Showing posts with label YAĞLAR. Show all posts
Showing posts with label YAĞLAR. Show all posts

Saturday, May 3, 2008

YAĞLAR VE KALORİLER...

1 gram yağ kaç kalorilik enerjiye eşit

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Arıoğlu, 25 yaşında ve 65 kilogram ağırlığındaki bir erkeğin vücut ağırlığının yüzde 14'ünün yağdan oluştuğunu bildirdi.

Prof. Dr. Halis Arıoğlu, Zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların üreticilerinin sorunlarının belirlenmesi ve çözümlerin tespiti amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna yaptığı sunumda, bitkisel yağın insan organizması için gerekli olduğunu, bu nedenle de beslenme zinciri içerisinde mutlaka yer alması gerektiğini ifade etti.

1 gram proteinin sağladığı enerji miktarının 4 kalori, 1 gram karbonhidratın sağladığı enerji miktarının 4.5 kalori olduğuna dikkati çeken Arıoğlu, ''1 gram yağın vücutta yakılması sonucu ise ortaya 9.3 kalorilik enerji çıkmaktadır'' dedi.

Arıoğlu, bir insanın günlük faaliyetlerini yerine getirilebilmesi için 2800-3000 kaloriye gereksinim duyduğunu ve bunun yüzde 35'inin (850-900 kalori) yağlardan alınması gerektiğini dile getirerek, şöyle konuştu:

''1 gram yağın 9.3 kalorilik enerji verdiği gözönüne alındığında, bir insanın günde 95 gram yağ alması gerekiyor. Normal beslenme kurallarına göre, insanlar gereksinim duydukları toplam yağın 3'te 1'ini sıvı olarak yemeklerle, 3'te 1'ini katı yağ olarak kahvaltılarda ve 3'te 1'ini de peynir, süt, fındık gibi besinlerle almalıdır. Yapılan hesaplamalara göre yemeklerle ve kahvaltılarla alınması gereken toplam yağ miktarı günlük 63 gramdır. Bu ise yılda kişi başına 23 kilogram yağ demektir. Bu miktar ülkemizde 2007'de 19.8 kilogram olarak gerçekleşmiştir. (17.2 kilogram bitkisel, 2.6 kilogramı hayvansal yağ olmak üzere). Yıllık kişi başına tüketilen yağ miktarı Sudan'da 8.6 kilogram, Çin'de 9.6 kilogram, Hollanda'da 23.3 kilogram, ABD'de 29.6 kilogram, Almanya'da 33.6 kilogramdır.

25 yaşında ve 65 kilogram ağırlığındaki bir insanın (erkek) vücut ağırlığının yüzde 14'ü yağdır. Bu yağ, deri altında, iç organlarda ve doku aralarında, yağ dokusu halinde veya lipit formları halinde bulunmaktadır. Yağlar hidrofobik özellikleri nedeniyle besinlerde saf olarak bulunur. Bu nedenle de enerjiye dönüşümleri kolay olmaktadır.''


-YAĞIN İNSAN SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMİ-


Prof. Dr. Arıoğlu, kimyasal yapı bakımından yağların doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar olmak üzere 3 grupta toplandığını söyledi.

Yağlarda bulunan doymamış yağ asitlerinin, doymuş yağ asitlerine oranının (P/S) önemli bir kalite faktörü olduğuna işaret eden Arıoğlu, ''Bu oran ne kadar yüksek olursa, yağların insan sağlığı açısından önemi de o kadar fazla olmaktadır'' dedi.

Halis Arıoğlu, doymuş yağ asitleri yüksek olan yağların insan sağlığı açısından tehlike oluşturduğuna işaret ederek, özellikle hayvansal kökenli yağların doymuş yağ asitleri bakımından zengin olduğunu, bu nedenle insanların ihtiyaç duydukları yağın en az yüzde 30'unun bitkisel kökenli yağlardan karşılanması gerektiğini kaydetti.

(aa)

Saturday, April 12, 2008

KANOLA YAĞI VE KANSER RİSKİ

KANOLA YAĞI VE KANSER RİSKİ….

Kanola Yağı, Kolza bitki tohumlarının genetik yolla ıslah edilmesi ile elde edilmiş tohumlardan üretilen bir yağ çeşididir. Kozla ise gıda yağ bitkilerinin içinde en fazla zehirli olanıdır. Öldürücü zehirli olduğu için Böcekler onu yemezler..

Kanada tarafından geliştirilip dünyaya tanıtıldığından dolayı "Canadian oil, low acid" kelimelerinin başlangıç harflerinin birleştirilmesinden oluşturulan canola(kanola) ismi ile yayılmıştır.

Kolza yağı uzun yıllar makinalarda ve bilhassa buharlı makinalarda yağlama maddesi olarak kullanılmıştır. İkinci Cihan harbinden sonra yenebilir yağ yapımına yönelinmiş 1950 li yıllarda marketlerde satılmaya başlanmışdı.

Ancak hayvanlar üzerinde yapılan deneyler insan sağlığında kalp hasarlarına sebep olduğunu ortaya koydu. Bunun üzerine bazı ülkelerin araştırmacıları bu yağın kullanılmasının tehlikeli olduğunu bildirdiler.

Yıllar gittikçe kötüye gidiyor. Kozla (kanola)yağı, insanda ve hayvanda amfizem solunum sıkıntıları, kansızlık, kabızlık, aşırı duyarlılık ve körlük sebebi olabiliyor. Yasak edildiği tarihte İngiltere ve Avrupada 1986-1991 arasında sığır, koyun vs gibi büyükbaş hayvanların yemlerinde kozla yağı kullanılmakta idi. O dönemde hızla DELİ DANA hastalığı başgöstermişti.

Kanola yağının etkileri konusunda fareler üzerinde yapılan çalışmalar pekçok problemleri göstermiştir. Farelerde kalp, böbrek, böbrek üstü ve trioid bezlerinin yağlı dejenerasyonu gelişme göstermiştir. Diyetlerinden kanola yağı çıkarıldığı zaman birikimler eriyor,fakat organlardaki hasarlı dokular geride kalıyor. Kanola yağı bağışıklık sistemini de zayıflatıyor.

Bu yağda yoğun bir şekilde bulunan erusik asitin akciğer kanseri ile bağlantıları üzerinde durulmaktadır. Sinir ve kan dolaşım sistemlerinde de zararlı etkileri olduğu bildirilmektedir. Zararlı etkilerinin kanola yağının doğrudan bir trans yağ asidi oluşu ile ilişkilendirilmektedir.

Bu yağlar kullanılarak üretilen margarinlerin daha da büyük bir risk taşıyacağı ifade edilmektedir.

Diğer yandan, Kanola tohumlarının genetik yapısı üzerinde oynanarak daha düşük erosik asit oranlı yağ elde edilmeye çalışılmakta olduğu bildirilmektedir.

Problem, çok ucuz olduğu için, haberimiz olmadan ekmekte, margarinde ve her çeşit işlenmiş gıdada kanola yağının kullanılmış olabileceğidir. Burada tüketici olarak bizim uyanık, bilgili ve sorgulayıcı olmamız önemlidir. Böylece gıdalarımızın içerisine katılabilecek bu gibi zararlı katkıların bilgisini önceden temin etmiş oluruz. Sağlıklı olmadığı için, Yemek yağı ve salata yağı olarak kanola yağı kullanmaktan kaçınmalıyız.

Bugün için bu yağdan ve türevlerinden uzak durmanın daha uygun olacağını düşünüyoruz.

kaynak: gıda raporu.com

Friday, February 1, 2008

KATKI MADDELERİ

Bugün dünya üzerinde, koruma, renklendirme, kıvamlandırma, tat verme, tatlandırma ve daha birçok özellikler vermek amacı ile yapay gıdalara 3000 den daha fazla katkı maddesi ilave edilebilmektedir. Bu katkı maddelerinin hiçbiri de tüketiciye fayda sağlayacak maddeler değildir. Üstelik burada sadece 15 tanesi için açıklayacağımız gibi birçok zararlı sonuçları olabilen maddelerdir. Buna rağmen hepsi de yasal olarak kullanıma açık tutulmaktadır. Üreticilerimiz kullanmaya, tüketicilerimiz de tüketmeye sorumsuzca devam etmektedir.

Siz tüketiciler, endüstri tesislerinde işlenmiş gıda maddeleri ile bu katkı maddelerine karşılık gelen bir riske doğru farkında olmadan koşuyor ve etiketlerini okuyup anlayıncaya kadar bir bilmece çözmedeki yorgunluğa denk bir yorgunluk yaşıyorsunuz.

Şüphesiz büyük ölçüde taze gıda maddeleri yiyerek bu nahoş katkı maddelerinden uzak durmak en iyisidir. En azından yemeklerinizde bazı işlenmiş gıda maddelerinin içerdiği aşağıdaki katkı maddelerinden uzak durmanızda ve etiketlerine baktığınızda kafanızı çevirip şöyle geçip gitmenizde sağlığınız için yarar vardır.

E310 Propyl Gallate

Bu koruyucu, katı ve sıvı yağların bozulmasını önlemek için kullanılmaktadır. Bitkisel yağlarda, et ürünlerinde, dilimlenmiş patateslerde, hazır çorbalarda ve sakızlarda koruyucu katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Çoğunlukla BHA ve BHT katkı maddeleri ile birlikte kullanılır. Kansere sebep olabilir. Gastrit ve cilt tahrişine neden olabilir, kandaki hemoglobine zarar verdiği için bebek ve küçük çocuk gıdalarında izin verilmemiştir.

E320 BHA ve E321 BHT

Butillenmiş hidroksianisol(BHA) ve Butillenmiş hidroksitoluen(BHT) katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılmaktadır. Tahıl ve ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda bu katkı maddesinin farelerde kansere sebep olduğu bildirilmiştir. Bebe mamalarında izin verilmemiştir, alerjik reaksiyon yapabilir, hiperaktiviteye, kanserojen, estrojen etkilere ve diğer olumsuzluklara sebep olabilir. Tükete geldiğiniz ürünlerin etiketinde bu katkı maddesinin kullanıldığı bilgisi varsa, bu katkı maddesini içermeyen bir başka marka ürünlere yönelmeniz sağlığınız için daha uygun olacaktır.

E924 Potassium Bromate

Bu katkı maddesi ekmek ve unlu gıdalarda hacım artırmak ve daha güzel ekmekiçi yapısı oluşturmak için kullanılmaktadır. Bromat hayvanlarda kansere sebep olmaktadır. Bromat ABD ve Japonya dışında bütün dünyada yasaklanmıştır.

E621Monosodium glutamate (MSG)

MSG, hazır çorbalar, salata sosları, sucuk, salam, sosisler, tütsülenmiş balık, patates cipsleri gibi pekçok paketlenmiş gıda maddelerinde lezzet artırıcı olarak kullanılmaktadır. Bir yazar ve sinir hastalıkları uzmanı olan Dr. Russell Blaylock’a göre; ani kalp ölümleri ile (özellikle sporcularda) ve MSG ve yapay tatlandırıcılar gibi katkı maddelerin sebep olduğu excitotoxic hasarlar arasında bir bağ bulunmaktadır. Excitotoxinler bir gurup heyecan artırıcı amino asitlerdir ki, bunlar hassas sinir hücrelerinin ölümüne sebep olabilir.

Pekçok tüketici de MSG nin hastalık yapıcı etkisini bizzat yaşamışlardır. MSG içeren gıdaları yedikten sonra ortaya çıkan bu rahatsızlıklar, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusmadır.Birçok üründe MSG kullanımı maalesef gizli yapılmakta etikette gösterilmemektedir. Eğer güvenli bir katkı maddesi ise üreticiler neden gizlerler?

E951 Aspartame (Equal, NutraSweet)

Bu yapay tatlandırıcılar diyet soda, diyet gıdalar ve düşük kalorili gıdalarda kullanılmaktadır. 1970 li yıllarda yapılan çalışmalarda farelerde beyin tümörüne sebep olduğu belirtilmiştir. 2005 de yapılan en son araştırmalar küçük dozlarda bile farelerde beyin tümörleri ile birlikte lenf ve kan kanseri meydana getirdiğini ortaya koymuştur.

Aspartama duyarlı insanlar, tüketimden sonra başağrısından, baş dönmesinden ve hallusinasyondan ızdırap çekebilirler. Aspartama duyarlı olan kişilerde anjioödeme veya göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur.

E950 Acesulfame-K

Asesulfam-K normal şekerden 200 defa daha tatlı dır. Fırın ve pasta ürünlerinde, sakızlarda, jelatinli şekerlemelerde ve meşrubatlarda kullanılmaktadır. İki fare araştırmasında bu maddelerin kansere sebep oldukları ve diğer çalışmalarda ise bu katkı maddesinin güvenirliğinin bulunmadığı ispatlanmaktadır.

