Showing posts with label KANSER. Show all posts
Showing posts with label KANSER. Show all posts

Thursday, April 2, 2009

SİGARA

Pasif içicilerde kalp hastalıklarına bağlı ölümler % 30 artış göstermiştir. (olumume sebep olmazsaniz sevinirim )




Sigara hemen hemen tüm akciğer hastalıklarında risk faktörüdür.

Grip,üst solunum yolu enfeksiyonları, pnömoni sigara içenlerde daha fazla görülür.

Kronik bronşit, amfizem çoğunlukla sigarayla ilişkilidir.

Sigara içen astımlarda şikayetler ve klinik bulgular ağırlaşır.

30'lu ve 40'lı yaşlarda sigara içenlerin kalp krizi geçirme riski içmeyenlerin 5 katıdır.

Sigara kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin en az % 20'sinden sorumludur.

Sigara HDL (iyi yağ)'yi düşürür.

Kadınlarda östrojen eksikliği yaparak kalp hastalıklarını arttırır.

Kadın içicilerde kalp krizi riski erkek içicilere göre % 50 daha çok artış gösterir.

Sigara koroner arter hastalığı için major risk faktörüdür.

Sigara içenlerde miyokard infarktüsü riski 2.5 kat artmaktadır.

Başta koroner arterler olmak üzere tüm arteriyel sistemde yetmezliklere yol açarlar.

Sigara akut olarak kan basıncında 10 mmHg'lık artış yapar.

Sigara içen hipertansiyon hastalarında kalp ve böbrek problemleri daha sık görülür.

Hipertansif hastalarda sigara bırakıldığında koroner arter hastalığı riski % 35 - % 40 düşer.

Sigara içenlerde diyabet gelişme riski 1.4-3.3 kat artmaktadır.



Diyabetiklerde makro ve mikrovasküler komplikasyon artmaktadır.



Diyabetik sigara içicilerinde HDL azaldığından koroner arter hastalığı riski daha belirgindir.

Glisemi kontrolü sigara içen diyabetlilerde kötüdür



Sigara içen diyabetiklerin nefropati riski içmeyenlerden fazladır ( Mikroalbüminüri nedeniyle).



Nöropati riski Tip I ve II diyabetlilerde artar

ünde 1 paket sigara içenlerde felç geçirme riski 2.5 kat artar.



Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda sigara felç riskini arttırır.

Parkinson hastalığının erken semptomlarını baskıladığı için tanı konulmasını geciktirir.

Sigara üst solunum yollarında ödem, mukus sekresyonu ve mukosilier transport inhibisyonu yapar.



Nazal ve nazofaringeal mukozal klirensi bozar.



Üst solunum yollarında bakteri ve virüs kolonizasyonuna zemin hazırlar.

Östaki borusunda yetersizliğe yol açar.



Aktif ve pasif sigara içimi otitis media riskini artırır.



Menier hastalığı, akut işitme kaybı gibi durumlarda tedaviyi etkileyeceğinden sigara bıraktırılmalıdır.



Aktif ve pasif sigara içiciliğinde paranazal sinüzit riski artmaktadır.



Sigara içenlerde larenjit sık görülür.

Sigara yeni kemik oluşumunu önleyerek osteoporoza sebep olur.

Sigara içen kadınlarda menapoz sonrası dönemde kalça kırığı riski 60 yaşında %17, 70 yaşında %41 fazladır.



Omurgada bozukluklara yol açar.



Sigara içenlerde bel ağrıları daha fazla görülür.



Sigara içenlerin kemikleri yoğunluk kaybeder; kırıklar daha kolay olur ve iyileşme %80'e kadar daha yavaş olur.
Günde 1 paketten fazla içenlerde sırt problemleri de daha fazladir

Tuesday, June 3, 2008

Meme kanseri

Meme kanseri hastaları için yeni umut

Kemiklerin çok kolay kırılabilmesine sebep olan osteoporozun (kemik erimesi) tedavisinde kullanılan bir ilaç, menopoz öncesi meme kanserine yakalanan kadınlarda
Kemik metobolizmasındaki bir bozukluk sonucunda kemikteki protein örgüsünün seyrelmesiyle iskelette ortaya çıkan ve kemiklerin çok kolay kırılabilmesine sebep olan osteoporozun (kemik erimesi) tedavisinde kullanılan bir ilaç, menopoz öncesi meme kanserine yakalanan kadınlarda bunun tekrarlanması riskini yüzde 35 azaltıyor.

İlacın İsviçreli üreticisi Novartis firması tarafından ABD'nin Chicago kentinde düzenlenen 44. Amerikan Onkoloji Konferansı'nda sunulan klinik araştırmanın sonucuna göre, kemik metastazı ve osteoporoz tedavisinde kullanılan ve yeni bir tür bisfosfat olan Zometa (zoledronik asit) kanseri tedavi edici özellikler taşıyor.

Araştırmanın başında yer alan Avusturya'nın Viyana Üniversitesi'nden Profesör Michael Gnant, meme kanserine karşı hormonal tedavi uygulanan kadınlarda kemik dokusunun kaybının önlenmesi için kullanılan zoledronik asidin, tümörün yeniden oluşmasını engelleyebilme özelliği de bulunmasının sevindirici olduğunu söyledi.

1800'den fazla kadın üzerinde yapılan bu klinik araştırmanın ardından yapılmakta olan ikinci araştırmayla Zometa marka ilacın bu özelliğinin teyit edilmesiyle, doktorların, özellikle böbrek kanseri gibi kemiklerde yüksek metastaz riski bulunan diğer kanser türleri için de test edilebileceğini düşünüyorlar.

AA

Saturday, May 10, 2008

HORMONLU GIDAYA DİKKAT!

Hormonsuz gıda nasıl anlaşılır?

Yaz meyvelerinin tezgaha çıktığı şu günlerde sebze ve meyvelerin dış görünüşüne aldanmayın. Tazeliği tamam da hormonlusu nasıl anlaşılır diyorsanız, işte ipuçları:

Dış görünüş ve yapılarına göre ayırt edebileceğimiz bazı yiyecekler şöyle:

DOMATES:: Domates kesildiğinde içi fazlaca boşsa, meyvenin ucunda sivri çıkıntılar ve yuvarlak yapısından farklı bir şekle sahipse, hormonlu olduğundan şüphelenebilirsiniz. Ayrıca hormonlu domateslerde dik kesildiğinde ortasında beyaz ve sert bir tabaka görülür.

SALATALIIK:: Şekilsiz, bir ucu kalın, bir ucu ince veya yan yana yapışık meyvelere dikkat edin. İçleri adeta sünger gibi, çekirdek evi de kof bir yapıya sahiptir. Tatlarında farklılıklar ve lezzetsizlik vardır.

BİBER:: Aşırı büyük ve etli bir görünüme sahiptir. Çekirdek etrafı boş, etli kısımda domatesteki gibi beyaz ve sert bir doku görülür.

PATLIICAN:: Şekli bozuktur. Kenarında şişlikler görülür. Yan yana yapışıktır. Etli kısmı sünger gibi kof olur.

PATATES:: Şekilsiz ve yumruları birbirine yapışıktır. Patateste aşırı gübre ve hormon kullanılırsa içinde kararmalar görülür.

ÇİLEK:: Aşırı büyük, çift yapışık ve içleri boştur.

KARPUZ:: Hormonlu karpuzların çekirdek evleri boştur. Yendiği zaman aşırı nişasta kokusu verir.

Sunday, April 13, 2008

Hareketlilik zekâdan değil, zehirden!

Selçuk Üniversitesi'nden Doç. Dr. Atabek, günümüz çocuklarının hiç olmadığı kadar çok toksik maddeye maruz kaldığını ve bunun aşırı hareketliliğin de aralarında olduğu sorunlara neden olduğunu açıkladı: 'Hormonlu yiyecekler, plastik oyuncaklar, laminant parkelerle çocuklarımızı kendi elimizle zehirliyoruz'

KONYA - Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, çocukların anne karnında çevresel faktörlerden etkilenmeye başladığını ve bu durumun hormonal gelişimleriyle sağlıklı büyümelerini olumsuz etkilediğini söyledi.
Çocukları doğrudan etkileyen çok sayıda faktör bulunduğunu belirten Atabek "Dedelerimiz ve anneannelerimizde görülmeyen 500 farklı toksin madde çocukları zehirliyor" şeklinde konuştu. Bu maddelerin doğrudan beyni etkilediğini söyleyen Atabek, günümüzdeki çocukların aşırı hareketliliğin, zekâ değil zehirlenme göstergesi olduğuna dikkat çekti.

'Laminant parke tehlikeli'
Zehirli maddeleri vücuttan atacak enzimlerin hâlâ bilinmediğini de belirten Atabek, "Çocuklar ağızdan soluk aldığı için maddelerin tamamı vücuda girer. Bu yüzden çocukların vücuduna giren zararlı madde çok yoğun" dedi.
Kurşun, cıva, elektronik, plastik ve tekstilde kullanılan kimyasallar, böcek ilaçları, zirai ilaçlardan yayılan toksin maddelerin su, gıda ve solunumla vücuda alındığını belirten Doç. Dr. Atabek şöyle konuştu: "Hormonlu yiyecekler yüzünden çocuklarımızı kendi elimizle zehirliyor, sağlıklarını tehdit ediyoruz. Çocukları anne karnından zehirlemeye başlayan plastik oyuncaklar, laminant parkeler, kimyasallar yüzünden gelecekte anormal ve ölü doğumlar artacak. Özellikle laminant parkeler ciddi tehlike oluşturuyor. Laminant parkeler, çöplerin preslenmesiyle yapılıyor. Bunlar yapıştırılırken kullanılan kimyasallar, boyu kısa olduğu için yere yakın olan çocukları zehirliyor."

Cips, kilolarca yağ demek
Antalya'da düzenlenen 5. Metabolik Sendrom Sempozyumu'nun gündeminde de çocuk yaşlarda başlayan metabolik sendrom vardı. Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, şunları söyledi: "Çocuklarımız hayatlarının ilerleyen bölümlerinde ciddi problemlerle karşı karşıya kalabilir. Anne adaylarının kesinlikle sigaradan uzak durması gerekiyor. Gebelikte fazla kilo alınması da çocuğun metabolik sendromla tanışma riskini arttırıyor. Okul kantinlerindeki yeme alışkanlıkları, çocukların egzersiz yapmaması, bilgisayar başında çok zaman geçirmeleri de önemli nedenlerden. Araştırmalara göre cips yiyen bir çocuk senede dokuz kilo yağ alıyor." (Yaşam Servisi, aa)

Saturday, April 12, 2008

KANOLA YAĞI VE KANSER RİSKİ

KANOLA YAĞI VE KANSER RİSKİ….

