Showing posts with label ÇOCUK SAĞLIĞI. Show all posts
Showing posts with label ÇOCUK SAĞLIĞI. Show all posts

Thursday, April 2, 2009

EVLİLİK

Doktora gittiğimizde birtakım sorularla karşılaşırız. Hastalığın veya rahatsızlığın türüne göre soruların tipi de değişmektedir. Eğer yüksek tansiyon rahatsızlığımız var ise; “Kilonuz nedir?”, “Başınız ağrıyor mu?”, “Tuzlu–yağlı–hamur işi çok yer misiniz?”, “Egzersiz yapıyor musunuz?” türünden sorulara muhatap oluruz.

Ancak, genelde sorulan sorular, hep fizikî hayatımızla, bedenimizle ilgili olmakta; ruhî yapımız ihmal edilip, sosyal bir varlık olduğumuz unutulmaktadır. Tıp ve psikiyatrideki gelişmelerden de biliyoruz ki, birçok hastalığın temelinde psikolojik ve ruhî, daha doğrusu insanın nefsi ve egosuyla ilgili sebepler bulunmaktadır.

Sağlık, yalnızca biyolojik açıdan normal olma hali değil, aynı zamanda aklî muhakeme ile dünyayı idrak etme, iç aleminde kendisiyle barışık olma, duygulardan iyi yönde yararlanabilme, davranışlar itibariyle müsbeti yakalama, sosyal manada çevre ile uyumlu olma ve her yerde yapıcı davranma durumudur.

Bir araştırmaya göre mutsuz ve problemli evlilikler, insanda hipertansiyon sebebi olabilmektedir. Bilindiği gibi hipertansiyon, modern dünyada en çok öldüren hastalıklar listesinin en başında yer almaktadır. Bu çalışmadan sonra doktorlar herhalde hastalarına sordukları sorularda bir takım değişiklikler yapacaklardır. Meselâ şu sorular sorulabilir:

–Eşinize en son ne zaman çiçek aldınız?

–Ailenize yeterince zaman ayırıyor, onlarla hoş vakit geçiriyor musunuz?

–Çocuklarınızı öpüyor musunuz?

–Akraba ve eş dost ziyaretlerini ne kadar sıklıkla yapıyorsunuz. Veya ihmal mi ediyorsunuz?

–Çevrenizdeki insanlarla hediyeleşiyor musunuz?

–Birine en son ne zaman hediye aldınız? veya size en son ne zaman bir hediye verildi?

Bu tarz soruları uzatmak mümkün. Bazılarımız belki de bu soruları özel bulabilirler. Ancak Amerika’da “evlilik danışmanlığı veya hakemliği” (Marital Counselling) denilen bir hekimlik türü sadece bu gibi konularla ilgilenmektedir.

Burada sevindirici bir hususa parmak basıp geçelim. Batı’da ve Amerika’da aile müessesesi çok darbeler alıp zedelendiği için bu tip hekimlik alanları ortaya çıkmıştır. Ülkemizde ise aile yapısını dinamitleyen çok faktör olmasına rağmen, dinimizin bu müesseseye verdiği çok büyük önemden dolayı bu tip kurumlar nisbeten azdır.

Hem inancımıza göre, hem de hayatın bize öğrettiği bir hakikat olarak anne, çok mukaddes bir varlık, baba ailesinin rızkı için çalışması ibadet olan kahraman bir babayiğit, karı–koca arasındaki muhabbet ve sohbet de sanki cennette yapılan tatlı bir görüşmedir.

Dr. Brian Baker’e göre insanlarla iyi ilişkiler kurulması ve insanlardan gelen sosyal destek, kan basıncını düzenlemektedir.

Kalp damar sistemi başta olmak üzere insan vücudu, sosyal destek konusunda çok hassas olup, anında ve doğrudan cevap vermektedir.

Bir kaç misalle açarsak: Psikolog Daniel Goleman’a göre stresli insanlar sakin insanlara nazaran iki kat daha fazla gribe yakalanmakta, karamsar ve inatçı insanların hayatlarında astım, ülser ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski 3 kat daha fazla olmaktadır.

Ayrıca depresyon, kansere zemin hazırlamaktadır. Uyluk kemiği kırılan yaşlılar neşeleri yerinde ise üç kat daha hızlı iyileşebilmektedir. Hastalığını kabul edip problemleri hakkında konuşan kanser hastaları da, hastalığını kabullenemeyen ve konuşmayanlara nazaran daha çabuk iyileşmektedirler.

Doktor Charles Miner’e göre kızdığımız zaman tansiyonumuz 6 derece artar. Bunun kalbimiz üzerindeki zararlı tesiri oldukça yüksektir. Kalbimiz, karşılaştığımız insanlar arasında, duygularını kontrol edebilen neşeli ve huzurlu olanlardan hoşlanır.

Zaten hırçın, her şeye hiddetlenen, inatçı insanlardan kim hoşlanır ki, kalbimiz hoşlansın?!

Büyük bir düşünüre göre ise; kızgınlık, kıskançlık, öfke, haset ve tamah gibi kötü duygular, kanserden daha tehlikeli manevi tümörlerdir.

Bu tür hastalıklar, insanın enerjisini tüketir, verimliliğini azaltır, beden sağlığını bozar, huzur ve mutluluğunu engeller. Kanser insanın 60–70 yıllık ömrünü yok ederken; haset, kin, kızgınlık, kıskançlık, öfke ve açgözlülük gibi manevî hastalıklar insanın sonsuz hayatını mahveder.

Dr. Baker’ın araştırmasından şu sonuçu çıkarabiliriz: “Mutsuz evlilikler, sağlık için zararlıdır (Bad marriages bad for your health).”

Üç yıl süren bu araştırmanın başında 100’den fazla kadın ve erkek bir anket doldurmuşlardır. Evliliklerin kalitesini ortaya çıkaran bu ankete ilâve olarak katılan kişilerin hergün tansiyonları ölçülmüştür. Ayrıca, kendilerinden tutmaları istenen günlük değerlendirilmiştir.

Sonuçta, üç yıl önce mutsuz bir evliliği olanların üç yıl sonra tansiyonları anlamlı olarak artmıştır. Mutlu evliliği olanlarda ise tansiyon düşmüştür.

Yani mutlu evlilik, koruyucu bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine üç yıl sonra mutsuz evlilikleri olanlarda, kalbin sol karıncık (ventricle) duvarının kalınlığı artmıştır. Bu da yüksek tansiyon belirtisidir.

Daha önce yapılan çalışmalarda da, mutsuz evliliklerin şizofreni, depresyon ve kalp rahatsızlıkları ile ilgisi bulunmuştur.

Yine de sadece bu çalışmaya bakarak kesin hükümlere varmak yanıltıcı olabilir. Bunun ileride yapılacak çalışmalarla desteklenmesi lâzımdır. Birçok yeni psikososyal stress çeşidi vardır, ve bunlar yüksek tansiyona sebep olabilmektedir.

Hattâ insanlar bu stresin farkında bile olmayabilirler. Fakat unutmamak gerekir ki, en büyük meselemiz kendimizle, kendi içimizde yaşadığımız meseledir, ve dışarıdan bize doğru olan meseleler eğer büyüyor ve çözümsüzlüğe doğru gidiyorsa, bunda iç dünyamızın belli bir itminan ve sükunete ermemesi rol oynuyor olabilir.
Kanada Sağlık Araştırma Enstitüsü uzmanlarına göre ise, tansiyon hastaları için reçetelere yeni tedaviler yazma zamanı gelmiştir. Mutsuz evlilikler için tedavi programları bir çare olarak görülmektedir. Bunlardan biri; evlilik danışmanlığıdır.

Bazı hekimlere göre bu inanılmaz bir keşiftir.
Kur’an–ı Mu’ciz–ûl Beyan’da buyrulan, “Karı koca arasında bir mesele olursa, bir hanım tarafından bir de erkek tarafından iki hakem belirleyip meseleyi çözersiniz.” (Nisa suresi/35) şeklindeki tavsiyenin, yaşadığımız hayatın gerçeğine ne kadar uygun mucizevi bir reçete olduğunu böylece görmüş oluyoruz.

www.hayatifarket.com

Friday, February 27, 2009

ÇOCUKLARIMIZ

Kriz önleminde çocuğunuza örnek olun

Çocuk Gelişim Uzmanı Şenay Yılmaz, çocuklarının sorunlarına dair ailelerden gelen soruları yanıtladı:


Sibel Tüzün'ün haberi

* Sekiz yaşındaki oğluma bir şey istediğinde hiç 'hayır' demedik. Ekonomik krizde harcamalarına dikkat etmesi gerektiğini nasıl anlatalım?
Çocuğun sürekli rahat ve istediklerine ulaşabileceği bir ortamda yetiştirilmesi, onun, zorlayıcı hayat koşulları ile karşılaşınca hırçın agresif ya da saldırgan davranmasına neden olabilir. Ona şartların zorlaştığını hissettirebilmeniz için işe önce kendinizden başlayın.

SAKİNLİKLE ANLATIN
Lükslerinizden vazgeçtiğinizi hissettirin; çok beğendiğiniz bir gömleği para biriktirerek alabileceğinizi eşinizle yüksek sesle konuşarak onun duymasını sağlayın. İsteklerinden gücünüzün yeten kısmını karşılayabileceğinizi, fazlasını yapamayacağınızı anlatın. Ancak bu konuşmayı sakin, sessiz ve onun da kendini rahat hissettiği bir ortamda yapın. Bunun bir süreç olduğunu zamanla atlatılacağına inandığınızı ve ondan aile bütçesine destek olmasını istediğinizi söyleyin. Durumu aşırı dramatize etmeyin.

* Çocuğum evde çok uslu ama okulda hep yaramazlık yapıyor. Ya da evde çok yaramasa okulda çok sessiz duruyor. Neden böyle yapıyor?
Çocuklar yaşadıkları zorlukları, stres yaratan durumları ya da ifade edemediklerini davranışlarıyla gösterirler. Hangi saatlerde, hatta hangi derslerde bu sorun artıyor, sorgulayın. Bunları tetikleyen nedenlere bakın. Nedenden sonuca gitmeye çalışın. Eğer evde hareketli okulda sessizse; ebeveynlerin dikkatini çekmek istiyor, okulda arkadaşları ile yaşadığı sorunları çözemediği için huzursuzluk yaşıyor ya da okulda kendine fazla özel vakit ayıramadığı için evde yaşadığı özgür ortamı sonuna kadar yaşamak istiyor olabilir. Onu anlamaya çalışın. Anlarken yargılamadan, tamamen onun gibi düşünerek sorunlara çözüm üretin.