Olestra

Olestra, Olean markası ile, krakerlerde ve patates cipslerde katı yağ yerine kullanılmaktadır. Bu sentetik katı yağ vücut tarafından emilememektedir. Bu madde ishale, gevşer bağırsak, karın ağrıları, beden gücünün azalmasına ve gazlanmaya sebep olabilir.

E250-E251 Sodium Nitrite (Sodium Nitrate)

Sodyum nitrit veya sodyum nitrat sucuk, salam, sosislerde, hazır et yemeklerinde, tütsülenmiş balıklarda, tuzlanmış bifteklerde ve diğer işlenmiş etlerde koruyucu, renk verici ve lezzet verici olarak kullanılmaktadır. Bu katkı maddeleri, nitrosaminler denilen kanser oluşturucu kimyasalların oluşumuna yol açarlar. Bazı çalışmalar, tüketilen konserve etler ve nitrit ile insanlarda oluşan kanser arasında bir bağın olduğunu göstermiştir. Nitritler nefes daralması, baş dönmesi ve baş ağrısı ile sonuçlanabilecek rahatsızlıklara sebep olduğu bildirilmektedir. Bebek ve küçük çocukların gıdalarında kullanılması kesinlikle yasaktır.

E220-E228 Sülfitler

SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür dioksit, sodyum veya potasyumsülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunurlar.

Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir.

Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

E210-E219 Benzoatlar

Benzoatlar, muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır. Fırın mamulleri, peynir, sakız, çeşni, dondurulmuş mandıra ürünleri, yumuşak şeker gibi gıda ürünlerinde, kozmetik ürünlerde, diş macunlarında eczacılıkta ağız yoluyla alınan bir çok ilaçta, öksürüğe karşı antiseptik ve mantara karşı merhem yapımında kullanılır. Astıma , sinirsel bozukluğa, ve çocuklarda hiperaktiviteye, kurdeşene neden olabilir ve astımı ağırlaştırabilir.

Bu gurubun önemli bir kısmını parabenler oluşturur. Parabenler gıda, kozmetik ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Metil, etil, propil, butil paraben ve sodyum benzoat bunlara örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.

İngilterede yapılan son araştırmalarda ise parabenlerin kullanıldığı ürünleri tüketen ve göğüs kanserine yakalanmış insanların kanserli dokularında paraben kimyasallar bulunmuştur. Bu parabenlerin, parfüm, deodorant, krem, güneş yağları, çeşitli makyaz ürünleri ve diş macunu kullanımı ile cilten absorbe edilerek vücuda girişinin sağlandığı anlaşılmıştır. Dokulara yerleşen parabenler östrojen hormonlarını artırarak dengeyi bozmakta ve kanser tümörleri oluşmaktadır.

Bu bulgulardan sonra yukarıda ismi geçen ürünlerin paraben içeren çeşitlerinden şiddetle kaçınılması sağlığımızın bir gereği olmalıdır..

Hydrogenated Vegetable Oil(Hidrojene edilmiş bitkisel yağ)

Margarinler gıda katkı maddesi olmadığı halde burada zikretme ihtiyacı duyduk. Zira margarinler burda zikri geçen katkı maddelerinden de daha büyük tehlikeler arzetmektedir.

Hidrojene edilmiş bitkisel yağları yapmak için kullanılan proses, kalp rahatsızlıklarını ve şeker hastalığını teşvik eden trans yağlarını husule getirmektedir. “The Institute of Medicine” tüketicilerin trans yağları mümkün mertebe çok küçük miktarlarda tüketmelerini önermektedir. Etiketlerinde margarin ve bitkisel katı yağları içeren krakerler, kuru pasta, bisküvi, pasta ürünleri, salata sosları, ekmek ve benzeri ürünleri tüketmekten kaçınmalısınız. Bunlar ekseriya ürünün raf ömrünü uzatmak, lezzetini sabit tutmak ve ucuza mal etmek için kullanılmaktadır.

E102 Tartrazin

Renklendirici; Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, sakızlar, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, tatlı, reçel, unlu gıdalar, çerez, konserve balık, hazır çorbalar, alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Tartrazin duyarlı insanlarda kurdeşen veya astım ataklarına neden olabilir. tiroid tümörü, kromozom hasarı, hiperaktivite ve aspirin duyarlılığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir;Norveç ve Avusturya'da yasaklandı.

E133 Blue 1 ve Blue 2 (Brilliant blue FCF)

Renklendirici; sentetik kömür katranından üretiliyor; mandıra ürünleri, tatlılar ve içeceklerde kullanılır; farelerde beyin tümörüne sebep olmuştur. Çocukların tüketmesi tavsiye edilmiyor, Belçika, Fransa, Almanya, ısviçre, ısveç, Avusturya ve Norveç'te yasaklandı.

E127 Red 3(Erythrosine)

Renklendirici; kiraz ve vişne, konserve sebze, muhallebi, tatlı, pasta,biskuvi ve çerezlerde kullanılır; ışığa karşı duyarlılığa ve troid hormonu seviyesini arttırıp hipertroidism'e neden olabilir; farelerde yapılan çalışmada troid kanserine neden olduğu saptanmıştır; Avustralya, Amerika ve Norveç'te yasaklandı.

E110 Yellow 6(Sunset Yellow, FCF, Orange Yellow S)

Renklendirici; sentetiktir;unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek ve konserve balık, hazır çorba ve bazı şurup cinsi ilaçların üretiminde kullanılır; yan etkileri kurdeşen, rinit (burun akması), burun tıkanıklığı, alerji, hiperaktivite, böbrek tümörü, kromozom hasarı, karın ağrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iştahsızlıktır; Norveç'te yasaklandı.

Kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Parabens
Yeniden Gıda Raporu. Dr.Müh.H.K.BÜYÜKÖZER
http://www.chm.bris.ac.uk/webprojects2002/price/azo.htm
http://mst.dk/udgiv/publications/1999/87-7909-548-8/html/kap05_eng.htm
http://www.sixwise.com/newsletters/06/04/05/12_dangerous_food_additives_.htm



KAYNAK

Thursday, June 7, 2007

BEYİN GÜCÜ- AYURVEDA

Beyin gücünüzü açığa çıkartın

Ayurveda ve beyin gücünüzü açığa çıkararak sağlıklı ve mutlu olmak elinizde. Yapmanız gereken tel şey bu haberi okumak ve 7 kolay yöntemi uygulamak. Hazır mısınız?

Beyninizi açmanın 7 anahtarı


Hintlilerin eski tedavi sistemi Ayurveda, zihinsel performansa dair üç yaklaşım sunar:

dhi : Öğrenme ve kavrama

dhriti : Bilginin saklanması

smriti : Hafıza ya da hatırlama gücü


Ayurveda uzmanı Rama Kant Mishra, "En iyi zihinsel performans ve zihinsel potansiyelin tam anlamıyla kullanılması için, bu üç etmenden her birinin en yüksek seviyesinde olması gerekir. Daha da önemlisi, üç etmen arasındaki koordinasyon en ideal seviyede olmalıdır," demektedir. Ayurveda, sağlıklı bir yaşam için üç temel ögeye dikkat edilmesini önerir: beslenme, uyku ve yaşam tarzı. Aşağıda, Mishra'nın sunduğu ve beyin gücünü artıracak bazı ipuçları bulunmaktadır:

Saf ve "öğretici" gıdalar alın

Mishra, "Ayurveda'ya göre, vücut tarafından emilerek yüzde yüz fayda sağlanması açısından doğal ve saf gıdalar almak çok önemli" demektedir. Gıdalar, doğadaki halleriyle en besleyici değere sahip olur.

Genetik olarak değiştirilmiş, işlenmiş ya da arıtılmış gıdalar, doğal besin değerlerini büyük ölçüde yitirir. Mishra, bu tür gıdaların, zihinsel yeteneğe ilişkin üç özellik -kavrama, saklama ve hatırlama- arasındaki idraki ve koordinasyonu bozduğunu iddia eder.

Kutulanmış ya da suni katkı maddeleri ve koruyucular ile saklanmış ya da yapay renk ve tatları olan gıdalar da birer tabudur. Mishra, taze ve organik malzemelerle yemek pişirmenin daha fazla zaman ve çaba gerektirdiğini kabul eder ve şöyle der: "Ama, beyniniz ve aslında tüm sisteminiz, bunun için size teşekkür edecek ve daha yüksek performans göstererek çabalarınızın karşılığını ödeyecektir."

Dengeli beslenmeye özen gösterin

Ayurveda, vejetaryen beslenme tarzını önerir. Mishra, "Tahıllar ve baklagiller, beyni besler" demektedir. Pişirilmiş yeşillikler yiyin. Meyve ve sebzeye ağırlık verin. Tatlı ve sulu meyveler, harika birer temizleyicidir; toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar.

Yağı tamamen bırakmayın; yağ, beyin dahil vücut genelinde bazı yaşamsal işlevlere sahiptir. Mishra, vücutta besleyici maddelerin emilimini engelleyen, yararsız ve ıvır zıvır yiyecekler ile şekerli içecekleri azaltmayı tavsiye eder.

Ayurveda'ya göre iyi beslenme alışkanlıkları, en az ne yediğiniz kadar önemlidir. Yemek yemek için oturmak, işe ya da başka aktivitelere odaklanmak yerine yemeğe odaklanmak, zevkini çıkararak yemek önemlidir. Buz gibi soğuk içecekler, sindirimi olumsuz yönde etkiler ve besleyici maddelerin vücut tarafından kolayca özümsenmesini engeller. Bu yüzden, çok soğuk içeceklerden uzak durulmalıdır.

Antioksidanların gücünü kullanın

Beyin, özellikle serbest radikaller, stresi tırmandıran oksijen tabanlı reaktif kimyasallar, kirlilik ve gıdalardaki kimyevi maddelerden gelecek zararlara karşı hassastır. Serbest radikallerin hastalık ve yaşlanma ile bağlantısı olduğu geniş kabul görmektedir. Bu yüzden antioksidanlar, beynin etkin çalışması için yaşamsal öneme sahiptir.

En yeni araştırmalar, yabanmersininin antioksidan değeri nedeniyle beyni besleyen önemli bir yiyecek olduğunu göstermektedir. Ayurveda'ya özgü antioksidan gıdalar arasında Amalaki olarak bilinen Hint bektaşi üzümü bulunur. Bu gıda, diğer baharatlarla birlikte en zengin C vitamini kaynağı olarak bilinir. Serbest radikallerden tam korunma için hücre duvarlarının içinde ve dışında etkili olabilecek bir antioksidan bulmaya çalışın.

Zihinsel potansiyeli geliştirmek için baharat ve aroma kullanın

Ayurveda, "Medhya" baharatları adı verilen özel bir baharat grubundan söz eder. Bunlar, özellikle zihin için yararlıdır. Mishra, "Bu baharatların her biri, öğrenme, saklama ve hatırlama yetilerini geliştirir; bu üç etmen arasındaki koordinasyonu güçlendirir," demekte ve eklemektedir: "Beynin güçlü bir biçimde beslenmesini sağlarlar." Zihin sağlığını ve zihinsel fonksiyonları geliştirdiği bilinen, Ayurveda'ya özgü baharatlar arasında Shankhapushpi ya da Aloeweed, otantik Brahmi ya da Herpestis monniera, Indian Pennywort ya da Centella asiatica (Gotu Kola olarak da anılır) bulunur.

Bazı esanslı yağlar, zihin için mükemmel birer aromaterapidir. Zihin açıklığı ve dikkat için biberiyeyi deneyin. Zihinsel yorgunluğu yok etmek ve konsantrasyon gücünüzü artırmak için fesleğen yağı kullanın. Nane ve limon yağları, zihni uyarıcı etkisi olan diğer maddelerdir.

Stresi kontrol edin

İster zaman baskısından, isterse zorlu iş ilişkilerinden kaynaklansın, stres ve endişe, zihinsel performans üzerinde çok olumsuz etkilerde bulunabilir.

Sakin, dingin ve dengeli bir zihin, odaklanma, dikkat süresi, bilginin saklanması ve sorun çözme yeteneği bakımından rakipsizdir. Mishra, "Ciddi bir sorun haline gelmeden stresi kontrol etmek önemlidir; çünkü, stresin beyin hücrelerine zarar verdiği ya da yok ettiği bilinmektedir. Öte yandan, pek çok sinir ilacının, zihinsel performansı daha da zayıflatan yan etkileri olabilmektedir," der.

Gelecekteki işleri planlamak ve zaman çizelgelerini yönetmek, yoğun zihinsel aktivite esnasında kısa aralar (beş dakika bile olsa) vermek ve iş ile dinlenme arasında sağlıklı bir denge kurmak da işe yarar. Transandantal Meditasyon tekniği ya da diğer rahatlama teknikleri de stresi kontrol etmede yararlıdır. Rahatlatıcı müzik dinlemek, sandal ağacı ya da lavanta gibi rahatlamanıza yardımcı olacak kokular kullanmak, tek başına ya da kafa dengi bir arkadaşla sakin bir akşam yürüyüşüne çıkmak, zihni ve duyguları dengelemeye yardım eder.