Kanola Yağı, Kolza bitki tohumlarının genetik yolla ıslah edilmesi ile elde edilmiş tohumlardan üretilen bir yağ çeşididir. Kozla ise gıda yağ bitkilerinin içinde en fazla zehirli olanıdır. Öldürücü zehirli olduğu için Böcekler onu yemezler..

Kanada tarafından geliştirilip dünyaya tanıtıldığından dolayı "Canadian oil, low acid" kelimelerinin başlangıç harflerinin birleştirilmesinden oluşturulan canola(kanola) ismi ile yayılmıştır.

Kolza yağı uzun yıllar makinalarda ve bilhassa buharlı makinalarda yağlama maddesi olarak kullanılmıştır. İkinci Cihan harbinden sonra yenebilir yağ yapımına yönelinmiş 1950 li yıllarda marketlerde satılmaya başlanmışdı.

Ancak hayvanlar üzerinde yapılan deneyler insan sağlığında kalp hasarlarına sebep olduğunu ortaya koydu. Bunun üzerine bazı ülkelerin araştırmacıları bu yağın kullanılmasının tehlikeli olduğunu bildirdiler.

Yıllar gittikçe kötüye gidiyor. Kozla (kanola)yağı, insanda ve hayvanda amfizem solunum sıkıntıları, kansızlık, kabızlık, aşırı duyarlılık ve körlük sebebi olabiliyor. Yasak edildiği tarihte İngiltere ve Avrupada 1986-1991 arasında sığır, koyun vs gibi büyükbaş hayvanların yemlerinde kozla yağı kullanılmakta idi. O dönemde hızla DELİ DANA hastalığı başgöstermişti.

Kanola yağının etkileri konusunda fareler üzerinde yapılan çalışmalar pekçok problemleri göstermiştir. Farelerde kalp, böbrek, böbrek üstü ve trioid bezlerinin yağlı dejenerasyonu gelişme göstermiştir. Diyetlerinden kanola yağı çıkarıldığı zaman birikimler eriyor,fakat organlardaki hasarlı dokular geride kalıyor. Kanola yağı bağışıklık sistemini de zayıflatıyor.

Bu yağda yoğun bir şekilde bulunan erusik asitin akciğer kanseri ile bağlantıları üzerinde durulmaktadır. Sinir ve kan dolaşım sistemlerinde de zararlı etkileri olduğu bildirilmektedir. Zararlı etkilerinin kanola yağının doğrudan bir trans yağ asidi oluşu ile ilişkilendirilmektedir.

Bu yağlar kullanılarak üretilen margarinlerin daha da büyük bir risk taşıyacağı ifade edilmektedir.

Diğer yandan, Kanola tohumlarının genetik yapısı üzerinde oynanarak daha düşük erosik asit oranlı yağ elde edilmeye çalışılmakta olduğu bildirilmektedir.

Problem, çok ucuz olduğu için, haberimiz olmadan ekmekte, margarinde ve her çeşit işlenmiş gıdada kanola yağının kullanılmış olabileceğidir. Burada tüketici olarak bizim uyanık, bilgili ve sorgulayıcı olmamız önemlidir. Böylece gıdalarımızın içerisine katılabilecek bu gibi zararlı katkıların bilgisini önceden temin etmiş oluruz. Sağlıklı olmadığı için, Yemek yağı ve salata yağı olarak kanola yağı kullanmaktan kaçınmalıyız.

Bugün için bu yağdan ve türevlerinden uzak durmanın daha uygun olacağını düşünüyoruz.

kaynak: gıda raporu.com

Sunday, April 6, 2008

Köri Kolon Kanserini Önlüyor

Tıbbi Bitkiler » Köri Kolon Kanserini Önlüyor


Köri Kolon Kanserini Önlüyor

Çeviren: Gülşah Balaban



John Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, soğan ve körinin içinde bulunan kimyasallar kolon kanserini önlemede yardımcı olabilir.

Clinical Gastroenterology and Hepatology’nin Ağustos sayısında yayımlanan çalışmada, aile geçmişinde adenomatöz polipozis (FAP) görülen beş kişiyle çalşıldı. FAP, bağırsakta prekanseröz poliplerin artmasına ve sonunda kolon kanserinin ortaya çıkmasına neden oluyor.

Altı ay süren araştırmada katılımcılara, günde 20 miligram soğanın içinde bulunan bir antioksidan ve 480 miligram zerdeçal (körinin içerdiği başlıca baharatlardan biri) verildi.

Hastalardaki poliplerin sayısı ortalama olarak %60.4 azaldığı ve poliplerin boyutunun ise %50.9 küçüldüğü tespit edildi.

John Hopkins Üniversitesi gastroenteroloji bölümü başkanı Dr. Francis M. Giardiello: “Soğanın içinde bulunan antioksidanı pek çok insan günlük yiyeceklerinden alıyor. Ancak zerdeçal, genellikle geleneksel yiyeceklerde kullanılıyor, ve zerdeçalın sadece %3 veya %5’i kurkumin içeriyor,” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarına daha fazla hastayla yapacakları araştırmalarla devam etmeyi düşünüyorlar.

Sunday, March 30, 2008

Mozarella peyniri her an yasaklanabilir

Mozarella peyniri her an yasaklanabilir


Ünlü İtalyan peyniri Mozzarella'nın kanserojen madde içerdiği gerekçesiyle Avrupa Birliği ülkelerinde yasaklanabileceği öğrenildi.

AB ülkelerinde satılan Mozzarella peynirlerinin kanserojen madde içermesi nedeniyle AB ülkelerinde yasaklanması gündemde. Paketlerde, tüketicileri bilgilendirici yazıların da eksik olduğu ifade edilen peynirin, AB Gıda Komisyonu tarafından yasaklanabileceğini açıklandı.

Napoli ve güney İtalya'daki 29 firmanın ürettiği ürünlerde yapılan analizlerde, yüksek miktarda dioxin adlı kanserojen madde bulunduğu görüldü. Mozzarella peynirleri, Güney Kore ve Japonya'da yasaklanmış durumda.

Öte yandan haberin İtalya'da yayınlanması üzerine Mozzarella peyniri satışlarının yüzde 30-35 civarında düştüğü öğrenildi. Pizza ve makarna soslarının vazgeçilmezi konumunda olan Mozarella peyniri Türkiye'de de oldukça yaygın bir şekilde tüketiliyor ancak yasağın Türkiye'ye yansımasının ne şekilde olacağı şuan için bilinmiyor.

İHA

Wednesday, March 26, 2008

Kuaförler için kanser riski yüksek

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), saç boyası ve diğer kimyasalları kullanan kuaförlerin daha yüksek kanser riskiyle karşı karşıya kalabileceğini bildirdi.
26 Mart 2008 04:39
Yazı boyutunu büyütmek için
DSÖ'ye bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından gerçekleştirilen araştırmada, kuaförlerin kanserojen madde ihtiva eden kimyasalları kullanmaları nedeniyle kansere yakalanma riskinin daha yüksek olabileceği ifade edildi.

Araştırmada erkek kuaförlerin mesane kanserine yakalanma riskinin, genel nüfusa kıyasla yüzde 20 ila 60 daha yüksek olduğu belirtildi. Kadın kuaförler arasında ise bu riskin düşük olduğu kaydedildi.

Akciğer kanserine yakalanma riskinin ise hem erkek hem de kadın kuaförlerde yüzde 30 daha yüksek olduğu ancak bunun kuaförler arasında sigara kullanımının yüksek olmasından da kaynaklanabileceği belirtildi.

Araştırmada ayrıca, kadın kuaförlerin yumurtalık kanserine yakalanma oranın, genel ortalamanın üstünde olduğu ifade edildi.

İHA

Friday, February 1, 2008

KATKI MADDELERİ

Bugün dünya üzerinde, koruma, renklendirme, kıvamlandırma, tat verme, tatlandırma ve daha birçok özellikler vermek amacı ile yapay gıdalara 3000 den daha fazla katkı maddesi ilave edilebilmektedir. Bu katkı maddelerinin hiçbiri de tüketiciye fayda sağlayacak maddeler değildir. Üstelik burada sadece 15 tanesi için açıklayacağımız gibi birçok zararlı sonuçları olabilen maddelerdir. Buna rağmen hepsi de yasal olarak kullanıma açık tutulmaktadır. Üreticilerimiz kullanmaya, tüketicilerimiz de tüketmeye sorumsuzca devam etmektedir.

Siz tüketiciler, endüstri tesislerinde işlenmiş gıda maddeleri ile bu katkı maddelerine karşılık gelen bir riske doğru farkında olmadan koşuyor ve etiketlerini okuyup anlayıncaya kadar bir bilmece çözmedeki yorgunluğa denk bir yorgunluk yaşıyorsunuz.

Şüphesiz büyük ölçüde taze gıda maddeleri yiyerek bu nahoş katkı maddelerinden uzak durmak en iyisidir. En azından yemeklerinizde bazı işlenmiş gıda maddelerinin içerdiği aşağıdaki katkı maddelerinden uzak durmanızda ve etiketlerine baktığınızda kafanızı çevirip şöyle geçip gitmenizde sağlığınız için yarar vardır.

E310 Propyl Gallate

Bu koruyucu, katı ve sıvı yağların bozulmasını önlemek için kullanılmaktadır. Bitkisel yağlarda, et ürünlerinde, dilimlenmiş patateslerde, hazır çorbalarda ve sakızlarda koruyucu katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Çoğunlukla BHA ve BHT katkı maddeleri ile birlikte kullanılır. Kansere sebep olabilir. Gastrit ve cilt tahrişine neden olabilir, kandaki hemoglobine zarar verdiği için bebek ve küçük çocuk gıdalarında izin verilmemiştir.