* Arkadaşları çocuğumla alay ediyor. Çocuğumu nasıl yönlendirmeliyim?
Onu dinleyin ve arkadaşlarının neden dalga geçtiğini anlamaya çalışın. Sonra bu durumla başedebilme yolları üretin. Örneğin görmemezlikten gelmesini isteyin. Ya da o ortamdan uzaklaşmasını söyleyin.
* Kesinlikle diğer çocuklarla ya da velileriyle konuşmayın.
* Ona moral verin ve başınızdan geçen benzer bir olayı (gerekirse hikaye yaratın) anlatın. Çeşitli çözümler ürettiğinizi ve uyguladığınızı söyleyin.
* Çocuğunuzdan yaşadığı bu durumu anlatan bir resim çizmesini isteyin. Çizdiği bu resimleri duygu durumlarına uygun renklerde boyaması konusunda teşvik edin. Daha sonra resmini anlatmasını isteyin. Bu sayede olumsuz ve saldırgan duygusunu boşaltmış olur ve sakinleşir.
* Çocuğunuzun özgüvenini artıracak davranışlarda bulunun.

sabah / günaydın

Sunday, November 30, 2008

Babalar çocuklarının 'yaşam koçu'dur

Babalar çocuklarının 'yaşam koçu'dur
Çocuk yetiştirmenin zorluklarını herkes bilir ve bu konuda özellikle annenin rolüne vurgu yapılır. Anne eğitimine yönelik kitaplar, yayınlar ve çalışmalar oldukça fazladır.


Acaba kişilik gelişimi için anne etkisi yeterli midir? Babanın çocuk eğitimi üzerinde sadece bir tamamlayıcı unsur olduğu görüşü eksik bir yorumdur. Baba modeli kişiliğin güven-güvensizlik, otorite, bağımlılık, duygusal kontrol, özyeterlilik, dışa ve sosyal ortama açılma ile ilgili en önemli etkenlerden biridir. Çünkü anne, bebeklikten gelen bir şefkat ve koruyuculuk eğilimiyle kişilik gelişiminde ihtiyacı olan bireysellik ve otokontrol duygusunu yeterince destekleyemeyebilir.

Baba çocuğun 'dışarıyla' köprüsünü kuran kişidir. Çocuk, hiç tanımadığı, bilmediği bir dünyayı babanın kontrolüyle güvenle tanır. Gerekli ve gerçekçi açılımlarını gerçekleştirebilir. Duygular anne yoluyla, gerçekler baba yoluyla tanınır. Bir bakıma baba, çocuğun hayatına giren ilk yabancıdır ve bu konumu nedeniyle yabancılık ve dış dünya ile alışverişin en önemli temelidir. Baba desteği olmadan büyüyen çocuğun güven duygusunun eksik kalması muhtemeldir. Hayatın mücadele gerektiren durumlarıyla baş edebilmek için çocuğun baba eğitiminden geçmesi gereklidir.

Babanın çocuk yetiştirirken sahip olduğu olumlu inanç ve tutumları çocuk üzerinde silinmez etkiler bırakır. Örneğin annesine başarılı karnesini gösteren çocuk, çok fazla takdir alsa da annesinin tüm takdirleri babasının ufak bir onayının yerine geçmeyebilir. Tam aksini düşünürsek otorite kurma konusunda annenin fazla çabaları zaman zaman babanın net ve kararlı bir tek cümlesinin yerini tutmayabilir.

Çocuk, 'erkeklerin dünyasını' medya, internet ve çevreden rastgele örneklerle değil, güvenilir babasından öğrenmelidir. Baba, çocuk için güvenin simgesidir. Bir baba olarak çocuğunuza sözünüzü dinletemediğinizi düşünüyorsanız koyduğunuz kuralların uygulanabilirliğini sorgulayın ve onun dünyasına girip giremediğinizi anlamaya çalışın. Yasakçı olmamaya ve mantıklı sınırlar koymaya gayret edin. Çocuğunuzun kendi sorumluluklarını yerine getirmesini kolaylaştırıcı önlemler düşünün.

Çocuğunuzla etkin iletişim için neler yapabilirsiniz?

Birlikte ne kadar vakit geçirebiliyorsunuz? Sadece çocuğunuza ayırdığınız bir vaktiniz var mı?

Ortak beğenileriniz ve uğraşlarınız var mı? (Maça gitmek, kitap, oyun, kültürel geziler vs...)

Herhangi bir konuda size rahat lıkla danışabiliyor mu?

Onu başarılarından dolayı takdir edebiliyor musunuz?

Eleştirilerinizi daha çok olumlu mu, olumsuz mu?

Telkinleriniz güvensizlik, şüphecilik ve korku ile ilgili alt mesajlar yoğunlukta mı?

ilgili eleştirilerini saygı çerçevesinde dile getirebiliyor mu?

Görüşlerinizi onunla paylaşıyor musunuz? Onu bu konuda bilgilendiriyor musunuz?

Mesleki tercihleri konusunda yönlendirme ve destekleriniz yeterli mi?

Arkadaşlarını tanıyor musunuz?

(Zaman)

Sunday, October 5, 2008

Anne sütü anneler için de faydalı

Anne sütü anneler için de faydalı

Bebekler için faydaları her fırsatta dile getirilen anne sütünün, anneler için de büyük yararları olduğu belirtiliyor.

Özel Jimer Hastanesi doktorlarından Op. Dr. Gülin Okan, bebekteki gelişimi olumlu etkilediğini belirttiği anne sütünün, anne için de oldukça önemli olduğunu vurguladı. Anne sütünün bazı hastalıklardan ve enfeksiyonlardan korumaya yardımcı etkilerinin olduğunu belirten Op. Dr. Okan, şöyle konuştu: "İçerdiği koruyucu maddeler nedeniyle anne sütü alan bebeklerde kulak enfeksiyonu, allerjiler, kusma, ishal, bronşit, bronşiolit, menenjit daha az sıklıkta görülür. Anne sütünün içeriği bebeğin değişen ihtiyaçlarına göre değişim gösterir. Sütün sabah ve akşam içeriği farklıdır. Bebek prematüre doğmuşsa prematüre bebeğin ihtiyaçlarına göre farklılık gösterir. Bebek için sindirilmesi en kolay olan besindir. Bu nedenle bebekler daha sık beslenmek ister ve daha iyi kilo alırlar. Ayrıca karın ağrısı, gaz sancısı ve kabızlık daha az sıklıkta görülür. Anne sütü alan bebeklerde 'ani beşik ölümü sendromu (SIDS)' daha az sıklıkta görülür. Temas, sıcaklık ve yakınlık sağlayarak emzirme ile anne ve bebek arasında özel bir bağ oluşur. Bebeğin ruhsal gelişimi için faydalıdır. Emzirme çene ve dişeti gelişimi için de oldukça faydalıdır."

Anne sütünün bebekle birlikte anne için de faydalı olduğunu belirten Okan, "Annede bulunan süt, annenin kalori yakmasını sağlayarak doğum öncesi kilosuna dönmesine yardım eder. Yumurtalık ve göğüs kanseri riskini azaltır. Kemik yoğunluğunu artırır. Adet kanamalarının başlamasını geciktirir. Doğum sonrası uterusun normal boyutlarına dönmesine yardım eder" dedi.

Bebek emziren anneler aldıkları her şeyin anne sütü aracılığı ile bebeğe geçeceğinin farkında olması gerektiğini belirten Okan, şöyle devam etti: "Emzirme süresi boyunca anne ilaç kullanma gereği duyuyorsa bunu mutlaka doktoruna danışmalıdır. Bazı ilaçlar bebekler için zararlı olabilir. İlaç almak gerekiyorsa emzirdikten hemen sonra alınmalıdır. Alkol kullanımı tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Sigara içilmemeli ve bebekle aynı ortamda sigara içilmesine izin verilmemelidir. Kafein içeren içeceklerden uzak durulması gerekir çünkü kafein bebekte uykusuzluk, sinirlilik yapabilir, iştahsızlığa neden olabilir. Kola ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bununla birlikte bazen bebeklerin inek sütüne karşı allerjisi olabilir. Bu durumda bebek emdikten birkaç dakika veya birkaç saat sonra başlayan ishal, döküntü, huzursuzluk veya gaz oluşabilir. Bebeğinizin inek sütüne allerjisi olup olmadığını anlamak için 2 hafta süreyle tüm inek sütü ürünleri (inek sütü, peynir, yoğurt) anne diyetinden çıkarılmalıdır."

Okan, özellikle 1 - 7 Ekim Emzirme Haftası'nda yapılan bilgilendirmeler ile annelerin bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Cihan

Friday, August 22, 2008

Evde Çocuğu bekleyen 14 tehlike

Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Evinizde onları kaç tehlikenin beklediğini biliyor musunuz? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?

Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?

ABD’de yapılan bir çalışmada ev kazalarının % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken meydana geldiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar soruyor eviniz çocuklar için emniyetli mi?

VKV Amerikan Hastanesi Uzm. Dr. Önder Çerezci Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Klinik Şefi çocukları ev kazalarından korumak için önemli tavsiyelerde bulunuyor. İşte o tavsiyeler

Yapılan çalışmalar göstermektedir ki birçok çocuk kazalarından ergonomik yetersizliklerin önemli bir rolü vardır. Ancak çoğu çocuk kazası bu açıdan ciddi bir değerlendirmeye alınmamakta, ayrıntılı bir kaza analizi yapılmamaktadır. Günümüzde bu tip kaza analizleri önemli ergonomik çalışmalar arasındadır.

Burada yapılan bir çalışma detayından bahsetmek istiyorum.

ABD’de yapılan bir çalışmada telefonla yardım için bildirilen 86 zehirlenme olayı üzerine bir çalışma yapılmış. Kazaya uğrayan çocuğa ürün, çevre ve iş açısından değerlendirme yapılmış. Kurmanların hepsi 5 yaşın altında bulunmuş ve şu ip uçlarına ulaşılmıştır.

1. Vakaların % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken kaza oluşmuştur,

2. Vakaların % 93’ünde kaza çocuğun kendi evinde meydana gelmiştir,

3. Vakaların % 89’unda çocuklar yakından ilgilenilmeye gerek duyulmayan TV izleme gibi bir etkinlik içindedirler,

4. Vakaların % 36’sında çocuk anne-baba farkına varmadan oda değiştirmiştir,

5. Vakaların % 87’sinde anne-baba rutin bir işle uğraşmaktadır,

6. Vakaların % 59’unda zehirlenmeye yol açan madde kullanılmakta veya açıkta bırakılmış durumdadır. Vakaların % 28’inde normal yerindedir.

7. Vakaların % 31’inde çocuğun maddeyi ulaşmasını engelleyen bir engel yoktur. %36’sında tek engel masa veya tezgah yüksekliğidir. Vakaların % 57’sinde madde güvenli kapaklı kapların içindedir.

Tüketici güvenlik kurulu 5 yaş altındaki çocukların % 85’inin kapağı 5 dk. açamaması gerektiğini yine de %80’inde ise uygun açma tekniğinin gösterilmesine rağmen 10 dk. içerisinde kapağı açamaması gerektiği koyu olarak belirlenmektedir.

