Showing posts with label A. Show all posts
Showing posts with label A. Show all posts

Friday, November 28, 2008

Alzheimer

Alzheimer'dan korunmak için beş yöntem

Alzheimer'dan korunmak için beş yöntem
hafıza güçlendirici olarak bilinen ve en çok satan şifalı bitki ilacı olan Gingko adlı popüler ilacın, Alzheimer veya diğer bunama türlerine iyi gelmediği ortaya çıktı.


Pittsburgh Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma, hafıza güçlendirici olarak bilinen ve en çok satan şifalı bitki ilacı olan Gingko adlı popüler ilacın, sanıldığı gibi Alzheimer veya diğer bunama türlerine iyi gelmediğini ortaya koydu.

İlaç yetkilileri aksini söylese de, beyin ve yaşlanma üzerine çalışan ve kendi annesi de Alzheimer hastası olan Prof. Edythe London bu ilacın etkisiz olduğunu ancak Alzheimer'a engel olmak için yapılacak başka şeyler olduğunu söylüyor. CNN'in haberine göre, araştırmalarda ortaya çıkan bulgular, kalp sağlığını koruyan fiziksel egzersizlerin beyin sağlığını da koruduğunu gösteriyor ve bu durum profesörün iddialarını destekler nitelikte.

İşte serebral korteks (beyin korteksi) ve hipokampüs gibi beyninizin hafızayla ilgili kısımlarını güçlendirecek bazı yöntemler:

· Antioksidanlar: A, C, E vitamini gibi antioksidanlar hücrelerin zarar görmesini engelliyor ve yaşlanmaya dayalı hastalıkları yavaşlatıyor. Bu antioksidanların bunamaya engel olduğunu ortaya koyan çalışmalar var.

· Balık yağı: Yaşlanan beyinde iltihaplanmalar meydana geliyor ve balık yağı iltihaplanmayı önleyici bir özelliğe sahip.

· Köri: Yapılan bazı çalışmalarda haftada bir kez köri tüketenlerin hafıza konusunda daha iyi sonuçlar elde ettiğini ortaya çıktı.

· Beyninizi çarpraz eğitim ile güçlendirin: Uzmanlar beynin egzersiz ile güçlendirilebildiğini ama tek tip egzersizin yetersiz olduğunu söylüyor. Zihinsel egzersizlerin en azından Alzheimer'ın başlangıcını geciktirdiğine dair pek çok bilimsel kanıt var. Örneğin bulmaca çözmek çok faydalı ama yeterli değil ve hesap makinesi yerine kafadan hesap yapmak, beyni geliştirmeye yönelik bilgisayar oyunları oynamak da işe yarayabilir.

· Fosfatidilserin adlı vücutta doğal olarak bulunan lipit (yağ) takviyesinin bunamaya engel olabileceği söyleniyor.

Zaman

Thursday, June 14, 2007

ETKİN BİR HAFIZA ÖĞRENMEVE MUTLULUK İÇİN

Beynimiz vücudumuzun küçük bir bölümünü oluştursa da, yiyeceklerle alınan enerjinin yüzde yirmisini harcar. Belirli yiyecekler algılama yeteneğimizi arttırır, daha verimli yapar, daha hızlı düşünmemizi ve dikkatimizi daha iyi vermemizi sağlar.

BELLEK

HAVUÇ: Hatırlama yeteneğimizi arttırır, çünkü havuç beyin metabolizmasını canlandırır. Bir şey ezberlerken bir ufak tabak sıvı yağlı havuç salatası yiyin.

ANANAS: Tiyatro sanatçılarının ve müzisyenlerin ihtiyacı olan bir meyvedir. Örneğin uzun bir metin ezberleyebilmek için fazla miktarda C vitaminine ihtiyaç vardır. Ayrıca önemli bir eser halinde element olan mangan içerir.

AVOKADO: Kısa süreli bellek içindir (Örneğin alışveriş listesini yaparken). Fazla miktarda yağ asidi içerir. Yarım avokado yeterlidir.

MUTLULUK

KIRMIZI BİBER: Ne kadar acı olursa o kadar iyidir. Aroma maddeleri vücudun kendi mutluluk hormonu endorphinin salgılanmasını hareketlendirir. En iyisi çiğ yenmeli.

ÇİLEK: Stresi giderir. Lifli maddesi mutluluk verir. Dozu en az 150 gram.