Yeterli ve kaliteli uyku uyuyun

Modern toplumun bir başka sorunu olan yetersiz ya da verimsiz uyku da stresle yakından ilgilidir. Mishra, "Diyet ve yaşam tarzının yanı sıra uyku da Ayurveda'nın temel taşlarındandır. Bu üç etmenin tamamının karşılanamaması durumunda iyi bir fiziksel ve zihinsel performans sağlanamaz," der.

8 saat boyunca uyumak, kaliteli uykudan daha az önemlidir. Ayurveda'ya göre kaliteli uyku, zihnin duyularla olan bağlantısını tamamen kopardığı zaman gerçekleşir. Zihni besler ve gençleştirir; kısa ve uzun zamanlı zihinsel gücü geliştirir. Mishra, gün boyu vücut direncini artırmak ve geceleri kaliteli bir uyku için, her gün ılık yağlarla tüm vücuda masaj yapmayı önerir. Kafein, alkol ve nikotin gibi uyarıcı maddeleri kesmek, yatak odasında işle ilgili malzeme bulundurmayı yasaklamak ve zihni rahatlatıcı bir uykuya hazırlamak için akşamı uyarıcı etkinlikler yerine sakinleştirici işlerle geçirmek faydalı olur. Aromaterapinin de yararı büyüktür. Lavanta, papatya, yasemin ve tatlı portakal karışımını ya da sade lavantayı deneyin.

Kullanın ya da kaybedin!

Yaşınız ya da mesleğiniz ne olursa olsun, beyninizin en üst düzeyde performans göstermesi için sürekli kullanılması gerekir. Mishra, "Beyninizin hurdalıktaki bir araba gibi paslanmasını istemiyorsanız, bulmaca çözerek, Shakespeare'den dizeler ezberleyerek ya da yeni bir beceri öğrenerek beyninizi çalıştırın," der. Zihninizdeki şeyleri netleştirmek için sorular sormak, görselleştirme teknikleri ve çağrışımlı hafıza oyunları, beyni zinde tutabilir.
KAYNAK

Tuesday, June 5, 2007

TRİGLİSERİD


Trigliseridlerdeki doymuş yağ asitleri, kardiyovasküler rahatsızlıklarla bağlantılı olan kan kolestrol seviyesinin yükselmesine katkı sağlamaktadır. Harvard Üniversitesi araştırmacılarının 1994 deki bir çalışmalarında,Hidrojenize edilmiş yağ tüketen insanların, hiç tüketmeyen veya çok az tüketen insanlara nazaran yaklaşık iki misli kalp krizi geçirme riskine sahip olduklarını rapor etmişlerdir.

Hidrojenize yağlar , sıvı yağların , sıvı olmalarını sağlayan çoklu bağlarının hidrojenle doyurularak katı hale dönüştürülmüş şeklidir. Bu işlem sırasında trans yağ asitleri de oluşur. Trans yağ asitleri bir grubun adıdır. Bir tek maddenin değil bir grubun adıdır. Sonuç ürünün kompozisyonu uygulanan hidrojenizasyon işleminin koşullarına bağlıdır. Bu yolla elde edilen trans yağlar sentetiktir. Yani doğada bulunmazlar. Vücudumuz bu sentetik trans yağları tanımaz. Yemeklik yağ olarak tükettiğimiz doğadaki yağların tümü trans formunda olmayan yağlardır.

Gevişgetiren hayvanların süt ve etinde de az miktarda trans yağ asidi (biyohidrojenizasyon yoluyla)bulunmaktadır. Ancak bu trans yağ asitlerini , sentetik trans yağ asitleriyle karıştırmamak gerekir. Aynı kompozisyonda olan yağlar değillerdir. Çalışmalar doğal trans yağ asitlerinin herhangi bir zararını tesbit etmemiştir. Günlük alınan doğal trans yağ miktarı da sentetik trans yağ asidi alımının en az 25 katı daha azdır.

Yapılan bilimsel çalışmalar bu sentetik trans yağ asitlerinin sağlığa zararlı olduğunu göstermiştir. Danimarka 2003'te bu yağların kullanımına en büyük sınırlamayı getirdi. Bunu Kanada takip etti. ABD'nin New York eyaletini diğer eyaletler takip etmekte...

ABD'nin Boston kentindeki Harvard Kamu Sağlığı Okulu'ndan Dr. Frank B. Hu, yaptıkları çalışmanın, kanlarındaki trans yağ seviyesi yüksek olan kadınların olmayanlara göre kalp krizi geçirme riskinin üç kat fazla olduğunu ortaya çıkardığını bildirmiştir. Circulation dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, kırmızı kan hücrelerindeki trans yağ oranının trans yağ tuketimiyle bağlantılı olduğu, bunun da kötü kolesterolun (LDL) yükselmesi ve iyi kolesterolun (HDL) düşmesiyle ilgili bulunduğu belirtildi.

Muhtelif geniş çaplı çalışmalar erken ölümlerle yüksek miktarda trans yağ tüketimi arasında kuvvetli bir bağın olduğunu göstermektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve İlaç İdaresi(FDA), Amerikan Kalp Kurumu(AHA) gibi kuruluşlar trans yağ girişini sınırlamaları için topluma uyarıda bulunmaktadırlar.

Hidrojenize Yağların Verdiği Zararlar :

Koroner Kalp Hastalığına sebep olduğu kesinleşmiştir. Diyabet, Obezite, Kanser, Kısırlık (ovulasyonun baskılanması), Karaciğer Fonksiyon Bozukluğu, Hücre Fonksiyon Bozukluğu (zar yapısını bozarak) )(birçok hastalığın kapısını açmaktadır)(Alzheimer, Parkinson vb)gibi hastalıklara sebep olmasıyla ilgili pek çok bilimsel çalışma mevcuttur. Annenin beslenme tarzına (trans yağ asitleri tüketimine)bağlı olarak anne sütüne geçtiği kanıtlanmıştır. İyi kolestrol (HDL :high density lipoprotein) seviyesini düşürmektedir. Kötü kolestrol (LDL : low density lipoprotein) seviyesini yükseltmektedir. Kandaki Lp(a) atherogenic lipoprotein oranını yükseltmektedir. KAndaki yağ oranını yükseltmektedir. Alınan kalori aynı olmasına rağmen vücutta(özellikle karın bölgesi)yağ birikimi ve kilo alımına sebep olmaktadır.

Ne Yapmalıyız?

Hidrojenizasyon yöntemiyle üretilen margarin ve diğer katı yağları tüketmekten en kısa zamanda vazgeçmeliyiz.

Biskuvi, kek, çikolata, kraker, gofret, cips, salata sosları gibi etiketinde "hidrojenize yağ" icerdiği belirtilen gıdaları tüketmemeliyiz. Etiketlerde bu bilgi "hidrojene nebati yağ", "hidrojene bitkisel yağ" şeklinde yer alabilir.

Etiket bilgisi olmadığı halde farkında olmadan aldığımız trans yağlar da söz konusudur:

Pastane ürünleri : hamur işleri, kekler , kurabiyeler, pastalar, poğacalar , krakerler, çörekler, börekler, baklava vb tatlılar ve diğer ürünler,

Lokantalarda tüketilen yemekler, catering yemekleri : Lezzet vermesi ve ucuz maliyet amacıyla yemeklere katılmaktadır. Bundan başka kızartma yağları da trans yağ açısından son derece zararlıdır. Patates kızartmaları, tavuk kızartmaları (nuggetlar), donutlar , pizzalar, lokantalarda yapılan diğer kızartma ürünler ... Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da tüketicinin daha sağlıklı olduğunu düşünerek "fast food" da tavuk kızartmalarına yönelmesidir. Tavuk daldırarak kızartma yöntemiyle pişirilir. Yüksek oranda trans yağ içeren bu beslenme tarzı da son derece zararlıdır.

Alkolden de, sigaradan da daha kapsamlı zararlıdır.

Hepimiz biliyoruz ki sigara,uzun yıllar sessiz sedasız milyonlarca insan tarafından kullanıldı. Sonunda sağlıktaki zararları ortaya çıkınca, sigara paketlerine “sağlığa zararlıdır” ifadesinin yazılması zorunlu hale getirildi. Ancak dünyada milyonlarca sigara tiryakisi, milyonlarca kalp hastası, milyonlarca kanserli, milyonlarca ayağı kesilmiş, kolu kesilmiş, milyonlarca ölüm vakası yaşandıktan sonra paketteki bu cümlenin ne kadar değeri olabildi ki.

Korkarız, yarın aynı akibet margarin cinsi yağlarla insanlığın başına yeni bir felaket olarak gelecektir. Sigara paketlerinde yazıldığı gibi, Margarin cinsi yağların paketleri üzerinde de “ÇOK ZARARLIDIR” ifadesi yazılacağı gün inşaallah iş işten geçmiş olmaz…

Sağlığımız ve sağlıklı nesiller için beslenme alışkanlıklarımızı mutlaka değistirmeliyiz.

Kaynak :

Wednesday, May 30, 2007

ÇAMPİSAJ

Hint usulü baş masajı
Çampisaj, 5 bin yıldır Hindistan'da uygulanan bir masaj yöntemi. Zihni dinlendiriyor ve rahatlatıyor; bedene sıkışıp kalmış duygusal sorunlardan arınılmasını sağlıyor. Böylece dinlenmiş bedenin iyileştirme gücü ortaya çıkıyor. Aromatik özyağlarla uygulanan bu teknik, kasları rahatlatarak kan dolaşımını hızlandırıyor, hücre ve dokuların beslenmesini, bedenin toksinlerden arınmasını sağlıyor. Çampisaj, yüz, saç derisi, saçlar, boyun, üst beden ve sırta aromatik yağlarla uygulanıyor. Masaj yapılan bölgelere; hindistan cevizi, tatlı badem, zerdali ve susam yağıyla ihtiyaca göre belirlenen aromatik özyağların karışımı sürülüyor. Bu yağların kokusu, iç dünyaya yolculuğa çıkarıyor ve zihnin günün tüm sıkıntılarından arınmasını sağlıyor.

KAYNAK: TAM TIP

Saturday, May 26, 2007

ZEYTİNYAĞI


Saf zeytinyağı 101 derde deva

Zeytinyağı evimizle, ahalimizle, güzelliğimizle yani her şeyimizle ilgileniyor. Belki de yüzyıllardır bu yüzden vazgeçilemeyen bir tutku. İşte zeytindağı'nın her alandaki faydaları


Saf zeytinyağı 101 derde deva

Burcu Hilal'in haberi

Zeytinyağı evimizle, ahalimizle, güzelliğimizle yani her şeyimizle ilgileniyor. Belki de yüzyıllardır bu yüzden vazgeçilemeyen bir tutku. Amerikalı yazar Carol Firenze de, zeytinyağı ile hayatı güzelleştirmenin 101 yolunu keşfeden bir araştırmacı. Tüm deneyimlerini “Zeytinyağı Tutkusu” kitabında bir araya getiren yazar, bu tutkunun peşinden öylesine gitmiş ki, Mısır piramitlerinin sırrının zeytinyağıyla ilgisi olduğu nu söylüyor.

Zeytinyağı özel bir gıda. Sağlık için sayılamayacak kadar çok yararı var. Bu nedenle olsa gerek Ege ve Akdeniz kültüründe büyüyenler için olmazsa olmazdır. Mobilyaların temizlenmesinden bebeklerin bakımından evcil hayvanların beslenmesine, çok özel yemek tariflerinden yüz maskelerine kadar pek çok alanda işe yarıyor.

3 bin yıl yaşayabilen belki de tek ağaç. Gövdesi yok olsa bile kökü yeniden filizleniyor. Bereketli mi bereketli. Ama yine de çok az insan bu bereketinin farkında. Semavi dinlerde de zeytine kutsallık atfedilmiş. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas), bir hadisinde, zeytinyağının yetmiş hastalığa faydasını ifade eder. Zeytinyağına tutkuyla bağlananlardan biri de Amerikalı yazar Carol Firenze. Rengine, tadına, kıvamına, çeşidine, mistikliğine, kokusuna, her şeyde kullanılabiliyor olmasına, kısacası her şeyine tutkun. Firenze, Amerika’daki “Zeytinyağı Tutkunları Kulübü”nün kurucusu. Komili’nin katkılarıyla LEda Yayınları’ndan çıkan “Zeytinyağı Tutkusu” kitabının da yazarı. Firenze, İtalya’daki Carli Zeytin Ağacı Müzesi’ndeki bilgilere göre bir yetişkinin bir yıl boyunca spor, kişisel temizlik ve tedavi gibi sebeplerle kullandığı zeytinyağı miktarının ortalama 55 litre olduğu bilgisini de okuyucularıyla paylaşıyor. Carol Firenze, kitabında yüzyıllardır sırrı çözülemeyen mimari harikası Mısır piramitlerinin ardındaki sırrın, piramitleri oluşturan taşların hareketini kolaylaştıran maddenin, zeytinyağı olma ihtimalinden de söz ediyor. Olur mu olur! Bu özel gıda, kendisiyle ilgisi olmasa dahi “Zeytinyağı gibi üste çıkmak” deyimini hiç hak etmiyor.