E320 BHA ve E321 BHT

Butillenmiş hidroksianisol(BHA) ve Butillenmiş hidroksitoluen(BHT) katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılmaktadır. Tahıl ve ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda bu katkı maddesinin farelerde kansere sebep olduğu bildirilmiştir. Bebe mamalarında izin verilmemiştir, alerjik reaksiyon yapabilir, hiperaktiviteye, kanserojen, estrojen etkilere ve diğer olumsuzluklara sebep olabilir. Tükete geldiğiniz ürünlerin etiketinde bu katkı maddesinin kullanıldığı bilgisi varsa, bu katkı maddesini içermeyen bir başka marka ürünlere yönelmeniz sağlığınız için daha uygun olacaktır.

E924 Potassium Bromate

Bu katkı maddesi ekmek ve unlu gıdalarda hacım artırmak ve daha güzel ekmekiçi yapısı oluşturmak için kullanılmaktadır. Bromat hayvanlarda kansere sebep olmaktadır. Bromat ABD ve Japonya dışında bütün dünyada yasaklanmıştır.

E621Monosodium glutamate (MSG)

MSG, hazır çorbalar, salata sosları, sucuk, salam, sosisler, tütsülenmiş balık, patates cipsleri gibi pekçok paketlenmiş gıda maddelerinde lezzet artırıcı olarak kullanılmaktadır. Bir yazar ve sinir hastalıkları uzmanı olan Dr. Russell Blaylock’a göre; ani kalp ölümleri ile (özellikle sporcularda) ve MSG ve yapay tatlandırıcılar gibi katkı maddelerin sebep olduğu excitotoxic hasarlar arasında bir bağ bulunmaktadır. Excitotoxinler bir gurup heyecan artırıcı amino asitlerdir ki, bunlar hassas sinir hücrelerinin ölümüne sebep olabilir.

Pekçok tüketici de MSG nin hastalık yapıcı etkisini bizzat yaşamışlardır. MSG içeren gıdaları yedikten sonra ortaya çıkan bu rahatsızlıklar, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusmadır.Birçok üründe MSG kullanımı maalesef gizli yapılmakta etikette gösterilmemektedir. Eğer güvenli bir katkı maddesi ise üreticiler neden gizlerler?

E951 Aspartame (Equal, NutraSweet)

Bu yapay tatlandırıcılar diyet soda, diyet gıdalar ve düşük kalorili gıdalarda kullanılmaktadır. 1970 li yıllarda yapılan çalışmalarda farelerde beyin tümörüne sebep olduğu belirtilmiştir. 2005 de yapılan en son araştırmalar küçük dozlarda bile farelerde beyin tümörleri ile birlikte lenf ve kan kanseri meydana getirdiğini ortaya koymuştur.

Aspartama duyarlı insanlar, tüketimden sonra başağrısından, baş dönmesinden ve hallusinasyondan ızdırap çekebilirler. Aspartama duyarlı olan kişilerde anjioödeme veya göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur.

E950 Acesulfame-K

Asesulfam-K normal şekerden 200 defa daha tatlı dır. Fırın ve pasta ürünlerinde, sakızlarda, jelatinli şekerlemelerde ve meşrubatlarda kullanılmaktadır. İki fare araştırmasında bu maddelerin kansere sebep oldukları ve diğer çalışmalarda ise bu katkı maddesinin güvenirliğinin bulunmadığı ispatlanmaktadır.

Olestra

Olestra, Olean markası ile, krakerlerde ve patates cipslerde katı yağ yerine kullanılmaktadır. Bu sentetik katı yağ vücut tarafından emilememektedir. Bu madde ishale, gevşer bağırsak, karın ağrıları, beden gücünün azalmasına ve gazlanmaya sebep olabilir.

E250-E251 Sodium Nitrite (Sodium Nitrate)

Sodyum nitrit veya sodyum nitrat sucuk, salam, sosislerde, hazır et yemeklerinde, tütsülenmiş balıklarda, tuzlanmış bifteklerde ve diğer işlenmiş etlerde koruyucu, renk verici ve lezzet verici olarak kullanılmaktadır. Bu katkı maddeleri, nitrosaminler denilen kanser oluşturucu kimyasalların oluşumuna yol açarlar. Bazı çalışmalar, tüketilen konserve etler ve nitrit ile insanlarda oluşan kanser arasında bir bağın olduğunu göstermiştir. Nitritler nefes daralması, baş dönmesi ve baş ağrısı ile sonuçlanabilecek rahatsızlıklara sebep olduğu bildirilmektedir. Bebek ve küçük çocukların gıdalarında kullanılması kesinlikle yasaktır.

E220-E228 Sülfitler

SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür dioksit, sodyum veya potasyumsülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunurlar.

Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir.

Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

E210-E219 Benzoatlar

Benzoatlar, muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır. Fırın mamulleri, peynir, sakız, çeşni, dondurulmuş mandıra ürünleri, yumuşak şeker gibi gıda ürünlerinde, kozmetik ürünlerde, diş macunlarında eczacılıkta ağız yoluyla alınan bir çok ilaçta, öksürüğe karşı antiseptik ve mantara karşı merhem yapımında kullanılır. Astıma , sinirsel bozukluğa, ve çocuklarda hiperaktiviteye, kurdeşene neden olabilir ve astımı ağırlaştırabilir.

Bu gurubun önemli bir kısmını parabenler oluşturur. Parabenler gıda, kozmetik ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Metil, etil, propil, butil paraben ve sodyum benzoat bunlara örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.

İngilterede yapılan son araştırmalarda ise parabenlerin kullanıldığı ürünleri tüketen ve göğüs kanserine yakalanmış insanların kanserli dokularında paraben kimyasallar bulunmuştur. Bu parabenlerin, parfüm, deodorant, krem, güneş yağları, çeşitli makyaz ürünleri ve diş macunu kullanımı ile cilten absorbe edilerek vücuda girişinin sağlandığı anlaşılmıştır. Dokulara yerleşen parabenler östrojen hormonlarını artırarak dengeyi bozmakta ve kanser tümörleri oluşmaktadır.

Bu bulgulardan sonra yukarıda ismi geçen ürünlerin paraben içeren çeşitlerinden şiddetle kaçınılması sağlığımızın bir gereği olmalıdır..

Hydrogenated Vegetable Oil(Hidrojene edilmiş bitkisel yağ)

Margarinler gıda katkı maddesi olmadığı halde burada zikretme ihtiyacı duyduk. Zira margarinler burda zikri geçen katkı maddelerinden de daha büyük tehlikeler arzetmektedir.

Hidrojene edilmiş bitkisel yağları yapmak için kullanılan proses, kalp rahatsızlıklarını ve şeker hastalığını teşvik eden trans yağlarını husule getirmektedir. “The Institute of Medicine” tüketicilerin trans yağları mümkün mertebe çok küçük miktarlarda tüketmelerini önermektedir. Etiketlerinde margarin ve bitkisel katı yağları içeren krakerler, kuru pasta, bisküvi, pasta ürünleri, salata sosları, ekmek ve benzeri ürünleri tüketmekten kaçınmalısınız. Bunlar ekseriya ürünün raf ömrünü uzatmak, lezzetini sabit tutmak ve ucuza mal etmek için kullanılmaktadır.

E102 Tartrazin

Renklendirici; Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, sakızlar, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, tatlı, reçel, unlu gıdalar, çerez, konserve balık, hazır çorbalar, alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Tartrazin duyarlı insanlarda kurdeşen veya astım ataklarına neden olabilir. tiroid tümörü, kromozom hasarı, hiperaktivite ve aspirin duyarlılığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir;Norveç ve Avusturya'da yasaklandı.

E133 Blue 1 ve Blue 2 (Brilliant blue FCF)

Renklendirici; sentetik kömür katranından üretiliyor; mandıra ürünleri, tatlılar ve içeceklerde kullanılır; farelerde beyin tümörüne sebep olmuştur. Çocukların tüketmesi tavsiye edilmiyor, Belçika, Fransa, Almanya, ısviçre, ısveç, Avusturya ve Norveç'te yasaklandı.

E127 Red 3(Erythrosine)

Renklendirici; kiraz ve vişne, konserve sebze, muhallebi, tatlı, pasta,biskuvi ve çerezlerde kullanılır; ışığa karşı duyarlılığa ve troid hormonu seviyesini arttırıp hipertroidism'e neden olabilir; farelerde yapılan çalışmada troid kanserine neden olduğu saptanmıştır; Avustralya, Amerika ve Norveç'te yasaklandı.

E110 Yellow 6(Sunset Yellow, FCF, Orange Yellow S)

Renklendirici; sentetiktir;unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek ve konserve balık, hazır çorba ve bazı şurup cinsi ilaçların üretiminde kullanılır; yan etkileri kurdeşen, rinit (burun akması), burun tıkanıklığı, alerji, hiperaktivite, böbrek tümörü, kromozom hasarı, karın ağrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iştahsızlıktır; Norveç'te yasaklandı.

Kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Parabens
Yeniden Gıda Raporu. Dr.Müh.H.K.BÜYÜKÖZER
http://www.chm.bris.ac.uk/webprojects2002/price/azo.htm
http://mst.dk/udgiv/publications/1999/87-7909-548-8/html/kap05_eng.htm
http://www.sixwise.com/newsletters/06/04/05/12_dangerous_food_additives_.htm



KAYNAK

Sunday, December 23, 2007

Amerikan Kanser Derneğinin şok raporu
Dünyada bu yıl yaklaşık 7,6 milyon kişinin kanserden ölmüş olacağı tahmin ediliyor.

Amerikan Kanser Derneğinin Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu verilerine dayanarak hazırladığı rapor, kanserden her gün 20 bin kişinin öldüğü dünyada, 2007'de yaklaşık 7,6 kişinin bu hastalıktan ölmüş olacağını, 12 milyondan fazla kişinin kansere yakalanacağını gösterdi.

Raporda, gelişmiş ülkelerdeki yeni 5,4 milyon kanser vakasından 2,9 milyonunun, gelişmekte olan ülkelerdeki 6,7 milyon vakadan 4,7 milyonunun ölümle sonuçlanacağı vurgulandı.

Zengin ülkelerde erkeklerde en fazla prostat, akciğer ve kolon kanserine, kadınlarda ise meme, kolon ve akciğer kanserine rastlandığı belirtilen raporda, gelişmekte olan ülkelerde de erkeklerde akciğer, mide ve karaciğer, kadınlarda rahim ve meme kanserinin görüldüğüne dikkat çekildi.