MUZ: Sırrı serotonin. Bu maddeye beynimizin mutlu olması için ihtiyacı vardır.

ÖĞRENME

LAHANA: Sinirliliği giderir (tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için). Daha stressiz öğrenilir (örneğin sınav öncesi).

LİMON: C vitamininden dolayı canlandırır, algılama yeteneğini artırır. Dil öğrenme kursundan önce 1 bardak limon suyu için.

YABAN MERSİNİ: Uzun süreli bir öğrenmede ideal bir meyvedir. Beynin kanla daha iyi beslenmesini sağlar.

Sunday, May 27, 2007

ANTEPFISTIĞI


Antepfıstığı kalbinizin dostu, kanserin düşmanı

Antepfıstığı, içerdiği birçok yararlı madde sayesinde kalp rahatsızlıkları ve kanserin yanı sıra hücre tahribatını önlemesi, kolesterolü azaltması gibi çok sayıda rahatsızlığa şifa.


Antepfıstığı kalbinizin dostu, kanserin düşmanı

Kronik kalp rahatsızlıkları ve kanser riskini azaltan ''resveratrol'' maddesinin antepfıstığında da bulunduğunu tespit eden Yrd. Doç. Dr. Özlem Tokuşoğlu'nun Gaziantep Ticaret Odasının (GTO) desteğiyle ''Yeşil Altın Antepfıstığı'' adlı kitabı çıktı.

Celal Bayar Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Tokuşoğlu, antepfıstığı üzerine yaptığı araştırmaların sonucunda üzüm ve şarapta bulunan ''resveratrol'' adlı antioksidan maddenin antepfıstığında da bulunduğunu tespit etmiş, bunun ardından Tokuşoğlu, dünyanın birçok bilim adamından ve bilimsel dergilerinden övgüler almıştı. Bu araştırmasının, Türkiye ve dünyada geniş yankı bulduğunu, yurt içi ve dışında birçok televizyon ve radyo programlarında antepfıstığının bu özelliğinden bahsedildiğini ifade eden Tokuşoğlu, bu kapsamda GTO'nun desteğiyle ''Yeşil Altın Antepfıstığı'' adlı kitabı hazırladığını ve basılıp piyasaya sürüldüğünü söyledi.

Tokuşoğlu, yaptığı açıklamada, kitapta antepfıstığının dünyadaki üretim merkezleri, ülkedeki üretim miktarı, tarımı, hasadı, depolanması, bileşimi ve sağlığa etkilerinin yer aldığını bildirdi. Kitapta özellikle kalp hastalıkları ve kanser riskini azaltan ''resveratrol'' adlı maddeden genişçe bahsettiğini dile getiren Tokuşoğlu, şunları kaydetti: ''Bu madde, insan sağlığı açısından son derece önemli bir antioksidan maddedir. Resveratrol, kötü kolesterole etki yaparak kronik kalp rahatsızlıkları riskini azaltıyor. Resveratrol, kanser riskini de azaltmaktadır. Antepfıstığı, içerdiği birçok yararlı madde sayesinde kalp rahatsızlıkları ve kanserin yanı sıra hücre tahribatını önlemesi, kolesterolü azaltması gibi çok sayıda rahatsızlığa iyi geliyor.''

ANTEPFISTIĞI, E VİTAMİNİ AÇISINDAN CEVİZDEN ZENGİN

Tokuşoğlu, vitamin ve mineraller açısından zengin olan antepfıstığının, E vitamini yönünden ceviz ve pikan fındığından zengin olduğunu, ayrıca bu üründe A ve B1 vitamininin de bulunduğunu söyledi. E vitamininin bazı kanser türlerine karşı azaltıcı etkiye sahip olduğunu belirten Tokuşoğlu, günde bir avuç yenecek antepfıstığı ile bir insanın günlük E, A ve B1 vitamininin önemli bölümünü karşılayabileceğini kaydetti. Tokuşoğlu, antepfıstığının görmeden, hücre yenilenmesine ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine kadar birçok önemli görevler üstlendiğini belirterek, ''Kitapta bu konuların tamamını işledik. 86 sayfalık kitapta antepfıstığıyla ilgili A'dan Z'ye kadar birçok bilgi bulunuyor. Kitabın hazırlanmasında destek olan GTO'ya teşekkür ediyorum'' diye konuştu.



