, birçok vitamin ve büyük miktarda demir içermektedir. Balin düzenli kullanilmasi, akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslarla savasan, korpuskülleri de kuvvetlendirir.


DIS AGRISI

Bir kasik toz tarçin ve 5 tatli kasigi bal karisimi agriyan dise tatbil edilir. Agri kesilene kadar günde üç defa tatbik edilir.


HAZIMSIZLIK VE GRIP

Toz tarçin 2 kasik bal üzerine serpilip yemekten önce alindiginda asit olusumunu ve hazimsizligi önler. Ispanya da yapilan bir arastirmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarini öldürdügü ve hastalari gripten korudugu saptanmistir.


IDRAR KESESI ENFEKSIYONLARI

Iki kasik toz tarçin, bir tatli kasigi bal, ilik su içerisinde eritilip içilir. Idrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.


KANSER

Japonya ve Avustralya da yapilan bir arastirmada, mide ve kemik kanserleri üzerinde basarili olunmustur. Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kasik bal ve bir kasik tarçini bir ay süreyle günde üç defa almalidirlar.


KALP HASTALIKLARI

Bal ve tarçinla bir karisim yap ve bunu her sabah kahvaltida reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür. Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastalari kalp krizinden korur. Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmis kisiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardir.

Bu uygulamayi düzenli olarak yapan kisilerde solunum güçlügü ortadan kalkacak ve kalp atislari kuvvetlenecektir.


KISIRLIK

Eski Yunan ve Ayurvedikler Bali, yillardir, erkeklerin spermalarini kuvvetlendirmek için kullanmislardir.

Eger kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kasik bal yerse problemleri çözülecektir.

Çin,Japon ve uzakdogu ülkelerinde ,gebe kalamiyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadinlar asirlardir toz Tarçin kullanmaktadirlar

Gebe kalamayan kadinlar bir tutam toz Tarçin ve yarim tatli kasigi bali gün boyunca bir bir sakiz üzerine koyup çignediklerinde tükürükle karisarak yavas yavas emilerek etkili olmaktadir.


KOLESTEROL

Iki kasik bal, üç tatli kasigi toz tarçin,450 gr. demlenmis çay içerisinde eritilerek içildiginde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düsecektir. Artrit hastalarina tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastalari i,çin uygulanabilir.

Günlük gida ile alinan bal bile kolesterolün düsmesine yardimci olabilir.


MIDE AGRILARI

Bal ve tarçin kürlerinin, mide agrilari için oldugu kadar mide ülserleri için de yararli oldugu saptanmistir.


GAZ

Hindistan ve Japonyada yapilan arastirmalar Bal ve Tarçinin midedeki gazi giderdigini göstermistir.


SAÇ DÖKÜLMESI

Saçi dökülenlerle tepesi açilanlar sicak zeytinyagi içerisine bir kasik bal,bir tatli kasigi toz Tarçin ilacesiyle elde edilen krem banyodan önce basa sürülür ve taklasik 15 dakika bekledikten sonra yikanir.

5 dakikalik bir uygulama dahi etkili olabilir.


SIVILCELER VE DERI

3 kisim bal, 1 kisim Tarçin ile bir krem yapilir. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür. Sabahleyin ilik su ile yikanir.

Eger 2 hafta süreyle her gün uygulanirsa sivilceleri kökünden çikarir.

Egzama,mantar ve diger deri enfeksiyonlarinda esit miktardaki Bal ve Tarçin karisimi uygulanir.


SOGUK ALGINLIGI

Bir kasik ilitilmis Bal,1/4 tatli kasigi toz tarçin günde üç defa yenir.

Bu uygulama birçok kronik öksürük,soguk alginligi ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.


YASLILIK

Bal ve tarçinla hazirlanan çay,düzenli alindiginda yaslilik harabiyetini önler.

4 kasik bal,1 kasik toz Tarçin , 3 bardak su içerisinde kaynatilarak bir içecek hazirlanir. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarinda içilir. Deriyi diri,taze ve yumsak tutar, yipranmasini durdurur.


YORGUNLUK

Arastirmayi yapan Dr.Milton, bir bardak su içerisinde ½ kasik bal ve biraz toz tarçinin hergün kusluk vakti ve vücut direncinin düsmeye basladigi takriben saat 15.00 te alindiginda bir hafta içerisinde canliligin arttigini tesbit etmistir.


ZAYIFLAMA
Bir bardak su içerisine esit miktarda bal ve tarçin konup kaynatilir. Hergün kahvaltidan yarim saat önce aç karnina ve yatmadan önce içilir.

Düzenli uygulanirsa kilo verilir.

Ayrica bu karisim düzenli olarak içildiginde, yüksek kalorili diyet alinsa bile, vücutta yagin birikmesine engel olur.

Kaynak: Hekimce

Saturday, May 26, 2007

KEMİK

Kemik için Şifalı Bitkiler

brokoli
Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler. Göğüs kanserine ve spinabifida hastalığına karşı etkili. Brokoli bol miktarda, göğüs kanseri riskini azaltan 'indole' adlı bir madde içeriyor. İndole, göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor. Ayrıca brokolinin diğer bir özelliği de, spinabifida hastalığını (doğuştan belkemiğinde son omurun kapanmamış olması) önlemesi.

karpuz
Vücuttaki toksinleri temizler ve böbrekteki kumları eriterek sıhhat ve zindelik kazandırır. Ayrıca kemik gelişimine de yardımcı olur.

marul
kemik erimesine karşı etkili. Sütten bile daha fazla kalsiyum içeren bu sebze, kemikleri güçlendirmesi açısından bir numara. 100 gramında, küçük bir bardak sütün içinde bulunan kalsiyumdan daha fazlasına sahip. Bu miktar günlük kalsiyum ihtiyacının dörtte birine tekabül ediyor.
kaynak

Thursday, May 24, 2007

Ömrü Uzatan 7 GIDA




ABD Kanser Araştırma Enstitüsü vücudu koruyan besinler listesini açıkladı.


Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), 2007’ye sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı.

Kalbi koruyor

BADEM: Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

Diyabeti önlüyor

KAHVE: Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

Sinirleri rahatlatıyor

TARÇIN: Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

Patatesi haşlayın

PATATES: Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

Kaslar için faydalı

SEBZE ÇORBASI: Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

Kansere karşı birebir

ZEYTİNYAĞI: Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı
alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren “8oxodG” adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

Kanseri engelliyor

ÇAY: Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

YAZAN : Seda Duygu AYGÜN
Bizim Gazete

BASUR

basur
Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir.
KAYNAK

Saturday, April 28, 2007

BEL AĞRISI

Bel ağrılarından 5 adımda kurtulun

Genç-yaşlı dinlemeyen bel ağrılarından korunmak için beş kurala uyun yeter. Egzersiz yapmayı ihmal etmeyin, ayakta doğru durun, ağır kaldırmayın, uzanmayın ve düzgün yatın.

International Hospital İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Demet Parlar, bel ağrılarından korunmak için dikkat etmeniz gereken 5 kuralı ve bunun kazanımlarını anlattı:

1- Aktif bir yaşam sürün ve egzersiz yapın: Düzenli olarak her gün egzersiz yapın. Sırt ve karın kaslarınızı çalıştırın. Yüzme, yürüyüş, sabit bisiklet, koşma gibi sporlar; bele dost sporlardır. Bu spor etkinliklerine ek olarak; sırt, karın, kalça ve uyluk kaslarını güçlendiren egzersizler yaparak da bel sorunlarının ortaya çıkma riski azaltılabilir.

2- Sağlıklı duruşu bulun: Sağlıklı duruş; yandan bakıldığında, kulak, omuz, kalça ve ayak bileğinin aynı eksende olduğu duruştur. Sağlıklı duruş için basitçe, karın içeride, çene ve göğüs geride, göğüs önde olmalıdır. Her durumda; ayakta, otururken, yürürken, öne eğilirken sağlıklı duruşu bulmayı ve korumayı unutmayın. Uzun süre ayakta durmanız gerekiyorsa;

* Omurganızın dik durumda olmasına dikkat edin.

* Bir bacağınızın altına 15-20 cm yüksekliğinde bir küçük yükselti koyun veya dizinizin birini hafifçe bükün.

* Pozisyonunuzu sıkça değiştirin.

* İki saatte bir veya yorulduğunuzu hissettiğinizde belinizi esnetici egzersizler yapın. Uzun süre oturmanız gerekiyorsa;

* Ayaklarınız yere tam temas etmeli, diziniz ve kalçanız 90 derece bükük olmalı. Çok yüksek veya alçak iskemle ve koltuklarda bu pozisyonu sağlayamayacağınız için oturmayın veya koltuk yüksekse, ayaklarınızın altına bir tabure koyarak yükseltin.

* İskemlenin kol destekleri kollarınızın yere paralel durmasını sağlamalı.

* Omurganız dik, beliniz destekli olsun.

* Başınız omuzlarınızın önünde durmamalı, omuzlar rahat bir pozisyonda olmalı.

3- Ağır nesneleri kaldırmayın: Ağır kaldırmak, omurga için en tehlikeli işlerden biridir. Güvenli olarak ağır kaldırmak için; ayaklarınız yere sağlam bassın ve ayaklar arasındaki mesafe yaklaşık omuzlarınız arasındaki mesafe kadar olsun. Belinizi düz tutarak çömelin. Kaldıracağınız nesneyi vücudunuza çok yaklaştırarak kavrayın ve kaldırın. Ağır eşyaları iki eşit parçaya bölerek taşıyın. Ağır cisimleri çekmek yerine, iterek hareket ettirin.

4- Baş seviyesinin üzerindeki yerlere uzanmayın: Yüksekteki yerler için bir tabure veya sağlam bir merdiven kullanın.

5- Çok yumuşak veya çok sert yatakta yatmayın: Yatağınız, vücudunuz içine gömülmeyecek kadar sert, bel çukurunuzu destekleyecek kadar yumuşak olmalıdır. Sırtüstü yatarken dizlerin altına bir yastık koymak, yan yatarken dizleri karna doğru çekmek, beli rahatlatır. Yüzüstü yatmak veya bacakları düz uzatarak, sırtüstü yatmak, bel çukurunuzu arttıracağından belinizde ağrıya neden olabilir.
SEVDİCAN GÜNEŞ - SAĞLIK SERVİSİ


Sabah

Friday, April 27, 2007

BEBEK

Bebeğinizi doğal yiyeceklerle besleyin

Sindirim sistemi yetişkinlerden çok daha hassas olan bebeklerin, organik tarımla üretilmiş olan doğal, katkısız sebze ve meyvelerle beslenmesi son derece önemli bir unsur... Bebeklerin gelişim aşamasını doğrudan etkileyen beslenmede annelere çok iş düşüyor. Dr. Ülkü Oğuz, çocuk sağlığı ve gelişimi hakkında bilgiler vererek annelerin daha bilinçli bir şekilde çocuklarını beslemelerini tavsiye etti.