Hiçbir güvenlik önlemi anne-baba dikkatini tam olarak alamasa da düşme, çarpma, takılma, sıkışma kazalarında ergonomik yetersizlikler büyük önem kazanmaktadır. Oyun çocuk kişiliğinin gelişmesinde önemlidir. Çocuğun çevreye olan uyumu oyunla gerçekleşir. Oyunun yerleri çeşitli şekillerde biçimlenebilir ve değişiklikler olmalıdır. Bu yerler çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanmalıdır.

TSE’nin oyuncak güvenliği açısından koyduğu standartlar vardır:

1. Tutuşma ve parlama,

2. Kimya ile ilgili faaliyetler için deney testleri,

3. Deney testlerinin dışındaki kimyasal oyuncaklar,

4. Yaş uyarı etiketlenmesi için grafiksel semboller.

Oyun alanları trafik emniyetli, dumansız, yeteri kadar güneşli, su seviyesinin yüksek olmadığı alanlar yapılmalıdır. Yerleşim yerlerindeki oyun alanları konut ve diğer mahallelerle bağlantılı olmalı, çevreye göre değil, ulaşım sistemine göre planlanmalıdır. Cadde, taşıt, park yeri, tren yolu, devlet su kanalları gibi tehlikeli bölgelerin yakınında oyun yerlerinin çevresi en az 1 metre yükseklikte çit duvarla örtülmelidir.

KREŞLER:

Okul öncesi ve okul yaşındaki çocukların sürekli gittiği Pedogolojik tesislerdir. Bölümler yaş gruplarına göre düzenlenir. Kreşlerin bulundukları yerler.

Konutlara yakın ve trafikten uzak olmalıdır. Kreşlerde her bir çocuk için 2-3 m2 alan tasarlanmalıdır. Emme, emekleme çağında ve yürümeye başlayan çocuklara özel alanlar tasarlanmalıdır. Kundaklama masası, emekleme kasası, dolaplar, oyuncak rafları, çocuk masaları, çocuk sandalyeleri için alanlar ayrılmalı, bunlar çocuğun büyüme ve gelişme devrine göre çocukları kısıtlamayacak ve gelişmelerini olumsuz etkilemeyecek şekilde tasarlanmalıdır. Ana okullarında her bir çocuk için yaklaşık 1.5-3 m2 alan gereklidir. Her bir oda da 11 çocuk için planlanmalıdır. Dolaplar oyuncak rafları, çocuk masaları-sandalyeler, yazı tahtası ayrıca alana konmalıdır.

Ev bir barınaktan çok çocukların güvenli olarak yetiştirilebileceği bir yer olmalıdır. Buralarda aile yaşamlarını sürdürürler ve beraber büyürler. Aile içi bağlı oluşum da kuvvetlenir. Sosyalleşme, kültürel ve zihinsel uyarılma da evlerde olmaktadır. Evde ergonomik yetersizlikler aile bireylerinin sağlığını yakından ilgilendirir. Ev düzeni ile ilgili çalışmalar, ev yerleşim ve kullanımında ülkeler arasında farklılıklar olmakla birlikte, temel esaslar da geniş bir yaklaşım birliği oluşturduğu görülmektedir. Bunların çoğu çağlar boyu deneme-yanılma yöntemleriyle varılmış pratik sonuçlardır.

EV GÜVENLİĞİ:

Günümüzde evlerde yüksek kaza potansiyeline sahip birçok araç ve gereç konumu bulunmaktadır. Evlerde kimyasallar, cilalar, deterjanlar ve ilaçlar bulunmakta, bunlar hatalı kullanım halinde önemli tehlikeler yaratabilmektedir. Evde kaza nedeniyle ölümlerin başlıca nedenleri: Düşme, zehirlenme, yangın ve boğulmadır. 5 yaşın altındaki çocuklar ve 65 yaşın üzerindeki yaşlılar en çok etkilenenlerdir. Evde bulunan araçların hatalı tasarımları ve hatalı kullanımları da tehlikeli olabilir.

Ev kazalarında en çok etkili olan araçlar:

1. Dönen motorlu araçlar,

2. Isıtıcılar,

3. Kurutucular,

4. Çim kesme araçları,

5. Ocaklar,

6. Cam kapılar,

7. Elektrik panoları,

8. Kablolar

Ev kazaları açısından en tehlikeli yerlerden bir tanesi de merdivenlerdir. 1995 yılında İngiltere’de yapılan çalışmalarda 2.5 milyon yaralanma ve 4 bin ölümün ev kazaları nedeniyle oluştuğu belirtilmektedir. Bu yaralanmaların 230 bin ve ölümlerin 497’i merdivenden düşme sonucu meydana gelmiştir. Evlerde özellikle mutfak ve banyo önemli iki mekandır. Çünkü tüm ev halkı tarafından kullanılır. Ayrıca, kazaların riski bu iki mekanda çok yüksektir. Mutfaklarda ocak yakınlarında ısıya dayanıklı tezgah kullanımı, çalışma alanında gölge düşürmeyecek şekilde aydınlatma sistemleri, fırınlar, duvara monte edilmişse mutfak tezgahıyla aynı seviyede olması sağlanmalıdır.

kullan

Banyoda yerde kaymayan malzeme kullanılmalı. Yer döşemelerinde büyük siyah ve beyaz fayanslardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip yer döşemesi derinlik algısı bozulmuş kişilerde problem yaratabilir.

Çocuklar Açısından Evde Tehlike Yaratabilecek Bölgelerle İlgili Denetim Listesi:

1. Ocağın yeri: Ocağın kapının yakınında ya da pencere yakınında olmaması gerekir.

2. Kapılar: Mutfak kapısının trafiği en aza indirecek biçimde yerleşmiş olması gerekir. Bütün kapı ve dolap kapakları çarpmaları önleyebilecek şekilde yapılmalıdır.

3. Oyun alanı: Çocukların oyun alanları mutfaktan görülebilecek biçimde düzenlenmelidir.

4. Döşeme yüzeyi: Döşeme yüzeyinin ıslak koşullarda kaymayacak biçimde olması sağlanmalıdır.

5. Elektrik donanımı: Düğme ve pirizler güvenlik kurallarına uygun olmalıdır.

6. Yakıt depolama ve çöp tenekesi: Yakıt bidonları ve çöp tenekeleri örtülü ve iyice kapatılmış olmalıdır.

7. Atölye: Atölyeler ve bahçe barakalarının kapılarının kilitlenebilir özellikte olması gerekir.

8. Çocuk oyun alanları: Çocukların güvenli olarak bırakılabilecekleri, çevrelenmiş oyun alanları bulunmalıdır.

9. Su: Su tanklarının ve fıçıların ağızları sıkı ve güvenli olarak kapatılabilmelidir.

10. Ecza dolabı: Ecza dolapları çocukların ulaşamayacağı yükseklikte ve kilitli olmalıdır.

11. Dolaşım:

a) Trabzanlar: Merdivenlerin en azından bir tarafında sürekli trabzan bulunmalıdır. Parmaklıklar arasında 90 mm’den geniş aralıklar engellenmelidir.

b) Tek basamaklar: Tek basamaklar engellenmelidir. Eğer kaçınılmazsa renk farkıyla fark edilmesi sağlanmalıdır.

c) Eşikler: İç kapıların eşikleri takılmayı önleyecek yükseklikte olmalıdır.

d) Döner veya iki yöne açılan kapılar: Döner kapılarda parmakların sıkışmasını engelleyecek şekilde yapılmalıdır. İki yöne açılan kapılar ise karşı yönden gelen kişinin görülmesini sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır.

e) Camlı kapılar: Bütünüyle camlı kapılar veya paneller buzlu cam veya koruma kuşakları ile görünür hale getirmelidir. Kullanılan cam aynı zamanda çarpmalara dayanıklı olmalıdır.

f) Açık merdiven boşluğu: Bu tür mimari yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Eğer mümkün değil ise tırmanmayı engelleyecek şekilde korkuluklar konmalıdır.

12. Balkonlar: Balkon parmaklıkları tırmanmaya engel ve yeterli sağlamlıkta ve kalın olmalıdır. Direklerin arası çocukları ayak ya da başlarının sıkışmasına imkan verecek genişlikte olmamalıdır.

13. Çit ve kapılar: Çit ve kapılar küçük çocukların açmasını ve tırmanmasını önleyecek şekilde yapılmalıdır. Çok alçak çitlerin kolayca görülebilecek biçimde tasarlanması gerekir.

14. Zemin: Döşemelerin kaygan olmayan özellikte olmasına özen gösterilmelidir.

CİHAN

Tuesday, May 13, 2008

SÜTLER

Açık süt mü, şişe mi, kutu sütü mü?

Kimi uzmanlar açık sütten sakınmanızı öğütlüyor, kimileri ise en sağlıklısı açıkta satılandır diyor? Neden böyle ve doğrusu ne diyorsanız işte sorunun gerçek çözümü?


Ahmet R. Küçükusta'nın köşe yazısından bir kesit

Bizim çocukluğumuzda, bırakın ‘kutu sütlerini’ ‘şişe sütü’ bile icat edilmemişti. Sütü de birçok başka şeyi de, meselá yoğurdu... hatta balığı bile kapıdan geçen seyyar satıcılardan alırdık.

Sütçüler genellikle atlarının iki tarafına astıkları güğümlerle satış yaparlardı. Kupa şeklinde galvanizli tenekeden değişik boylarda ölçekleri olurdu; biz evden tencere ile gider annemizin istediği kadar süt alırdık.

Sütü aldıktan sonra onu hemen ocakta kaynayıncaya kadar ısıtmak biz çocukların görevi idi. Ateşteki süt kaynamaya başlayınca da taşmaması için ocağı biraz kısar ve kabaran sütün köpüklerinin üzerine üflerdik. Sonra sütü ateşten indirir ve bir süre beklerdik. Ancak iyice soğuduktan sonra buzdolabına (demek ki buzdolabı varmış o zaman) koyardık. Sütün üzerinde neredeyse yarım santim kalınlığında kaymak oluşurdu.

Devir kutu sütü devri

Zamanımızda en çok tüketilen kutu sütleri. Bunların gazetelerde, televizyonlarda, sinemalarda... her gün her yerde müthiş reklámları yapılıyor. Ayrıca, bu sütleri öyle eski usul kaynatmaya gerek yok, çünkü bunlar UHT denilen sistemle, yani çok yüksek ısılara maruz bırakılarak, meselá 135-150 derecede 2-4 saniye tutularak içlerindeki tüm mikroplar öldürülüyor. Bu sütler kutuları açılmadığı takdirde 4 ay bozulmadan kalabiliyorlar.

Ağzı kapalı günlük şişe sütlerine gelince. Bunlar pastörizasyon denilen bir yöntemle, meselá 72 derecede 15 saniye tutularak mikroptan arındırılıyor. Şişe sütlerini hem her markette ve her zaman bulmak mümkün değil ve hem de bunların ömürleri kutu sütüne göre çok kısa; ancak 3 gün.