En iyi tıraş köpüğü, zeytinyağı

Piyasada erkekler için sayısız tıraş köpüğü var. Ama Carol Firenze, en iyi tıraş losyonunun zeytinyağı olduğunu iddia ediyor. Zeytinyağı, yüzünüzü yumuşatmada ve rahatlamada bire bir. Hem de basit kesik ve sıyrıkları da tedavi etme özelliğine sahipmiş. Bir dahaki sefere yeni bir kozmetik almadan önce zeytinyağı ile tıraş olmayı deneyebilirsiniz. Carol Firenze nasıl tıraş olacağınızı da tarif ediyor:

* Yüz kıllarını mutlaka profesyonel kesim aleti yardımıyla kısaltın.

* Yüzünüzü öncelikle sıcak havlu koyarak yumuşatın.

* Daha sonra zeytinyağı ile ovun ve birkaç dakika bekleyin.

* Jilet veya elektrikli tıraş aletiyle saç ve kılların yönünü dikkate alarak tıraş edin, ara sıra su serpmeyi unutmayın.

* Zeytinyağını yeniden sürüp tıraş ettiğiniz yeri ters istikamette tekrar tıraş edebilirsiniz.

* Tıraştan sonra yüzünüze soğuk ıslak havlu bastırın. Kurulayın ve tıraş losyonu sürün.


Altın sıvının şaşırtan yararları

* Şaşıracaksınız ama, havadaki sigara dumanını ve kirliliği temizleme yollarından biri de zeytinyağı kullanmak. Zeytinyağına bandırılmış pamuk ya da keten fitilleri yakarak odanızın havasını değiştirebilirsiniz.

* Astım hastalığı olanlar zeytinyağı kandillerini rahatlıkla kullanabilir.

* Yumuşak bir bezin üzerine birkaç damla zeytinyağı dökün ve değerli takılarınızı ovun.

* Kızartma tavalarınızı asla bulaşık makinesinde yıkamayın. Elde yıkayıp, bir havluyla kuruladıktan sonra zeytinyağıyla iyice ovarsanız ömrünü uzatırsınız.

* Eğer bir balık tutkunuysanız, oltanızın ucuna ve ipine sertleşmemesi için zeytinyağı sürebilirsiniz.

* Evinizdeki büyük yapraklı bitkilere ya da çiçeklere ayda bir kez, bir tatlı kaşığı zeytinyağı dökerseniz hem canlanır hem de beslenmiş olur.

* Sıkışan fermuarlarınızı zeytinyağı ile çözebilirsiniz.

* Sivrisinekler zeytinyağı sürülmüş cildi ısırmıyor. Yaz mevsimindeyiz, aklınızda bulunsun.

* Doğumda sonra oluşan çatlaklar zeytinyağı sürüldüğünde büyük oranda yok oluyor.

* Bebeğinizin ıslak mendilini kendiniz yapabilirsiniz.

(Zaman)

Thursday, May 24, 2007

DİYET

Taş devri diyetine geri dönelim

Özellikle son 50-100 yıl içinde doğal olmayan, katkı maddeli yiyeceklerin tüketiminin artması beraberinde hastalıkları da getirdi. Gelin bu hastalıkların olmadığı dönemlerde insanların nasıl beslendiğine ve günümüzde bu prensipleri nasıl uygulayacağımıza bakalım.

Özellikle son 50-100 yıl içinde doğal olmayan, işlenmiş ve katkı konulmuş gıdalar, margarin gibi kimyasal yolla katılaştırılmış, ayçiçeği, mısır gibi sıcak preslenmiş sıvı yağlar aşırı şekilde kullanılmaya başlanmış; buna karşılık taze sebze, meyve ve tencere yemeklerinin tüketiminde de belirgin bir azalma olmuştur.

Gen yapımız ve buna bağlı vücudumuzda gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar doğal olmayan yiyeceklerin tümü ile başa çıkacak yeteneğe sahip değillerdir.

Genler ve yiyecekler arasındaki bu uyumsuzluk hali şişmanlık, diyabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, müzmin yorgunluk , kanser ve osteoporoz (kemik erimesi) gibi son yıllarda müthiş artış gösteren çok sayıda müzmin hastalığa neden olmaktadır.

Bu hastalıklardan korunmak istiyorsak mümkün olduğunca 5-10 bin yıl öncesine benzeyen bir diyet uygulamalıyız.

Geleneksel diyet ile modern diyet arasındaki temel farklılıklar.

Geleneksel diyetler:

Glisemik endeksi düşük
Vitamin ve mineralden zengin gıdalar
Verimli toprak sebze meyvesi
Doğal gübre
Sakatat ağırlıklı, et az
Hayvansal yağlar
Trans enoik yağ oranı düşük
Omega-6/omega-3 oranı düşük (4:1'ten az)
Özgür dolaşan gıda ürünleri
Katkısız gıdalar
Çiğ ve/veya fermente süt ve ürünleri
Islatılmış ya da fermente tahıl ve baklagiller
Rafine edilmemiş tuz
Fermente sebzeler
Fermente meşrubat (boza, şalgam, şıra vb)
Yavaş ısıtma
Toprak ve bakır kaplar
Yerli tohumlar

Modern diyetler:

Glisemik endeksi yüksek gıdalar
Vitamin ve mineralden fakir gıdalar
Verimsiz toprak sebze meyvesi
Suni gübre, hormonlar
Et ağırlıklı, sakatat az
Bitkisel yağlar
Trans enoik yağ oranı yüksek
Omega-6/omega-3 oranı yüksek (20:1'den fazla)
Suni yemle beslenen hayvanların gıda ürünleri
Gıda katkı maddeleri
Pastörize homojenize süt ve süt ürünleri
Rafine ya da ekstrakte tahıl ve baklagiller
Rafine tuz
Konserve sebzeler
Gazozlar, kolalar, boyalı meşrubatlar
Hızlı ısıtma(mikrodalga)
Teflon, alüminyum
Melez tohumlar, genetiği değiştirilmiş tohumlar

Genel ilkeler

• İki beyaz (şeker ve beyaz un) mümkünse hiç yenmemelidir. Tuz (üçüncü beyaz) tamamen kesilmese de iyice azaltılmalıdır.
• Her yiyecek doğal şekline en yakın olarak tüketilmelidir.
• Yasaklar haricinde yeme sınırı yoktur. Doyuncaya kadar yiyebilirsiniz (patlayıncaya kadar değil).
• Çiğ yiyecekler toplam diyetin en az %60'ını oluşturmalıdır.
• Sabah çok, akşam az yiyin.

Etler

• Yağsız olmayacak, fazla pişirilmeyecek.
• Kırmızı et (tercihen yemlenen değil, otlayan hayvan eti), sucuk, kavurma, pastırma vb serbesttir. Katkı maddelerinden dolayı salam-sosis tercih edilmemeli.
• İddia edilenin aksine kırmızı et yemek koroner kalp hastalığına neden olmaz.
• Etin az yenmesi B12 vitamini, karnitin, koenzim Q10 ve bazı esansiyel amino asit eksikliklerine yol açabilir. Bu eksiklikler başka organlarınız gibi kalbinize de zarar verir.

Beyaz et

Tercihen köy tavuğu ve diğer özgür dolaşan kümes hayvanları yenilmeledir. Çiftlik tavuğu gün yüzü görmez; çeşitli hormonlarla hızlı büyütülür ve yediği yem doğal değildir; tadı kötüdür. Çiftlik tavuklarının avantajları ucuz olması ve çabuk pişmesidir.

Balık

• Ağır metal zehirlenmesi riskini azaltmak için küçük balıklar tercih edilmeli.
• Balık çiftliği balıkları ilaçla ve suni yemlerle beslenmeleri, tatlarının kötü olması ve çevreyi kirletmeleri bakımlarından sakıncalıdırlar.

Sakatatlar

• Sakatatlar hayvani gıdaların en değerli bölümleridir.
• Yasaklanmaları doğru değildir.
• Fakat veteriner gözetiminde kesilmiş hayvanların sakatatı yenmelidir.

Yumurta

En kaliteli protein kaynağıdır. Köy yumurtası tercih edilmeli. (Özgür dolaşan tavuklar!). Günde 1-4 adet yenilebilir. Tercih sırasına göre
1. Çiğ (enfeksiyon olmadığından eminseniz! (kabuğu sağlam, pis kokmuyor ve suya konduğunda yüzmüyorsa yumurta çok büyük bir olasılıkla temizdir),
2. Rafadan,
3. Lop,
4. Kızartma (mümkünse yenmemeli, yenilecekse, zeytinyağında ya da fındık yağında ya da tereyağında yapılmalı ve önce akı pişirilmeli, sarısı ayrıca çiğ olarak eklenmeli)

Yumurtanın yararları

• Kolesterolü düşürür(kolin)
• Görmede azlığına yol açan maküler dejenerasyonu azaltır (lutein)
• A, D, K vitaminleri, demir, selenyum, riboflavin, ve niasinden zengindir.
• Bellek ve öğrenme kapasitesini artırır (kolin)
• Asetilkolini artırır
• Yumurta sarısı kalsiyumdan ve karotenoidlerden zengindir
• Çinko içeriği yüksektir
• Magnezyum içeriği yüksek (migren, fibromiyalji vb
• Antioksidan ve antienflamatuvardır.
• Omega-3'ten zengindir (Özgür dolaşan tavuklar!)

Sebzeler ve yeşil yapraklılar

• Daha çok çiğ tüketilmelidir (salata tarzında).
• Koyu yeşil yapraklılar K vitamini, kalsiyum ve magnezyumdan zengindir (kemik erimesinin önlenmesi!) ve ayrıca omega-3 yağ asidi içerir.
• Doğal yetiştikleri için yabani otlar (ebegümeci, kuzukulağı, ısırgan otu, semizotu, labada vb) mükemmeldir.
• Semiz otu sebzeler içinde en önemli omega-3 kaynağıdır.
• Patates yüksek şeker içerdiğinden yenilmemelidir. Kızartması ise hiç yenilmemelidir.
• Turp, havuç ve patlıcan da şeker içeriği yüksek olduğu için aşırı tüketilmemeli.

Sarımsak-Soğan

• Sarımsak: Hücreleri paslanmaktan koruyan (antioksidan) en önemli yiyeceklerden biri.
• Her gün en az iki diş yenilmeli. Sarımsağı ezin (yutmayın) ve en geç 1 saat içinde tüketin.
• Sarımsak haplarının kokusu yoktur fakat doğal şekli kadar faydalı değildir.
• Soğan: En az sarımsak kadar değerli.

Meyveler

• Kayısı, üzüm, muz, gibi şeker içeriği yüksek meyveler sınırlı yenmeli.
• Az şekerli meyveler daha çok yenilebilir (tazesi tercih edilmeli).
• Üzüm (çekirdeği ve kabuğu), çilek, yaban mersini, kızılcık gibi meyveler çok yüksek antioksidan etkilere sahip.

Pastörize/homojenize sütler

• Sütün pastörizasyonu bazı hastalık patojen bakterileri ortadan kaldırırken faydalı bakterileri (probiyotikleri) de yok etmektedir.
• Homojenize edilmiş sütler (Kutu sütleri) ise çok daha büyük bir sorundur. Çünkü homojenizasyon sırasında süte 2 ton civarında bir basınç uygulanmakta ve süt proteinlerinin moleküler yapısı büyük ölçüde değişmektedir.
• Molekül yapısı değişmiş proteinler immün sistemi aşırı uyararak çocuğun ileriki yaşamında Tip I diabet ve mültipl skleroz gibi otoimmün (kendi dokularını tahrip edici) hastalıklara yol açmaktadırlar.
• Kaymak bağlamayan, ekşimeyen ya da kesmeyen süt ya da yoğurt doğal değildir.
• Sütten çok mayalanmış süt ürünleri (tam yağlı yoğurt, tam yağlı peynir) tercih edilmeli.
• Kefirle mayalanmış süt çok yararlıdır.

Hangi süt tüketilmeli?