AA

Tuesday, May 8, 2007

Alerji; bağışıklık sisteminin vücuda zararlı olmayan maddelere karşı başlattığı abartılı ve şiddetli bir reaksiyon olarak tanımlanabilir. En sık karşılaşılan alerjenleri ise ev tozu akarları, polenler, otlar, hayvan tüyleri, küf ve besinler olarak sayılabilir. Alerjiye neden olan bu tür maddelere allerjen denir. Bu alerjenler vücuda temas ettiği bölgelere göre farklı şikayetlere neden olur. Her insanın savunma sisteminin karakteristiği farklı olduğu için insanların allerjenlere olan reaksiyonları tamamen farklıdır. Baharın gelmesiyle birlikte artan allerjen miktarı burun akıntısı, hapşırma, öksürük, vücutta kaşıntı, kızarıklık ve döküntü gibi şikayetlere daha sık neden olabilir.

Burun, soluk yolları, deri ve gözler en sık allerjene maruz kalan bölgelerdir. Bu bölgeler ya vücudun dışındadır ya da vücudun dışı ile sıkı irtibatları vardır. Sindirim sistemi alerjileri de sıktır ve genellikle besinlerden dolayı ortaya çıkar. Bu tür allerjinin bir mevsimi yoktur.

Alerjik rinitte burunda kaşıntı, tıkanıklık, rahat nefes alamama ve burun akıntısı bulguları görülebiliyor. Alerjik göz reaksiyonlarında ise gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, göz kapaklarında şişlik görülür. Solunum sisteminde ise boğazda gıcık hissi ve kaşınma, kuru öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı ortaya çıkar. Alerjik cilt reaksiyonlarında ise kaşıntı, kızarıklık, ciltte kabarıklık ve döküntü gibi birçok değişik şikayet ortaya çıkar. Astım hastalarının bahar aylarında şikayetlerinin arttığı biliniyor.

Özellikle bahar aylarının gelmesiyle bitkilerin polenleri bol miktarda havaya salınıyor. Polen alerjisi, ağaçların, fundalıkların, tahıl ve otların ve daha az sıklıkla da çiçeklerin polenlerinden kaynaklanır. Polenler üst solunum yolları ve solunum sisteminde yanma, kaşıntı, kuru öksürük ve nefes darlığı şikayetlerine neden olur.

Polen mevsimlerinde; ağaçların çoğunlukla Mart ayından Mayıs�a, çayırların Nisan�dan Haziran�a, otların ise Haziran sonundan Eylül�e kadar havaya polen saldığı biliniyor. Aynı zamanda tek başına polen mevsimleri ve polenlerdeki artışlar, iklime ve yöresel faktörlere göre de değişim gösterebiliyor.

Birçok bitkinin çiçeklenme döneminde, açık havada oldukça yüksek miktarda polen oluşur. Polen düzeyleri; kırlık bölgelerde gün içi en yüksek düzeyken, şehirlerde ise akşama doğru en yüksek düzeyine ulaşır. Dağlık ve deniz kenarı bölgelerde ise polen miktarı daha az olup, yağmur ve bulutlu havalarda bu miktar daha da azalır. Geceleri yatak odasının pencerelerini kapatmak, evin dışında giyilen kıyafetleri yatak odasına sokmamak, saçları yıkayarak polenden arındırmak akşamları daha rahat etmenize yardımcı olabilir.
KAYNAK

Thursday, May 3, 2007

AVAKADO

Avokado, kabuğu yeşil, yenen kısımları beyaz, iri çekirdekli bir meyvedir. Avokadonun anavatanı Meksika ve Guetamala olmakla birlikte günümüzde ülkemizin güney sahillerinde de üretiliyor.

Avokado, tam olgunluğa toplandıktan sonra erişir. Lezzetini anlamak için olgunlaşmasını beklemek gerekiyor. Bunun için hemen tüketmek üzere satın alıyorsanız, bilinenin aksine yumuşak olanı seçmeniz daha iyi. Seçerken aynı zamanda derisinin parlak ve kaygan olmasına, salladığınızda çekirdeğin sesinin gelmesine dikkat edin. Ama eğer birkaç gün sonra tüketecekseniz, sert olanı tercih etmeniz daha iyi olacaktır. Gazete kağıdına sarılan avokadolar birkaç gün içinde yenecek olgunluğa ulaşırlar. Avokadoyu oda ısısında bekletmek gerekir. Buzdolabına koymanız, soğuktan hiç hoşlanmayan bu meyvelere iyi gelmez. Meyve olmasına rağmen, daha çok sebze gibi kullanılır. Limon suyu ile iyi uyum sağlar. Baharatla pişirilen yemeklerle, acılı soslarla kullanılabilir. Giriş yemekleri ve salatalarda da bolca kullanılan avokado, nötr tadıyla çok farklı yerlerde karşımıza çıkar. Bir omletin içine, çorbalara, peynirli makarna soslarına katılabildiği gibi, tatlı olarak hazırlanan, çilekli puding ve sorbelerde de kullanılabilir.