Günümüzde büyük şehirlerde artık açık süt veya çiğ süt bulmak neredeyse imkánsız. Satılsa da alan da olmaz herhálde, çünkü bunların ‘hastalık yapan mikrop saçtıklarına’ dair müthiş bir negatif propaganda var. Tabii bir de günümüz insanının, kapıdan sütçünün geçmesini bekleyecek... sütü alıp ocakta ısıtacak zamanı ve sabrının olmadığını da hesaba katmak lázım.

Zurnanın zırt dediği yer

Sütün içilmeden ve değişik şekillerde kullanılmadan önce yüksek ısılara tabi tutulmasının sebebi, içinde bulunabilecek zararlı mikropların öldürülmesi; başka bir deyişle sütün ‘kesilmesinin’ önlenmesidir.

İşin püf noktası da burada zaten. Sütte hastalık yapabilen mikroplar bulunabildiği gibi, probiyotikler de denen vücut için faydalı ‘dost mikroplar’ da bulunuyor. Bunlar, bırakın hastalık yapmayı, tam aksine sağlıklı yaşayabilmemiz için mutlaka gerekli olan mikroplar. Bağırsaklarımızdaki mikropların yüzde 85’inin bu dost mikroplardan oluştuğunu ve bunların hastalık yapıcı olanlarının üremelerini önlediklerini de belirtelim ki mesele daha iyi anlaşılsın.

İşte, bu ısıtma işlemi sırasında da zararlı mikroplarla beraber ‘sütü süt yapan’, onu asıl faydalı kılan probiyotikler ve bunların ürettikleri enzimler ve vitaminler de istenmeden tahrip oluyor.

Isıtma yöntemleri içinde sağlığımız açısından en iyisi bizim çocukken yaptığımız ‘süt pişirme’ işlemi, yani sütün bir taşım kaynatılması. Pastörizasyon ve özellikle de UHT denilen yöntem ise ‘iyi-kötü-çirkin tüm mikropları’ öldürdüğü için sütü süt olmaktan çıkarıyor. Çünkü, süt içinde bulunan probiyotikler sebebiyle çok faydalı bir içecek, onları yok ettiniz mi inek sütünün sinek sütünden bir farkı kalmıyor.

Gelelim neticeye

Bugün, yazdıklarımı hikáye gibi okuyup ‘Yahu bu adam gene ne yazmışsa anlamadık’ diyenlere seslenmek istiyorum:

Ben size Heredot Cevdet gibi ‘masal anlatmıyorum’. Tıbbi... teknik... bilimsel bilgiler veriyorum; anlamak için tabii ki kendinizi azıcık sıkmanız gerekiyor. Buna niyetiniz yoksa ve yazılarımın sadece ‘gelelim neticeye’ kısmını okuyanlardansanız, size diyeceğim şudur: Varsa ve güveniyorsanız daima açık sütü tercih edin, yoksa şişe sütü, o da yoksa kutu sütü alın.

ahmetrasim@stargazete.com

(Star)

Tuesday, May 6, 2008

anne sütü

Emzirmekten vazgeçiren 5 yanlış

Emzirme konusunda özellikle genç annelerin ciddi yanılgıları bulunuyor ve bebeklerini emzirmeyi bırakıyorlar. İşte anneleri emzirmekten vazgeçiren 5 yanlış inanç:


Oysa yurt dışında yapılan bir araştırma annelerin bebeklerini mutlaka emzirmeleri gerektiğini ortaya koydu. İşte o araştırmanın sonuçları...Anne sütünün ne kadar yararlı olduğu her fırsatta belirtilse de, bazı anneler bebeklerini emzirmeyi bir kere bile denemiyorlar.

1000 kadının katıldığı bir çalışmadan elde edilen çarpıcı sonuçlar şöyle:

1- Kadınların yüzde 34’ü modern bebek mamalarının anne sütüyle eşdeğer besleyiciliğe sahip olduğunu düşünüyor. Ancak bebek mamaları, anne sütünde bulunan antikoru, canlı hücreleri, enzimleri veya hormonları içermez.

Her bebek için annesinin sütü özel olarak üretilmiştir, yani anne sütünün formülü bebeğe göre değişiklik gösterir.

2- Yaşları 16 ile 24 arasında olan kadınların yüzde 20’si, emzirdikleri zaman göğüslerinin şeklinin bozulacağından endişe duyuyor. Ancak, emzirmek günde 500 kalori yakmanızı sağlar. Böylece rahim normal haline daha çabuk döner ve uzun dönemde göğüslerin şeklinde bir değişiklik olmaz.

3- Kadınların yüzde 67’si, insanların toplum içinde emzirmeyi hoş görmediklerine inanıyor. Ancak çoğu kişi, toplum içinde ihtiyatlı bir şekilde bebeğini emziren anneyi hoşgörüyle karşılıyor.

4- Kadınların yüzde 95’i, emzirmenin doğal bir kabiliyet olduğunu ve bazı annelerin bu yeteneğe sahip olmadığını düşünüyor. Ancak, emzirme bir beceri işidir ve pratik yapmak gerekir. Annenin bu konuda yardım istemesi son derece önemlidir.

5- Kadınların yüzde 87’si, bazı annelerin bebeğin beslenmesine yetecek kadar sütü olmadığına inanıyor. Ancak, bütün anneler doğru bilgilerle ve destekle bebeğini sadece anne sütüyle besleyebilir. Amerika Birleşik Devletleri Toplum Sağlığı Derneği başkanı Melanie Johnson, özellikle ilk altı ay anne sütüyle beslenen bebeklerin gelişimlerinin ve sağlık durumlarının genel olarak çok iyi olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Eğer hamileyseniz veya yeni anne olduysanız, ısrarla belirtiyoruz ki, bu tür yanlış inançlar, bebeğinizi emzirmenize engel olmasın.”

Emzirmenin anneye faydaları

Rahimin normale dönmesine yardımcı olur.

Yumurtalık kanseri riskini azaltır.

Emzirmenin bebeğe faydaları

İlk altı ay en iyi beslenmeyi sağlar.

Mide hastalıklarından ve göğüs enfeksiyonlarından korur.

Çocukluk döneminde obezite riskini azaltır.

(Bugün)

Sunday, April 13, 2008

Hareketlilik zekâdan değil, zehirden!

Selçuk Üniversitesi'nden Doç. Dr. Atabek, günümüz çocuklarının hiç olmadığı kadar çok toksik maddeye maruz kaldığını ve bunun aşırı hareketliliğin de aralarında olduğu sorunlara neden olduğunu açıkladı: 'Hormonlu yiyecekler, plastik oyuncaklar, laminant parkelerle çocuklarımızı kendi elimizle zehirliyoruz'

KONYA - Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, çocukların anne karnında çevresel faktörlerden etkilenmeye başladığını ve bu durumun hormonal gelişimleriyle sağlıklı büyümelerini olumsuz etkilediğini söyledi.
Çocukları doğrudan etkileyen çok sayıda faktör bulunduğunu belirten Atabek "Dedelerimiz ve anneannelerimizde görülmeyen 500 farklı toksin madde çocukları zehirliyor" şeklinde konuştu. Bu maddelerin doğrudan beyni etkilediğini söyleyen Atabek, günümüzdeki çocukların aşırı hareketliliğin, zekâ değil zehirlenme göstergesi olduğuna dikkat çekti.

'Laminant parke tehlikeli'
Zehirli maddeleri vücuttan atacak enzimlerin hâlâ bilinmediğini de belirten Atabek, "Çocuklar ağızdan soluk aldığı için maddelerin tamamı vücuda girer. Bu yüzden çocukların vücuduna giren zararlı madde çok yoğun" dedi.
Kurşun, cıva, elektronik, plastik ve tekstilde kullanılan kimyasallar, böcek ilaçları, zirai ilaçlardan yayılan toksin maddelerin su, gıda ve solunumla vücuda alındığını belirten Doç. Dr. Atabek şöyle konuştu: "Hormonlu yiyecekler yüzünden çocuklarımızı kendi elimizle zehirliyor, sağlıklarını tehdit ediyoruz. Çocukları anne karnından zehirlemeye başlayan plastik oyuncaklar, laminant parkeler, kimyasallar yüzünden gelecekte anormal ve ölü doğumlar artacak. Özellikle laminant parkeler ciddi tehlike oluşturuyor. Laminant parkeler, çöplerin preslenmesiyle yapılıyor. Bunlar yapıştırılırken kullanılan kimyasallar, boyu kısa olduğu için yere yakın olan çocukları zehirliyor."

Cips, kilolarca yağ demek
Antalya'da düzenlenen 5. Metabolik Sendrom Sempozyumu'nun gündeminde de çocuk yaşlarda başlayan metabolik sendrom vardı. Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, şunları söyledi: "Çocuklarımız hayatlarının ilerleyen bölümlerinde ciddi problemlerle karşı karşıya kalabilir. Anne adaylarının kesinlikle sigaradan uzak durması gerekiyor. Gebelikte fazla kilo alınması da çocuğun metabolik sendromla tanışma riskini arttırıyor. Okul kantinlerindeki yeme alışkanlıkları, çocukların egzersiz yapmaması, bilgisayar başında çok zaman geçirmeleri de önemli nedenlerden. Araştırmalara göre cips yiyen bir çocuk senede dokuz kilo yağ alıyor." (Yaşam Servisi, aa)

Thursday, April 3, 2008

Çocuklar için internet ne kadar tehlikeli?

Çocuklar için internet ne kadar tehlikeli?


Belçika'da yapılan kapsamlı bir araştırma kontrolsüz kullanılan internetin çocuklar için ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koydu.

Çocuklar için internet ne kadar tehlikeli?

İlkokul son sınıf öğrencilerinden yarıya yakınının internette karşılaştıkları bir resim ya da film yüzünden 'şok' geçirdiği belirtildi.

İnternette Çocuk İstismarı ile Mücadele Merkezi (Action Innocence) Belçika örgütlenmesinin, 27 bin çocuk ve 7 bin yetişkin üzerinde yaptığı araştırmada, çocuklar için kontrolsüz internetin büyük bir şehirde gece tek başlarına bırakılmaları kadar tehlikeli olduğu sonucuna varıldı.

Uzmanlara göre masum birtakım kelimelerin argodaki karşılığını bilmeyen çocuklar farkına varmadan kolayca pornografik unsurların kurbanı olabiliyor.

YouTube gibi video paylaşım sitelerindeki kafa kesme görüntüleri, sohbet sitelerinde 'çocuk avına' çıkan pedofil ruhlu sapıklar ve şok edici ağır porno sitelerinin çocukların akıl ve ruh sağlığı dengesini tehdit ettiği kaydedildi.

Bütün bunları göz önünde bulunduran ailelerin bilgisayarlarını çöpe atmak isteyebileceklerini ifade eden yetkililer, sorunun küçümsenmeyecek bir sorun olmasıyla birlikte bir panik havasının da oluşturulmamasını istiyor.