“Sağlıklı çocuk, sağlıklı nesiller, sağlıklı gelecek demektir” diyen Oğuz, “İnsan beyni, gelişiminin yüzde 90’ını hayatının ilk 3 yılı içinde tamamlar. Bu nedenle 0-3 yaş grubunda ek gıdalara geçişle birlikte sağlıklı bir gelişme için dengeli beslenmenin yanı sıra güvenli gıdalara ihtiyaç vardır” dedi.

Oğuz, “Çocuklar vücut ağırlıklarına oranla yetişkinlerden daha fazla yer, içer ve nefes alır. Metabolizmaları hızlıdır, oksijen tüketimleri yüksektir ve bağışıklık sistemleri daha az gelişmiştir. Kimyasal toksinlere maruz kalan çocuklarda kanser, astım, doğumsal anomaliler, davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, bozulan bağışıklık sistemleri nedeniyle sık hastalanma ve buna bağlı büyüme ve gelişme gerilikleri görülür” şeklinde konuştu.



Tercüman

Tuesday, April 24, 2007

DEFNE, PARKİNSON, BAKLA


Parkinson'a karşı DEFNE


Tıpta henüz çaresi bulunamayan "Parkinson" hastalığına yakalanan İzmirli Taner Arda, hastalığını bakla yaprağı yiyerek yendiğini söyledi

Tıpta henüz çaresi bulunamayan "Parkinson" hastalığına yakalanan İzmirli İnşaat Yüksek Mühendisi Taner Arda, hastalığını bakla yaprağı yiyerek yendiğini söyledi. Yediği bakla yaprağı ile sağlına kavuştuğunu belirten parkinson hastası, evindeki saksılarda bile bakla yetiştiriyor.

Dünyada aralarında Muhammed Ali, Michel J. Fox gibi ünlülerin de bulunduğu 2 milyon parkinson hastasından biri olan 66 yaşındaki İzmirli İnşaat Yüksek Mühendisi Taner Arda, 14 yıldır mücadele ettiği parkinson hastalığını saksıda yetiştirdiği bakla sebzesinin yaprağını yiyerek yendi. Yediği bakla yaprağından sonra hastalığının durması üzerine İzmirli parkinson hastası, Kemalpaşa'da bulunan 43 dönüm arazisinin 20 dönümüne bakla ektirdi. Gittiği bütün uzun seyahatlerde saklama kabı içersinde yanında bakla yaprağı taşıdığını belirten Arda, tüm parkinson hastalarına bakla yaprağı yemelerini tavsiye ediyor. İnşaat mühendisliğinin yanı sıra resim ve heykel sanatçısı olan Arda, 14 yıldır parkinson tedavisi gördüğünü ve hastalığının ileri dereceye kadar ulaştığını söyledi. Bundan 2 yıl önce tedavisi sırasında hastanede tanıştığı bir hasta yakını tarafından bakla yaprağının parkinson hastalığına iyi geldiğini öğrendiğini kaydeden Arda, tavsiye üzerine bakla yemeye başladığını ifade etti.



4 YILDIR BAKLA YAPRAĞI YİYOR
İlk başlarda bir faydasını göremediğini belirten Arda, "Hastalığıma iyi gelecek tavsiyesi üzerine bakla yemeye başladım. Fakat bakla sebzesini yememe rağmen ilk başlarda bir fayda göremedim. Bu zaman zarfında yemeğinin yanı sıra, tohumunu, kökünü ve tanesini yemeye başladım. Ama yinede bir sonuç alamadım. Sonra bir süre baklaya ara verdim. Tekrardan bir arkadaşımın yaprağını yemeyi dene tavsiyesi üzerine, bakla yaprağı yemeye başladım. Son 4 aydır yediğim bakla yaprağı sayesinde, titremem ve ağrılarım durmaya başladı. Ben de her ilaç alışımın ardından taze bakla yaprağı yiyerek sağlığıma kavuştum" dedi.


Parkinson tedavisini halen devam ettiğini belirten Arda, şunları söyledi:
"Öncelikle hayata tutunarak, inanç içersinde mücadele etmek gerekiyor. Ben her gün düzenli bir şekilde ilaçlarımı alırım. Bunun yanında, resim ve heykel çalışırım. Bu çalışmalarım ile hayatla daha barışık oluyorum. 3 saat arayla günde 5 defa aldığım ilacın ardından bakla yaprağı yiyorum. Bu şekilde de hastalığımın verdiği rahatsızlıktan uzak bir şekilde günlük yaşamımı devam ettiriyorum. Şu anda evimin bahçesinde ve balkonunda ki saksılar içersinde bakla yetiştiriyorum. İhtiyaç duydukça saksıdaki bakla yapraklarını kopararak yiyorum."


Kendisi gibi parkinson hastası olanlara bakla yaprağı yemelerini tavsiye eden Arda, "Parkinson hastalarının muhakkak bakla yaprağı yemelerini tavsiye ediyorum. Yalnız, baklayı yoğurtla yememeleri gerekiyor. Hatta her mevsim bulunamayan bakla sebzesini arazim içersindeki 20 dönüme ektirdim. İsteyenler ücretsiz olarak buradan bakla ve yaprağını alabilirler" diye konuştu.


