Showing posts with label D. Show all posts
Showing posts with label D. Show all posts

Friday, June 27, 2008

DUT

Şifa deposu dutun faydaları

Aç karnına yenilen beyaz dut bağırsak kurtlarını düşürüyor, mide ve bağırsakları rahatlatıyor, kara dut ise ağız ve boğaz iltihaplarına iyi geliyor.

Beyaz ve kara olan dutun barındırdığı vitamin ve minerallerin yanında mikrop öldürücü özelliğinin bulunduğunu belirten uzmanlar, dutun faydalarını şöyle sıraladı: Vücuda kuvvet verir, kansızlığa iyi gelir. Ağız, bademcik ve boğaz iltihabı, diş eti hastalıkları ve öksürüğe karşı faydalıdır. Ateş düşürür. Karaciğeri kuvvetlendirir. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardım eder. Özellikle yemekle birlikte yenildiğinde hazmı kolaylaştırır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak kurtlarını düşürür. l Mide ve bağırsakları rahatlatır. Kara dut ise ağız ve boğaz iltihaplarına iyi gelir. Dut hangi şekilde tüketilirse tüketilsin iyi bir kan yapıcıdır. Kişinin kilo almasını sağlar ve iştah açar.

Friday, June 15, 2007

DONDURMA

Dondurmayı donduran rapor

Havalar sıcak, serinlemek için çoğumuzun aklına ilk gelenlerden birisi dondurma. Hazırlanan bir rapor, dondurma yerken bir kez daha düşünmemizi gerektirecek türden.


Dondurmayı donduran rapor

Dondurma ve Yenilebilir Buzlu Ürünler Raporu’nu açıklayan Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Kemal ÖZER; “Yeni dondurma endüstrisi şeker yerine sağlıksız yapay tatlandırıcılar, doğal salep yerine suni salep, süt yerine su ve süt tozu, meyve yerine yapay meyve boyası katarak dondurmayı dondurma olmaktan çıkardılar. Şimdilerde çoğu ürün ve marka için dondurma diye sunulan ürünlerin sadece adı dondurma içeriği ise buzlu yiyecek” dedi.

TÜKETİCİ RESMEN ZEHİRLENİYOR

Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Kemal ÖZER; konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şu görüşlere yer verdi:

Günümüzde dondurma sevmeyen yok. Özellikle sıcak bölgelerde yazın bunaltıcı sıcağında sağlıklı ve lezzetli serinlemenin yolu dondurma yemektir. Dondurma dünyanın en sevilen tatlılarından biridir. Dünya tarihi kadar eski olmasa da oldukça eski olan bu serinletici ve besleyici tatlı 2000 yıllar dev bir endüstriye dönüştü. Çok uluslu şirketlerin pazarlarda kapıştığı bu alan son yılların önemli sorunlarından birini de teşkil ediyor.

Tüketim kölesi haline getirilen 21 yüzyıl insanı, sağlıklı ve helal (inan kesim için) ürün yerine lezzet birinci tercih haline ge(tiri)ldi. Bu nedenle de tüketicilerin ezici bir çoğunluğu ürünleri niteliği incelemek yerine reklâmlarından ve ambalajlarından daha çok etkilenmektedirler. Hiç kimse “ucuz etin suyu kara olur” atasözümü hatırlamamaktadır.

BU ÜRÜNLERİN ÇOĞU DONDURMA DEĞİL

Sunday, June 10, 2007

EVDE DONDURMA YAPMAK

Yaz geldi, marketler, pastaneler, seyyar dondurmacılar,öncelikle çocuklarımızı hedef alan reklamlarla boyaları ile, tat verici aromaları ile, stabilizerleri ile, emülgatörleri ile dondurmalarını satmaya çalışıyorlar. Gazetelerde haberler “merdiven altı üretilen ve hijyen şartlarına riayet edilmediği için mikroplu olduğu tesbit edilen bu dondurmalardan çocuklarınızı koruyun”. Ya, kelli felli fabrikalarda batı teknolojisi ile üretilen dondurmalar ne kadar sağlıklı ve ne derece güvenli? Bu soruların cevaplarını kimden alacağız?