100 gramında yaklaşık olarak 180 kalori vardır. Aynı zamanda diğer meyvelere oranla yüksek potasyum ve C vitamini içerir. Bu kalori değerini ise dokusunda yüksek oranada yağ olmasına borçludur.

Avokado ancak yumuşadıktan sonra yenilebilir. Sert iken acıdır. Yumuşayan Avokado�nun kabuğu ince şekilde soyulur. (El veya bıçak ile soyulabilir.)

Avokado nasıl yenir ?

1. Meyva uzunlamasına ortadan kesilir. Ortadaki iri çekirdek çıkarılır. Meyva ince ince cips gibi doğranır veya ezilir. Tuz, kırmızı veya karabiber ekilir. Limon sıkılır karıştırılır. Arzuya göre biraz taze veya kuru soğan kıyılarak ilave edilir. Maydanoz ve domates ilave edilebilir. Salata gibi yenir, yağ istemez.

2.Soyulmuş ve ezilmiş avakado sarımsaklı yoğurt ile karıştırılır. Limon ilave edilmez, böyle de yenilebilir.

3. Omlet yapılır. Peynir yerine avokado konur.

4. Mantar sote gibi sote yapılabilir.

5. Ezilmiş avokado bal ve ezilmiş cevizle karıştırılır. Bu takdirde tuz, limon, biber ilave edilmez.

Bazı öneriler

1. Avokadoları soyduktan sonra kararmamaları için limonlu suda bekletin.

2. Saltalar için, avokadoları dilimlemek yerine bir kaşıkla oval parçalar çıkardıktan sonra üzerlerine limon sıkarak servis yapabilirsiniz.

3. Çabuk sos hazırlamak için, soyulmuş avokadoyu püre haline getirin. İçine 1 çorba kaşığı rendelenmiş soğan, 1 limonun suyu, 4-5 damla acısso, tuz ve karabiber ekledikten sonra karıştırın. Havuç, salatalık ve kerevizle servis yapın.

4. Avokado tavuğa çok yakışır. Taze bir pidenin veya sandviçin içine haşlanmış tavuk, ince dilimlenmiş avokado, salata yaprakları, domates dilimleri ve taze soğan koyun. Arasına mayonez gezdirin.
KAYNAK

ARI ZEHİRİ

Yumurtadan yeni çıkmış arının zehiri olmadığı gibi, çiçektozu verilmeden büyüyen arının da zehiri yoktur. (Örneğin arıbeyi). Zehir bezesi arının yaşamının 2. gününden başlayarak zehir salgılamaya başlar. Zehir kesesinde zehirin en çok (sıvı olarak yakl. 3 mgr) toplandığı dönem, yaşamının 15. ile 20. günleri arasındadır.

Kokusu tadı: Keskin, acı ve çok ekşidir.

Yan etkileri: Sayıları çok az olmakla birlikte birtakım insan arı sokmasına karşı duyarlıdır. Bir arı sokması kurdeşene, ürtikere seyrek olarak kollapsa da neden olabilir. Arının soktuğu kimsenin yüzü beyazlaşmaya, nabzı yükselmeye başladığında derhal hekime baş vurmak gereklidir. Aşırı alerji gösterenler tedavi yolu ile arı sokmasına karşı bağdaşıklık kazanabilir.

Özellikle arı zehiri ile romatizmanın tedavi edilebileceğini Mısırlılar da bilmekteydiler. Tedavi, ağrıyan yer arıya sokturularak yapılırdı. Günümüzde zehir özel yöntemle toplanıp kurutularak süresiz saklanabilmektedir. Yapılan araştırmalar arı zehirinin kortizon salgısını arttırdığını göstermiştir. Günümüzde arı zehiriyle romatizma, artritis (eklem romatizması), arter hastalıkları, deri, damar hastalıkları, eklem iltihaplanmaları, hematom (kanamalar), nöroloji (sinir iltihapları nedeni duyulan ağrılar), siyatik, alerji, saman nezlesi tedavi edilmektedir.