Taner Arda'nın 40 yıllık hayat arkadaşı Betül Arda (58) ise eşinin hastalığından dolayı elbiselerini dahi giyemeyecek bir durumda olduğu sırada bakla yaprağı yemeye başladığını dile getirerek, "Eşimin hastalığından dolayı kendisinde aşırı derecede titreme ve kasılmalar oluyordu. İlaçlarını kullanmasına rağmen kısmen kesilse de bunlar devam etti. Fakat bakla sebzesinin yaprağını yemeye başladığından bu yana inanılmaz bir şekilde hepsi son buldu" şeklinde konuştu.



PARKİNSON HASTALIĞI NEDİR?
Parkinson hastalığı beyinde hareketlerimizden sorumlu olan hücrelerin ufak bir bölümünün hasara uğraması ve eksilmesi, dejenerasyon sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hücreler dopamin adı verilen kimyasal bir madde salgılar. Dopamin, bilgileri bir sinir hücresinden diğerine gönderir. Beyinde yeterli dopamin yapılamazsa hareket ve denge işlevleri etkilenerek parkinson hastalığı belirtileri ortaya çıkar. Parkinson hastalığı ölümcül olmayan, yaşam beklentisini kısaltmayan ve felce yol açmayan bir hastalıktır.
KAYNAK

Saturday, April 14, 2007

BAKLA



  • İdrar yollarını temizleyen faydalı bir sebzedir.
  • Taze baklanın hazmı kolaydır.
  • Gıda değeri fazla olmayan ve mideye
  • uyğundur. Çeşitli madeni madde ve vitamin verir.
  • Taze bakla sürgünleri çiçekli iken toplanıp kurutulur toz haline getirilip kavonozda saklanır.
  • İnatçı başağrısı, böbrek taşı, böbrek iltihabı, lumbago, siyatik ağrıları, mafsallarda ürat tuzu birikmesinde ; 1 litre suya bu tozdan 40 gram konup ve kaynamaya başladıktan 10 dakika sonra ateşten indirilir bütün gün su yerine içilir.
  • Taze baklanın taneleri çıkarıldıktan sonra kalan kapçıkları kurutulup ufalanır ve kavonozda saklanır. Böbrekte kum bulunması ve idrarda albümin çıkmasında ; 1 litre suya 25 gram konur ve kaynamaya başladıktan 10 dakika sonra indirilir ve bütün gün su gibi içilir.
  • Parmak dolamasında : 1 çay bardağı suya biraz bakla yaprağı konur kaynatılır ve ılık halde iken parmak bu suya batırılır.

ÖNEMLİ NOT: Yenilecek bakla kartlaşmamış olmalıdır. Ayrıca kolay hazmolan çeşitleri yenilmelidir. Pişirilirken biraz tarçın katılırsa gaz yapmaz.

kaynak

Thursday, April 12, 2007

BALIKYAĞI

Sağlık


Her derde deva ’balık yağı’
Eskiden çocuklara, hamilelere ve vücudu güçsüz düşenlere içirilen balık yağı, kalp-damar hastalıklarını ve depresyonu önlediğinin ortaya çıkmasıyla yeniden popüler oldu.

Ancak eskilerin balık yağı şekil değiştirerek ‘Omega 3’ adıyla satılmaya başlandı. Üstelik bu ilaçlar, eski örneklerine göre saflaştırıldığı için kötü kokmuyor.

Omega 3 yağ asitleri, balık, ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, nohut, keten tohumu gibi yiyeceklerle yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Ancak en fazla balık yağından elde ediliyor. Omega 3, anne karnındaki bebeğin beyin ve retina gelişimini kolaylaştırırken, erken doğum riskini azaltıyor.

Öte yandan doğum sonrası annelerde görülen depresyon riskini de önlüyor. Bu sebeple kadın doğum uzmanları, hamilelere Omega 3 ilaçlarını öneriyor. Omega 3 yağ asitleri, kötü kolesterolü (LDL) düşürüp, iyi kolesterolü (HDL) yükselterek, kalp-damar sağlığının korunmasına da yardımcı oluyor.

Ayrıca kas-iskelet sistemiyle genel bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etki yapıyor. Göğüs, prostat ve kolan kanserlerine karşı koruma sağlıyor. Çocuklarda öğrenme yeteneği ve matematik zekasını geliştiriyor. Kişilerde saldırganlık eğilimini azaltırken, mizaç, tepkisellik ve kişilik üzerinde de olumlu etki gösteriyor.

Doğal ilaç üreticisi New Life’ın Türkiye temsilcisi Sifar İlaçları Satış Müdürü Dr. Alper Dölenmen, Omega 3’ün son yıllarda çok popüler hale geldiğini söylüyor. Gıdalardan alınan Omega 3’ün vücudun ihtiyacına yetmediğini belirten Dölenmen, “Bu konuda en iyi kaynak balık yağı kapsülleri. Örneğin, firmamızın ürünündeki 1 kapsülde 235 gram ton balığı ya da 165 gram uskumruya eşdeğer Omega 3 bulunuyor.” diyor.

Dölenmen, doktorların özellikle hamilelere ve kalp hastalarına Omega 3 yağ asitleri önerdiğini de vurguluyor. Sifar Ürün Müdürü Eczacı Göksu Güngör ise hastaların piyasada bulunan pek çok Omega 3 ilacından kendilerine en uygun olanını kullanması gerektiğini ifade ediyor.