Dondurma ile, cumhuriyet döneminde tanıştık. Dondurma gelinceye kadar Anadoluda yaz aylarının hararetini gidermek için şerbetler içilir ve kar helvaları kaşıklanırdı. Kış boyunca yağan karlar, yüksek yerlerde yaylalarda dağ oyuk ve mağaralarında veya kar depolamak için yapılmış tahta evlerde üzerleri saman gibi maddelerle izole edilerek saklanırdı. Yaz boyunca da bu karlar bloklar halinde kesilerek şehir, kasaba ve köylere arabalarla getirilirdi. Meşrubatçılara ve evlere satış yapılırdı. Büyük büyük bardaklar veya kaseler karlarla doldurulur ve üzerine vişne şerbeti, meyve marmelatları, pekmez gibi tatlılar dökülerek kaşık kaşık yenirdi. Bu güzel ve sağlıklı uygulama bu gün de yer yer Anadolumuzda devam etmektedir. Kar helvası bu sebeple dondurmanın atası sayılabilir. Yeni dünyanın keşfi üzerine günlük hayatın içine şekerin girmesi ile dondurma ön plana çıktı.

Birçok meyve lezzetli dondurmalar vardır ki bunlar süt ve krema ihtiva etmezler. Bunlar meyve şerbetlerinden yapılırlar. Yoğurtan da yapılmış dondurmalar söz konusudur. Türkiye ile adeta özdeşleşmiş bir dondurma vardır ki, bu da Kahramanmaraşın dövme dondurması adı ile anılır. O kadar sert yapısı vardır ki, kasap kancasına asılır ve bıçakla kesilerek servis yapılır. Türk dondurmasını, diğer dondurmalardan ayıran en önemli özelliği kullanılan katkı maddesi olan “sahlep”tir. Bir de “çam sakızı”dır. Salep, yabani orkide bitkisinin yumru köklerinden elde edilir ve değirmende öğütülür. Salep dondurma yapımında kullanıldığı gibi kışın da şeker ve sütle pişirilir ve üzerine tarçın serpilerek simit ve çörek eşliğinde sıcak içecek olarak da tüketilir.Pekçok dertlere de şifa olan bir maddedir. Ancak gerek dondurma yapımı için yazın, gerek salep içeceği için kışın pazardan salep alırken dikkat etmek lazım. Çünkü maalesef sahlebin de sahtesi, yapayı yapılıp hakiki salepmiş gibi satılabiliyor.

Modern soğutma sistemlerinin inkişafından önce dondurma, özel vesileler için ayrılmış lüks bir madde idi. Dondurma yapımı hayli yorucu bir işti. Kış boyunca göllerden ve havuzlardan ticari olarak kesilmiş buzlar, yerin altıdaki mağaralarda veya özel olarak yapılmış ağaç buz evlerde büyük kitleler halinde ve saman gibi saplarla izole edilmiş olarak depo edilirdi. Elle yapma dondurma, sıkıştırılmış buz ve tuzla etrafı sıkıştırılmış büyük bir kabda yapılırdı. Bastırılmış buz ve tuz karışımı ile böylece dondurma olacak içeriğin derecesi düşürülürdü. Dondurma miktarına göre farklı ebatta ağaçtan yapılmış fıçıların ortasına dondurma yapılacak karışımı koyduğumuz ekseriya bakırdan yapıldıktan sonra kalaylanmış silindir şeklindeki kap yerleştirilirdi. Bu kapla ağaç fıçı arasındaki boşluğa da kar veya ufalanmış buz kitleleri aralarına kaya tuzu parçaları serpiştirilerek doldurulurdu. İyi bir soğutma sağlamak için 5kg ufalanmış buza karşılık ½ kg tuz kullanılırdı. Süt, şeker ve salep karışımının pişirilmiş ve hava sıcaklığına kadar soğutulmuş kitlesi bu kabın içine dökülür ve kapağı kapatılırdı. Bundan sonrası el gücü ile bir sağa, bir sola hareket ettirilerek devam edilirdi. Zaman zaman kapak açılarak kenardan içeriye doğru kitle karıştırılır, hem havanın içeriye girmesi sağlanarak dondurma kıvamı alması sağlanır, hem iç taraftaki kısmının kenardaki ile yer değiştirmesi temin edilirdi. Eskiden dondurma evlerde bu şekilde yapılırdı. Dondurmacılar da evlere bu şekilde servis yapardı.