• Mümkünse günlük mandra sütü tüketilmelidir.
• Temiz olduğuna güveniyorsanız (!) sokak sütçüsünden de süt alabilirsiniz.
• Şehirdeki en iyi olabilecek seçenek günlük pastörize şişe sütleridir.
• Uzun ömürlü homojenize kutu sütlerini kesinlikle kullanmayınız.
• Uzun ömürlü homojenize kutu sütlerini kesinlikle kullanmayınız.
• Süt ya da yoğurt ekşimesin ya da kesilmesin diye içlerine antibiyotikler konulmakta ve süt içindeki probiyotiklerin tümüne yakını kaybolmaktadır.
• Sadece ekşiyen ve/veya kesilen süt ve yoğurtları yiyiniz (bulursanız!!!)

Probiyotikler Prebiyotikler =yararlı bağırsak mikropları

• Erişkin bir insan bağırsağında 100 trilyon (1,5 kg) faydalı bakteri bulunur.
• Bu rakam insan hücre sayısının 10 katı kadardır.
• Bu bakteriler 300 m2 büyüklüğünde bir yüzey oluşturan bağırsak sümüksü zarını bir tabaka şeklinde döşer.

Probiyotiklerin görevleri

• Bağışıklık sistemini güçlendirmek
• Salgıladıkları enzimlerle yiyeceklerin hazmını kalaylaştırmak.
• Vitaminlerin (K, B12, biyotin, niasin vb) sentezini yapmak.
• Bağırsak duvarını zararlı maddelerden korumak ve bağırsak geçirgenliğini azaltmak.
• Toksinlerin (zararlı maddelerin) kan dolaşımına geçmesini engellemek.
• Gastrointestinal semptomları (reflü, ishal, kabızlık vb) azaltmak.
• Besin alerjilerini ve ekzemayı önlemek
• Depresyonu azaltmak (triptofan)
• Kronik enflamatuvar (iltihabi) hastalıkların ve kanserin oluşumunu engellemek

Bağırsak florasının bozulması

• Karbohidrattan zengin ve rafine gıdaların yenmesi, çeşitli toksinler ve antibiyotikler normal bağırsak florasını bozarak zararlı bakterilerin ve mantarların üremesine yol açarlar.
• Probiyotiklerin bağırsak mukozası üzerinde oluşturduğu koruyucu tabakanın ortadan kalkması bağırsak geçirgenliğini artırır.

• Yeteri kadar sindirilmemiş yiyecek maddeleri ve nötralize edilmemiş toksinler kan dolaşımına geçer.

Bağırsak florasının korunması


• Un ve şekerden fakir, sebze, meyve, et ve yumurta gibi doğal gıdalardan zengin bir diyet bağırsak florasının koruyuculuğunu bozmaz.
• Fermantasyon ürünleri (turşu, yoğurt, peynir, şarap, boza, sirke) bağırsak florasında bulunan probiyotikleri artırırlar.
• Pastörizasyon ve UHT gıdalardaki probiyotikleri büyük ölçüde tahrip eder.
• Probiyotikten en zengin gıdalar anne sütü ve Kafkasyanın milli içeceği olan kefirdir.

Baklagiller

• Nohut, fasulye, mercimek, bezelye, börülce vb haftada 2-3 kereden fazla yenmemelidir.
• 12 saatte bir suyu değiştirilmek üzere 48 saat suda bekletilmeli, ve ağır ateşte (mümkünse güveçte) pişirilmeli.

Soya
• Söylendiği gibi sağlıklı bir yiyecek değildir.
• Protein sindirimini ve bağırsaktan kalsiyum, demir ve çinko emilimini azaltır (fitatlar).
• Tiroid hormonu sentezini bozar.
• Erken ergenlik belirtileri, kısırlık ve adet düzensizliklerine yol açabilir.

Prof. Dr. Ahmet Aydın
www.beslenmebulteni.com

Tuesday, May 22, 2007

Yoğurtçu niçin margarin müşterisi?

Yoğurtçu niçin margarin müşterisi?

Bu haberi özellikle kaymaklı yoğurt yemeyi sevenler iyi okumalı. Çünkü kaymak diye yoğurtların üzerinde bulunan o insanı cezbeden tabaka aslında margarin karışımı. Nasıl mı gelin, yoğurt dünyasında yaşananlara birlikte bakalım.

Bu başlık bir çok kişi için şaşırtıcı gelebilir. Yoğurt ve süt üreticileri, son yıllarda sokak sütçülerine karşı yoğun bir kampanya yürütüyor. Sokak sütlerinin sağlıksız olduğu öne sürülüyor. Evlere süt servisi yapanların süt gibi hassas bir besini servisz yaparken gerekli koruma donanımına sahip olmadığı öne sürülüyor.

Prof. Ahmet Aydın, www.beslenmebulteni.com isimli sitesinde pastorize süt ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. Pastörize süt üreticilerinin tüketiciyi yanılttığını öne sürüyor. Prof. Aydın, pastörize sütün "GÜVENLİ" olduğunu ama bunun "SAĞLIKLI" anlama gelmediğini söylüyor.

Prof. Aydın'a göre, sütün pastörize edilmesi sırasında bütün besin değerlerini kaybettiğine dikkat çekiyor. Prof. Aydın, şu çarpıcı açıklamayı yapıyor:

"Pastörizasyon, sütün Yüksek Sıcaklıkta Kısa Süre (HTST) denilen bir yöntem kullanılarak ya yaklaşık 70–75°C ısıda 15 saniye, ya da yaklaşık 90°C ısıda 1 saniye bekletilmesi usulü ile uygulanan bir işlemdir (1). Pastörizasyonun başarılı olabilmesi için işlemi yürüten kimyagerin sonuçta elde edilen sütte hiçbir enzimin izine rastlamaması şartı aranmaktadır!

Süt ya da meyve suyu gibi besinlerin pastörize edilmesinin ne anlama geldiğini daha iyi öğrenebilmek için, önce enzimlerin ne olduğunu öğrenmeliyiz. Enzimler, kısmen ya da tamamen proteinlerden oluşan ve vücutta birçok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde katalizör görevi gören yapılardır."

Prof. Ahmet Aydın, yalnız iddialarını ortaya koymakla kalmıyor. Pastörize süt üreticilerini çok kızdıracak, tüketicileri de korkutacak bir araştırmaya yer veriyor:

"Doktor Pottenger, yaklaşık 10 sene süren ve 900 kadar kedinin incelendiği deneylerinde pastörize süt ve pişmiş etle beslenen kedilerde, çiğ süt ve et ile beslenen guruba göre diş çürükleri, kemik deformasyonları ve erken ölümlerin çok daha sık görüldüğünü fark etmiştir."

PEKİ YOĞURTTA DURUM NASIL?

Haberin devamına ulaşmak için bu linki kullanabilirsiniz

www.rotahaber.com

Sunday, May 13, 2007

ÇÖREKOTU



Çörek otu ve onun şifa veren hassaları; peygamberi hekimliğin eski zaman bilgi temelinden, yeni zaman bilimsel araştırmalarına doğru...
Bu küçük, fakat inanılmaz şifalı bitki, dünyanın her tarafında çok çeşitli isimlerle bilinmektedir. Bu isimlerden bir kısmı şöyle sıralanabilir. Black cumin (Nigella sativa L. ) seeds, Black Seed, Le Cumin Noir (Graine de Nigelle), Der Schwarzkümmel (Nigella sativa), Habba Sawda, Habbatul Baraka, Shonaiz .

Asırlar boyunca, çörekotu şifalı bitkisi ve yağı, Afrikada, Asyada ve Ortadoğuda, günümüzde de Amerika ve Avrupada milyonlarca insan tarafından sağlıklarını desteklemek için kullanılmaktadır. Aromatik bir baharat türü ve siyah rengi hariç susam tohumuna benzer olan çörekotu, geleneksel olarak çeşitli durumlar ve tedaviler için mükemmel bir ilaç olarak kullanılmıştır ki bunların bazıları, solunum sistemi sağlığı, cilt, mide ve bağırsak bozuklukları, böbrek ve karaciğer fonksiyonları, dolaşım ve bağışıklık sistemini destekleme, koruma ve iyileştirme ve genel esenlik şeklinde ifade edilebilir.

İslam alimlerinden El Buruni(973-1048) ki o Hindistan ve Çin ilaçlarının erken dönem kökenleri üzerinde bilimsel araştırmalar yapmıştır. Çörek otu üzerinde de araştırmalar sürdürmüştür. Aynı şekilde Doğu ve batıda “hastalıkların kanunu “ olarak anılan İbn-i Sina (980-1037) da bedeni yorgunluk ve keyifsizliğe karşı çörek otu desteği üzerinde durmuştur. Tıb-bı Nevebi listesinde de çörek otu yer almaktadır.

1996 yılında Amerikada faaliyet gösteren FDA Bağışıklık sistemini uyarıcı olarak kullanılacak bir ilaca patent izni vermiştir. Bu ilaç Çörek otundan çıkartılan bir öze dayanmaktadır. Patentte kanseri tedavi edici, kansere karşı uygulanan kemoterapinin yan etkilerini gidermek için ve insanlardaki bağışıklık sistemi fonksiyonunu artırmak için etken maddenin Çörek otundan çıkartılan özler olduğu belirtilmektedir.

1959 dan beri, yaklaşık 1400 yıl önce kaydedilmiş geleneksel kullanımlarını destekleyen 200 ün üzerinde uluslararası üniversitelerde yapılmış araştırma çalışmalarında, çeşitli mecmualarda yayınlanmış makalelerde dikkate değer sonuçlar ortaya konmuştur Çörekotu, 100 ün üzerinde değerli besin maddesi içermektedir. Takriben %21 protein, %38 karbonhidratlar ve %35 bitkisel yağlardan oluşmaktadır. İçeriğindeki aktif maddeler, nigellon, thymoquinon ve uçmayan yağlardır. Diğer maddeler ise, linoelik asit(Omega-6, Omega-3), oleic asit, palmitik asit, kalsiyum, sodium, potasyum, demir, çinko, bakır, magnezyum, selenium, fosfor, vitamin A, vitamin B, vitamin B2, niasin ve vitamin C dir.

HER DERDE DEVA ÇÖREK OTU...
Peygamberi bir ilaç olduğunu belirttiğimiz çörek otunun ismine eski çağlardaki bazı dini metinlerde rastandığı gibi, İslam Peygamberi(s.a.v)den sahih rivayetle nakledilen hadisi şerifle de önemi en veciz bir şekilde ifade edilmiştir. Hz.Ebû Hureyre(r.a.)'nin nakline göre, Hz. Peygamber (s.a.v) "Size Çörek otunu tavsiye ediyorum. Çünkü onda ölüm hariç her türlü hastalığın şifası vardır" demiştir (Buhârî, "Tıp", 7; Müslim, "Selam", 88; İbn Mâce, "Tıp", 6; Tirmizî, "Tıp", 5). İbn Şihab, bu hadiste geçen "sâmm" kelimesinin "ölüm" anlamına geldiğini ifade etmektedir. Bu konuda zaman zaman bazı çalışmalar yayınlanmıştı. Ancak geçen son yıllar zarfında güvenilir uluslar arası dergilerde onlarca ilmî araştırma yayınlandı. Bu araştırmaların büyük bir kısmı hayvanlar üzerinde yapılmışsa da çörek otunun faydası üzerine gerek doğuda ve gerekse batıda yayınlanan araştırmaların insanı hayrette bırakacak sayıda çok olması ve çeşitliliği büyük bir ilgi uyandırmaktadır. Gerçekten laboratuar araştırmaları, çörek otunun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve buna bağlı olarak vücudu tahrip eden mikroplara ve virüslere karşı gücünü, ayrıca kansere karşı direncini artırdığını ortaya koymuştur. Bugün Amerika'nın en büyük enstitüsünde Dr. Ahmed el-Kâdî ve Dr. Üsame Kandil, ileri safhadaki kanser ve aids hastalarına balla karıştırılmış çörek otu diyeti uygulamaktadır. Londra Kings College Üniversitesinde yapılan bir çalışma 1997 yılında yayınlandı. Yapılan araştırmada çörek otunun iki çeşit yağ ihtiva ettiği ortaya kondu. Bunlar % 0.45 oranında anti enflamatuar (iltihap önleyen) özelliğe sahip olan uçucu yağ, diğeri ise % 33 oranında uçmayan yağdır. Araştırmacılar çörek otunun uçucu yağının romatizma gibi, eklem hastalıkları iltihabını hafifletmede etkin olduğunu ortaya koymuşlardır. Londra Kings College Üniversitesinde yapılan bir araştırma, çörek otunun bazı mikropların etkinliğini yavaşlattığını ve iltihap oluşmasını engelleyici bir özelliğe sahip olduğunu ortaya koymuştur. Çörek otunun nefes darlığı ve solunum yolları iltihabının tedavisinde faydalarına işaret eden bir araştırma yapılmıştır. Bir başka araştırmada çörekotu özünün meme, prostat, cilt kanseri gibi bazı kanser türlerinde kanser hücrelerinin gelişmesini yavaşlattığı görülmüştür. Bir başka araştırma, çörek otunun fagositik (phagocytic) hücrelerinin candida albicans adındaki bir çeşit mantar türünü yutma gücünü arttırdığını ortaya koymuştur. Bu makalede bu alanda yayınlanmış yeni çalışmalardan birkaçına değinmek istiyoruz.