Dünyada kanser vakalarının yaklaşık yüzde 15'inin enfeksiyondan kaynaklandığına işaret edilen raporda, gelişmekte olan ülkelerde enfeksiyona bağlı kanser oranının gelişmiş ülkelerdekine göre 3 kat fazla olduğu (yüzde 26'ya yüzde 8) vurgulandı.

Helicobacter pylori bakterisinin mide, human papillomavirusün rahim ağzı, hepatit virüslerinin karaciğer kanserine neden olduğu belirtilirken, gelişmekte olan ülkelerdeki ölümlerin, erkenden tanı konulamaması ve tedavi olanaklarının yetersiz olmasından kaynaklandığı kaydedildi.

SİGARA-KANSER-

Raporda, sigara ve kanser konusuna da özel bir bölüm ayrıldı.
Tütün kullanımının 2000'de 5 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olduğu kaydedilen raporda, sigaranın 20. yüzyılda dünya genelinde yaklaşık 100 milyon kişinin ölümünden sorumlu olduğu, 21. yüzyılda çoğu gelişmekte olan toplumlarda olmak üzere 1 milyardan fazla kişinin ölümüne yol açabileceği ifade edildi.

Kanserden çocuk ölümleri ve enfeksiyona bağlı ölümlerin azaldığını, artık ileri yaşlara kadar hayatta kalabilen kişilerin sayısının arttığını belirten rapora imza atanlardan Ahmedin Cemal, ancak halkın giderek artan bir bölümünün sigara içmek, az hareket etmek ve doymuş yağ oranı yüksek besinleri tüketmek gibi Batılı hayat tarzını benimseyen az gelişmiş ülkelerde kansere yakalanma sıklığının arttığını söyledi.

Dünya Sağlık Örgütüne göre dünyada tütün kullanan 1,3 milyar kişinin yaklaşık yüzde 84'ü gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Örgüt, sadece Çin'de 350 milyon tütün bağımlısının bulunduğunu, bunun da ABD nüfusundan fazla olduğunu tahmin ediyor.

Tütün kullanımının bu şekilde devam etmesi halinde dünyada 2030'a dek 2 milyardan fazla tütün bağımlısının olacağı, bunların yarısının tütün bağımlılığının neden olduğu hastalıklardan öleceği tahmin ediliyor.

kaynak

Wednesday, December 12, 2007

YAŞAM İÇİN BİR BARDAK SU


bir bardak su YAŞAM İÇİN BİR BARDAK SU

Bir yıl boyunca, kuraklığın verdiği korku ile büyük küçük toplumun her kesiminden insanlar olarak, o kabuslu günlerde, defalarca nasıl bir heyecan ve ihlasla yaptığımız yağmur dualarını hatırlayalım.

Bir yıl boyunca susuzluk tehdidi ile geçen günlerimizden sonra yağan yağmurları hangi sevinç dolu duygularla karşıladığımızı düşünelim.

Yer küremizin yüzeyinin %71 ini denizler, %29 unu karalar oluşturur.

İnsan bedeni, %25 katı maddeden, %75 sudan oluşmaktadır. Beyin dokusunun ise %85’i sudur.

Dünya oluşumundan önce de su vardı ve oluşum tamamlandıktan sonra da ilk hayat suda başladı.

Suyun hayatın olmazsa olmaz temel unsurlarından biri olduğunu biliyoruz. Gerçek anlamda faydalarının tespiti konusunda yapılan bazı çalışmaların aslında bir şans eseri ortaya çıktığını ve bu yöndeki çalışmaların o günden sonra hız kazandığını biliyor muydunuz?

İranlı hekim DR. FERİDUN Batmanghelidj, suyun hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini hapishanede bir şans eseri öğrenmiş. “1979 da İran devrimi patladığında Ben siyasi bir tutuklu olarak hapiste bulunuyordum. Bir gün koğuşta, mahkumlardan birinin, koridorda, iki büklüm olmuş vaziyette, inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını gördüm. Beni görünce ızdıraplı bir sesle “Ülserim beni öldürüyor” diye seslendi. Onun için ne yaptın diye sordum. “Üç adet Tagamet ve bir şişe dolusu antiasit aldım ama banamısın demedi” diye cevap verdi.”şeklinde vakayı özetleyen Dr. FERİDUN Batmanghelidj, 10 saatten beri bu şekilde ızdırap içinde sancı çeken hasta mahkuma gayri ihtiyarı müdahale eder ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama iki bardak su içirir. Fakat ne görsün, adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtulur. O günden sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırma kararı alır. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde yaklaşık 3 bin peptik ülser hastası tutuklu ve hükümlüyü iyileştirir. Tabi ki ilaç olarak yalnızca su kullanarak.

2,5 yıl kadar sonra tahliye vakti geldiğinde, hapishane müdürüne ricada bulunur ve "lütfen ben bir müddet daha burada tutuklu kalmak istiyorum, zira araştırmalarımın en önemli evresine girmiş bulunmaktayım ve bu kadar çok hastayı dünyanın hiçbir yerinde, bu koşullarda bulamam" der.

Böylece Batmanghelidj, bir müddet daha "gönüllü hapis" yatar ve çalışmalarını sürdürür. Hapiste iken keşfinin ilk duyursunu Iranian Medical Association’da yayınlatır. Tebliğinin bir tercümesini de the Journal of Clinical Gastroenterology Haziran 1983 sayısında misafir editör olarak yayınlatır. Bugün bütün dünyaya sesin duyurabilmiş ve ekol oluşturmuştur.

Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz" kitabında vucudumuzun tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.

Bunlar şunlardır.

1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır.
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

Bir bardak suyun faydaları işte böyle. Suyun yukarıda sıralanan faydalarını okuyunca; “Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?” (Enbiya, 30) ayetini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz.

(Suyun faydaları konusunda daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler
watercure adresini ziyaret edebilirler.)


kaynak: gıda raporu

Wednesday, July 4, 2007

KARPUZ



Karpuz kansere iyi geliyor

Beslenme ve diyet uzmanlarının yaz diyetlerinde yer verdiği karpuz, doktorlar tarafından çeşitli kanser türlerine karşı etkili maddeler içermesiyle nedeniyle tavsiye ediliyor.


Karpuz kansere iyi geliyor

İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Erkan Erdal, bol miktarda C vitamini barındıran karpuzun aynı zamanda antioksidan özelliği olduğunu ve çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan betakaroten içerdiğini kaydetti.

Karpuzda bulunan yüksek miktarda potasyumun ise kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olduğunu ifade eden Erdal, aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğu için karpuzun bağırsak hareketlerini de düzenlediğine dikkati çekerek, bağırsak kanserini önlemede de karpuzun rol oynadığını söyledi.

ÇEKİRDEKLERİ DE YARARLI

Karpuz çekirdeklerinin de içinde bulunan ''cucurbocitrin'' adlı maddenin kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ifade eden Erdal, çekirdeklerin içinde yer alan bu maddenin böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine de yardımcı olduğunu kaydetti. Erdal, karpuzu yaz aylarında hazırladıkları diyet programlarına mutlaka dahil ettiklerini belirterek, ''Yağ ve kolesterol içermediğinden ve kalorisi düşük olduğundan, yaz aylarında yapılan diyetlerde karpuzun özel bir yeri var'' diye konuştu.

Kalorisinin düşük olmasına karşın, karpuzun ''sınırsız'' tüketilmesinin de söz konusu olmadığını belirten ve diyet yapanları tüketecekleri karpuzun miktarının ölçülü olması konusunda uyaran Erdal, orta büyüklükte bir karpuzun 8'de bir diliminde yaklaşık 45 kalori olduğunu ifade ederek, bu miktarın bir porsiyon için yeterli olduğunu kaydetti.



Bugün

Monday, July 2, 2007

ÇOCUKLAR



Çocukları kanserden koruyacak 10 öğüt

Gündelik hayatta küçük önlemler alarak çocuğunuzu kanserden korumanız mümkün. Hamileyken ve sonrasında yanında sigara içmeyerek, kanserojen maddelerden ve radyasyondan kaçınarak, fast food beslenmeden koruyarak, spor yaptırarak ve aşılarını ihmal etmeyere


Çocukları kanserden koruyacak 10 öğüt

Esra Tüzün'ün haberi
Prof. Dr. Murat Tuncer; mükemmel anne baba olmak isteyen aileler için hazırladığı 'Çocuk Sağlığı Rehberi' adlı kitabında yer alan önerileri anlattı. Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı da olan Prof. Dr. Tuncer, çocuklarınızı kanserden koruyacak 10 altın öneride bulundu:

1- SİGARA VE ALKOL: Türkiye'de her iki çocuktan biri sigarayla etkilenecek şekilde karşılaşıyor. Sigara; tüm kanserlerin üçte birinden ve akciğer kanserlerinin de yüzde 90'ından sorumlu. Evde sigara içen birinin varlığı ya da annenin sigara içmiş olması çocuklardaki lösemi ihtimalini üç kat artırıyor. Özellikle hamilelik döneminde alkol alan annelerin çocuklarında kanser riski artıyor.

2- ÇEVRE KANSEROJENLERİ: Çevremizde farkında olmadan karşılaştığımız birçok kanserojen, yani kansere neden olan madde var. Örneğin; asbest, erionit içeren ev yapımı malzemeler ve toprak, ağır metal üreten fabrika artıkları, arsenik, PVC kesimi yapılan fabrikalar, elektromanyetik alanlar, hamilelik ve emzikli dönemde kullanılan kimyasal saç boyaları kanser riski yaratır.

3- BESLENME: Kanser riskini azaltan en önemli beslenme tarzı anne sütü ile beslenmedir. Fast food'lardan, gazlı ve hazır içeceklerden kaçınmak da kanserlerin yaklaşık üçte birinden sorumlu olan önemli bir riski azaltmaktadır. Özellikle çocukları cezbeden ancak hiç de sağlıklı olmayan yüksek kalorili atıştırma amaçlı yiyeceklerden çocuklarımızı uzak tutmalıyız. Böylece hem farkında olmadan aldıkları kanserojenleri uzaklaştırmış, hem de onları obeziteden korumuş oluruz. 'Na-benzoat' ve 'askorbik asit' içeren hazır içecekler de zararlıdır. Ayrıca cocuklarınıza aşırı tadlandırıcı içeren diyet ürünler vermeyin.