Teknoloji gelişince buzdolapları ve soğutucu cihazlar piyasaya girdi. Dondurmacılar soğutmalı ve karıştırmalı makinalarda dondurma yapmaya başladılar. Meraklı hanımlar da buz dolaplarının derin dondurucu kısmında damak zevkine uygun dondurma yapmayı denediler.

Az zamanda çok para kazanma hırsını yenemeyen patronlar bu sefer batıdan anahtar teslimi dondurma fabrikalarını kurdurup bütün Türkiye’ye servis yapmaya başladı. Batının teknolojisi ve patenti ile üretim yaptığı için artık içeriklerini dahi açıkça bilemediğimiz katkı maddeli çeşit çeşit, rengarenk dondurma adını taşıyan ürünler bütün marketleri sardı.

Fabrikasyon dondurma üretimi ve kullanılabilen katkı maddeleri:

• Sütyağı(krema) en az %10-%16
• Yağsız süt katı kitlesi( sütte bulunan kazein, peyniraltı suyu proteinleri ve kabonhidrat olarak laktoz içerir) %9-%12
• Tatlandırıcılar( çoğunlukla şeker ve glukoz karışımı) %14-%19
• Stabilizer ve emülgatörler %0.2-%0.6
• Su %55-%64
• Çeşitli aroma ve boya maddeleri

Bugün fabrikasyon üretimde kullanılan Stabilizerler:

1. Keçiboynuzu zamkı veya sakızı( Locust Bean Gum veya Carob Bean Gum) E410:Çoğunlukla Afrika ve Akdeniz iklim şartlarında yetişen keçboynuzu ağacının tohum besidokusundan çıkartılan bitki materyelinin çözülebilir lifleri. Asırlar boyu keçiboynuzu çekirdeği kıymetli madenleri hassas tartmada kullanılmıştır. Karat ve karub kelimeleri benzer kaynaktan çıkmaktadır

2. Guar zamkı veya sakızı E412: Baklagiller familyasından Guar çalı bitkisinin tohumlarının besi dokularından çıkartılmaktadır. Hindistan ve Pakistanda yetişir. Son zamanlarda ABD Teksas’ta da yetiştirilmeye başlanmıştır.

3. Ksantan zamkı veya sakızı E415: Bir polisakkarittir. Et suyu kültür ortamında, Glukozun veya sakarozun Xanthomonas campestris bakterileri ile fermantasyonu sonucunda üretilir.

4. Sodyum alginat E401: Kahverengi esmer deniz yosunundan çıkartılır.

5. Karagenan E407: Kırmızı deniz yosunundan çıkartılır. Kıvam artırıcı.etilen klorohidrin oluşumu sebebi ile yüksek kanserojen,ülser ve zehirlenme riski taşıyor,

6. Agar agar E406: Kırmızı deniz yosunundan çıkartılır.

Stabilizerlerin herbiri farklı özellikler gösterir. İyi sonuç alınabilmesi için bazen iki veya daha fazla çeşit kombine edilerek kullanılır.

7. Jelatin(gelatin) E441: Hayvan kökenli bir proteindir. Eti helal olmayan, ya da kesim usulü helal olmayan hayvanların deri ve kemiklerinden çıkartılan jelatinin kullanılması halinde dondurmanın da haram duruma gelmesi söz konusudur. Emülgatörler

Dondurma için biraraya getirilen maddelerin homojen karışımını, düzgün yumuşayarak erimesini ve kolay yenmesini sağlamak için kullanılan katkı maddeleridir.

Dondurmanın orijinal emülgatörü yumurta sarısıdır. Ancak bugün kullanılmıyor. Bunun yerine iki farklı katkı maddesi kullanılıyor.

Mono ve di-gliseritler E471: hayvan veya bitki kökenli katı yağ veya sıvı yağların kısmi hidrolizinden elde edilmektedir. Kökeni hayvan olduğu veya kökeni belirtilmediği zaman Müslümanların tüketmekte dikkatli davranmaları gerekmektedir.

Polisorbat 80 E433: Bir yağ asidine bir glukoz alkol(sorbitol) bağından oluşan bir sorbitan esterdir. Kıvam artırıcı.Bitkisel ve hayvani yağ asitlerinden elde edilir. sentetik tatlandırıcı, köpük önleme ajanı ve hamur şartlandırıcı olarak kullanılır. Kökeni hayvan olduğu veya kökeni belirtilmediği zaman Müslümanların tüketmekte dikkatli davranmaları gerekmektedir.