İlaçların her birinin farklı özelliklere sahip olduğunu kaydeden Güngör, “Tüketiciler, alacakları ilacın saflaştırılmış olmasına, her kapsüldeki Omega 3 oranına ve üretimde kullanılan balıkların ağır metaller içermeyen okyanuslardan tutulmasına dikkat etmeli.” diye konuşuyor.

Balık yağı doğal depresyon ilacı

Amerikalı ünlü doğal tıp uzmanı Dr. Michael Murray, balık yağını doğal depresyon ilacı olarak nitelendiriyor. Çoğu kişinin yeterince Omega 3 almadığını belirten Murray, “Bu da depresyona, anksiyeteye ve her çeşit psikolojik soruna yol açıyor. Omega 3 içeren kaliteli balık yağı ruh halini dengeler, beynin de daha iyi çalışmasını sağlar.” diyor.

Zaman
KAYNAK

Saturday, April 7, 2007

BADEM

Tatlı badem tohumlarında az miktarda protein, demir ve kalsiyumla birlikte yüksek oranda yağ bulunur.
Acı badem ağız yoluyla alındığında göğüs yumuşatıcı, öksürük kesici etkisi olmakla birlikte yüksek dozda alındığında zehirlenme etkisi yaratır.
Türkiye'de kabukları soyulup taze olarak ya da kavrularak yenilmesinin yanı sıra, pasta, şekerleme ve tatlılarda yaygın olarak kullanılır. Türkiye'de içi bademli nikâh şekerleri yaptırmak ve şık ambalajlar içerisinde davetlilere dağıtmak da, özellikle büyük kentlerde yaygın bir gelenektir.
Sinirleri güçlendirir.
Göğüs hastalıklarını,
Beden ve zihin yorgunluğunu giderir.
Hamilelerin sütünü artırır ve bebeklerin gelişimine yardımcı olur.
Böbrek, idrar yolları ve cinsel organlardaki iltihapları iyileştirir.
Badem yağı ise hazımsızlığa iyi gelir.
Yumuşatıcı, balgam söktürücü, sakinleştirici özellikleri olan badem de ev eczanemizin vazgeçilmezlerindendir
Burun Kuruluğunun Tedavisinde Badem Yağı Çocuklarınız veya siz bu rahatsızlıktan kurtulmak için günde iki /üç kere bir/iki damla badem yağını burunlarınıza damlatarak bu problemden kurtulabilirsiniz.
Badem yağı ayrıca müsil olarak da kullanılır.
Sık sık dudaklarının çatlamasından rahatsız olanlar da gün içinde bir iki damla badem yağı kullanmalıdırlar.
%5 su, %9 protein, %54 yağ, %20 karbonhidrat ve %3 oranında külden oluşur. Ayrıca Ca, P, Fe, Na, K, Mg elementleri ve Thiamin, Ribofdavin, Niosin ve A vitamini bulunur. (Kaynak: Badem Yetiştiriciliği ve Sorunlar(Kaynak: Badem Yetiştiriciliği ve Sorunlar- Prof. Dr.M.Dokuzoğuz, Tübitak Yayınları)
Kolestrolü düşürür. Kalp krizi riskini %50 azaltır.(Kaynak:The Almond Board of California Araştırma kuruluşu çalışmaları.)
Her gün 42 gr badem, fındık yediğimizde kalp hastalığı riski azalmaktadır."(Başbakan R.Tayyip Erdoğan 'ın Uluslararası Kabuklu Meyveler Konseyi Kongresi'nde yaptığı konuşmadan alınmıştır.)
Kan şekeri düzeyini ayarlar; kansere yakalanma riskini azaltır.(Kaynak:Nejat Ebcioğlu'nun Sağlığımız İçin Yararlı Bitkiler adlı kitabından.)
Cinsel güçsüzlüğe karşı etkilidir. .(Kaynak:Nejat Ebcioğlu'nun Sağlığımız İçin Yararlı Bitkiler adlı kitabından.)
Bedenin ve zihnin yorgunluğunu giderir. Böbrek, mesane ve üreme yollarındaki iltihapları yok eder. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. (Kaynak: ABD Gıda ve İlaç Dairesi.)
KAYNAK

Friday, April 6, 2007

BÖĞÜRTLEN

Hem akıl yapar hem neşe verir


'Böğürtlen'in bir çok hastalığa karşı koruyucu etkisinin yanında insanları neşelendirici ve bellekteki hafıza kaybını önleyici özelliğinin bulunduğu öğrenildi.


Şifalı meyvelerden biri olan 'Böğürtlen'in bir çok hastalığa karşı koruyucu etkisinin yanında insanları neşelendirici ve bellekteki hafıza kaybını önleyici özelliğinin bulunduğuna dikkat çeken uzmanlar, böğürtlen tüketimini öneriyor.

Türkiye'de daha çok yol kenarlarında, koruluklarda ve ormanlık alanlarda rastlanıp organik asitler, mineraller ve vitaminler bakımından zengin olan böğürtlen meyvesi, insanlara şifa veriyor. İdrar problemlerinden tansiyon hastalıklarına, ağız, dil, bademcik ve diş eti rahatsızlıklarından şekere kadar çok sayıda hastalığın ilacı olan meyve, ayak yorgunluklarına da iyi geliyor. Gıda mühendisleri tarafından neşelendirici bir bitki olarak tanımlanan böğürtlen, ileri yaşa sahip insanlarda görülen hafıza kaybını da önlüyor.