Wednesday, May 2, 2007

ASPİRİN


Aspirin'in kanı sulandırıp damar tıkanıklığını ortadan kaldırarak felç riskini azalttığı görüşünü çürüten Harvard Üniversitesi’nin araştırmasından sonra dünyanın en eski ilacı bir darbe de Oxford Üniversitesi’nden yedi.


Aspirin'e ikinci darbe büyük oldu

Üniversitenin uzmanları, düzenli Aspirin kullanımının damarları genişletip patlamasına yol açtığı ve felç riskini artırdığını ortaya çıkardı. Felç, iki şekilde oluşuyor.

1’incisi beyne giden damarların tıkanması, 2’ncisi damarların patlayarak beyin kanamasına yol açması. Belli bir dozda Aspirin damarları genişleterek ilk riski azaltıyor. Fazla alındığında da damarları patlatıp felce neden oluyor.

1000 vakayı inceleyen uzmanlar bu riskin önünü almak için düzenli Aspirin içen 75 yaş üzeri kişilerde kanamayla gelen felcin son 25 yılda 10 kat arttığını tespit etti.

Monday, April 30, 2007

ALZHEIMER

Alzehimer tedavisinde yeni umut

İngiliz Nature dergisinde yayımlanan araştırmanın sonuçlarına göre, bilim adamları, Alzheimer'e benzer beyin hastalığı olan farelerin önceden kendilerine öğretilen görevleri iki yeni yöntemle yeniden hatırlayabildiğini gözlemledi.

Massachussetts Teknoloji Enstitüsünden bir grup araştırmacının bulduğu bu iki yöntemin beynin uyarılması ve ilaç olduğunu belirtildi. Bilim adamlarının genetik değişikliğe uğrattıkları fareler, elektrik şokundan kaçmaları ve bir labirentte besine nasıl ulaşılacağı gibi görevleri 6 hafta sonra hatırlayamaz duruma geldi.

Bu farelerden bazıları, oyuncakların ve koşu bantlarının bulunduğu daha uyarıcı bir çevreye yerleştirildi. Yeni çevreye yerleştirilen farelerin, diğer deney farelerine nazaran geçmişte öğretilenleri hatırlayabildiği ve hatta yeni şeyleri öğrenme konusunda daha iyi olduğu saptandı.

HDAC gibi inhibitörlerden oluşan bir ilaç grubunu da farelerin üzerinde deneyen bilim adamları, bu ilaçların da hafızayı ve öğrenmeyi güçlendirdiğini belirledi. Araştırmanın, Alzheimer gibi beyin hastalıklarında hafızanın beyinden silinmediğini, ancak hastalık yüzünden bilgilere erişilemediğini gösterdiğini belirten araştırmacılar, araştırma sonuçlarının Alzheimer gibi hastalıklara yakalananlar için bir umut olabileceğini düşünüyor

(aa)

1. ULUSLARARASI TIBBİ, AROMATİK VE BAHARAT BİTKİLERİ KONFERANSI


Bin tür bitki tedavi amaçlı kullanılıyor

Akdeniz Üniversitesi ve Uluslararası Bahçe Bitkileri Derneğince Talya Oteli'nde düzenlenen 1. Uluslararası Tıbbi, Aromatik ve Baharat Bitkileri Konferansı'', başladı.

Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can Başer, gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin tıbbi ve aromatik florasının çok zengin ve çeşitli olduğunu söyledi.

Anadolu'da tıbbi aromatik bitkileri kullanma geleneğinin asırlar öncesine uzandığını belirten Prof. Dr. Başer, sentetik ilaçların her hastalığı doğru tedavi edememesi ve bazı ilaçların yan etkileri nedeniyle 1980 sonrasında gelişmiş ülkelerde bu bitkilerin tedavi amaçlı kullanımı için birçok araştırmanın başlatıldığını kaydetti. Dünya Sağlık Örgütü'nün araştırmasına göre, dünya nüfusunun yüzde 80'inin bitkilerle tedavi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Başer, halkın sıklıkla kullandığı kekik, salep, ıhlamur, nane ve ada çayının, hiçbir zararı bulunmayan yararlı bitkiler olduğunu söyledi.