Uzmanlara göre çocukların çoğu internette kasten aramamalarına rağmen sıklıkla istenmeyen görüntülerle karşı karşıya kalıyor. Bazı hayvan isimlerinin Google'de aranması durumunda ancak beşinci yada altıncı sıradaki 'link'te gerçekten o hayvanla ilgili bilgilere ulaşılabileceğini, ilk sıradaki sitelerin aranan kelimelerin 'argodaki' karşılığına dayanarak çok farklı siteleri çocukların önüne serildiği ifade ediliyor.

Araştırma kapsamında sorgulanan çocukların üçte biri internette istemeden karşılaştıkları 'şok edici' görüntülerden ailelerine hiç söz etmiyor. Çocuklar ya gördükleri karşısında utanıyor yada ailesinin kendisine interneti yasaklamasından çekiniyor.

Ailelere çok büyük sorumluluk düşüyor. Çocukların yetişkinlerin kontrolünde internette dolaşmasına izin verilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, ailelerin kesinlikle çocukları başıboş bir şekilde internetle başbaşa bırakmamalarını istiyor.

Uzmanlar, özellikle çocukların hangi sitelere girdiğini tespit eden programlarla internet filtre programlarının kullanılmasının faydalı olduğuna inanıyorlar. Fakat bunun çocukların bilgisi dahilinde yapılması da özellikle vurgulanıyor.

Action Innecence yetkilileri, çocukları tehlikelerden korumak için pratik bilgiler veriyor. Buna göre;
- Bilgisayarın oturma odasında herkes tarafından görülecek bir yerde olmasına özen gösterin.
- Çocuklarınıza kimlerle 'chat' yaptığını arada bir sorun. Böylece art niyetli yabancı kişilerle görüşüp görüşmediğini öğrenebilirsiniz.
- Sorun olduğunu hissediğinizde bunu çocuğunuzla açıkça konuşmaktan çekinmeyin. Bu şekilde çocuğun size güvenerek internet ortamında yaşadığı iyi yada kötü olayları paylaşmasını sağlayın.

VEDAT DENİZLİ- CİHAN

Wednesday, March 26, 2008

BEBEKLERDE GAZ
DR. KADİR TUĞCU

GAZ SANCISI BEBEKLERDE SIKÇA GÖRÜLEN BİR PROBLEMDİR. BEBEK 2-3 HAFTALIK OLDUĞUNDA BAŞLAR, 4-6 HAFTADA EN YOĞUN DÖNEME ULAŞIR, ÇOĞUNLUKLA 4 AYDA BİTER.

Bebeklerin gaz problemi her yeni doğum yapmış annenin kabusudur. Bu kabus 20. günü akşamı başlar ve aşağı yukarı 4. ayın sonuna kadar da sürer. Bu ilk 20 gün tabiatın annelere bahşettiği grace periyottur, bu dönemde anne doğum sonrası kendisini toparlamaya vakit bulur, fakat 20. gün akşamı gaz sancıları başlayacaktır.

BEBEKLERDE GAZ UFAK BİR PROBLEM GİBİ GÖZÜKSE DE HEM BEBEK HEM DE ÇEVRESİNDEKİLER İÇİN ZOR BİR DURUMDUR. ÖZELLİKLE YENİ DOĞAN BEBEKLERDE SİNDİRİM SİSTEMİNİN TAM GELİŞMEMİŞ OLMASI NEDENİ İLE GAZ PROBLEMİNE SIKÇA RASTLANIR.

Bebeklerde saz sancısının nedeni hareketsizliktir. Bir ameliyattan sonra ya da sezaryen yapmış anneyi kaldırıp yürütmelerinin nedeni de gazı önleme çabasıdır. 4. aydan sonra bebek kendi kendine dönmeye başladığından ötürü gaz problemi biter. Sırf bu yüzden bebekler arabaya bindiklerinde gaz problemi geçmektedir. Eskiden bebeklerin gaz problemi çekmemelerinin nedeni düz yatak kullanılmaması, beşik ve salıncak kullanılması, yahut ayaklarında ya da battaniye içerisinde uyutmalarıydı. Annelerin üzerine düşen vazife çocuklara hareket verecekler, sık sık kucaklarına alacaklardır. Kucaklarında şu biçimde dik tutarak akciğerleri hizasında değil, barsak ve mide hizasında ele hafif bir çukur vererek hava boşluğu bırakacak şekil verilerek hafifçe vurulmalıdır böylece bebeğin gaz çıkarması sağlanmış olur. Dört ayın sonuna yani gaz problemi bitinceye kadar bunu uygulamak gerekir. Bundandır ki, kucağa alma, alışır gibi inanışlar itibar edilmemelidir.

YENİ DOĞAN BEBEKTE KARIN AĞRISI VE GAZ PROBLEMİ VARSA DEVAMLI AĞLAR. HUZURSUZDUR VE DOLAYISIYLA ÇEVRESİNDEKİLERİ DE HUZURSUZ EDER. BEBEĞİN KARNINDA GERGİNLİK GÖRÜLÜR VE BACAKLARINI SÜREKLİ KENDİSİNE DOĞRU ÇEKER.

Bebek gazı olduğunu hıçkırık tutması, alttan gaz çıkarma ve meme emerken karnından gelen gurultularla göstermeye çalışır. Eğer bunlar varsa anne gazını etkili bir şekilde çıkaramıyor demektir, dikkat etmek gerekir.

SIK VE DÜZENSİZ BESLENEN BEBEKLERİN GAZ SANCILARI DAHA DA ARTABİLİR. BU NEDENLE BEBEKLER GEREĞİNDEN FAZLA EMZİRİLMEMELİ GEREKSİZ YERE EK BESİNLER VERİLMEMELİDİR.

Bu devrede ikinci bir gaz sancısı nedeni aşırı yedirmektir. Çok ağlayan çocuklara aç zannedilerek meme verilir. Çocuğun hazımsızlık ağrıları çekmeye başlar ve bu sancı gaz sancısından çok daha beterdir. Bunu normalde altın sarısı renkte olması gereken kakanın yeşil renge dönmesi ile anlayabiliriz. Çocuğun yeşil renkte kaka yapması üşüttüğünü ya da annenin ayağını üşüttüğünü göstermez. Soğuğun gaz sancısı ile hiçbir ilgisi yoktur, hareketsizlikten kaynaklanır. Kucağa almanın da hiçbir sakıncası yoktur.

kaynak

Bebeklerde göz sulanması hastalık olabilir!

Bebeklerde çok sık görülen göz sulanması uzun süre geçmediğinde dikkat edilmesi gereken bir sorun haline dönüşebiliyor.
25 Mart 2008 08:33
Yazı boyutunu büyütmek için
Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Oral, herhangi bir sağlık problemi olmayan ve zamanında doğmuş bebeklerin yaklaşık olarak yüzde 5’inde gözlerde sürekli sulanma ve çapaklanma görülebildiğini belirterek şu bilgileri verdi:

“Sulanmaya ve çapaklanmaya neden olur”

“Normalde göz yüzeyini nemlendirmek ve korumak için gözyaşı bezleri tarafından üretilen gözyaşının fazla kısmı gözyaşı kanalı tarafından burun boşluğuna aktarılır. Gözyaşı kanalı alt ve üst göz kapaklarının iç köşesinde iki küçük delik olarak başlar ve buradan aşağı doğru uzanarak burun boşluğuna açılır.

Ağlarken burnumuzun akmasının nedeni çok miktarda gözyaşının bu kanaldan burun içine boşalmasıdır. Bazı bebeklerde gözyaşı kanalının gelişimi doğumda tamamlanmamıştır ve kanalın burun boşluğuna açıldığı noktada ince bir zar bulunur. Bu zarın neden olduğu tıkanıklık nedeniyle fazla gözyaşı ve içindeki artık maddeler göz yüzeyinde birikerek sürekli sulanma ve çapaklanmaya neden olur. Bu durum doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığı olarak adlandırılır ve tek ya da her iki gözü beraber etkileyebilir. Sürekli sulanma ve çapaklanmanın yanısıra kanal tıkanıklığına bağlı olarak mikrobik enfeksiyon gelişmesi durumunda gözlerde kızarıklık ve kapaklarda şişme de görülebilir…

“Masaj uygulanması çapaklanmayı azaltır”

Doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklıklarının yüzde 95’i bebek 1 yaşına gelmeden kendiliğinden açılır. Bu nedenle 1 yaşına kadar sadece gözyaşı kanalına masaj uygulanması ve gerektiğinde çapaklanmayı azaltmak için kısa süreli antibiyotikli damlalar kullanılması yeterlidir. Masaj uygulaması sırasında işaret parmağı gözün iç köşesi ile burnun birleştiği noktaya konur ve alttaki burun kemiği üzerine bastırılarak parmak aşağı doğru kaydırılır. Masaj uygulaması gözyaşı kanalı içinde basınç oluşturarak kanalın alt ucundaki tıkanıklığı açılmaya zorlar…

En sık olarak doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığına bağlı olmakla beraber, bebeklerde sulanma gözyaşı kanallarının yokluğu, doğuştan olan göz tansiyonu hastalığı, yoğun allerji veya kimyasal etkilere bağlı olarak gözlerde oluşan tahriş gibi nedenlerden de kaynaklanabilir…

“Göz doktoru değerlendirmeli”

Bu sebepler daha nadir olarak görülmekle beraber, sorunun neden kaynaklandığının belirlenmesi açısından gözlerinde sürekli sulanma olan bebeklerin bir göz doktoru tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır. Tedavide sorunun kendiliğinden geçme ihtimali azaldığı zaman sondalama işlemi uygulanır. Ameliyathane ortamında bebeğe hafif bir genel anestezi verilmesini takiben gözyaşı kanalına sonda adı verilen özel bir alet ile girilerek tıkanıklık açılır.

Sondalama işleminin başarı şansı yüzde 95 seviyesindedir. İlk sondalama işlemi sonrasında kanal tıkanıklığının hala devam etmesi durumunda sondalama işlemi tekrarlanır ve sondalamaya ek olarak gözyaşı kanalının tekrar tıkanmasını engellemek amacıyla kanala ince bir silikon tüp yerleştirilir. Bu tüp daha sonraki takipler sırasında tekrar anestezi verilmesine gerek olmadan poliklinikte çıkartılır. Çok nadiren sondalama ve tüp uygulanmasına rağmen tıkanıklığın giderilemediği durumlarda ameliyatla gözyaşı kanalı ile burun boşluğu arasında yeni bir bağlantı oluşturulması gerekebilir.”



Bizim sağlık

Friday, February 1, 2008

KATKI MADDELERİ

Bugün dünya üzerinde, koruma, renklendirme, kıvamlandırma, tat verme, tatlandırma ve daha birçok özellikler vermek amacı ile yapay gıdalara 3000 den daha fazla katkı maddesi ilave edilebilmektedir. Bu katkı maddelerinin hiçbiri de tüketiciye fayda sağlayacak maddeler değildir. Üstelik burada sadece 15 tanesi için açıklayacağımız gibi birçok zararlı sonuçları olabilen maddelerdir. Buna rağmen hepsi de yasal olarak kullanıma açık tutulmaktadır. Üreticilerimiz kullanmaya, tüketicilerimiz de tüketmeye sorumsuzca devam etmektedir.