Meyveleri olgunlaştıkça şifa etkisi artan böğürtlenin her insanın tüketmesi gerektiğini ifade eden Gıda Mühendisi Elif Köroğlu, meyvenin insan sağlığı açısından bir çok faydasının bulunduğunu kaydetti. Faydalarının bilim adamları tarafından da kanıtlandığını anlatan Köroğlu, "Böğürtlen, ülkemizde çok olmasına rağmen pek rağbet görmeyen meyvelerden biri. Oysa insanların vazgeçilmez gıdalarından biri olacak bir meyve. Çünkü içindeki vitaminler ve minenaller, vücuttaki hasarları onarıyor. Özellikle şeker hastalarının kan şekerlerinin düşmesinden korkarak yememeleri yanlış. Böğürtlen, kan şekerini yükseltir. İçindeki doğal şekerler, kan şekerini hiç bir şekilde etkilemiyor." dedi.

Meyvenin idrar söktürücü, yüksek tansiyon düşürücü, göz zafiyeti giderici, ve ağız yolları iltihaplarını iyileştirici özelliği bulunduğunu hatırlatan Köroğlu, "Neşelenmek isteyen herkese bu bitkiyi öneriyoruz. Toplum içinde sevinemeyen, sürekli bunalımda olan, gülmeyi ve mutlu olmayı unutmuş çok sayıda insana böğürtleni tattırdık. Düzenli olarak tükettikten bir süre sonra mutlu olmaya ve neşelenmeye başladıklarını gördük. Onun için neşelenmeye ihtiyaç duyan herkes böğürtlen yemeli. Ayrıca yaşlı kimselerde parkinson adı verilen hafıza kaybı rahatsızlığına da önleyici etki yapıyor." ifadelerini kullandı.



www.moralhaber.net
Cihan

Tuesday, April 3, 2007

BROKOLİ

Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler.Göğüs kanserine ve spinabifida hastalığına karşı etkili. Brokoli bol miktarda, göğüs kanseri riskini azaltan 'indole' adlı bir madde içeriyor. İndole, göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor. Ayrıca brokolinin diğer bir özelliği de, spinabifida hastalığını (doğuştan belkemiğinde son omurun kapanmamış olması) önlemesi.

BAL

Kolayca sindirilir: İçindeki şekerlerin bir başka cins şekere (fruktozun glikoza) dönüşebilme özelliği sayesinde bal, yüksek miktarda asit içermesine rağmen, en hassas mideler tarafından bile kolaylıkla sindirilir. Aynı zamanda bağırsakların ve böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.

Süratle kana karışır; hızlı bir enerji kaynağıdır: Bal ılık suyla karıştırıldığında 7 dakika içinde kana karışır. İçerdiği serbest şekerlerden dolayı beynin çalışması kolaylaşır. Bal, fruktoz ve glikoz gibi basit şekerlerin doğal bir karışımıdır. Yapılan son araştırmalara göre, şekerlerin bu kendine has karışımı yorgunluğun giderilmesinde en etkili yöntemdir ve atletik performansı artırmaktadır.

Kan yapımına destek olur: Bal, kan yapımı için vücudun gereksinim duyduğu enerjinin önemli bir bölümünü karşılar. Ayrıca kanın temizlenmesine de yardımcı olur. Kan dolaşımını düzenleyici ve kolaylaştırıcı yönde etkisi vardır. Damar sertliğine karşı önemli bir koruyucudur.

Antimikrobiktir: Antimikrobik etmenler belirli bakterilerin, mayanın ve küfün büyümesine engel olur. Balın, bakterinin barınmasına olanak tanımayan özelliği "inhibine etki" olarak adlandırılır. Balın antimikrobik olmasını sağlayan pek çok sebep vardır. Bunların arasında, mikroorganizmaların, büyümek için ihtiyaç duydukları su miktarını sınırlayan yüksek şeker içeriği, yüksek asit oranı (düşük pH), bakterileri büyümeleri için ihtiyaç duydukları nitrojenden mahrum bırakan içeriği sayılabilir. Balda hidrojen peroksit bulunması ve balın içerdiği antioksidanlar da bakterinin çoğalmasına engel olur.

Antioksidandır: Antioksidandır: Sağlıklı yaşamak isteyen herkesin özellikle antioksidan tüketmesi gerekir. Antioksidanlar, hücrelerde normal metabolizmanın zararlı yan ürünlerini temizleyen bileşenlerdir. Bunlar gıdaların bozulmasına yol açan ve birçok kronik hastalığa sebep olan yıkıcı kimyasal tepkimeleri yavaşlatabilen element4elerdir. Uzmanlar antioksidan bakımından zengin besinlerin kalp hastalıkları ve kanser gibi hastalıkları önleyebileceğine inanmaktadırlar. Balın içeriğinde de güçlü antioksidanlar mevcuttur: Pinocembrin, pinobaxin, chrisin ve galagin. Bunlardan pinocembrin, yalnızca balda bulunan bir antioksidandır. 112

Vitamin ve mineral deposudur: Bal, fruktoz ve glikoz gibi şekerlerin yanı sıra magnezyum, potasyum, kalsiyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve fosfor gibi mineralleri de içerir. Nektar ve polen kaynaklarının niteliklerine göre değişmekle birlikte, balda B1, B2, C, B6, B5 ve B3 vitaminleri bulunmaktadır. Ayrıca bakır, iyot, demir ve çinko da az miktarlarda bulunur.