-KEKİK VE IHLAMUR-

Prof. Dr. Başer, Türkiye'de herkesin evinde yaygın olarak bulunan kekiğin, mide rahatsızlıklarına iyi geldiğini söyledi. Kekiğin, birçok şekilde kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Başer, etlerle kullanıldığında, etin lezzetini artırmanın yanı sıra bakteri üremesini önlediğini belirtti.

Kekik yağının da yaraları iyileştirici özelliği bulunduğunu ve mikrop üremesini önlediğini vurgulayan Prof. Dr. Başer, yaralara kekik yağı sürülebileceğini ifade etti. Prof. Dr. Başer, kekiğin kolesterol ve şeker düşürücü olarak da halk arasında kullanıldığını, ancak bu yöndeki araştırmaların devam ettiğini bildirdi. Ihlamurun yaprağının değil çiçeğinin kullanılması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Başer, bu çiçeğin az kaynatılarak içilmesi durumunda sinirleri yatıştırdığını, orta derecede kaynatılırsa idrar sökücü özellik taşıdığını, çok kaynatıldığında ise solunum yollarını açtığını söyledi.

Salebin de öksürük kesici ve solunum yollarını açıcı özelliği olduğunu belirten Prof. Dr. Başer, ''Evinizden ıhlamuru, kekiği, naneyi, ada çayını eksik etmeyin. Bunlar hiçbir zararı olmayan yararlı bitkiler'' dedi. Bitkilerin bilinçsizce kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Başer, doğru kullanılmayan bitkilerin de yanlış kullanılan ilaçlar gibi zarar verdiğini kaydetti.

-KONGRE-

Tıbbi ve aromatik bitkilerin her türlü kullanımının konuşulacağı kongrenin başkanı AÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Turgut da Türkiye'de 10 bine yakın aromatik, tıbbi ve baharat bitkisi çeşidi bulunduğunu, bunlardan 2 bininin Antalya'da olduğunu söyledi. Tıp fakültelerinin tıbbi ve aromatik bitkilere sahip çıkması gerektiğini belirten Prof. Dr. Turgut, gelişmiş ülkelerde geleneksel tıp yöntemlerinin doktorlar tarafından uygulandığına dikkati çekti. Türkiye'de ilk kez tıbbi ve aromatik bitkilerle ilgili uluslararası kongre yapıldığını vurgulayan Prof. Dr. Turgut, 8 ülkeden 10 katılımcının toplam 19 bildiri sunacağını ifade etti. Kongre, 4 Mayıs Cuma günü sona erecek

(aa)



Saturday, April 28, 2007

ARI SÜTÜ

Arı Sütü Her Derde Deva

Hayvansal ürünlerin en değerlisi hiç kuşkusuz, enerji ve vitamin kaynağı, her derde deva olan Arı Sütüdür. Çünkü kelimenin tam anlamıyla işçi arıların yeni doğan arılara ve kraliçelerine verdikleri özel bir süt, Arı sütü!!. Bunu anlamak için olağanüstü bir düzenin hakim olduğu kovan yaşamına bir göz atmak yeterli.

Kraliçeye özel besin…

Kovan düzeninde işçi arıların ilk görevleri, petekleri temizlemek; 6. günlerinden başlayarak 12. günlerine kadar da arı sütü üreterek bebekleri beslemektir. Bal ve polenle beslenen genç işçiler arı sütünü, bu dönemlerinde boyunlarında aşırı büyüyen tükürük bezlerinde üretiyor, sonra kusarak beyazımsı bir sıvı halinde peteklere dolduruyorlar. Arı sütünün doğal haliyle tadı çok keskin olduğundan bizler için genellikle bal ile yumuşatılarak hazırlanıyor. Kraliçe arının evi olan peteklerin her birinde 250-300 mg. arı sütü bulunuyor. Normal larvalar yaşamlarının ilk üç gününde arı sütü ile besleniyor, daha sonra normal beslenmeye başlıyorlar. Sadece kraliçe arı olmaya aday olanlar ömür boyu arı sütü ile beslenmeye devam ediyorlar. Normal bal arısının ömrü yazın 1,5-2 ay, kışın ise en fazla 5-6 ay olduğu halde ana arının ömrü 4-6 yıldır. Dahası günde 2000 yumurta üretiyor. Kraliçe arının ömrünün bu kadar fazla olmasının tek nedeni Arı Sütü ile beslenmesidir.