Siz tüketiciler, endüstri tesislerinde işlenmiş gıda maddeleri ile bu katkı maddelerine karşılık gelen bir riske doğru farkında olmadan koşuyor ve etiketlerini okuyup anlayıncaya kadar bir bilmece çözmedeki yorgunluğa denk bir yorgunluk yaşıyorsunuz.

Şüphesiz büyük ölçüde taze gıda maddeleri yiyerek bu nahoş katkı maddelerinden uzak durmak en iyisidir. En azından yemeklerinizde bazı işlenmiş gıda maddelerinin içerdiği aşağıdaki katkı maddelerinden uzak durmanızda ve etiketlerine baktığınızda kafanızı çevirip şöyle geçip gitmenizde sağlığınız için yarar vardır.

E310 Propyl Gallate

Bu koruyucu, katı ve sıvı yağların bozulmasını önlemek için kullanılmaktadır. Bitkisel yağlarda, et ürünlerinde, dilimlenmiş patateslerde, hazır çorbalarda ve sakızlarda koruyucu katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Çoğunlukla BHA ve BHT katkı maddeleri ile birlikte kullanılır. Kansere sebep olabilir. Gastrit ve cilt tahrişine neden olabilir, kandaki hemoglobine zarar verdiği için bebek ve küçük çocuk gıdalarında izin verilmemiştir.

E320 BHA ve E321 BHT

Butillenmiş hidroksianisol(BHA) ve Butillenmiş hidroksitoluen(BHT) katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılmaktadır. Tahıl ve ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda bu katkı maddesinin farelerde kansere sebep olduğu bildirilmiştir. Bebe mamalarında izin verilmemiştir, alerjik reaksiyon yapabilir, hiperaktiviteye, kanserojen, estrojen etkilere ve diğer olumsuzluklara sebep olabilir. Tükete geldiğiniz ürünlerin etiketinde bu katkı maddesinin kullanıldığı bilgisi varsa, bu katkı maddesini içermeyen bir başka marka ürünlere yönelmeniz sağlığınız için daha uygun olacaktır.

E924 Potassium Bromate

Bu katkı maddesi ekmek ve unlu gıdalarda hacım artırmak ve daha güzel ekmekiçi yapısı oluşturmak için kullanılmaktadır. Bromat hayvanlarda kansere sebep olmaktadır. Bromat ABD ve Japonya dışında bütün dünyada yasaklanmıştır.

E621Monosodium glutamate (MSG)

MSG, hazır çorbalar, salata sosları, sucuk, salam, sosisler, tütsülenmiş balık, patates cipsleri gibi pekçok paketlenmiş gıda maddelerinde lezzet artırıcı olarak kullanılmaktadır. Bir yazar ve sinir hastalıkları uzmanı olan Dr. Russell Blaylock’a göre; ani kalp ölümleri ile (özellikle sporcularda) ve MSG ve yapay tatlandırıcılar gibi katkı maddelerin sebep olduğu excitotoxic hasarlar arasında bir bağ bulunmaktadır. Excitotoxinler bir gurup heyecan artırıcı amino asitlerdir ki, bunlar hassas sinir hücrelerinin ölümüne sebep olabilir.

Pekçok tüketici de MSG nin hastalık yapıcı etkisini bizzat yaşamışlardır. MSG içeren gıdaları yedikten sonra ortaya çıkan bu rahatsızlıklar, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusmadır.Birçok üründe MSG kullanımı maalesef gizli yapılmakta etikette gösterilmemektedir. Eğer güvenli bir katkı maddesi ise üreticiler neden gizlerler?

E951 Aspartame (Equal, NutraSweet)

Bu yapay tatlandırıcılar diyet soda, diyet gıdalar ve düşük kalorili gıdalarda kullanılmaktadır. 1970 li yıllarda yapılan çalışmalarda farelerde beyin tümörüne sebep olduğu belirtilmiştir. 2005 de yapılan en son araştırmalar küçük dozlarda bile farelerde beyin tümörleri ile birlikte lenf ve kan kanseri meydana getirdiğini ortaya koymuştur.

Aspartama duyarlı insanlar, tüketimden sonra başağrısından, baş dönmesinden ve hallusinasyondan ızdırap çekebilirler. Aspartama duyarlı olan kişilerde anjioödeme veya göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur.

E950 Acesulfame-K

Asesulfam-K normal şekerden 200 defa daha tatlı dır. Fırın ve pasta ürünlerinde, sakızlarda, jelatinli şekerlemelerde ve meşrubatlarda kullanılmaktadır. İki fare araştırmasında bu maddelerin kansere sebep oldukları ve diğer çalışmalarda ise bu katkı maddesinin güvenirliğinin bulunmadığı ispatlanmaktadır.

Olestra

Olestra, Olean markası ile, krakerlerde ve patates cipslerde katı yağ yerine kullanılmaktadır. Bu sentetik katı yağ vücut tarafından emilememektedir. Bu madde ishale, gevşer bağırsak, karın ağrıları, beden gücünün azalmasına ve gazlanmaya sebep olabilir.

E250-E251 Sodium Nitrite (Sodium Nitrate)

Sodyum nitrit veya sodyum nitrat sucuk, salam, sosislerde, hazır et yemeklerinde, tütsülenmiş balıklarda, tuzlanmış bifteklerde ve diğer işlenmiş etlerde koruyucu, renk verici ve lezzet verici olarak kullanılmaktadır. Bu katkı maddeleri, nitrosaminler denilen kanser oluşturucu kimyasalların oluşumuna yol açarlar. Bazı çalışmalar, tüketilen konserve etler ve nitrit ile insanlarda oluşan kanser arasında bir bağın olduğunu göstermiştir. Nitritler nefes daralması, baş dönmesi ve baş ağrısı ile sonuçlanabilecek rahatsızlıklara sebep olduğu bildirilmektedir. Bebek ve küçük çocukların gıdalarında kullanılması kesinlikle yasaktır.

E220-E228 Sülfitler

SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür dioksit, sodyum veya potasyumsülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunurlar.

Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir.

Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

E210-E219 Benzoatlar

Benzoatlar, muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır. Fırın mamulleri, peynir, sakız, çeşni, dondurulmuş mandıra ürünleri, yumuşak şeker gibi gıda ürünlerinde, kozmetik ürünlerde, diş macunlarında eczacılıkta ağız yoluyla alınan bir çok ilaçta, öksürüğe karşı antiseptik ve mantara karşı merhem yapımında kullanılır. Astıma , sinirsel bozukluğa, ve çocuklarda hiperaktiviteye, kurdeşene neden olabilir ve astımı ağırlaştırabilir.

Bu gurubun önemli bir kısmını parabenler oluşturur. Parabenler gıda, kozmetik ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Metil, etil, propil, butil paraben ve sodyum benzoat bunlara örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.

İngilterede yapılan son araştırmalarda ise parabenlerin kullanıldığı ürünleri tüketen ve göğüs kanserine yakalanmış insanların kanserli dokularında paraben kimyasallar bulunmuştur. Bu parabenlerin, parfüm, deodorant, krem, güneş yağları, çeşitli makyaz ürünleri ve diş macunu kullanımı ile cilten absorbe edilerek vücuda girişinin sağlandığı anlaşılmıştır. Dokulara yerleşen parabenler östrojen hormonlarını artırarak dengeyi bozmakta ve kanser tümörleri oluşmaktadır.

Bu bulgulardan sonra yukarıda ismi geçen ürünlerin paraben içeren çeşitlerinden şiddetle kaçınılması sağlığımızın bir gereği olmalıdır..

Hydrogenated Vegetable Oil(Hidrojene edilmiş bitkisel yağ)

Margarinler gıda katkı maddesi olmadığı halde burada zikretme ihtiyacı duyduk. Zira margarinler burda zikri geçen katkı maddelerinden de daha büyük tehlikeler arzetmektedir.

Hidrojene edilmiş bitkisel yağları yapmak için kullanılan proses, kalp rahatsızlıklarını ve şeker hastalığını teşvik eden trans yağlarını husule getirmektedir. “The Institute of Medicine” tüketicilerin trans yağları mümkün mertebe çok küçük miktarlarda tüketmelerini önermektedir. Etiketlerinde margarin ve bitkisel katı yağları içeren krakerler, kuru pasta, bisküvi, pasta ürünleri, salata sosları, ekmek ve benzeri ürünleri tüketmekten kaçınmalısınız. Bunlar ekseriya ürünün raf ömrünü uzatmak, lezzetini sabit tutmak ve ucuza mal etmek için kullanılmaktadır.

E102 Tartrazin

Renklendirici; Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, sakızlar, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, tatlı, reçel, unlu gıdalar, çerez, konserve balık, hazır çorbalar, alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Tartrazin duyarlı insanlarda kurdeşen veya astım ataklarına neden olabilir. tiroid tümörü, kromozom hasarı, hiperaktivite ve aspirin duyarlılığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir;Norveç ve Avusturya'da yasaklandı.

E133 Blue 1 ve Blue 2 (Brilliant blue FCF)

Renklendirici; sentetik kömür katranından üretiliyor; mandıra ürünleri, tatlılar ve içeceklerde kullanılır; farelerde beyin tümörüne sebep olmuştur. Çocukların tüketmesi tavsiye edilmiyor, Belçika, Fransa, Almanya, ısviçre, ısveç, Avusturya ve Norveç'te yasaklandı.

E127 Red 3(Erythrosine)

Renklendirici; kiraz ve vişne, konserve sebze, muhallebi, tatlı, pasta,biskuvi ve çerezlerde kullanılır; ışığa karşı duyarlılığa ve troid hormonu seviyesini arttırıp hipertroidism'e neden olabilir; farelerde yapılan çalışmada troid kanserine neden olduğu saptanmıştır; Avustralya, Amerika ve Norveç'te yasaklandı.

E110 Yellow 6(Sunset Yellow, FCF, Orange Yellow S)

Renklendirici; sentetiktir;unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek ve konserve balık, hazır çorba ve bazı şurup cinsi ilaçların üretiminde kullanılır; yan etkileri kurdeşen, rinit (burun akması), burun tıkanıklığı, alerji, hiperaktivite, böbrek tümörü, kromozom hasarı, karın ağrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iştahsızlıktır; Norveç'te yasaklandı.

Kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Parabens
Yeniden Gıda Raporu. Dr.Müh.H.K.BÜYÜKÖZER
http://www.chm.bris.ac.uk/webprojects2002/price/azo.htm
http://mst.dk/udgiv/publications/1999/87-7909-548-8/html/kap05_eng.htm
http://www.sixwise.com/newsletters/06/04/05/12_dangerous_food_additives_.htm



KAYNAK

Tuesday, November 6, 2007

Çocuğumuzun beslenme çantasına neler koymalıyız?