Yaraların tedavisinde kullanılır:

- Yaraların tedavisinde kullanıldığında, balın havadan nem çekebilme özelliği, iyileşmeyi hızlandırarak yara izi kalmasını önler. Çünkü bal, yaranın üzerini kaplayan yeni deriyi oluşturan epitel hücrelerin büyümesini hızlandırır. Böylece büyük yaralarda bile bal kullanıldığında doku nakli yapılması ihtiyacı ortadan kalkar.

- Bal, iyileşme sürecine dahil olan dokuları yeniden büyümeleri için uyarır. Yeni kılcal damarların oluşumunu hızlandırarak, derinin daha derindeki bağ dokusunun yerini alan fibroblastların büyümesini teşvik eder ve iyileşmenin gücünü artıran kolajen liflerinin üretimini hızlandırır.

- Balın, yaranın etrafındaki şişkinliği azaltan antienflamatuar bir etkisi vardır. Bu, kan dolaşımını artırır; böylece iyileşme süreci hızlanmış olur ve hissedilen acı azalır.

- Bal, yaranın altındaki dokulara yapışmaz; bu nedenle pansuman sırasında yeni oluşan dokuların yırtılması ve acı söz konusu olmaz.

- Radyasyon tedavisi uygulanan kanserli hastaların vücutlarında oluşan yara ve ülserlerin tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. (http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3787867.stm; Angie Knox, "Harnessing honey's healing power", 8 Haziran 2004.)

- Ayrıca balın daha evvel belirttiğimiz antimikrobik etkisinden ötürü, bal enfeksiyon oluşmasını önleyen koruyucu bir engel oluşturur. Mevcut enfeksiyonu da yaralardan hızla temizler. Bakterilerin antibiyotik dirençli özelliklerine karşı bile etkilidir. Antiseptiklerin ve antibiyotiklerin tersine, yaradaki dokuların üzerinde olumsuz etkiler oluşmaz

BALIK

Balığın önemli bir besin olmasının nedeni; hem insan vücudu için gerekli maddeleri sağlaması, hem de bedeni çeşitli hastalık risklerinden mümkün olduğunca uzak tutacak içeriğe sahip olmasıdır. Örneğin içerdiği Omega-3 asidi ile vücut sağlığı için adeta bir kalkan görevi gören balığın, düzenli olarak tüketildiğinde kalp hastalıkları riskini azalttığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği ortaya çıkmıştır.

Bilimsel olarak faydaları yeni kanıtlanan balığın, değerli bir besin kaynağı olduğu günümüzden yaklaşık olarak 1400 yıl önce indirilen Kuran'da da bildirilmektedir. Yüce Allah, Kuran'da deniz ürünlerini, "Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz..." (Nahl Suresi,14), "Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı..." (Maide Suresi, 96) ayetleriyle haber vermektedir. Ayrıca Kehf Suresi'nde de, balığa özel olarak dikkat çekilmektedir. Bu surede Hz. Musa ve genç yardımcısının uzun bir yolculuğa çıktıkları ve yanlarına da yiyecek olarak balık aldıkları bildirilmektedir:

Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk." (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum..." (Kehf Suresi, 61-63)

Kehf Suresi'nde uzun bir yolculuk sırasında, yorulduktan sonra yiyecek olarak özellikle balığın seçilmiş olması dikkat çekicidir. Dolayısıyla bu kıssadaki hikmetlerden biri olarak, balığın faydalarına, besleyici yönüne işaret ediliyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Nitekim balığın besin olarak özelliklerini araştırdığımızda çarpıcı bilgilerle karşılaşırız. Rabbimiz'in bizlere büyük bir nimeti olan balıklar özellikle protein, D vitamini ve eser elementler (vücutta çok az miktarda bulunan, fakat vücut için çok önemli bazı elementler) açısından mükemmel besin kaynaklarıdır. İçerdikleri fosfor, sülfür, vanadyum gibi mineraller sayesinde ise büyümeyi ve dokuların iyileşmesini sağlarlar. Sağlıklı diş etleri ve diş yapısı oluşmasına yardımcı olur, cilt rengini güzelleştirir, saçların daha sağlıklı olmasını sağlar, bakteriyel enfeksiyonlarla mücadeleye katkıda bulunurlar. Ayrıca kandaki kolesterol oranını düzenleyici etkileriyle, kalp krizlerinin önlenmesinde önemli bir rol oynamaktadırlar. Nişasta ve yağların parçalanarak vücutta kullanılmasına yardım ederler. Böylece daha enerjik ve daha kuvvetli olunmasını sağlarlar. Öte yandan zihinsel faaliyetlerin düzenli çalışmasında etkilidirler. İçerdikleri D vitamininin ve diğer minerallerin yeterli miktarlarda alınmaması durumunda ise, raşitizm (kemik zayıflığı), diş eti hastalıkları, guatr, hipertiroit gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