4- FİZİKSEL AKTİVİTE: Erken yaşta başlanan uygun fiziksel aktivite ve düzenli spor, yaşam boyu sağlıklı bir vücut için gereklidir. Fiziksel aktivitenin yaşamımızın bir parçası haline getirilmesi tüm yaşam boyu kanser riskini ciddi şekilde azaltır. Bu azaltıcı etki; hem obeziteyi önlemesi, hem de doku oksijenlenmesini artırması sayesinde oluşur.

5- GENETİK YATKINLIK: Kanserlerin yüzde 5 ila 10'unun genetik kökenli olduğunu ve genetik yapımızın riskimizi artırdığını bilin. Ailenizde kanser varsa; yatkınlık söz konusu olabileceğinden, çocuklarınız için oluşabilecek risklerden uzaklaşmak çok daha fazla önem taşır. Özellikle ailenizdeki kanser vakalarını aile doktorunuza danışarak, erken tarama ve kontrol programlarına nasıl başlanacağı hakkında bilgi edinmelisiniz.

6- BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR: Menenjit aşısı olan çocukların daha az lösemiye yakalandığı bilinmektedir. Birçok aşı, bağışıklık sistemini erkenden uyararak olgunlaşmasına yardım eder ve kanser oluşumuna karşı bağışıklık sisteminin bilinçlenmesine yardımcı olur. Hepatit B aşısı karaciğerin özel kanserlerini engeller. Bu nedenle çocuklarımızın aşılarını düzenli şekilde yaptırmanız önemlidir.

7- GÜNEŞ VE MANYETİK ALANLAR: Güneş ışını ve elektromanyetik alanlar, Dünya Kanser Kontrol Ajansı tarafından muhtemel kanserojenlerden sayılıyor. Hamilelik döneminde ve doğum sonrası emzirme döneminde; solaryum ve bağlantısız internet erişimlerinden ve cep telefonundan kaçınılmasında, evde ergenlik döneminde ya da çocuk yaşta biri varsa kablosuz bağlantıların tercih edilmemesinde fayda vardır.

8- RADYASYONDAN KORUNMA: Yaşam boyu radyasyonla karşılaşıyoruz. Riskleri en aza indirmek için gereksiz film ve CT (bilgisayar tomografisi) çektirmemekte fayda var. Doktor önermedikçe çocuğa, tekrar tekrar kontrol amaçlı röntgen çektirmek doğru değildir.

9- RUTİN KONTROLLER: Her yaşa uygun doktor kontrolleri, idrar ve kan testleri çocuğunuzun sağlığı için olmazsa olmazdır.

10- KANSERİN EN ÖNEMLİ 10 BELİRTİSİNİ ÖĞRENİN:
*
Lenf düğümlerinde ve vücudun başka bölgelerinde şişlik ya da sertlik.
* İki ayı geçen tedaviye dirençli, tekrarlayan ve nedeni bir türlü bulunamayan öksürük.
* Düzelmeyen yara ile hızla şekli ve rengi değişen ben.
* Açıklanamayan yorgunluk, halsizlik ve uzun süren gece ateşlenmeleri ile terlemeleri.
* Hızlı kilo kaybı ve iştahsızlık.
* Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, düzelmeyen ishal ve kabızlık.
* Kanlı idrar.
* Ciltte veya vücudun başka bir yerinde nedensiz kanama.
* Yutma güçlüğü.
* Solukluk.
* Boyunda bir tarafta eğrilik.

Monday, June 18, 2007

KANSER

KANSERİ NASIL İYİLEŞTİRİRSİNİZ?

Bu muhtemelen kanser üzerine okuyacaginiz en önemli makaledir. Çalışmasına devam eden ve bunu genişleten Johanna Budwig ile bir görüşme yaptım. Ofisime döndüm ve sonunda, ne olup bittiğini tam olarak anladım ve bunu size aktarıyorum.

Önce, bir kanser hücresinin metabolizmasini tanımladığı için, Otto Warburg tıp dalında 1931 Nobel Ödülünü kazandi. O, hücrenin aniden anaerobic(oksijensiz) olduğunu ve sadece fermentasyon olarak tanımlanabilecek bir formda metabolize etmek için büyük miktarlarda glukoza (seker) gereksinim duyduğunu belirtti :

“Kanserin başlıca nedeni beden hücrelerinin normal oksijen solunumunun, anaerobic hücre solunumu ile yerdeğiştirmesidir” -- Otto Warburg

Hücre, glukozu (seker ; kanser sekeri sever) alır ve laktik asit salgılar, laktik asit asidik bir çevre meydana getirir.. Kanser beslenmesi için asidik bir çevreye gereksinim duyar ve bunun tersine dengeli alkali bir çevrede ise yasayamaz.

Dr. Garnett Poly – MVA için araştırmasında keşfettiği gibi, kanser ile ilgili elektriksel bir bağlantı vardır.

Çin tıbbı, yüzyıllardır (4 – 6 bin yıldır) yaşam gücünü enerji olarak tanımladı. Çinliler meridyen sisteminin haritasını çıkardı, meridyen sistemi 1994’te geleneksel tıp tarafından yeniden haritalandı (en küçük elektrik miktarını ölçen yüksek – teknolojili alet kullanarak). Bu meridyenler boyunca bizim yaşam gücümüz yolculuk yapar : Çinlilere göre Chi (Ki), biz bunu enerji olarak adlandırabiliriz.

1968’de canlı hücrelerin ışık ürettiği keşfedildi. Işığın miktarı hücrenin sağlığını tayin eder. Işık ne kadar parlak olursa, hücre o kadar sağlıklı olur. Ilginç, değil mi ?

Ellili yillarda, Johanna Budwig kanser denklemine ekleme yapti. O, normal, sağlıklı hücrelerde “elektriksel olarak pozitif olan çekirdek ve yüksek derecede doymamış yağ asidiyle elektriksel olarak negatif olan hücre zarı arasinda bir iki kutupluluk (dipolarite) buluyoruz” dedi.

O, “Elektronların oksijene büyük ilgisi var, oksijeni seviyorlar. Elektronlar oksijeni çekiyor ve nefes alıp vermemizi canlandırıyorlar.” diye devam ediyor. “Nefes alma” ile, Budwig her canlı hücrede yaşamın nefesinden sözediyor.

Şimdi, sağlıklı bir hücrenin resmine sahibiz, normal bir tarzda büyüyen, gelişen ve kendi kopyasını yapan bir hücre. Sonra Budwig, öncelikle hücre zarındaki değişimleri tanımlayarak kanserin oluşumunu tanımlamaya devam ediyor.

Hücre zarı lipidler veya yağlardan oluşur. Budwig’in sözünü ettiği yüksek derecede doymamış yağ asidi omega – 3 yağ asitleri olarak adlandırılır. Bunlar “balık yağları” ile ilgilidir, geleneksel tıp bile bunu tavsiye eder. Amerika’da bir dizi balık yağı satmayan bir eczane bulamazsınız. Bu yağlar ayrıca başka gidalarda da bulunur, ama en çok ketende (keten tohumu) bulunur.

Bir hücre duvarındaki başka bir lipid de kolesteroldur. Ve siz bunun korkunç bir şey olduğunu düşünürsünüz. Hücrelerinizin her birindeki kolesterol hücre duvarı içinde “hidrofobik” bir bağ oluşturur. Hidrofobik “sudan korkan” anlamına gelir. Bu, hücrelerimizin bu fonksiyonunu tanımlamak için hoş bir yoldur, ancak yaşamlarımızda bu, basitçe bir yağmurda erimememizin veya duş aldığımızda çözülmememizin nedenini belirtir. Hücrelerimiz suya direnç gösterir. bu direnç olmasaydı, suda – çözünür olurduk ve bir yağmurda çözünürdük.

Bu ülkede diyetlerimiz bu yüksek derecede doymamış yağ asitlerinden yoksundur ve trans yağlar (veya kismen hidrojene edilmiş yağlar) olarak bilinen insan yapımı yağları aşırı miktarda içerir. Bu yağlar (hidrojene yağlar) kolesterole çok benzer ve bedenlerimiz farkı anlayamaz. Bu yağlar hücre duvarlarımıza girer ve elektrik yükünü bozar. Elektrik yükü olmayınca, hücrelerimiz boğulmaya başlar. Oksijen olmayınca, hücrenin bunun yerine koyabileceği tek yol anaerobic olarak solunum yapmaktir.(Bunlar ayrıca çok dayanıklı yağlardır ve 20 – yıllık raf ömürleri vardir. Bunlar hücresel değişim işlemini engeller veya besinleri içeri almayı ve atıkları dışarı atmayı önler. Trans yağlar ayrıca Tip II diabetlerden sorumludur, çünkü insulin çok büyük bir moleküldür, kolesterol olmayan ve insan yapımı yağlarla oluşturulan hücre duvarından geçmesi çok uzun sürer.)

Neler olduğunu görüyor musunuz ?

Bir dakika diyetlerimize bakalım. Bir naturopat ile markete gittim, yanında çok küçük elektrik miktarlarını ölçen bir alet vardı. Bu alet o kadar hassastı ki, gitmeden önce meridyenlerimdeki ve akupunktur noktalarındaki yükleri ölçtü.

Markette, çesitli gıdaların içindeki enerjiyi ölçtü. Evet, her şeyin enerjisi var ve daha iyi bir gıdanın daha fazla enerjisi vardır. O bana organik sebzelerin geleneksel olarak üretilmiş sebzelerden daha fazla enerjiye sahip olduğunu gösterdi. Dışarı çıktığımızda, aldığımız birkaç kutulanmis sebzeyi açtı. Taze fasulye ve domatesin (ikisi de kutulanmış) kuşkonmaz ve kutulanmış meyvelerden daha fazla enerjisi vardı. O, domates ve taze fasulyenin kutulanmış olarak alınabilecek tek sebzeler olduğunu söyledi.

Yaşam elektrikseldir. Doğulu hekimlere göre, hastalık enerji akışındaki blokaj veya bozulma ile başlar. Bu ülkede, hastalık belirtilerle başlar. Enerji akışındaki blokaj veya bozulma, belirtilerden 7 veya 8 adım öncedir. Böylece, tahmin edebileceğiniz gibi, Dogu’da koruyucu hekimlik uygulanır ve burada, batıda geleneksel tıp uygulanır.