Batıda bu yeni teknolojik gelişmeye paralel olarak evler için de elektrikle çalışan soğutma sistemli dondurma mikserleri devreye sokuldu ve isteyen dondurmasını evde yapmak için bu makinalardan satın alabilmektedir. Ülkemizde henüz bu yenilik yaygınlık kazanmamıştır.

Aroma ve boya katkı maddeleri

Hayvan kökenli olabildikleri gibi yapay aroma esansları yolu ile alkol bulaşması olabiliyor.

Biraz yorucu da olsa evde, sağlıklı, güvenli ve doğal dondurma yapmayı düşünen kardeşlerimize buzdolabının buzluk ya da derin dondurucu bölümünde dondurma yapabileceklerini önerebiliriz.

Bunun için, 1 lt yağlı süt, 200 gr toz şekeri, 5-8 gr doğal salep, istenirse 1gr çam sakızından oluşan karışım ocakta kaynatılır , karıştılır, yeterli kıvamlaşma olunca ocaktan indirilir. Normal oda sıcaklığına kadar soğutulur. Tencere ile derin dondurucuya konur. Zaman zaman dışarıya alınarak bir kaşıkla alt üst edilir, kenarlardan sıyrılır. Bu işleme dondurmanın homojenliğini ve özleşmesini sağlayıncaya kadar devam edilir. Dondurma kıvamı oluşunca da dondurma servise hazır olur.
KAYNAK

Saturday, May 19, 2007

DOMATES

Domateste ezber bozuldu!

ABD'de yapılan ve sonuçları, tıp dergisi ''Cancer Epidemiology, Biomarkers and Prevention''ın Mayıs sayısında yayımlanan araştırmaya göre anti-oksidan lycopene zengini domates, kanserin bu türüne karşı sanıldığı gibi etkili değil.

Araştırmacılardan, Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi'nden Dr. Ulrike Peters yaptığı yazılı açıklamada, elde ettikleri sonucun çok şaşırtıcı olduğunu ve önceki araştırmalarla çeliştiğini belirtti.

Araştırma sırasında, prostat kanseri olmayan 55-74 yaşları arasındaki 28.243 erkeğin, 8 yıl boyunca beslenmeleri izlendi, düzenli taramaları ve kan tahlilleri yapıldı. Bu erkeklerin yıllar içerisinde prostat kanserine yakalananlarla yakalanmayanları arasında, kanlarında çeşitli dönemlerde ölçülen lycopene düzeyi açısından bir farklılık olmadığı gözlendi.



AA

Friday, May 18, 2007

DEMİR

Vücudumuzda oksijeni demir taşıyor

Kan dolaşımında demirin nasıl yer aldığını şu şekilde özetleyebiliriz:
Yiyip içtiklerimizden alınan besinler kana geçer, oradan da organlara dağıtılır. Havadaki oksijen de akciğerlerden kana geçer; önce kalbe, sonra organlara ulaştırılır. Kan, bütün organların oksijen ve besin ihtiyaçlarını karşılar.

Kanda oksijen taşıyan kırmızı hücrelere alyuvarlar adı verilir. Bu hücreler en iyi şekilde işleyebilmeleri için düzenli olarak üretilmelidirler. Yaşlanan hücreler dalak tarafından devre dışı bırakılır ve kemik iliğinde yeni hücreler üretilerek kana verilir.

Alyuvarların oksijen taşıyabilmeleri için içlerinde kırmızı renklerini veren hemoglobin proteini ve bu proteine bağlı “demir” bulunur. Demir vücutta üretilemediğinden besinlerle alınması zorunludur.

Besinlerle alınan demir sindirim sisteminden kana geçtiğinde bazı taşıyıcılar tarafından alınır ve alyuvarların yapım yeri olan kemik iliğine götürülür. İhtiyaç fazlası ise çeşitli organlarda depolanır. Günlük demir ihtiyacı besinlerle karşılanamadığında bu depolardan faydalanılır.
Günlük alım yetersiz olduğunda veya aşırı ihtiyaç halinde depolar tükenir ve alyuvarların üretimi aksamaya başlar.