Çörek Otu Karaciğeri Tahripten Korur
Bilindiği üzere çörek otu yağı, karaciğeri bazı zehirli türlere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. Çörek otunun halk tarafından karaciğer hastalıklarında şifalı bitki olarak kullanılmakta olduğunu da bilmekteyiz. Bundan dolayı Demmam Kral Faysal Üniversitesinden Dr. el-Ğâmidî, yaptığı bir çalışmada çörek otu çözeltisinin fareler üzerinde karaciğeri carbon tetrachloride adındaki zehirli maddeye karşı korumadaki etkisini ortaya koymuştur. Bu araştırma 2003 Mayısında Am J. Clin Med Dergisinde yayınlanmıştır. Yapılan çalışma göstermiştir ki çörek otu çözeltisi, karaciğer üzerine carbon tetrachloridin zehirli etkisini azaltıcı bir sonuç vermektedir. Çörek otu verilen farelerde karaciğer enzim düzeyi daha düşük çıkmıştır. Bunun yanında karaciğer dokusu üzerine zehirli maddelerin etkisi ise daha az görülmüştür. Bir başka araştırma 2003 Eylül'ünde Phytother Res Dergisinde yayınlanmıştır. Bu makalede araştırmacılar carbon tetrachloride gibi zehirli maddeler verilen farelerde çörek otu tedavisi neticesinde karaciğer tahribatının daha az olduğunu ortaya koymuştur.

Karaciğer Kanserinden Korumadaki Etkisi
J. Carcinog Dergisinin 2003 sayısında yayınlanan bir çalışmaya göre Sri Lanka Kelaniya Üniversitesinden uzmanlar diethylnitrosamine vererek karaciğer kanseri oluşturdukları 60 fare üzerinde araştırma yapmışlardır. Bu farelerden bir grubuna çörek otundan bir karışım verilirken, diğer gruba sadece ot verilmiştir. Daha sonra araştırmacılar bu fareleri on hafta süreyle izlemeye almışlar ve deney farelerinde karaciğer dokusunu inceledikten sonra kanser etkisinin şiddetinin çörek otu karışımı ile tedavi edilen farelerde daha az olduğunu ortaya koymuşlardır. Araştırmacılar buradan bu çeşit maddelerin karaciğeri kanserojen etkilerden korumada payı olduğu sonucunu çıkarmışlardır.

Kolon Kanserinden Korumadaki Etkisi
Acaba insan çörek otu sayesinde kolon kanserinden korunabilir mi? Mısır Tanta Üniversitesinden araştırmacılar bu soruya cevap vermeye çalışmış ve araştırmalarını 2003 Şubatında Nutr Cancer Dergisinde yayınlamışlardır. Araştırmacılar 45 fareye kolon kanserine yol açan kimyasal madde vermişler, 30 fareye de ağız yoluyla çörek otu yağı içirmişlerdir. Deneyin yapılmasından on dört hafta sonra çörek otu yağı verilen farelerde kolon, karaciğer veya böbrek üzerinde herhangi bir kanserli değişiklik olmadığını görmüşlerdir. Bu da bize çörek otunun uçucu yağının kolon kanseri oluşumunu engellemedeki gücünü göstermektedir.

Meme Kanseri Tedavisindeki Etkisi
A.B.D Jackson Mississipi Üniversitesinde yapılan ve Bio Med Sci Instrum Dergisinde 2003 yılında yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar çörek otu özü kullanmanın meme kanseri hücrelerini yavaşlatmadaki etkisini ortaya koymuşlardır. Bu çalışma bu alanda daha fazla çalışmanın kapısını aralayacak niteliktedir.

Şeker hastalığına Karşı
2003 Aralığında Tohoku J Exp Med Dergisinde yayınlanan bir çalışmada Türkiye 100. Yıl Üniversitesinden araştırmacılar şeker hastalığına yakalattıkları 50 fare üzerinde deney yapmışlardır. Bunu farelere karın zarından (periton) girerek streptozotocin maddesi vererek yapmışlardır. Bundan sonra fareler iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba otuz gün süre ile her gün karın zarından (periton) uçucu çörek otu yağı verilmiştir. Diğer gruba ise çörek otu yağı içermeyen tuzlu bir sıvı verilmiştir. Araştırmacılar şeker hastalığına yakalanmış farelerde çörek otu yağının kanda şeker oranını düşürdüğünü ve insülin miktarını arttırdığını tespit etmişlerdir. Japonya'da yapılıp 2002 Aralığında Ress Vet Sci Dergisinde yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar çörek otu yağının şeker hastalığına yakalandırılan farelerde insülin salgısını arttırdığını tespit etmişlerdir. Deney farelerinde çörek otu yağı kanlarında şekerin düşmesine yol açmıştır. Dr. Muhammed ed-Dehâhınî'nin 2002 yılında Planta Med Dergisinde bir araştırması yayınlanmıştır. Doktor bu çalışmasında kan şekerini düşüren çörek otu yağının etkisinin kanda insülin miktarını arttırarak değil, aksine pankreas harici bir yoldan sağlamış olabileceğini ileri sürmüştür. Fakat bu konuda daha çok bilimsel çalışma yapmaya ihtiyaç vardır.

Türkiye'de 100. Yıl Üniversitesinde yapılıp, 2001 yılında yayınlanan bir araştırmada bu kez Yeni Zelanda tavşanları kobay olarak kullanılmıştır. Tavşanlar iki gruba ayrıldıktan sonra bir grup şeker hastası yapılmış ve ağız yoluyla iki ay süreyle günlük olarak çörek otu özü ile tedavi edilmiştir. Araştırmacılar bu inceleme sonunda çörekotu özüyle tedavi edilen tavşanlarda kan şekerinin düştüğünü, bunun yanında damar sertliği oluşumunu azaltmada rolü olan antioksidan maddelerin arttığını tesbit etmişlerdir.

Alerjik Hastalıklar
Berlin (Almanya) Charite Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre araştırmacılar alerjik hastalıklara yakalanmış 152 hasta üzerinde bir çalışma yapmışlardır. (Bu hastalarda alerjik burun iltihabı, astım ve egzama hastalıkları bulunmaktaydı .) Yapılan çalışma Tohoku J Exp Med Dergisinin 2003 sayısında yayınlanmıştır. Bu alerjik hastalar, çörek otu yağı ihtiva eden kapsüllerden günlük 40- 80 mg. arası verilerek tedavi edilmişlerdir. Hastalardan bu deney süresince özel ölçüm araçlarıyla kendilerindeki belirtileri kaydetmeleri istenmiştir. İmmunglobilin- E (IgE) ölçümü gibi laboratuar tetkikleri ile hastaların akyuvar sayısı, cortizol hormon düzeyi, iyi huylu (HDL) ve kötü huylu (LDL) kolesterol düzeyleri ölçülmüştür. Yapılan çalışmalar astım veya alerjik burun iltihabı ya da egzama hastalığına yakalanmış kişilerde belirtilerin iyiye doğru gittiğini ortaya koymuştur. Bu hastalarda trigliserid düzeyi hafif miktarda düşmüş, buna karşılık faydalı kolesterol düzeyi açık biçimde yükselmiştir. Diğer yandan da cortizol veya lenfositlerde kayda değer bir etki görülmemiştir. Alman araştırmacılar, yaptıkları deneyden çörek otu yağının alerjik hastalıklarda ek bir ilaç olarak etkin olduğu sonucunu çıkarmışlardır.

Çörek Otu ve Nefes Darlığı
Senelerden beri çörek otu ilaçları öksürük ve solunum yolu hastalıklarında kullanılmaktadı r. Acaba bunun doğru olduğuna bilimsel ve modern bir delil bulunmakta mıdır? Riyad Kral Suud Üniversitesinden araştırmacılar çörek otu yağının antı enflamatuar etkisini kobay olarak kullandıkları Hint domuzunun (Guinea Pig) nefes borusu (Trachea) üzerinde araştırmışlardır. Araştırma neticesinde anti enflamatuar etkinin nefes borusu adaleleri üzerinde gevşetici bir role sahip olduğunu görmüşlerdir. Bir başka ifadeyle çörek otu yağının anti enflamatuar özelliğinin nefes borusu adalesini genişlettiği ortaya çıkmıştır. Bu da nefes darlığının tedavisine yardımcı olmaktadır.

İshal ve Nefes Darlığı Tedavisinde
Bilindiği üzere çörek otu ishal ve nefes darlığında uzun senelerden beri kullanılmaktadı r. Dr. Cilani, çörek otu özünün nefes borusunu genişletici ve adalelerini gevşetici (spasmolytic) etkisini öğrenmek için laboratuar çalışması yapmıştır. Yapılan çalışma, çörek otu yağının kalsiyum salgılanmasını engelleyerek adaleleri gevşetici ve nefes borusunu açıcı bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Bu da çörek otunun şifalı bitkiler alanında bilinen etkisini açıklayan kuralı vermektedir.

Çörek Otu ve Mide Hastalıkları
Çörek otunun mide zarını koruyucu etkisi bulunmaktadır. Kahire Üniversitesinden araştırmacılar midelerinde yara açtıkları fareler üzerinde deneylerde bulunmuşlar ve denek farelerini, çörek otu yağı veya (içindeki etkin özellik) anti enflamatuar ile tedavi etmişlerdir. Yapılan deney, bu iki maddenin mide zarını tahriş edici etkenlerden veya mideye zararlı yaralardan koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İskenderiye Üniversitesinde görevli ve çörek otu alanında uluslararası üne sahip büyük uzman Dr. Muhammed ed-Dahâhınî bu konuda bir çalışma yapmıştır. Dahâhınî, fareler üzerinde yaptığı çalışmada çörek otunun alkolün sebep olduğu tahrişlerden mide zarını koruyucu etkisini incelemiştir. Bu araştırma neticesinde çörek otu yağının alkolün sebep olduğu mide tahrişlerine karşı etkin koruyucu bir tesiri olduğunu ortaya koymuştur.

Böbrek Hastalıklarına Karşı
Ezher Üniversitesinden araştırmacılar çörek otundaki anti enflamatuar özelliğin böbrek rahatsızlığına olan etkisi üzerine bir çalışma yapmışlardır. Doxorubicin maddesi vasıtasıyla fareler üzerinde yapılan çalışmada anti enflamatuar (çörek otundaki etkin özellik) idrar yoluyla protein ve albümin atımını yavaşlattığı tespit edilmiştir. Ayrıca çörek otunun böbrekte meydana gelen olumsuz etkileri yavaşlatan anti oksidan madde içerdiği görülmüştür. Bu da anti enflamatuar özelliğin böbreği hasta olmaktan koruyan bir rolünün olabileceğini göstermektedir.

Kalp ve Damarları Koruyucu Etkisi
Bilindiği üzere kanda bulunan homocysteine maddesinin yüksekliği kalp, beyin ve periferik damarlarda genişleme meydana getirmektedir. Bilginler hastaya vitamin (folikasit, vitamin B 6, vitamin B 12) verilmesinin kandaki homocysteine düzeyini düşürdüğünü göstermiştir. Buradan hareketle araştırmacılar, Kral Suud Üniversitesinde (Suudi Arabistan) çörek otunun kandaki homocysteine düzeyine olan etkisini incelemişlerdir. Yapılan bu çalışma 2004 ocağında Int J Cardiol Dergisinde yayınlanmıştır. Araştırmacılar bir hafta boyunca otuz dakika süreyle bir grup fareye çörek otunda bulunan anti enflamatuardan 100 mg. vermişlerdir. Bunun neticesinde anti enflamatuar özelliğin kanda homocysteine maddesinin yükselmesine karşı etkili olduğunu tespit etmişlerdir. (Doğal olarak farelere bu deneyden önce homocysteine maddesinin düzeyini yükseltecek ilaç verilmiştir.) Homocysteine maddesinin kandaki yüksekliği trigliserit, kolesterol ve vücuda zararlı oksidan maddelerin düzeyinin yükselmesine yol açmaktadır. Araştırmacılar çörek otu özünün homocysteine düzeyinin yüksekliğine eşlik eden zararlı maddelerin azalmasına yol açtığını görmüşlerdir. Bu, çörek otu yağının homocysteine düzeyinin yüksekliği ile ona eşlik eden kan yağlarının yükselmesi neticesinde meydana çıkan zararlı etkilerden kalbi ve damarları korumasının mümkün olduğu anlamına gelmektedir. Hiç kuşkusuz bu alanda daha fazla araştırma yapmaya ihtiyaç vardır.