Okul çağı beslenmesinde önemli olan, çocuklar için besin çeşitliliğinin sağlanması, sağlıklı vücut ağırlığının korunması, yağ ve şeker tüketiminin sınırlandırılması, doğru beslenme alışkanlıklarının ve bilincinin kazandırılmasına dikkat edilmesidir. Çalışan anneler de, ev hanımı anneler de çocuklarının beslenme çantasında yiyecek çeşitliliğini sağlamalıdırlar. Annenin ilgisi ve bilinç düzeyi çok önemlidir. Çocuklarını mümkün mertebe kantinlerin cazibesinden uzak tutmak için beslenme çantasındaki çeşitliliğe önem vermelidirler.

Taze meyve(mevsime göre)

Kuru kayısı, kuru incir, kuru üzüm

Fındık, ceviz, badem (miktarlarına dikkat edilmeli)

Bir dilim ev yapımı kek(mümkünse havuç rendelenmiş), çörek ya da börek(üzerine çörek otu serpilmiş)

Süt, ayran ya da katkısız ev yapımı meyve suyu

Öğle yemeği için, sos, ketçap, mayonez gibi ürünlerden arındırılmış, kepekli, çavdarlı ekmekle hazırlanmış sandviç alternatifleri

Sandviçlerde salam, sucuk ve sosis yerine söğüş tavuk, köfte ve beyaz peynir tercih edilmeli ve ayrıca yanında salatalık olmalıdır.

İster çalışan anne olun, ister ev hanımı anne olun, çocuklarınızın istikbalini düşünüyor ve sağlıklı olmalarını istiyorsanız, onlarla okul hayatlarında da yakından ilgilenmelisiniz. Beslenme çantalarını hazırlamaktan asla üşenmemelisiniz.

Anne sütü IQ seviyesini artırıyor



Yapılan bir araştırmaya göre anne sütünün bazı çocuklarda zeka seviyesinin (Intelligence Quotient-IQ) gelişimi üzerinde olumlu bir etkisi olduğu ortaya çıktı.



Anne sütü IQ seviyesini artırıyor

İngiltere ve Yeni Zelanda'da yapılan bir araştırmada, anne sütünün bazı çocuklarda zeka seviyesinin (Intelligence Quotient-IQ) gelişimi üzerinde olumlu bir etkisi bulunduğu belirlendi. Anne sütü ile beslenen çocukların FADS2 adı verilen bir genin özel değişkesi sayesinde zeka düzeylerinin gelişim seviyesinde artış olduğu ortaya çıkarken, araştırmada, zeka seviyesinin yüksek olmasında anne sütünün tek başına etken olmadığı, aile, sosyal çevre gibi çevresel etkenler ile genetik faktörlerin de rol oynadığı tespit edildi. İngiltere ve Yeni Zelanda'da 3 bin bebek üzerinde inceleme yapan araştırmacılar, FADS2 geninin özel değişkesine sahip çocukların IQ seviyesinin diğer çocuklardan 6,8 puan yüksek olduğunu buldular. Bu farkın, çocuğun sosyo-ekonomik durumu, annenin IQ'su, bebeğin doğum ağırlığı veya hamilelikte annenin yaşı gibi etkenlerle değişkenlik gösterdiği belirlendi. FADS2 genini incelediklerini, doğumdan sonraki ilk aylarda beyinde toplanan, poliansatüre (çoklu doymamış) yağ asitlerini besleyici yağ asitlerinden dönüştüren bir enzimin anne sütünde bulunduğunu belirten araştırmacılar, bu enzimin zeka seviyesinin gelişimi üzerinde bir etkisi olabileceğini düşünüyorlar.

AA

Saturday, July 21, 2007

FAST FOOD

Hamile kadınlar fast-food gıdalardan uzak durmalı

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mert Kazandı, hamileler ve süt veren annelerde kansere sebep olabilen 'acrylamid' adlı kimyasal ajanı içeren gıdaların kısıtlanması veya kesilmesinin gerektiğini belirtti.

Kazandı, "Gebe ve süt veren anneler patates cipsi, 120 santigrat derecenin üstündeki sıcaklıklarda kızarmış patates ve yüksek ısıda fırınlanmış gıdalardan uzak durmalıdır." dedi. Acrylamid'in yüksek sıcaklıklarda hazırlanmış bazı gıdalarda oluştuğunu belirten Doç. Dr. Kazandı'nın verdiği bilgilere göre, gıdaların yapısında bulunan bazı şeker ve proteinlerin yüksek sıcaklıklardaki reaksiyonları sonucunda acrylamid oluşuyor. Gıdanın yapısındaki yağlar da bu maddenin oluşumundan sorumlu olabiliyor. Acrylamid oranı yüksek yiyecekler olarak ısıtılmış nişastalı gıdalar, özellikle patates cipsleri, yüksek ısılarda kızartılmış patatesler, bisküviler, fırın ürünleri, ızgara yemekler, filtre kahve sayılabilir. Fetüs ve yeni doğanlar bu maddenin zararlı etkilerine karşı hassas olduğu için hamileler ve süt veren anneler bu konuda dikkatli olmalı. 120 derece ve altında kızartılmış patates çok az miktarda acrylamid içerir ve besin olarak güvenlidir.

gıda raporu

Monday, July 2, 2007

BEBEKLER İÇİN TAVSİYELER


Yeni Doğan bebekler için 9 tavsiye

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Orhan Menetlioğlu, yeni doğan çocukların bakımı konusunda anneleri uyardı. Menetlioğlu 9 önemli hususa dikkat edilmesini istedi.


Yeni Doğan bebekler için 9 tavsiye

Gaziantep Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Orhan Menetlioğlu yeni anne olan bayanların 9 önemli hususa dikkat etmesi gerektiğini belirterek, bunlardan ilkini "Anneler, çocukların bulunduğu ortamda kesinlikle sigara içmemelidir" olarak açıkladı.

Dr. Menetlioğlu'nun annelere diğer tavsiyeleri ise şöyle oldu.

* Çocuklarınızı kalabalık ortamlarda bulundurmayın ve ağız ve burunlarına yakın öpmeyin.

* Çocuklarınızı kesinlikle kundaklamayın.

* Çocuklar aksıran, öksüren ve ateşli hastalıklı insanlardan uzak tutun.

* Su kesinlikle kaynatılmadan çocuklara verilmemelidir.

* Erken teşhis ve tedavi hayat kurtarır ve bu nedenle hasta çocuğunuzu bekletmeyin.

* Hekimlerin tavsiye etmediği, bilim dışı kulaktan dolma tedavileri uygulamayın.

* Unutmayın ki her aşı çocuğunuzu ölümcül hastalıklardan korur bu nedenle çocuklarınızın aşısını ihmal etmeyin.

* 9 aylıktan sonra bebeklerinize emzik vermeyin."

(İHA)

ÇOCUKLAR



Çocukları kanserden koruyacak 10 öğüt

Gündelik hayatta küçük önlemler alarak çocuğunuzu kanserden korumanız mümkün. Hamileyken ve sonrasında yanında sigara içmeyerek, kanserojen maddelerden ve radyasyondan kaçınarak, fast food beslenmeden koruyarak, spor yaptırarak ve aşılarını ihmal etmeyere


Çocukları kanserden koruyacak 10 öğüt

Esra Tüzün'ün haberi
Prof. Dr. Murat Tuncer; mükemmel anne baba olmak isteyen aileler için hazırladığı 'Çocuk Sağlığı Rehberi' adlı kitabında yer alan önerileri anlattı. Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı da olan Prof. Dr. Tuncer, çocuklarınızı kanserden koruyacak 10 altın öneride bulundu:

1- SİGARA VE ALKOL: Türkiye'de her iki çocuktan biri sigarayla etkilenecek şekilde karşılaşıyor. Sigara; tüm kanserlerin üçte birinden ve akciğer kanserlerinin de yüzde 90'ından sorumlu. Evde sigara içen birinin varlığı ya da annenin sigara içmiş olması çocuklardaki lösemi ihtimalini üç kat artırıyor. Özellikle hamilelik döneminde alkol alan annelerin çocuklarında kanser riski artıyor.

2- ÇEVRE KANSEROJENLERİ: Çevremizde farkında olmadan karşılaştığımız birçok kanserojen, yani kansere neden olan madde var. Örneğin; asbest, erionit içeren ev yapımı malzemeler ve toprak, ağır metal üreten fabrika artıkları, arsenik, PVC kesimi yapılan fabrikalar, elektromanyetik alanlar, hamilelik ve emzikli dönemde kullanılan kimyasal saç boyaları kanser riski yaratır.

3- BESLENME: Kanser riskini azaltan en önemli beslenme tarzı anne sütü ile beslenmedir. Fast food'lardan, gazlı ve hazır içeceklerden kaçınmak da kanserlerin yaklaşık üçte birinden sorumlu olan önemli bir riski azaltmaktadır. Özellikle çocukları cezbeden ancak hiç de sağlıklı olmayan yüksek kalorili atıştırma amaçlı yiyeceklerden çocuklarımızı uzak tutmalıyız. Böylece hem farkında olmadan aldıkları kanserojenleri uzaklaştırmış, hem de onları obeziteden korumuş oluruz. 'Na-benzoat' ve 'askorbik asit' içeren hazır içecekler de zararlıdır. Ayrıca cocuklarınıza aşırı tadlandırıcı içeren diyet ürünler vermeyin.

4- FİZİKSEL AKTİVİTE: Erken yaşta başlanan uygun fiziksel aktivite ve düzenli spor, yaşam boyu sağlıklı bir vücut için gereklidir. Fiziksel aktivitenin yaşamımızın bir parçası haline getirilmesi tüm yaşam boyu kanser riskini ciddi şekilde azaltır. Bu azaltıcı etki; hem obeziteyi önlemesi, hem de doku oksijenlenmesini artırması sayesinde oluşur.

5- GENETİK YATKINLIK: Kanserlerin yüzde 5 ila 10'unun genetik kökenli olduğunu ve genetik yapımızın riskimizi artırdığını bilin. Ailenizde kanser varsa; yatkınlık söz konusu olabileceğinden, çocuklarınız için oluşabilecek risklerden uzaklaşmak çok daha fazla önem taşır. Özellikle ailenizdeki kanser vakalarını aile doktorunuza danışarak, erken tarama ve kontrol programlarına nasıl başlanacağı hakkında bilgi edinmelisiniz.

6- BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR: Menenjit aşısı olan çocukların daha az lösemiye yakalandığı bilinmektedir. Birçok aşı, bağışıklık sistemini erkenden uyararak olgunlaşmasına yardım eder ve kanser oluşumuna karşı bağışıklık sisteminin bilinçlenmesine yardımcı olur. Hepatit B aşısı karaciğerin özel kanserlerini engeller. Bu nedenle çocuklarımızın aşılarını düzenli şekilde yaptırmanız önemlidir.