Üretim aksaması ilk başlarda vücudun aldığı çeşitli önlemlerle giderilmeye çalışılır. Önlemler yetersiz kaldığında "kansızlık" yani demir eksikliğine bağlı olarak alyuvarların yetersiz üretilmesinden kaynaklanan durum vücutta çeşitli belirtiler vermeye başlar.

Demir eksikliğinde neler olur?

Demir eksikliğinde, vücudun savunma kalkanı incelir. Oksijen gibi, her sağlıklı hücrenin ihtiyacı olan bir maddeyi taşımakla görevli demir vücutta yeteri kadar bulunamazsa, bağışıklık sistemi zayıflayacak, kapılar bütün hastalıklara açık hale gelecektir.

Demir yetersizliğinde, hemoglobin yeterli miktarda oluşturulamaz. Alyuvarlar küçülür, soluk renkli olur ve yeterli oksijen taşıyamazlar. İngilizce’de “yorgun kan (tired blood)” deyişi, demir eksikliği olan ve organlara, kaslara yeteri kadar oksijen taşıyamayan kanı tanımlamak için kullanılır. Yorgun kan ise “yorgun vücuda” yol açacaktır.

Demir sadece kan için değil, beyin için de hayati öneme sahiptir. Bir sinir hücresinden diğerine mesaj taşıyan “nörotransmitter”ler, sinir ileticileri görevlerini yerine getirebilmek için demire ihtiyaç duyarlar. Demir eksikliği çeken bir kişinin vücudu kadar, beyni de “yorgun” olur.

Demir eksikliği ve demir eksikliğinin sonucu olarak ortaya çıkan kansızlık (anemi), kendini aşağıdaki belirtilerle gösterebilir:

• Ciltte solukluk (özellikle çocukların yüzünde; yetişkinlerin el ayası ve tırnak diplerinde)
• Güçsüzlük
• Yorgunluk, halsizlik, çabuk yorulma
• Baş dönmesi
• Nefes darlığı
• Çarpıntı
• Odaklanmada güçlük
• Hafızada zayıflık
• Beyin işlevlerinde bozukluk
• Enfeksiyonlara daha kolay yakalanma, sık hastalanma
• İştahsızlık
• Fazla üşüme
• Kabızlık
• Tırnakların çatlaması, kırılgan olması
• Çocuklarda öğrenme güçlükleri ve davranış bozuklukları

Demir eksikliği hangi durumlarda görülebilir?

Demir vücutta üretilmediği için dışarıdan alınması zorunlu olan bir mineraldir. Demir eksikliğinin en önemli sebeplerinden biri beslenme ile yeteri kadar demir alınamamasıdır. Fakat geçirilen hastalıklar veya belirli yaşlar nedeniyle demir ihtiyacının artması da söz konusudur.

Etyemezlik (vejetaryenlik ve veganlık): Vejetaryenler et, sakatat yemezler. Veganlar ise, yiyecek seçimlerini daha da kısıtlayarak süt ve yumurta da dahil olmak üzere, hayvansal hiçbir besini yemezler.

Vücudun en iyi şekilde emebileceği ve kullanabileceği demir, kırmızı sakatatlarda ve hayvansal gıdalarda bulunmaktadır. Baklagiller, tahıllar, kuru meyveler demir içerse de, bitkisel kaynaklarda bulunan demir vücutta yeteri kadar değerlendirilememektedir.

Dolayısıyla, hayvansal besinleri tüketmeyen kişilerde demir eksikliği görülmesi muhtemeldir.
Günümüzde reiki gibi birçok “new age” din, takipçilerine et yememeyi telkin etmektedir. Yurtdışından ithal akım ve felsefeler, insanlara, etsiz hayatı övmektedir. Bunun sonucu olarak gittikçe daha fazla insan, bağışıklık sistemleri zayıflamış, renkleri solmuş bir şekilde, hastalıklara açık kapı bırakarak yaşamaya başlamıştır.

Yoksulluk veya zayıflama diyetleriyle yetersiz beslenme de demir eksikliğine yol açabilmektedir.

Hamilelik ve emzirme dönemi: Hamilelik döneminde anne, iki kişilik demir ihtiyacını karşılayacak şekilde beslenmelidir. Hamilelik döneminde artan kan hacmi nedeniyle de daha fazla demire ihtiyaç duyulmaktadır.