Bunların dışında günümüz tıbbı, balığın içerdiği Omega-3 yağ asitlerinin sağlık açısından çok önemli bir yere sahip olduğunu keşfetmiştir. Hatta bu yağlar zaruri yağ asitleri (EFA: essential fatty asit) olarak belirlenmiştir.
Balıktaki yağ asitlerinin başlıca özelliği ise vücudun enerji üretimine katkıda bulunmasıdır. Bu yağ asitleri, vücutta oksijene bağlanarak, elektron transferini gerçekleştirmekte ve vücuttaki birtakım kimyasal işlemler için enerji sağlamaktadırlar. Bu nedenle balık yağı açısından zengin bir beslenmenin yorgunluğu giderdiğine, kavrama gücünü ve hareket kabiliyetini artırdığına dair deliller de bulunmaktadır. Omega-3, kişinin enerji seviyesini olduğu kadar konsantrasyon yeteneğini de arttırmaktadır. Balığın "zeka besini" olarak ifade edilmesinin bilimsel bir temeli vardır çünkü, beyindeki yağın ana bileşimi omega-3 yağ asitleri içeren DHA'dır.
Omega-3 yağ asitleri insan beyni ve retinasının önemli bir bileşeni olmalarından ötürü, özellikle yeni doğan bebeklerin ihtiyaçlarıyla bağlantılı olarak, geçtiğimiz on yılda önemli araştırmalara konu olmuştur. Omega-3'ün bebeğin anne rahmindeki gelişimi ve yeni doğmuş bebeğin gelişimindeki önemini kanıtlayan çok fazla delil bulunmaktadır. Omega-3 özellikle hamilelik dönemi boyunca ve bebeklik döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin uygun şekilde gelişimi için çok önemlidir. Anne sütü de doğal ve mükemmel bir Omega-3 deposu olduğundan, bilim adamları anne sütünün önemini özellikle vurgulamaktadırlar.

Omega-3 yağ asitleri aynı zamanda, anti-enflamatuar (enfeksiyon önleyici) olarak görev yaparlar. (http://www.omega-3info.com/arthritis.htm) Bu nedenle;

*Romatizmal artrit (romatizmaya bağlı eklem enfeksiyonu),

*Osteoartrit (zamanla eklemlerin işlevlerini bozan bir hastalık),

*Ülseretif kolit (bağırsak enfeksiyonuna bağlı yaralar) ve

*Lupus (ciltte yara oluşmasına sebep olan deri hastalığı) hastalarının hepsinde kullanılabilir.

Ayrıca miyelini (sinir hücrelerini kaplayan zar) koruma özelliği vardır. Bu nedenle;

*Glokom (göz içi basıncın artmasıyla körlüğe sebep olan hastalık),

*Multipl skeleroz (beyin ve omurilikte doku sertleşmesi sonucu oluşan ölümcül hastalık),

*Osteoporoz (kemik dokusunda yapısal zayıflamaya sebep olan hastalık) ve

*Şeker hastalarının tedavisinde kullanılır.

Tüm bunların yanı sıra;

*Migren hastalarında,

*Aneroksiyada (ölümcül olabilen yeme bozukluğu),

*Yanık tedavisinde

*Cilt sağlığı ile ilgili problemlerin tedavisine de yardımcı olduğu belirtilmektedir.

Yüksek oranda omega-3 yağ asidine sahip balıkla beslenen Grönland eskimoları ve Japonlar gibi toplulukların daha az kalp, damar hastalıklarına, astım ve sedef hastalığı gibi hastalıklara yakalandıklarını gösteren çok kapsamlı veriler bulunmaktadır. Balık, bu nedenle tedavi edici bir besin olarak da tavsiye edilmektedir. Omega-3 yağ asitleri kalp sağlığı için, kanıtlanmış faydalarıyla, günümüzde beslenme uzmanlarının başlıca tavsiye ettikleri maddelerden biridir.

Genel hatlarıyla yer verdiğimiz balığın faydalarına her geçen gün yenileri eklenmektedir. Üstelik balığın yararlarını ortaya çıkarmak, pek çok bilim adamının, üstün teknolojik imkanlarla donanmış araştırma merkezlerinin kullanılmasıyla mümkün olabilmiştir. Böylesine değerli bir besin kaynağına Kuran'da işaret edilmesi ve Kehf Suresi'nde özellikle yorgunluk giderici bir besin olarak bildirilmiş olması da elbette son derece hikmetlidir. Balıktan sağlanan tüm faydalar Rabbimiz'in bizlere verdiği büyük bir nimettir. Tüm besinlerde olduğu gibi balıklardaki üstün yapıyı da bizler için yaratan Alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

KAYNAK



BERGAMUT

  • Meye kabuğu ve esansı kullanılır,
  • İştahsızlık ve hazımsızlıkta,
  • Barsak enfeksiyonları ve karın ağrısında,
  • Barsak parazitlerinde çok faydalıdır.

BİBERİYE

  • Sinir sisteminde: Depresyonlarda, Bedeni ve Ruhi Sürmenajlarda (Hafızasını kaybetme)
  • Migren, Sara ve Felçlerde, Kol ve bacak zayıflamasında faydalıdır,
  • Hazım yollarında: Barsak enfeksiyonlarında, Kolit ishallerde,
  • Mide barsak gazlarında, Hazım zorluklarında Mide -Barsak spazmında etkilidir,
  • Solunum yollarında: Astım, Bronşit, Öksürük, Gripte iyi gelir,
  • Karaciğerde : Karaciğer yetersizliği, siroz safra taşı, sarılıkta, safra kesesi iltihabında, safra taşında,
  • Tansiyon yükseltmede, Kalp çarpıntısında, Baş dönmesi ve bayılmalarda kullanılır,
  • Romatizma kas ağrılarına masaj yapılarak iyigelir,
  • Görme zayıflığında göz banyosu yapıldığında etkilidir,
  • Cılız çocukların gelişmesini artırmada banyo kuvvetine biberiye konulursa iyi gelir.