7- GÜNEŞ VE MANYETİK ALANLAR: Güneş ışını ve elektromanyetik alanlar, Dünya Kanser Kontrol Ajansı tarafından muhtemel kanserojenlerden sayılıyor. Hamilelik döneminde ve doğum sonrası emzirme döneminde; solaryum ve bağlantısız internet erişimlerinden ve cep telefonundan kaçınılmasında, evde ergenlik döneminde ya da çocuk yaşta biri varsa kablosuz bağlantıların tercih edilmemesinde fayda vardır.

8- RADYASYONDAN KORUNMA: Yaşam boyu radyasyonla karşılaşıyoruz. Riskleri en aza indirmek için gereksiz film ve CT (bilgisayar tomografisi) çektirmemekte fayda var. Doktor önermedikçe çocuğa, tekrar tekrar kontrol amaçlı röntgen çektirmek doğru değildir.

9- RUTİN KONTROLLER: Her yaşa uygun doktor kontrolleri, idrar ve kan testleri çocuğunuzun sağlığı için olmazsa olmazdır.

10- KANSERİN EN ÖNEMLİ 10 BELİRTİSİNİ ÖĞRENİN:
*
Lenf düğümlerinde ve vücudun başka bölgelerinde şişlik ya da sertlik.
* İki ayı geçen tedaviye dirençli, tekrarlayan ve nedeni bir türlü bulunamayan öksürük.
* Düzelmeyen yara ile hızla şekli ve rengi değişen ben.
* Açıklanamayan yorgunluk, halsizlik ve uzun süren gece ateşlenmeleri ile terlemeleri.
* Hızlı kilo kaybı ve iştahsızlık.
* Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, düzelmeyen ishal ve kabızlık.
* Kanlı idrar.
* Ciltte veya vücudun başka bir yerinde nedensiz kanama.
* Yutma güçlüğü.
* Solukluk.
* Boyunda bir tarafta eğrilik.

Saturday, June 23, 2007

OYUNCAKLAR

Bebek oyuncakları zehir saçıyor

Bebeklerin diş kaşıdıkları plastik oyuncaklar, kanser saçıyor...

ABD’de Kongre üyelerinin bebek oyuncaklarındaki toksik (zehirli) maddeleri yasaklama girişimleri acı gerçeği gündeme getirdi. Yumuşak plastikten yapılan ördek, diş kaşıma oyuncağı gibi oyuncakların yapıştırılmasında DINP adı verilen bir kimyasal kullanılıyor. Kırılmayan biberonlarda ise BPA adlı toksik bir madde var. Bu ikisi hormon bozukluklarına, kanser hücrelerinin (özellikle meme ve prostat) büyümesine neden oluyor. İşte bu nedenle ABD Kongresi üyeleri, yıllardır çocuk oyuncaklarında DINP ve BPA maddelerinin kullanımını yasaklamaya çalışıyor.

AB yasakladı, ABD sırada

Kaliforniya eyaletinde 1 Ocak’ta yürürlüğe girmesi planlanan yasak ise şirketlerin açtığı davalar nedeniyle askıya alındı. Gelişmeler karşısında Kongre üyeleri en azından ürün etiketlerinde bu maddelerin ve zararlarının açıkça belirtilmesini istiyor. Etiket düzenlemeleri değişene kadar ise recycle işaretlerinin incelenmesi isteniyor. Avrupa Birliği ise daha yıllar önce DEHP, DBP ve BBP maddelerini çocuk ürünlerinden, DINP, DIDP ve DNOP maddelerini ise çocukların ağzına alabileceği tüm ürünlerden yasakladı.

Wednesday, June 20, 2007

DOWN SENDROMU

İlk kez 1866 da Longdon DOWN tarafından mongoloid görünümde ve zeka geriliği ile birlikte bulunan bir sendrom olarak bulunmuştur. 21. kromozumun yer değiştirmesi veya birleşmemesinden dolayı meydana gelmektedir. Kromozamlar hücremizde buluna tüm bilgileri taşıyan bizim bireysel farklılığımızın yanı sıra anne babamıza benzerliğimizi sağlayan DNA'lardan (DeoksiRibo Nükleikasit) oluşmuş cisimlerdir.Anne babalar çocuklarına kendi kalıtsal özelliklerini yumurta ve sperm hücreleri ile verirler. Bu hücrelerde 23 kromozom vardır. sonuçta anne ve babaının eşit katsayısıyla (23+23) 46 kromozomlu döllenmiş yumurta oluşur. Bazen yumurta hücresi oluşurken bir hata nedeniyle anne veya baba 23 yerine 24 kromozom verir. Böylelikle 47 kromozomlu emriyo oluşur. DOWN SENDROMUNUN KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ YÜZÜ :Yüz yuvarlak ve basıktır. Gözler cekik olup, kapaklarında kıvrım mevcuttur. Çocuk büyüdükce bu kıvrım belirgin hale gelir.Yine bazı çocuklarda özellikle göz rengi açıksa, gözün renkli çercevesinden içe doğru beyaz lekeler vardır. Bu lekeler zamanla kaybolur. Göz kapaklarında şişme ve çapaklanma görülür.Burun küçük ve kalkık burun kökü basıktır.Yüzün yuvarlak olması nedeniyle gözler birbirinden ayrık dururlar. Göz kaslarınınzayıf olması nedeniyle gözlerde şaşlık olabilir. Ağız küçük olduğu için dil dışarıda durabilir. Bu nedenle salya akması ve ağız kenarlarında çatlaklar oluşabilir. Dil üzerinde yarıklar vardır.Kulaklar biraz aşağıda olup, kulak yolu dar küçüktür. Kulak iltihaplanmaları ve işitme problemlemleri yaygındır. BAŞI : Baş basık arkası düzleşme eğilimindedir. Saç, kaş ve kirpikler çoğu kez seyrek ve yumuşaktır. BOYUN: Genellikle kısa ve geniştir. GÖVDE : Kısa ve geniş görünür .Karın geniş ve bombe görünümünde olup göbek veya kasıkta fıdık görülebilir. KOL VE BACAKLAR :Genellikle gevşek ve künt bir yapı görünür. Aynı görünüm el ve ayak için de geçerlidir. TEDAVİSİ : Down Sendromunun tıbbi anlamda tedavisi bulunmamaktadır.Kromozom bozuklukluğundan kaynaklandığı ve kalıtsal olduğu için sadece hamileliğin ilk aylarında 3' lü kan testi ile çocuğun Down'lu olup olmadığı öğrenilebilmektedir.

Monday, June 18, 2007

KEKEMELİK

Konusma esnasinda konusmanin duzenli bir sekilde ilerlemesini bozan duraklama, bazi ses ve sozcukleri yineleme ya da bir heceyi uzatarak soyleme ile giden ve bazi kisilerde sosyal ortamlardan kacinmaya yol acip, kaygi ve uzuntu konusu olan bir bozukluktur Nelerden dolayi olabilmektedir?
Bazi ailelerde gerilim duzeylerinin yuksek olmasi ve ortak bir ozellik seklinde bu gerilimin nefes borusu ve ses tellerine iletilmesi ile iliskili olabildigi ya da beyindeki konusma merkezi ile iliskisi oldugu yonunde dusunceler bulunmaktadir. Anne-babada obsesif-kompulsif kisilik yapisinin varligina da bu bozuklukta isaret edilmistir. Cocuklukta yasanan endise , gerilim ve korkularin da etkilerinin oldugu dusunulmektedir. Bir goruse gore kisinin cozumleyemedigi ve bilincaltina dogru bastirdigi ruhsal catisma, korku ya da isteklerinin sonucunda olusan nevrozlarin bir gorunumu olarak dusunulmustur. Hastalarin % 40-60 kadarinda ailelerinde kekemelik oykusune rastlanmistir.

Goruntuleme calismalarinda beyin kan akimlarinda azalmalar ve bolgesel olarak bazi alanlarda akimda duzensizlikler saptanmistir.

Hangi yaslarda baslar?
% 3 oraninda gorulmektedir. Cocuklarda genellikle ailedeki daha kucuk cocuklarda gorulmektedir. Erkeklerde kadinlara gore 3-4 kat daha cok gorulmektedir.Ketsel kesimlerde kirsala gore daha cok gozlenmektedir. En cok 2-7 yas arasinda gorulmekte olup, ortalama baslangic yasi 5 yas civaridir.

Daha yasli kekemelik vakalarinin daha cok durakladiklari, hava akimlarindaki kesilmelerin , ses tellerine uygulanan basincin, iletisim kurma korkularinin daha yuksek oldugu ve konusma durumlarindan kacinmanin daha cok goruldugu saptanmis.

Genel olarak erkek cocuklarin kizlara gore daha karmasik duzeyde kekelemelerinin olup, daha cok kekeleyerek, daha az karsilarindakilerle goz goze gelmeye calistigi, iletisim kurmaktan kacindiklari, dolayisiyla tedavilerinin de daha uzun surdugu belirlenmistir.

Bazi vakalarda eriskinlige gecis doneminde kaybolmakta, bunun disinda tedavi edilmeyen vakalar omur boyu surmektedir.

Hangi durumlarda belirginlesir?
Yabancilarin bulundugu, kalabalik ortamlar, bir otorite konumundaki kisinin karsisinda, telefona yanit vermek, birinden bir sey istemek, beklenmedik bir durumla hazirliksiz bir sekilde karsilasma gibi hallerde belirginlesmektedir.Korktuklari bu gibi durumlardan kacinmaya calisirlar. Soyleyemedikleri bir sozcugun yerine hemen bir esanlamlisini getirerek cumleyi tamamlamaya calisirlar. Adlari soruldugunda yanitlamakta gucluk cekebilirler. Bu nedenle bu isleri yakinlarindakilara birakirlar. Ogrenciler bu nedenle arka siralarda oturmaya calisir, parmak kaldirmaz, konusmalarda dinleyici olmayi yegler, yoklamalar alinirken gec yanit verirler, ya da el kaldirarak kacinma davranisi gosterirler. Daha cok mimikleriyle yanit vermeye egilimlidirler. Yeni bir sey soylemek ya da istemek yerine baskalari ile ayni fikirde olduklarini ya da ayni seyi istediklerini belirtirler. Istediklerini degil, soylemesi kolay olan seyleri ismarlarlar.

Yoldaki bir gorevliye, polise adres sormak icin durduklarinda ilk sesi cikartmakta gucluk cekebilirler. Bu durumlarda konusmayi kolaylastirmak ve o sesi cikarabilmek icin el veya ayagi sallama, ayagi yere vurma, bas ve boyun hareketleri, goz , kas ve dudak hareketleri gibi tikler eslik edebilir.

Tedavi:
Davranis duzenlenimi, nefes alistirmalari, gevseme teknikleri, konusma terapisi (konusmanin yavaslatilmasi,konusma baslangicinin kolaylastirilmasi, ses duzey kontrolu gibi) yapilmalidir. Bazi vakalarda antidepresan ve anksiyolitik tedavileri faydali olmaktadir .

KAYNAK