Belirli yaş grupları: Bebekler anne karnında geçirdikleri dokuz ay boyunca, kendi vücutlarında, dünyaya geldiklerinde altı ay yetecek kadar demir depolamaktadırlar. Anne karnında dokuz ayını tamamlayamadan dünyaya gelen prematüre bebeklerin ise bu deposu yeteri kadar dolmamıştır.

Bir ila üç yaş arasındaki çocuklar yemek yerken çok seçici olabildikleri için demir eksikliği görülebilir. Çok hızlı bir büyüme dönemi olan ergenlikte bütün minerallere olduğu gibi, demire olan ihtiyaç da artmaktadır.

Adet görme çağındaki genç kız ve kadınlarda da, aylık kan kayıplarına bağlı olarak daha fazla demir ihtiyacı görülmektedir.

Sporcular: Yüksek mukavemet gerektiren sporlarla uğraşan kişilerin demir ihtiyaçları daha fazladır. Uzun saatler spor yapan sporcularda demir depoları tükenebilir.

Hastalıklar: Ülser kanamaları ve parazit enfeksiyonları ile uzun süren ishaller, sindirim sistemi bozuklukları demir eksikliğine yol açabilir.

Sigara: Sigara içmek kansızlık riskini arttırır çünkü sigara içimi sırasında ortaya çıkan karbon-monoksitten üretilmiş olan karboksi-hemoglobinin, oksijen taşıma kapasitesi yoktur.

Aşırı çay ve kahve tüketimi: Çay ve kahvenin aşırı tüketilmesi, demir emilimini azaltmaktadır.

Demirden zırh nasıl sağlamlaştırılır?

Demir bakımından en zengin yiyecekler karaciğer, kırmızı et, yumurta, balık, istiridye, midye ve karidestir. Bitkisel kaynakları fasulye, nohut, mercimek, bezelye gibi baklagiller; kepekli olarak tüketilen buğday, darı ve yulaf gibi tahıllar; kurutulmuş üzüm, incir, kayısı, erik, badem, kabak çekirdeği, fıstık, ceviz gibi yemişlerdir. Enginar, patates, balkabağı, yer elması ve pekmez de iyi demir kaynaklarındandır.

C vitamini içeren domates, portakal, biber gibi besinler, vücudun demir emilimini arttırmaktadır. Demir bakımından zengin besin yenildiğinde, yanında C vitaminli bir besin de tüketilmesi tavsiye edilir.

Demir ve kanser

iyibilgi’de daha önce yayınlanmış olan “Kanser en çok neyi sever?” başlıklı yazıda Otto Warburg’a Nobel ödülü kazandıran buluşundan bahsedilmektedir. Warburg, 1930’lu yıllarda kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.

Kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerin oksijenli solunumunun, oksijensiz – anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir. (Otto Warburg)

Warburg buluşuyla, sağlıklı normal hücrelerin oksijene ihtiyaç duyduğunu, kanser hücrelerininse oksijenden kaçındığını anlatmaktadır. Oksijenin taşıyıcısı olan demir de, bu açıdan son derece önemlidir.

2004 yılında gerçekleştirilen bir kanser tedavisinde de demir oksit tanecikleri kullanılmış ve olumlu sonuçlar alınmıştır. Almanya'daki Charite Hastanesi'nde Dr. Andreas Jordan başkanlığındaki ekip, yeni bir yöntem uygulayarak kanser hücrelerini yok etmeyi başarmıştır.
kaynak

Tuesday, April 24, 2007

DEFNE, PARKİNSON, BAKLA


Parkinson'a karşı DEFNE


Tıpta henüz çaresi bulunamayan "Parkinson" hastalığına yakalanan İzmirli Taner Arda, hastalığını bakla yaprağı yiyerek yendiğini söyledi

Tıpta henüz çaresi bulunamayan "Parkinson" hastalığına yakalanan İzmirli İnşaat Yüksek Mühendisi Taner Arda, hastalığını bakla yaprağı yiyerek yendiğini söyledi. Yediği bakla yaprağı ile sağlına kavuştuğunu belirten parkinson hastası, evindeki saksılarda bile bakla yetiştiriyor.