Olağanüstü bir formül…

Arı sütü, mineral , vitamin ve aminoasitli doğal içeriği ile her derde deva, süper bir gıda. Arı sütü sayesinde hücreler yenileniyor, metabolizma düzenleniyor, bağışıklık sistemi ve savunma sistemi güçleniyor, enerji yükseliyor. Ayrıca, akne ve sivilce gibi cilt sorunlarını gideriyor, anoreksi, anemi ve cilt çatlaklarını tedavi ediyor, saçı besliyor, hormonal dengeyi sağlıyor.

Arı sütü, saç dökülmesi, zeka geriliği, cinsel soğukluk ve kanser gibi pek çok hastalığın tedavi sürecinde tedaviyi desteklemek için kullanılan zengin bir besin maddesidir. Verdiği enerji ile insana canlılık ve hareket kazandıran arı sütü ayrıca beden ve zihin yorgunlukları gideriyor, kan dolaşımını hızlandırıyor ve vücutta kan yapıyor. Arı sütü, kalp ve damar hastalıklarının yanısıra, erken bunama ve akıl hastalıklarının tedavisini destek sağlamak amacıyla sıklıkla kullanılıyor.

Yapılan araştırmalarda arı sütünün sahip olduğu zengin besin öğeleri ile özellikle hücre yenilenmesi üzerinde etkilerinin olduğu ortaya konmuştur.

Vücuda dinçlik ve zindelik sağladığı ve çeşitli hastalıklara karşı direnç kazandırdığı, zihinsel ve bedensel yorgunluğun giderilmesine yardımcı olduğu, yapısında bulunan hormonlar ile hormanal sistemi uyardığı, cinsel fonksiyonları düzenlediği, ciltteki kırışıklık ve sivilcelerin giderilmesine katkıda bulunduğu, sinir sistemi üzerinde sakinleştirici etkisi olduğu bilinmektedir.

Arı Sütü’nün yapısında bulunan bir yağ asidi olan 10-hidroksi-2-dekanoik asit’in anti bakteriyel etkisi bulunmaktadır.

Ayrıca sinir sistemi için büyük önem taşıyan ve sinir uyarılarının iletilmesinde rolü olan asetilkolin maddesini içermektedir.
Mevsim dönümlerinde ve büyük kentlerin insana yansıttığı stresi yenmek için arı sütü belirli kürler halinde tavsiye ediliyor. Arı sütünü artık tablet ve kapsül şeklinde bütün baharatçı ve seçkin eczanelerde bulabilirsiniz.
KAYNAK

Tuesday, April 24, 2007

AKUPUNKTUR


Migren kâbusunu akupunktur bitirebilir

Yaşam kalitesini düşüren, iş verimliliğini azaltan migren ağrıları, akupunktur yöntemi ile yüzde 70'e kadar azaltılabiliyor.

Migren, yaz aylarında sıcağa bağlı olarak artış gösteriyor. Kişinin yaşam kalitesini düşüren, iş verimliliğini önemli ölçüde azaltan migren ağrılarını akupunktur yöntemi ile azaltmak mümkün. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Dr. Hüseyin Arslan, migren ağrılarının akupunktur ile yüzde 70'e kadar azaltılabileceğini kaydetti. Özellikle yaz aylarında, migren ağrılarının artığını hatırlatan Arslan, migrenin kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürdüğünü, iş verimini azalttığını belirtti. Arslan, "İğne ya da lazer akupunktur yöntemi ile 10-12 seansta migren ağrılarını yüzde 60 ila 70 oranında azaltmak mümkün" dedi. Hüseyin Arslan, akupunktur yönteminin sigarayı bırakmada da etkili olduğunu, bu yöntemle sigaranın tek bir seansla bırakılabileceğini anlattı. Arslan, akupunkturun zenginlere hitap ettiği yönündeki kanının da doğru olmadığını vurguladı.