Antioksidan Oluşu
J Vet Med Clin Med Dergisinin 2003 Haziran sayısında bir araştırma yayınlandı. Bu çalışmayı yürüten doktorlar carbon tetra celoride verilen farelerde çörek otunun antioksidan olarak etkilerini tespit etmek için bir deney yaptılar. Bu deney 60 fare üzerinde gerçekleştirildi ve birçok fareye karın zarından (periton) girerek çörek otu yağı verildi. Bu deney 45 gün sürdürüldü. Deney neticesinde araştırmacılar çörek otu yağının lipid peroxidation düzeyini düşürdüğünü, buna karşılık antioksidan maddeleri arttığını tespit ettiler. Bilindiği üzere antioksidan maddeler, vücudu birçok dokuda tahribat oluşturan ve damar sertliği, kanser, bunama ve benzeri birçok hastalığa yol açan serbest radikallerin etkisinden korumaktadır. Drug Chem Toxicol Dergisinin 2003 mayısında yayınlanan bir başka araştırma çörek otu yağında antioksidan maddenin bulunduğunu ortaya koydu.

Çörekotu ve Kolesterol
Kazablanka (Fas) Kral II. Hasan Üniversitesinden araştırmacılar çörek otunun farelerde kolesterol ve kan şekeri düzeyine olan etkisini araştırdılar.Bu çalışmada farelere oniki hafta boyunca 1mg. Çörekotu yağı verildi. Yapılan deneyin sonucunda farelerin kanında kolesterolün %15, trigliseritin%22, kan şekerinin % 16.5 azaldığı, buna karşılık hemoglobin miktarının % 17.5 arttığı görüldü Bu da bize çörek otu yağının insanlarda kolesterol ve kan şekeri düzeyini düşürmekte etkin olabileceği izlenimini vermektedir. Fakat bu konuda insan denekler üzerinde daha fazla laboratuar çalışması yapmaya ihtiyaç vardır. Dr. Muhammed Dahâhınî'nin 2000 Eylül'ünde bir Alman dergisinde yayınlanan çalışması, çörek otu yağının farelerde kolesterol ve trigliserit düzeyini düşürdüğünü ortaya koydu.

Tansiyon Yüksekliğine Karşı
Kazablanka (Fas) Therapi Dergisinin 2000 sayısında yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar günlük olarak 0.6 mg. alınacak çörek otu özünün idrar söktürdüğünü ve tansiyonu düşürdüğünü tespit ettiler. Çörek otu özü ile tedavi edilen farelerde tansiyon yüksekliği ortalama olarak % 22 oranında düşerken nidilat hapı verilerek tedavi edilen farelerde % 18 oranında düştüğü görüldü. (Nidilat, tansiyon düşürücü etkisi bilinen meşhur bir haptır.) Çörek otu ile tedavi edilen farelerde idrar miktarı artmıştır.

Çörek Otu ve Romatizma
Ağa Han Üniversitesinden (Pakistan) araştırmacılar, Phytother Dergisinin 2003 Eylül sayısında yayınlanan bir çalışmalarında aşağıdaki soruyu gündeme getirdiler: Romatizma hastalığına yakalanmış olan kimselerde mafsal iltihabının hafifletilmesinde çörek otu ne gibi bir rol oynamaktadır? Doktorlar tarafından bilinen vücutta fagostik hücrelerin (macrophages) ürettiği bir madde olduğu ve bu maddenin nitric oxsid adını aldığı bilinmektedir. Bu madde iltihap olayında arabulucu bir rol oynamaktadır. Araştırmacılar çörek otu özünün nitric oxsid üretimini yavaşlattığını tespit etmişlerdir. Belki bu, çörek otunun eklem iltihaplarını hafifletmedeki rolünü açıklayabilir. Demmam Kral Faysal Üniversitesinden Dr. el-Ğâmidî'nin J Ethno Pharmacol Dergisinin 2001 sayısında yayınlanan bir araştırmasına göre çörek otunun eklem iltihaplarına karşı yatıştırıcı bir etkisi bulunmaktadır. Bu özellik çörek otunun bu etki mekanizmasını anlamak için daha fazla çalışma yapılmasına kapıyı aralayacaktır.

Çörek Otunun Kanı Sulandırması
Demmam Kral Faysal Üniversitesinde (Suudi Arabistan) fareler üzerinde yapılan bir çalışma çörek otu yağının pıhtılaşma faktörlerine karşı etkisini ortaya koymuştur. Denek fareler çörek otu yağı ihtiva eden unla beslenmiştir. Araştırmacılar normal unla besledikleri farelerle bu fareleri mukayese etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuç pıhtılaşma faktörlerinde bazı değişikliklerin görüldüğüdür. Farelerin kanında fibrinojen maddesinin yükseldiği görülmüştür ve prothrombin zamanı uzamıştır. Bu da bize çörek otu yağı kullanarak farelerde kanı pıhtılaştıran faktörde değişiklikler meydana getirme imkanı olduğunu göstermektedir. Ancak bu konuda da insanlar üzerinde deney yapılmasına ihtiyaç vardır.

Çörek Otu ve Mikroplar
Kahire Üniversitesinden Dr. Mürsî Acta Microbiol Pol Dergisinin 2000 sayısında yayınlanan bir araştırmasında çörek otunun mikroplara olan etkisini incelemiştir. Doktor, gram pozitif boyadan 16, gram negatif boyadan 6 çeşit üzerinde incelemede bulunmuştur. Bunun neticesinde bazı mikrop türlerinin çörek otu özüne karşı olumlu cevap verdiği ortaya çıkmıştır.

Çörek Otu ve Mantarlar
Ağa Han Üniversitesinde (Pakistan) yapılan bir çalışma Phytother Res Dergisinin 2003 Şubat sayısında yayınlanmıştır. Bu çalışmada kandidiyasiz (candıda albıcans) hastalığına yakalandırılan fareler çörek otu özüyle tedavi edilmiştir. Araştırmacılar candida albicans mantarlarının gelişiminde çok büyük oranda gerileme olduğunu görmüşlerdir. Dr. Ağa Han araştırmasının sonunda şöyle denmiştir: "Bu çalışmanın neticesi, çörek otunun mantarların tedavisinde faal olduğunu ortaya koymaktadır." Yapılan bu çalışmalar, Hz. Peygamberin (s.a.v) getirdiklerine dair modern incelemelerin sadece bir kısmıdır.

Özetle...

*Vücuda kuvvet ve zindelik verir; bal ile macun yapıp yenebilir. Kan yapıcıdır; her sabah kuru üzümle beraber yenmeli.
*Çocukların gaz ve sancılarında; bir miktar çörekotu tohumu, bir tane hindistan ceviziyle de dövülür ve tülbente konup, çocuğun ağzına tutularak emzirilir.
*Kadınların hayzını söktürür. Anne sütünü artırır; balla yenmeye devam edilmelidir. Unutkanlığa faydalıdır, balla macun yapılıp yenmeli.
*Mide ve bağırsaktaki gazları söker, hazmı kolaylaştırır, iştah açar; ekmek ve keklere katılırsa da şişlik yapmaz.
*Böbrekteki kum ve taşları döker; şerbeti içilir veya 4 bardak suya 3 çorba kaşığı çörek otu dövülerek konur, üzerine 1 çay kaşığı sözme bal konur. Kaynatılıp süzülür. Günde üç kere 1′er çay bardağı içilir.
*Felç ve kazıklı hummaya (tetanoz) faydalıdır; çörek otu yağı burundan faydalıdır.
*Öksürük, balgam, nefes darlığı ve romatizmaya faydalıdır; balla karıştırılıp yenir veya macun yapılır. Grip ve nezleye, baş ağrısına; yağı burundan damlatılır veya çörek otu bir müddet sirke içinde bekletildikten sonra alınarak toz haline getirilir, enfiye gibi burna çekilir veya tohumları kavrulur, tütsüsü burna çekilir.
*Kulak için, sonradan meydana gelen üşütme, rüzgâr alma, iltihap tıkanıklıklarında; çörek otu yağı kulağa damlatılır.
*Diş ağrısı ve diş iltihaplanmalarında kullanılır; çörek otu sirke ile kaynatılıp ağızda gargara yapılır.
*Bağırsak ve karındaki kurt, parazit ve solucanları öldürür; sirke ile kaynatılıp aç karnına içilir.
*Basura faydalıdır; sirke ile kaynatılıp basura sürülürse veya yakılır elde edilen külü içilir veya acı kavun suyu ile merhem yapılır sürülürse faydası görülür.
*Vücudun muhtelif yerlerinde sızısı olanlar; sabunlu sıcak su ile yıkanır, çörek otu kavrularak dövülür ve yıllanmış zeytin yağı içine konur. Bu yağ sızılı kimsenin tepesinden ayağına kadar sürülür, hasta giydirilir. Soğuk rüzgâr değmeden yatağa yatırılır, iyice terletilir. Hasta terledikten sonra sızılar geçer ve vücut ipek gibi olur.
*Sivilce, uyuz, egzama gibi cilt hastalıklarına faydalıdır; çörek otu sirke ile kaynatılıp sürülür.
*Saçları besler, kepeği önler; çörek otu yağı saçlara sürülür.
*Çörek otu tütsüsü haşereleri öldürür.

GENEL KULLANIM

Macun:
1kg bala, 200gr. Çörek otu öğütülüp karıştırılır. Bir kaba konur, üstü tülbentle örtülür. Üç gün üç gece ay ve yıldızları görecek şekilde bekletilir. Sonra bu macundan 3 çay veya 1 tatlı kaşığı günde 3 kere aç karnına yenir.

*UYARI: Çörek otunun balla kullanımı tavsiye edilir. Yüksek dozajda almamak gerekir.

ÇÖREK OTU YAĞI

Nigella Sativa, Ortadoğu ülkeleri arasında birçok derdin dermanı olduğu için “Habbat Al Barakah” ya da “Kutsanmış Tohum” olarak bilinir. Binlerce yıldır Ortadoğu, Asya ve Afrika’da kullanıldığı gibi günümüzde Amerika ve Avrupa’da da kullanılmaktadır.

Origo Çörek Otu Yağı (Black Seed Oil) içinde barındırdığı; hoş kokulu yağlar, elementler, enzimler ve vitaminler gibi içerdiği yüzden fazla öğeden dolayı oldukça faydalıdır. İçinde Omega 3 ve Omega 6 ihtiva eden % 58 oranında temel yağ asidi vardır. Bunlar, bağışıklık sistemini alerji ve enfeksiyonlara karşı güçlendirip dengeleyerek kronik hastalıklara karşı koruma sağlayan Prostaglandin E1 oluşumu için gereklidir. Bu oluşum sağlıklı hücreleri virüslerden koruyup tümör oluşumunu engeller.

Yağın sindirimi, lenfler vasıtasıyla yapılır bu sayede lenf sistemi arıtılıp öbek taşı oluşumu engellenir. Tıp tarihinin en ünlü kitaplarından biri olan “Canon of Medicine” ın yazarı olan İbn-i Sina, çörek otunun metabolizmayı uyardığını, uyuşukluğu ve halsizliği engellediğini savunmuştur.

Modern tıp, bu bitkinin özelliklerini, uyarıcı etkilerini kullanarak hemoroit, hepatit, nezle, ishal, öksürük ve tenya gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanmaktadır.

Amerika’da Güney Carolina Hilton Head Island’da bulunan Kanser Araştırma Laboratuarında, şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri, %100 natürel çörek otu yağının (Nigella Sativa) tümör tedavisinde, kemoterapide görülen negatif yan etkileri göstermeyip büyük başarılar sağladığını kanıtlamıştır. Çalışmalarda Nigella Sativa’nın kemik iliği büyüme oranını %250 gibi bir rakama çıkardığı ve tümörün büyümesini %50 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Bu durum, bağışıklık sistemini uyararak hücreleri virüslerin yok edici özelliğinden koruyan interferon üretimini arttırmaktadır. Araştırmacılar, Nigella Sativa’nın anti bakteriyel ve anti mikotik etkilerini onaylamış ve diyabet tedavisinde esas olan şeker seviyesini düşürmekte de faydalı olduğunu tespit etmişlerdir.

Son zamanlarda Aids konusunda yapılan bağımsız çalışmalar, çörek otunun doğal katil hücre aktivitesini arttırırken aynı anda yardımcı ve bastırıcı t hücreleri arasındaki oranı da geliştirip savunma sistemi üzerinde meydana getirdiği şaşırtıcı etkilerini ortaya çıkarmıştır.

Münihli doktorların deneyimleri, aralarında polen ve toz alerjisi, astım ve deri iltihapları gibi hastalıkların bulunduğu alerjik durumların %70’inin Çörek Otu (Nigella Sativa) yağı ile tedavi edildiğini göstermektedir.