Dünyada aralarında Muhammed Ali, Michel J. Fox gibi ünlülerin de bulunduğu 2 milyon parkinson hastasından biri olan 66 yaşındaki İzmirli İnşaat Yüksek Mühendisi Taner Arda, 14 yıldır mücadele ettiği parkinson hastalığını saksıda yetiştirdiği bakla sebzesinin yaprağını yiyerek yendi. Yediği bakla yaprağından sonra hastalığının durması üzerine İzmirli parkinson hastası, Kemalpaşa'da bulunan 43 dönüm arazisinin 20 dönümüne bakla ektirdi. Gittiği bütün uzun seyahatlerde saklama kabı içersinde yanında bakla yaprağı taşıdığını belirten Arda, tüm parkinson hastalarına bakla yaprağı yemelerini tavsiye ediyor. İnşaat mühendisliğinin yanı sıra resim ve heykel sanatçısı olan Arda, 14 yıldır parkinson tedavisi gördüğünü ve hastalığının ileri dereceye kadar ulaştığını söyledi. Bundan 2 yıl önce tedavisi sırasında hastanede tanıştığı bir hasta yakını tarafından bakla yaprağının parkinson hastalığına iyi geldiğini öğrendiğini kaydeden Arda, tavsiye üzerine bakla yemeye başladığını ifade etti.



4 YILDIR BAKLA YAPRAĞI YİYOR
İlk başlarda bir faydasını göremediğini belirten Arda, "Hastalığıma iyi gelecek tavsiyesi üzerine bakla yemeye başladım. Fakat bakla sebzesini yememe rağmen ilk başlarda bir fayda göremedim. Bu zaman zarfında yemeğinin yanı sıra, tohumunu, kökünü ve tanesini yemeye başladım. Ama yinede bir sonuç alamadım. Sonra bir süre baklaya ara verdim. Tekrardan bir arkadaşımın yaprağını yemeyi dene tavsiyesi üzerine, bakla yaprağı yemeye başladım. Son 4 aydır yediğim bakla yaprağı sayesinde, titremem ve ağrılarım durmaya başladı. Ben de her ilaç alışımın ardından taze bakla yaprağı yiyerek sağlığıma kavuştum" dedi.


Parkinson tedavisini halen devam ettiğini belirten Arda, şunları söyledi:
"Öncelikle hayata tutunarak, inanç içersinde mücadele etmek gerekiyor. Ben her gün düzenli bir şekilde ilaçlarımı alırım. Bunun yanında, resim ve heykel çalışırım. Bu çalışmalarım ile hayatla daha barışık oluyorum. 3 saat arayla günde 5 defa aldığım ilacın ardından bakla yaprağı yiyorum. Bu şekilde de hastalığımın verdiği rahatsızlıktan uzak bir şekilde günlük yaşamımı devam ettiriyorum. Şu anda evimin bahçesinde ve balkonunda ki saksılar içersinde bakla yetiştiriyorum. İhtiyaç duydukça saksıdaki bakla yapraklarını kopararak yiyorum."


Kendisi gibi parkinson hastası olanlara bakla yaprağı yemelerini tavsiye eden Arda, "Parkinson hastalarının muhakkak bakla yaprağı yemelerini tavsiye ediyorum. Yalnız, baklayı yoğurtla yememeleri gerekiyor. Hatta her mevsim bulunamayan bakla sebzesini arazim içersindeki 20 dönüme ektirdim. İsteyenler ücretsiz olarak buradan bakla ve yaprağını alabilirler" diye konuştu.


Taner Arda'nın 40 yıllık hayat arkadaşı Betül Arda (58) ise eşinin hastalığından dolayı elbiselerini dahi giyemeyecek bir durumda olduğu sırada bakla yaprağı yemeye başladığını dile getirerek, "Eşimin hastalığından dolayı kendisinde aşırı derecede titreme ve kasılmalar oluyordu. İlaçlarını kullanmasına rağmen kısmen kesilse de bunlar devam etti. Fakat bakla sebzesinin yaprağını yemeye başladığından bu yana inanılmaz bir şekilde hepsi son buldu" şeklinde konuştu.