Küçük kanser hücremize ve Dr. Budwig’e geri dönersek: O, bir hücrenin elektriksel yükünü kaybetmesinin bir çok nedeni olduğunu, ama fıstık yağının (peanut butter) kanserli hücrenin çok genel bir nedeni olduğunu belirtiyor. Buna inanabilir misiniz ? Fıstık yağı gibi basit bir şey kansere neden oluyor ? Çoğu fıstık yağları hidrojene edilmiştir. Neden ? Ayrılmasını (ayrışmasını) önlemek için. Doğal fıstık yağlarınıza gidip bir bakın. Çoğu buzdolabında tutulur, çünkü bu ayrışmayı önlemek için onların uyguladığı bir şeydir.

Budwig ayrıca, kemoterapi nedeniyle oluşan ikincil/paralel (collateral) hasarları tanımlayarak devam ediyor. O, kemoterapinin de sağlıklı hücrelerde bu enerji kaybına neden olduğunu söylüyor ; kemoterapi ve radyasyon sağlıklı hücrelerdeki normal enerji akışını tahrip ederek, onları kanserli olmaya hazır hale getiriyor. Budwig, daha sağlıklı hücrelerin iyileşmesi üzerine odaklanacaklarına, kanser hücrelerini çoğalttıkları için kanser endüstrisine karşı çıktı. Başka bir deyişle, sağlıklı hücreleri koruyun, özen gösterin ve kanser kendi kendini iyileştirir diyordu.

Bu kemotoksik ilaçları araştıran ve ürettiren Kanser Araştırmaları Merkez Komitesi, onların endüstrisini yaralayan bu kadının etrafta dolaşıp bu beyanatları vermesinden hoşlanmadı ve yalanlar söylediği, iftira attığı ve bu olaganüstü ilaçlari yapan bu mükemmel insanlari incittiği için Budwig’e karşı dava açtılar. Mahkemede, yargıç, her iki tarafın ifadelerini inceledikten sonra, kanser araştırıcılarını bir kenara çekti ve onlara bu kadının üzerine gitmemelerini söyledi. Mahkeme, yönetici yargıcın sözlerini kaydetti : “Doktor Budwig’in dökümanları ve raporları kesindir. Bilimsel dünyada bir skandal olacakır, çünkü halk kesinlikle Doktor Budwig’i destekleyecektir.”

Bunun önemini anlıyor musunuz ? Bu kadın kanseri iyileştirmek için dökümante edilmiş bir yönteme sahipti ve tibbi topluluk buna sahip değildi. Onlar kanser hücrelerini öldüreceklerdi, ama onu tedavi edemeyeceklerdi. Budwig sadece diyet ile kanserin iyileştirilebileceğini bildiriyordu.

Üzücü gerçek şu ki, bilim kanser/yağ bağlantısını yıllardır biliyordu. Budwig’in araştırmasından yıllar önce, onlar yağda bir şeyler olduğunu biliyordu. Onun ilk çalışmasından yıllar sonra, çok yağ içeren diyetin kansere götürebileceğini artık biliyoruz. Ayrica, Akdeniz diyetinin % 60 yağ içerdiğini biliyoruz, ancak onlarda çok az kanserli oranı olduğu da biliniyor.. Buradan, tüm yağların aynı durumda olmadığını öğrenmiş oluyoruz. Çünki Akdeniz diyeti zeytinyağı ağırlıklıdır.

Ve şimdi, omega – 3 yağ asitleri olarak tanınan yüksek derecede doymamış yağ asitlerini biliyoruz. Bunlar ayrıca Temel Yağ Asitleri (EFAs - Essential Fatty Acids) olarak adlandırılır. Bunlar temel olarak adlandırılır, isteğe bağlı oldukları için değil, bunlar isteğe bağlı/seçmeli değildir. Bunlar sağlık için zorunludur, çünkü beden bunları kendisi yapamaz.

Zamanın başlangıcından beri bunlar sağlık için zorunlu olsa da, ancak son zamanlarda, Omega 3 yağ asitlerinin insan sağlığı için önemi tartışılmaktadır.
(Çeviri ; Saffet)

Kaynak: http://www.mnwelldir.org/docs/cancer1/budwig.htm http://home.online.no/~dusan/diseases/cancer/cancer_dr_budwig.html Dr.Johanna Budwig’in önerdiği Diyet:

Blendirinize aşağıdaki maddeleri koyun:

1 bardak organic(kimyasal katkı bulunmayan) ev peyniri(az yağlı, çok sert olmayan, en iyisi evde kendinizin yaptığı ) veya ev yoğurdu
2-5 çorba kaşığı keten tohumu yağı
1-3 çorba kaşığı taze öğütülmüş keten tohumu
Kitleyi yumuşatmak için yeteri miktar su
Küçük bir arnavut biberi

İsteğe bağlı:
Az bir miktar sarmısak
Az bir miktar kırmızı biber

Bu karışımı blendırda çok yumuşak oluncaya kadar karıştırın

Hergün isteğinize uygun bir miktarı yemeye devam edin.


Keten tohumu yağı(Bezir yağı) diyetini ilk defa gündeme getiren Dr. Johanna Budwig bir Alman biyokimyacı ve katı ve sıvı yağlar üzerinde uzmandır. Uluslar arası pekçok kanser araştırmacısı Dr. Budwig’in önerdiği diyeti olumlu karşılamıştır. Bunlardan biri olan Dr Dan C. Roehm şöyle iddia etmiştir.”bu diyet, diğer diyetlerden kat kat üstün ve anti kanser diyeti olarak çok başarılıdır.”

Budwig’in düşüncesine göre; diyet hem durdurucu(önleyici), hem de tedavi edici olmalıdır. Kanser oluşumunu teşvik eden ve diğer pekçok kronik hastalıklara neden olan Oksidas oluşumunun sorumlusu ise linolik asidin yokluğudur.

Faydalı oksidas fermentleri etleri korumak için kullanılan nitratlar ile ve gıdalardaki yağların yüksek sıcaklıkta ısıtılmaları veya kaynatılmaları ile yok edilmektedir.

Teori şöyledir: Organizmadaki oksijenin kullanımı, yağları suda eriyebilir yapan ve peynirde, cevizde, soğanda, prasada, sarmısakta ve bilhassa ev peynirinde mevcut olan sülfirik içeriğinin protein bileşenleri tarafından uyarılabilir.

Hücre solunumunun fermentleri yüksek derecede doymamış yağ asitleri ile yakından ilişkilidir. Burada söz konusu olan yağlar yüksek linolik asit içeren rafine edilmemiş ve soğuk pres edilmiş yağlardır. Bu yağların dışındaki yağların tüketilmesi ise faydadan çok zarar verir.

En iyi kombinasyon, ev peyniri ve keten tohumu yağıdır. Keten tohumu taze ürün olmalıdır. Hurma, incir, armut, elma ve üzüm gibi doğal şeker içeren karbonhidratlar da diyetin içindedir. Bal da faydalıdır. Sentetik Avitamin preparasyonlarının çoğu kötüdür. Çünki oksidasyon ürünleri içerirler, fakat havuçtan oluşturulan provitamin karoten tüketilebilir. B Vitaminin, yayık ayranı, yoğurt ve doğal maya ile alınması faydalıdır.

Önerilen diyet her çeşit kronik hastalıklar için bilhassa kalp hastalıkları, sinir bozuklukları, mavsal iltihapları ve habis urlar için ilaç olarak gösteriliyor. İşitme ve görme bozukluklarını iyileştiriyor. Çocuk ve bebekler için ideal bir besleyicidir. Bu diyetin laktik asit fermentleri ile desteklenmesi ile etkinliğinin arttırılabileceği ifade edilebilir.

Bu diyette yasak olan gıdalar:

1-Şeker mutlak olarak yasaktır. Taze sıkılmış diğer sebze/meyve sularını tatlandırmak için üzüm suyu eklenebilir.
2-Diğer yasaklar:
Tüm hayvani yağlar
Tüm salata yağları(piyasadaki mayonezler)
Kimyasal katkılı ve hormonlu bütün etler
Tereyağlar
Margarinler
Koruyucu katkı maddeli etler(koruyucular keten tohumu yağının metabolize olmasını bloke eder)

Faydalı uygulamalar:

1- Havuç, kereviz, elma ve kırmızı pancar gibi sebzelerin taze sıkılmış suları

2- Günde 3 defa nane, kuşburnu veya üzüm çayı isteğe bağlı olarak balla tatlandırılabilir. Bir bardak çay öğlenden evvel içilebilir.

GÜNLÜK PLAN

Kahvaltıdan önce- Bir bardak tatlı yoğurt veya lahana suyu alınır.

Kahvaltı- 2çorba kaşığı keten tohumu yağı ve balla kaplanmış mısır gevreği ve mevsimine göre kiraz, çilek, kayısı, şeftali ve rendelenmiş elma gibi yaş meyve. Hergün çeşni değiştirilebilir. Kabuklu kuru yemişler ve özellikle yer fıstığı yenmeyecek.Bitki çayları veya siyah çay.

Sabah çayı(saat10)- Bir bardak taze havoc suyu, elma, kereviz veya pancar-elma suyu alınır.

Öğle- Yoğurtlu çiğ salata-Keten tohumu yağlı mayonez. Yeşil salatalara ilave olarak rendelenmiş şalgam, havoc, yer lahanası, turp, lahana veya karnabahar. Ayrıca maydanoz eklenebilir.

Öğleden Sonra-(saat 16) küçük bir bardak taze sıkılmış meyve suyu ile birlikte 1-2 çorba kaşığı bal ve keten tohumu karışımı.

Akşam yemeği- saat 18 gibi erken yapılmalı. Esmer buğday, yulaf veya soya keklerinin kullanıldığı sıcak bir yemek yapmalı.Esmer buğdaydan yapılan ezmeler çok iyidir ve sebze çorbasına yer verilebilir veya bitkisel kökenli daha katı kekler olabilir. Bütün bu uygulamalarda faydalı enerji takviyesi için yalnızca bal ve üzüm suyu kullanılabilir. Beyaz veya esmer şeker kullanılmayacaktır. Meyve suları taze olacak, kesinlikle hazır meyve suları tüketilmeyecektir(içlerinde kullanılan koruyucu katkı maddeleri tehlikelidir) Bütün herşey doğal olmalıdı.
KAYNAK

Saturday, June 16, 2007

SARIŞINLAR

Sarışınlar risk altında

Sarışın ve mavi gözlü olanların kanser riskine yakalanması daha yüksek.
Uzmanlar, küresel ısınmanın etkisiyle yaz aylarında deri kanserine yakalanma riskinin sarışın, mavi gözlü açık tenli kişilerde daha fazla olduğunu açıkladı.

Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neslihan Şendur, sürekli sıcak ortamda çalışanların deride yaşlanma riskiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Son yıllarda güneşin artan etkisinin deri kanserine yakalanma riskini de artırdığını ifade eden Şendur, "Tarlada sürekli çalışanlar, kaynakçılar, dönerciler, sörf yapanlar, denizciler deri kanseri ve deri yaşlanma riskini diğerlerine oranla 2 kat daha fazla yaşar" dedi.

Bununla birlikte güneşin dik olduğu saatlerde dışarda çalışmak zorunda olan sarışın mavi gözlüler ile açık tenliler de deri kanserine yakalanma riskinin daha fazla olduğunu bildiren Şendur, "Güney bölgelerde yaşayan insanların güneşten korunması gerekiyor. Özellikle son yıllarda küresel ısınma nedeniyle sıcak havalardaki risk daha fazla arttı" diye konuştu.

"Benler ve deri kanseri ilişkisi"

Aydın'daki ailelerin, "benler ve deri kanseri" ilişkisi konusunda bilgi düzeyini ortaya çıkarmak amacıyla bir araştırma yaptıklarını bildiren Prof. Dr. Şendur, "Deri kanserinin taşıdığı risk faktörleri ve uygulanan korunma yöntemlerini öğrenme amacıyla yapılan araştırmada, toplumun bu konudaki bilgi düzeyinin çok düşük olduğu ortaya çıktı" dedi.

İl merkezinde 7-12 yaş grubu arasındaki bin çocuğun anne ve babasına "benler ve deri kanserleri" hakkında 10 soru sorduklarını belirten Şendur, "Benler ve eri kanserlerine ilişkin bilgi düzeyinin ölçüldüğü ankette sorulan 10 soruya, bin kişiden 14'ü doğru cevap verdi. Aldığımız cevaplara göre, ailelerin yüzde 48'i deri kanserlerine karşı önlem almıyor" dedi.

Şendur, "Özellikle çocukluk döneminde maruz kalınan fazla güneş ışını ve oluşan güneş yanıkları deri kanserinin oluşumu açısından son derece önemli. Deri kanserine yakalanma riski yaz aylarında çok fazladır" dedi.
kaynak

SESLE KANSER TEDAVİSİ

» Ses Teknolojisiyle Kanser Tedavisi


Ses Teknolojisiyle Kanser Tedavisi


Editör: Gülşah Balaban
editor@realage.com.tr

Dr. Murat Baş, ses teknolojisiyle kanser tedavisinde büyük başarı sağlandığını açıkladı.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Dr. Baş, "Konformal" tedavilerin gündem de olduğu modern tıpın, sadece hastanın tedavi edilmesiyle değil, yan etkilerinin azaltılması, tedavi uygulamalarının daha rahat yapılabilmesi ve ağrısız, acısız girişimlerin uygulanabilmesine yöneldiğini söyledi.

21. yüzyılın teknolojisi olarak ifade edilen "Ses Teknolojisi"nin insanda tedavi amaçlı olarak kullanılmasının yeni bir yöntem olmamasına rağmen, kanserde kullanılmasının henüz çok yeni olduğunu belirten Dr. Baş, "'Yoğunluklu odaklanmış Yüksek Frekanslı Ses (HIFU)' ya da 'Ultrasonik Tedavi' dalgasının taşıdığı enerji, insan vücudu üzerinde şimdiye kadar 'açık cerrahi müdahale'lere gereksinim gösterdiğinden pek kullanılmamaktaydı. Bilgisayar yazılım ve donanımlarının gelişmesiyle ayrıca, yarı iletken malzeme teknolojilerinin hızlı ilerlemesi mümkün olabilmiştir. Daha önce, cerrahi müdahalelerin zor ve imkansız olduğu durumlarda iç kanamaları durdurmak amacıyla geliştirilen bu tür cihazlar, şimdi kanserin yok edilmesinde veya kontrol altına alınmasında kullanılmaya başlanmıştır. Cihazın temel çalışma prensibi, transducer (ses kaynağı) adı verilen piezoelektrik kristallerin ürettiği ses enerjisinin istenen bölge üzerinde odaklanarak, odak bölgesinde oluşan temel etkisine dayanmaktadır. Odaklanacak bölge (tümör), ileri görüntüleme sistemleri (USG/Doppler-Ct-MRI) ile tespit edilir. Bölgeye odaklanan ses dalgalarıyla hedeflenen hücreler 60 derecenin üzerinde bir sıcaklığa 0.2 saniye gibi kısa bir süreç içerisinde ulaştırabilmektedir. Odak bölgesine yoğunlaşan termik enerji hedef bölgesi dışında bir etki göstermektedir" dedi.

Dr. Baş, ses dalgasının odaklandığı bölgedeki etkinin 3 şekilde meydana geldiğini belirterek, şu sıralamada bulundu:
"Hipertermik (ısı) etkisi; 0.2-1 saniye içerisinde 65-100 derecelik bir ısıya ulaşan hücrede koagülasyon nekrozu (pıhtılaşmayla ölüm) meydana gelmektedir. Kavitasyon; yüksek frekanslı ses dalgaları nedeniyle hücre içerisindeki sıvıda oluşan kabarcıklar ve yüksek ısı duvarları hücreyi tahrip ederek yıkılmasına neden olur ve hücre parçalanır. Kan damarlarının tahribi; ses dalgaları, tümör içindeki 2 milimetreden daha küçük çaptaki kan damarları ve kapillerler tahrip olur. Bu kanser hücresini besleyen damarların yok olması nedeniyle iskemik nekroz neden olur."

HIFU sisteminin yararları
Dr. Murat Baş'ın açıklamasına göre, HIFU sisteminin avantajları şöyle:
- Girişimsel bir teknik değildir (Non-invazif).
- Sadece kanser odağı tahrip edilir.
- Vücutta kesi olmaz, ses dalgasına bağlı hasar oluşmaz.
- Vücuda uygulanacak herhangi bir kateter ya da probo ihtiyaç yoktur.
- Ses dalgası yolu boyunca önüne çıkan doku ve hücrelerde tahribat yapmaz.
- Kan değerlerinde düşme ya da değişiklik oluşmaz.
- Neredeyse hiç acısı olmayan bir işlemdir.
- Uygulama sonrası iyileşme süreci hemen başlar.
- Hedef üzerinde eşit doz dağılımı sağlanır.
- Hedefteki tümör dokusu yok olurken, çevre dokularda etki görülmez.
- Yapılan tedavinin etkinliğini ve hedef güvenirliliğini 3 boyutlu olacak (CT veya MR ile) şekilde tayin etmek mümkündür.
- Tedavi tümör şekline ve boyutlarına bağlı değildir.
- 2 milimetreden küçük çaplı damarların imha edilmesini sağlayarak tümörün kanlanmasını, dolayısıyla da beslenmesini durdurur.
- Cerrahi müdahalenin herhangi bir nedenle yapılamadığı durumlarda, HIFU tedavisi kolaylıkla uygulanır.
- Hedef üzerinde uygulanan ses dalgasının dozu, gerçek zamanlı ve geri dönüşümlü olarak tespit edilebilir, izlenebilir.
- Bağışıklık sistemi üzerinde etkilidir; Lenfositlerin hedef dokuya ulaşmasını ve lenf fosiküllerinin oluşumunu sağlar.
- Tedavi edilen dokuda CD4, CD8 ve NK hücrelerinin sayısı artar. Lokal bağışıklık güçlenir.
- Tedavi güvenirliği yüksektir; hayati göstergeler (Nabız, tansiyon, solunum sayısı ve ateş) tedavi esnasında sabit kalır, değişmez.
- Tedavi sonrasında parçalanan tümör hücrelerinin, tedavi alanı içinde yayıldığı gözlenmemiştir.
- Tedavinin tolere edilemeyecek yan etkisi yoktur veya çok azdır.
- Radyoaktivite söz konusu değildir.
- Kullanıcıların üzerinde zararlı etkisi yoktur.
- Çevresel hasar oluşturmaz.

Tedavinin uygulandığı tümörler
Cerrahi uygulamalardaki stres, travma, kanama, yavaş iyileşme ya da muhtemel tümör ekimi, HIFU tedavisinde görülmez.

Radyoterapi (Şua tedavisi) esnasında, radyasyon hasarı, kan değerlerinde düşme, kemik iliği ve bağışıklık sistemi baskılanması HIFU tedavisinde görülmemiştir.

Ayrıca HIFU tedavisinde, radyoterapideki gibi radyasyona duyarlı ya da duyarsız şeklinde tümör seçiciliği de söz konusu değildir.

Tedavinin, meme kanserleri, kemik tümörleri, karaciğer kanserleri, yumuşak doku kanserleri (Kas, yağ, bağ dokusu), böbrek kanserleri, karın alt boşluğu tümörleri (Pelitonea Tümörler), retroperitoneal tümörler (Karın zarının arkasındaki yerleşmiş tümörler), pankreas kanserleri, metastazlar (Başka bir bölgeye yayılmış, atlamış tümörler), ilerlemiş kanserlerde palyatif amaçlı, klasik cerrahi uygulanmış, solid tümörlerde nüksleri önlemede veya nükslerin tedavisinde, ameliyat edilmesi herhangi bir nedenle uygun olmayan tümörlerin tedavisinde, yetersiz ameliyat, radyoterapi uygulanmış rezidü (bakiye) tümörlerin tedavisinde, iyi huylu rahim tümörlerinde (myoma gibi) uygulandığı bildirildi.

HIFU tedavisinin uygulanmadığı tümörler ise şöyle:
- İçi boş (mide, bağırsak gibi) organ tümörlerinde
- Mediastinal (göğüs orta boşluğu) tümörlerinde
- Medula spinalis (omurilik) tümörlerinde HIFU Tedavisi uygulanamaz.

Dr. Baş, "HIFU tedavisi bu haliyle, yakın gelecekte tümör tedavisinde cerrahiye ciddi bir alternatif olacağa benzemektedir. Ülkemizde cihazın satışını yapan distribütör firma (Meteks) bulunmasına rağmen, maalesef HIFU tedavisi ülkemizde henüz uygulamaya başlanmamıştır.