ÇÖREK OTU YAĞININ BİLİNEN BAZI FAYDALARI

• Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.
• İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.
• Kansere karşı koruyucu etkisi vardır.
• Kan şekerini düzenler.
• Yorgunluk halini giderip zindelik verir.
• Damar hastalıklarını önler.
• Cinsel gücü arttırır.
• Hazmı kolaylaştırır.
• Vücuttaki toksinleri süzerek atar.
• İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.
• Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.
• Alerjileri önler.
• Savunma sistemini dengeler.
• Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.

Çörek otu Yağı ve Tohumunun Çeşitli Bölgelerde Kullanılma Yerleri ve Kullanılma Şekilleri:

Astım ve Bronşiyal Problemler (Uzak Doğu, Orta Doğu ve Malezya)

Kahve içerisine bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırılır. Günde iki defa alıır. Aynı zamanda, her gece Çörek otu yağı ile göğüs ovulur ve kaynar su içindeki Çörek otu yağının buharı nefesle içeri çekilir.

Sırt ağrısı ve diğer Romatizma çeşitleri (Orta Doğu ve Malezya)
Az bir miktar Çörek otu yağı hafifçe ısıtılır ve daha sonra romatizmalı alan yoğun bir şekilde sıvazlanır. Günde üç defa da yağdan bir çay kaşığı içilir.

Şeker Hastalığı (Hindistan)
Bir fincan bütün Çörek otu, bir fincan su teresi veya hardal tohumu, yarım fincan nar kabuğu ve yarım fincan şahtere otu karıştırılır. Toz haline getirmek için mikserden geçirilir. Bir ay boyunca, Hergün kahvaltıdan önce bir çay kaşığı Çörek otu yağı ile birlikte bir çay kaşığı karışım alınır.

İshal (Hindistan ve Orta Doğu)
Bir fincan yoğurt ile bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırılır. Belirtiler kayboluncaya kadar karışımdan günde iki defa içilir.

Kuru Öksürük (Orta Doğu ve Kuzey Afrika)
Kahve içerisine bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırılır ve günde iki defa alınır. Göğüs ve sırt Çörek otu yağı ile ovulur.

Grip ve Burun Tıkanıklığı (Genel)
Herbir burun deliğine 3-4 damla Çörek otu yağı akıtma, burun tıkanıklığını ve kafanın soğuk algınlığı ızdırabını giderebilir.

Saçın Kırlaşması(Genel)
Çörek otu yağı ile düzenli bir şekilde saçlara masaj yapılması, saçların erken kırlaşmasını önleyebilir.

Saç Dökülmesi(Hindistan ve Orta Doğu)
Kafa derisinin tamamına limonu darbeli bir şekilde sürün ve takriben 15 dakika böylece hareket edin. Sabunlayın. Durulayın ve saçların tamamını kurulayın. Daha sonra Çörek otu ile kafa derisinin içine masaj yapın. Kahve veya çaya bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırarak için.

Saman Nezlesi (Orta Doğu)
Bir yemek kaşığı Çörek otunu bir bardak limon suyuna karıştırın. Belirtiler giderilinceye kadar, günde iki kez alın.

Başağrısı (Genel)
Alın ve kulaklara yakın yüz kısımları Çörek otu yağı ile ovulur ve kafa bandajlanır. Aynı zamanda bir çay kaşığı Çörek otu kahvaltıdan önce alınır.

Healthy Being (General)
To maintain good health take a teaspoon of Black Seed Oil mixed with one teaspoon of pure honey, twice daily.

Sağlıklı Cilt (Hindistan)
Bir çorba kaşığı Çörek otu yağı ile bir çorba kaşığı zeytin yağı karıştırılır. Bu karışım ile yüz ovulur ve en az bir saat böyle devam edilir. Sabunla yıkanır ve durulanır.

Yüksek Tansiyon (Hindistan)
Kahvaltıdan önce her sabah iki diş sarmısakla birlikte herhangi bir içeceğe bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırarak alın. Çörek otu yağı ile bütün vücudunuzu ovun ve üç günde bir kez 1.5 saat güneş ışınlarına maruz bırakın. Bu işlemlere bir ay devam edin.

Uyuşukluk ve Yorgunluk (Türkiye)
Bir bardak saf ve taze portakal suyu ile bir çorba kaşığı Çörek otuna her sabah 10 gün boyunca devam edilir.

Hafıza Düzeltme (Orta Doğu)
100 mg kaynatılmış nane içerisine bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırılır ve 15 gün içmeye devam edilir.

Kas Ağrıları (Genel)
Ağrıyan yerler Çörek otu yağı ile ovulur.

Sinirsel Tansiyon Stresi (Hindistan)
Bir fincan çay veya kahve ile bir çay kaşığı Çörek otu günde 3 kez alınmaya devam edilir.

İktidarsızlık (Genel)
200 g zeytin yağlı öğütülmüş Çörek otu tohumu, 100 g günlük, 50 g Çörek otu yağı, 50 g zeytin yağı, 200 g saf bal güzelce karıştırılır. Her öğünden sonra bir çorba kaşığı alınır.

Uyku Bozukluğu (Genel)
Balla karıştırılmış herhangi bir sıcak içeceğe bir çay kaşığı Çörek otu yağı ilave edilip akşamları içmeye devam edilir.

Diş ağrısı ve Diş eti iltihabı (Genel)
Önce sirke ile birlikte Çörek otu tohumları pişirilir. Çörek otu yağı ilave edilir. Diş ağrısı ve diş eti iltihabını gidermek için bu karışımla ağızda gargara yapılır.

Ülserler(Yaralar) (Endonezya ve Hindistan)
Ateş üzerinde Çörek otu tohumları kavrulur. Süsen kökü yağı ile veya kına bitkisi yağı ile karıştırılır ve merhem haline getirilir. Daha sonra cerahatlı yaralar üzerine yayılır. Sonra sirke ile muamele edilerek yıkanır.
kaynak

Thursday, May 3, 2007

BEYİN SAĞLIĞI


Hayatınızda yapacağınız basit değişikliklerle zihinsel gücünüzü artırmanız mümkün. İşte, beyin sağlığı için yedi temel adım...

Dr. Joseph Mercola’nın, zihinsel faaliyetlerimizi en iyi şekilde yürütebilmemiz için verdiği tavsiyeler şöyle:

1. Hareketli bir yaşam sürün: Hareket etmek sadece vücut için değil, beyin için de son derece faydalı... İş yaparak, spor yaparak, yürüyerek, koşarak yaptığımız hareketler, beynimize kan ve oksijen gitmesini sağlıyor. Bu sayede zihnimiz daha iyi çalışabiliyor. Hareket etmek yeni beyin hücrelerinin gelişimine de yardımcı oluyor.

2. Dışarıya çıkın: Dışarı çıkmak derken, kastedilen barları gezmek değil elbette. Açık havayı soluyabileceğiniz, güneş ışığı alabileceğiniz sokağa çıkın. Güneş ışığından faydalanmak için özellikle gündüz saatlerinde sokağa çıkmaya çalışın.

Büyük şehirlerde yaşayan çoğu insan, penceresi camı olmayan, temiz hava girmeyen iş yerlerinde çalışıyor. Zamanının çoğunu kapalı ortamlarda geçirenlerin günde en az yarım saatlerini güneş ışığını görebilecekleri şekilde dışarıda dolaşmaları veya yemeklerini dışarıda yemeleri gerekir.

3. Uykunuzu alın: Gece yarısından önce yatağa girip günde 6-8 saat arası uyumak beyin faaliyetlerini olumlu yönde etkiliyor. Hangi saatler arasında uyunduğu da çok önemli. Saat 22:00’den hatta 21:00’den sonra uykuya yatmak vücudumuza daha iyi gelecektir.

Uykunun daha azı veya daha fazlası ise zarar. Günde altı saatten az uyumak diyabet gibi çeşitli rahatsızlıklara neden olabiliyor. 8 saatten fazla uyumak sağlık için iyi değildir.

4. İşlenmiş gıdalardan uzak durun: Gofret, cips, çikolata, hazır çorba, bisküvi, puding, gazlı içecekler gibi işlenmiş gıdalar beyin sağlığımız için tehdit oluşturuyor. Taze, işlenmemiş, çiğ, mümkünse organik gıdaları tercih edin. Son senelerde ortaya çıkan yeni bir tehlike var: genleriyle oynanmış yiyecekler (GDO’lar). Organik / ekolojik gıdalar yiyerek bu tehditten uzak durabilirsiniz.

Ayrıca, zihin sağlığı için şekeri azaltmanız, hatta hayatınızdan tamamen çıkartmanız da çok önemli. Şeker kullanmamak Alzheimer hastalığı gibi rahatsızlıkları engelleyebiliyor.

5. Daha fazla yağ yiyin: Beynimiz büyük oranda yağdan oluşmuştur. Yağlı yiyecekler yemek beyin fonksiyonlarımızın daha iyi çalışmasına yardımcı olur. Yağ ihtiyacınızı karşılamak için her gün balık yağı içebilirsiniz. Fındık, ceviz, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, antep fıstığı gibi yağlı tohumlar veya dövülmüş keten tohumu gibi kaliteli yağ kaynaklarını tüketebilirsiniz.

6. Zihninizi canlı tutun: Kaslarımızın kuvvetli olması için nasıl çalıştırılmaları gerekiyorsa, beynimizin kuvvetli olabilmesi için de zihinsel aktivitemizin devam etmesi gerekli. Hafıza oyunları, puzzle gibi oyunları oynamak bu jimnastiği yapmanıza yardımcı olur.

7. Daha olumlu düşünün: Hayatınızdaki olumsuz gelişmeleri düşünerek bunlar için kahrolmayı bırakın. Başarmak istediğiniz hedeflerinizi, yapmak istediğiniz güzel şeyleri düşünün. Daha olumlu düşünceler üzerine odaklanın. Hayatınızda sevgiyi daha fazla hissetmeniz çok önemli.
KAYNAK

Tuesday, April 3, 2007

YAĞLAR


Genel olarak pekçok yağ, masaj sırasında cilde direkt olarak uygulanmaz. Örneğin masaj için avakado yağı hazırlamak isteniyorsa, avakado yağı %10'u geçmeyecek bir oranda diğer taşıyıcı bir yağ (zeytinyağı, vb.) ile karıştırılacaktır.

Avakado : Kuru cilt tipi için uygundur. A, B, D, E vitaminlerini içerir.

Ayçiçeği yağı : Nemlendirici ve besleyicidir.

Bal : Kuru ciltler için önerilir.

Bergamot : Yağlı ciltler için iyi gelir, Hassas ciltler dikkat etmelidir.


KAYNAK

Biberiye : Derinden temizlik sağlar, mikrop kırıcı özelliği vardır.

Buğday : Yıpranmış cildi besler. E vitamini açısından zengindir. A, D vitaminleri, protein ve mineraller içerir.

Gül : Tüm cilt tipleri için uygundur. Yumuşatıcı ve rahatlatıcıdır.

Havuç : Tüm cilt tipi için uygundur. Özellikle yüz temizliği için idealdir. Beta-Carotene, A, B, C, D, E vitamini açısından zengindir.

Hindistancevizi : Cildi besler.

Hint yağı : Cildi besler.

Jojoba : Tüm cilt tipleri için uygundur. A vitamini açısından zengindir.

Kayısı : Tüm cilt tipleri için uygundur. Özellikle yüz temizliği için idealdir. Akneleri temizler. A vitamini ve mineraller içerir.

Keten yağı : Yüz bakımında parlatıcı olarak kullanılır.

Kil : Ölü derileri temizler.

Lavanta : Hassas veya yağlı ciltler için uygundur. Akne tedavisinde kullanılır.

Limon : Yağlı ciltler için uygundur. Hassas ciltler dikkat etmelidir.

Menekşe : Hafif mikrop kırıcıdır. Hassas ciltler dikkat etmelidir.

Mısır Yağı : Yüksek miktarda E vitamini içerir.

Nane : Hassas ciltler dikkat etmelidir.

Papatya : Hassas ciltler için uygundur. Yumaşatıcı ve rahatlatıcıdır. Akne tedavisinde kullanılır.

Portakal : Kuru cildi besler, çok iyi bir cilt toniğidir. Kokusu ferahlatıcıdır.

Susam yağı : Cildi besler. E vitamini, protein, mineral ve amino asitler içerir.

Tarçın : Hassas ciltler dikkatli kullanmalıdır.

Tatlı Badem : Tüm cilt tipleri için uygundur. Protein, vitamin ve mineraller açısından zengindir.

Yasemin : Kuru ciltler için uygundur.

Zencefil : Hassas ciltler dikkatli kullanmalıdır.

Zeytinyağı : Cildi besler, nemlendirir.