PARKİNSON HASTALIĞI NEDİR?
Parkinson hastalığı beyinde hareketlerimizden sorumlu olan hücrelerin ufak bir bölümünün hasara uğraması ve eksilmesi, dejenerasyon sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hücreler dopamin adı verilen kimyasal bir madde salgılar. Dopamin, bilgileri bir sinir hücresinden diğerine gönderir. Beyinde yeterli dopamin yapılamazsa hareket ve denge işlevleri etkilenerek parkinson hastalığı belirtileri ortaya çıkar. Parkinson hastalığı ölümcül olmayan, yaşam beklentisini kısaltmayan ve felce yol açmayan bir hastalıktır.
KAYNAK

EN ÇOK ZAYIFLATAN YİYECEKLER


En çok zayıflatan 10 yiyecek


Esmer pirinç: B Vitamini deposu olması sayesinde proteinleri, yağları parçalıyor, hazmı kolaylaştırıyor.

Greyfurt: Metabolizmayı hızlandırıyor, vücut durencini artırıyor.

Kırmızı üzüm: Dolaşım sistemini temizliyor. İçerdiği lif, vitamin ve mineraller sayesine kolesterolün düşmesine yardımcı oluyor.

Salatalık: Lif zengini olması sayesinde tokluk hissi veriyor. Ayrıca sağlıklı bir su deposu.

Nar: Hormonları dengeliyor. Bu sayede kilonuzu kontrol etmeniz daha kolaylaşıyor. Ayrıca güçlü bir antioksidan.

Adzuki fasulyesi: (Küçük kırmızı fasulye) Fasulyeler arasında en az yağ oranına sahip. Vücutta daha fazla suyu tutuyor.

Brokoli: Lif ve C vitamini deposu. Ayrıca kilo vermeye yarayan kalsiyum içeriyor. Karaciğere iyi geliyor. Hazma yardımcı oluyor.

Elma: Hafif tatlı, bağırsakları harekete geçiriyor.

Kiraz: Yumuşak bir müshil etkisi yapıyor ve kilo kaybına neden oluyor.

Yulaf: Tok ve şişkinlik hissi veriyor. Bir kase lapası vücutta üç kase su tutmayı sağlıyor.
KAYNAK: TAMTIP

Friday, April 6, 2007

DOMATES


Domates Damar Tıkanıklığını Önlüyor





Daha önce kansere karşı etkili olduğu belirlenen domatesin bir faydalarına bir yenisi eklendi. Bilimadamları domatesin kanı daha akışkan hale getirerek damar tıkanıklığı ve daralmasını engellediğini açıkladı. Domates suyu da benzer bir etki yapıyor.

Vücutta bir yara açıldığı zaman kanın pıhtılaşmasını sağlayarak kan kaybını engelleyen kan pıhtısı hücreleri çok yoğun olduğu zaman damar tıkanıklığı ve daralmasına neden olabiliyor.

Bazı kişilerde de pıhtılaşmayı sağlayan ‘Platelet’ maddesi çok yoğun olarak bulunuyor, bu da damardaki kan akışını giderek zayıflatıyor ve zamanla damar tıkanıklığına neden oluyor. Yapılan araştırmalar domateste bulunan bir maddenin pıhtı hücrelerinin neden olduğu kan yoğunluğunu azalttığını ve kanı daha akışkan hale getirdiğini gösterdi.

SUYU DA YARARLI

Sonuçları İngiliz Platelet dergisinde yayınlanan araştırmaya göre; domatesin çekirdeğinin çevresindeki sarı sıvı işte bu etkiyi yaratıyor. Yani domates yemek ve domates suyu içmek faydalı. Üstelik domatesin kanı akışkan hale getiren ilaçlar gibi yan etkileri de yok.

BOL BOL DOMATES YİYİN

Uzmanlar sigara içenlere, doğum kontrol hapı kullanan kadınlara, uzun yolculuklar yapanlara, bütün gün oturarak çalışanlara kanı akışkan hale getirmek için bol bol domates yemesini tavsiye ediyor.


KAYNAK

Tuesday, April 3, 2007

DUT


Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür.

KAYNAK

DEFNE

  • Hazımsızlık, İştahsızlık, Mide bozukluğu ve Mide gazında,
  • Anjin, Grip, Süreğen Bronşit, Ateş nöbetlerini düşürmede,
  • Reglin gerekli gün sürmesini sağlamada çok faydalıdır,
  • Tohumları: defne yagı veya defne esansı ile yapılan karışımlar dıştan sürülerek Romatizma ağrılarına çok fayda verir.