Bugün dünyada henüz birkaç merkezde (Japonya, Amerika, Malezya, Çin vb) uygulanan HIFU, tümör tedavisinde yeni bir çığır açmıştır. Yapılacak daha fazla sayıdaki bilimsel ve klinik çalışmalarla HIFU, tümör tedavisinde önemli bir yer edineceğe benzemektedir.



14.06.2006 22:51:00

İHA

Friday, June 8, 2007

GENLER VE SAĞLIK

Tıbbın hedefinde 12 gen var

İngilizler, kalp, şeker gibi yaygın bazı hastalıklara yol açan 12 genin varlığını saptadıklarını ve kişiye özel ilaç tedavisi ile hastalıkların önleyeceklerini savunuyorlar.


Tıbbın hedefinde 12 gen  var

İngiltere'de bugüne kadar genlerle ilgili yürütülen en geniş çaplı araştırmada, yaygın hastalıklara neden olan 12 gen tespit edildi. 2 yıl süren ve 9 milyon sterlin harcanarak gerçekleştirilen araştırmada amaç, kalp, romatizma ve şeker gibi hastalıklara bazı kişilerin neden daha kolay yakalandığını tespit etmekti.

Kişiye özel ilaç dönemi

200 bilim adamı ve 50 kurumun katılımıyla İngiltere'de 17 bin kişinin kan örneklerine DNA taraması yapıldı. Bilim dünyasında dönüm noktası olarak görülen araştırma çerçevesinde yaygın rahatsızlıklara neden olan genler tanımlandı. Saptanan yeni bulgulardan biri de tip 1 şeker ile ülkemizde ince bağırsak iltihabı olarak bilinen Crohn hastalığı arasında genetik bağ oldu. Uzmanlara göre, her iki rahatsızlığa da PTPN2 adlı gen neden oluyor. Araştırma sayesinde, kalp hastalıklarından manik depresife kadar çok sayıda hastalık detaylı anlaşılabilecek. Ayrıca uzmanlara göre, genlerinde bu hastalıklara neden olabilecek bozukluk saptanan kişiler sürekli taramadan geçirilecek ve tamamen kişiye özel ilaç geliştirilebilecek. Uzmanlar hastalıkların kökeninde yatan genleri tanımlamanın, kimin daha fazla risk altında olduğunu ortaya çıkaracağını belirtiyor.

(aa)

Tuesday, June 5, 2007

TRİGLİSERİD


Trigliseridlerdeki doymuş yağ asitleri, kardiyovasküler rahatsızlıklarla bağlantılı olan kan kolestrol seviyesinin yükselmesine katkı sağlamaktadır. Harvard Üniversitesi araştırmacılarının 1994 deki bir çalışmalarında,Hidrojenize edilmiş yağ tüketen insanların, hiç tüketmeyen veya çok az tüketen insanlara nazaran yaklaşık iki misli kalp krizi geçirme riskine sahip olduklarını rapor etmişlerdir.

Hidrojenize yağlar , sıvı yağların , sıvı olmalarını sağlayan çoklu bağlarının hidrojenle doyurularak katı hale dönüştürülmüş şeklidir. Bu işlem sırasında trans yağ asitleri de oluşur. Trans yağ asitleri bir grubun adıdır. Bir tek maddenin değil bir grubun adıdır. Sonuç ürünün kompozisyonu uygulanan hidrojenizasyon işleminin koşullarına bağlıdır. Bu yolla elde edilen trans yağlar sentetiktir. Yani doğada bulunmazlar. Vücudumuz bu sentetik trans yağları tanımaz. Yemeklik yağ olarak tükettiğimiz doğadaki yağların tümü trans formunda olmayan yağlardır.

Gevişgetiren hayvanların süt ve etinde de az miktarda trans yağ asidi (biyohidrojenizasyon yoluyla)bulunmaktadır. Ancak bu trans yağ asitlerini , sentetik trans yağ asitleriyle karıştırmamak gerekir. Aynı kompozisyonda olan yağlar değillerdir. Çalışmalar doğal trans yağ asitlerinin herhangi bir zararını tesbit etmemiştir. Günlük alınan doğal trans yağ miktarı da sentetik trans yağ asidi alımının en az 25 katı daha azdır.

Yapılan bilimsel çalışmalar bu sentetik trans yağ asitlerinin sağlığa zararlı olduğunu göstermiştir. Danimarka 2003'te bu yağların kullanımına en büyük sınırlamayı getirdi. Bunu Kanada takip etti. ABD'nin New York eyaletini diğer eyaletler takip etmekte...

ABD'nin Boston kentindeki Harvard Kamu Sağlığı Okulu'ndan Dr. Frank B. Hu, yaptıkları çalışmanın, kanlarındaki trans yağ seviyesi yüksek olan kadınların olmayanlara göre kalp krizi geçirme riskinin üç kat fazla olduğunu ortaya çıkardığını bildirmiştir. Circulation dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, kırmızı kan hücrelerindeki trans yağ oranının trans yağ tuketimiyle bağlantılı olduğu, bunun da kötü kolesterolun (LDL) yükselmesi ve iyi kolesterolun (HDL) düşmesiyle ilgili bulunduğu belirtildi.

Muhtelif geniş çaplı çalışmalar erken ölümlerle yüksek miktarda trans yağ tüketimi arasında kuvvetli bir bağın olduğunu göstermektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve İlaç İdaresi(FDA), Amerikan Kalp Kurumu(AHA) gibi kuruluşlar trans yağ girişini sınırlamaları için topluma uyarıda bulunmaktadırlar.

Hidrojenize Yağların Verdiği Zararlar :

Koroner Kalp Hastalığına sebep olduğu kesinleşmiştir. Diyabet, Obezite, Kanser, Kısırlık (ovulasyonun baskılanması), Karaciğer Fonksiyon Bozukluğu, Hücre Fonksiyon Bozukluğu (zar yapısını bozarak) )(birçok hastalığın kapısını açmaktadır)(Alzheimer, Parkinson vb)gibi hastalıklara sebep olmasıyla ilgili pek çok bilimsel çalışma mevcuttur. Annenin beslenme tarzına (trans yağ asitleri tüketimine)bağlı olarak anne sütüne geçtiği kanıtlanmıştır. İyi kolestrol (HDL :high density lipoprotein) seviyesini düşürmektedir. Kötü kolestrol (LDL : low density lipoprotein) seviyesini yükseltmektedir. Kandaki Lp(a) atherogenic lipoprotein oranını yükseltmektedir. KAndaki yağ oranını yükseltmektedir. Alınan kalori aynı olmasına rağmen vücutta(özellikle karın bölgesi)yağ birikimi ve kilo alımına sebep olmaktadır.

Ne Yapmalıyız?

Hidrojenizasyon yöntemiyle üretilen margarin ve diğer katı yağları tüketmekten en kısa zamanda vazgeçmeliyiz.

Biskuvi, kek, çikolata, kraker, gofret, cips, salata sosları gibi etiketinde "hidrojenize yağ" icerdiği belirtilen gıdaları tüketmemeliyiz. Etiketlerde bu bilgi "hidrojene nebati yağ", "hidrojene bitkisel yağ" şeklinde yer alabilir.

Etiket bilgisi olmadığı halde farkında olmadan aldığımız trans yağlar da söz konusudur:

Pastane ürünleri : hamur işleri, kekler , kurabiyeler, pastalar, poğacalar , krakerler, çörekler, börekler, baklava vb tatlılar ve diğer ürünler,

Lokantalarda tüketilen yemekler, catering yemekleri : Lezzet vermesi ve ucuz maliyet amacıyla yemeklere katılmaktadır. Bundan başka kızartma yağları da trans yağ açısından son derece zararlıdır. Patates kızartmaları, tavuk kızartmaları (nuggetlar), donutlar , pizzalar, lokantalarda yapılan diğer kızartma ürünler ... Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da tüketicinin daha sağlıklı olduğunu düşünerek "fast food" da tavuk kızartmalarına yönelmesidir. Tavuk daldırarak kızartma yöntemiyle pişirilir. Yüksek oranda trans yağ içeren bu beslenme tarzı da son derece zararlıdır.

Alkolden de, sigaradan da daha kapsamlı zararlıdır.

Hepimiz biliyoruz ki sigara,uzun yıllar sessiz sedasız milyonlarca insan tarafından kullanıldı. Sonunda sağlıktaki zararları ortaya çıkınca, sigara paketlerine “sağlığa zararlıdır” ifadesinin yazılması zorunlu hale getirildi. Ancak dünyada milyonlarca sigara tiryakisi, milyonlarca kalp hastası, milyonlarca kanserli, milyonlarca ayağı kesilmiş, kolu kesilmiş, milyonlarca ölüm vakası yaşandıktan sonra paketteki bu cümlenin ne kadar değeri olabildi ki.

Korkarız, yarın aynı akibet margarin cinsi yağlarla insanlığın başına yeni bir felaket olarak gelecektir. Sigara paketlerinde yazıldığı gibi, Margarin cinsi yağların paketleri üzerinde de “ÇOK ZARARLIDIR” ifadesi yazılacağı gün inşaallah iş işten geçmiş olmaz…

Sağlığımız ve sağlıklı nesiller için beslenme alışkanlıklarımızı mutlaka değistirmeliyiz.

Kaynak :

Wednesday, May 30, 2007

ALÜMİNYUM KAPLAR

BEYİN SAĞLIĞIMIZ VE ALZHEİMER’S.....



BEYİN SAĞLIĞIMIZ VE ALZHEİMER’S.....

Aşağıda, Sitemizde hep gündemde tutmaya çalıştığımız bize dayatılan “sağlıksız yaşam tarzı” ile ilgili ibret verici bir yazıyı daha dikkatinize sunuyoruz. Ülkemizde modernite adına bize dayatılan bu yaşam tarzının meydana getirdiği ve son zamanlarda büyük artış gösteren kalp-koroner, kanser, yüksek tansiyon, astım, allerji gibi hastalıklar arasında Alzheimer hastalığı da önem arz etmektedir. Sabırla okumanızı ve yaşam tarzımız üzerinde birazcık düşünmenizi tavsiye ederiz.
DEVAMI İÇİN TIKLAYIN