Diyabet ve şişmanlık dayanışmasını akupunktur bozuyor

Alternatif tıp yöntemlerinden biri olan akupunktur, diyabet tedavisini desteklemek amacıyla dünyada yaygın olarak kullanılıyor. Diyabet ve şişmanlığın genelde bir arada görülmesi, akupunktur iğnelerinin ideal kiloya ulaşmadaki rolünü gündeme getiriyor. Diyabete karşı tamamlayıcı tedaviler arasında sadece akupunkturdan değil; masajdan ve reikiden de yararlanılıyor

Dr. Nüzhet Ziyal, yıllar önce Japonya’ya giderek akupunktur eğitimine başlamış, sonrasında İngiltere, Almanya, ABD ve Çin gibi ülkelerde akupunkturla ilgili çalışmış, profesyonel anlamda akupunkturu ülkemize getiren ilk hekim olarak tanınıyor. Akupunktur Derneği başkanı da olan Dr. Nüzhet Ziyal, bu tamamlayıcı tedavi yönteminin diyabet tedavisindeki yeri üzerine de araştırmalarda bulunmuş. Dr. Ziyal, diyabet tedavisinde akupunkturdan nasıl yararlanıldığına dair soruları yanıtladı...

* Diyabet hastalığı ile ilgili akupunktur çalışmalarınız nasıl sonuçlar veriyor?
Bu sorunuza öncelikle tip 2 diyabet ile ilgili çalışmalar yaptığımızı söyleyerek başlıyorum. Diyabetle ilgili çalışmalarımızda 30 yıllık obezite (aşırı şişmanlık) çalışmalarımızdan yola çıktık. Yaptığımız tespitler şunu gösterdi; obezite sebeplerinde birinci sırada diyabet hastalığı, ikinci sırada tiroit fonksiyon bozuklukları, üçüncü sırada ise apistat merkezinin fazla açık olması ve hastanın doyma hissinin normal dengesinin bozulması vardı.

KİLO VERMEK GEREKİYOR
* Diyabetle obezite birlikte gidiyordu yani. Obezite için başvuran hastalara ne gibi tedaviler uyguladınız?
Bize başvuran kilolu hastaların yüzde 85’inde şeker dengesinin bozuk olduğunun sinyallerini aldıktan sonra "oral glikoz tolerans testi" yaptırdık. Bu testler sonucu hastaların yüzde 70’inde açlık kan şekeri normal hudutlardaydı, yani; açlık kan şekeri yeterli bir araştırma değildi. Glikoz tolerans testi bozuk hastaların yüzde 30’unda açlık kan şekeri 120’nin üzerindeydi. Bilindiği üzere; ülkemizde insanların yüzde 60’ında şeker dengesi bozuktur. Tip 2 diyabetin akupunkturla tedavisine ilave olarak, muhakkak uygun beslenme şekline geçilmesini sağladık.

* Bugüne kadar kaç diyabetliye akupunktur tedavisi uyguladınız?
82 kişiye bir sene boyunca akupunktur tedavisi uyguladık. İlginç olan; bize kilo vermek için başvuran hastalarımızın hiçbiri diyabetli olduğunu bilmiyordu. Tiroit dengesizliğiyle glikoz tolerans bozukluğu olan hastalara tiroit tedavisinin eklenmesinin şeker düzeyini daha çabuk düzenlediğini gördük.

* Tedavi ettiğiniz ilginç örnekler var mı?
Şekeri, tiroidi ve genital kistleri olan iki hanım hastamızda, akupunkturla altı ayda alınan netice jinekologlarını bile şaşırtacak kadar başarılı oldu. Bu şu demektir; akupunkturla bütün hormon dengesizliklerini düzeltmeye yönelik tedavi şarttır. Diyabet hastasında tiroit dengesizliği bilindiği gibi yüksek düzeydedir. Çünkü diyabet hipotalamik seviyede tiroidi etkilemektedir. Ayrıca TSH solunumu etkilemekte, bu da pankreası etkilemeye götürmektedir. Akupunkturla obezitede alınan neticelerin sadece kilo vermeye yönelik olması en büyük şikayet konusu. Halbuki bu sebepleri tedavi ederek neticeye varabilirsek, kilo veriş de kalıcı olacaktır. Ve en önemlisi; hasta şekerli olduğunu öğrenecek, hayatını ona göre sürdürecektir veya tiroit fonksiyon bozukluğunun tedavisiyle uğraşacaktır.

* Tedavideki sıkıntılarınız neler?
Akupunkturla tedavi ettiğimiz 82 hastamızın çoğunluğu üç ayda olumlu cevap vermiştir. Hastalarımızın yüzde 10’u olumlu sonuçlara bakıp ’Artık gerek yok’ diyerek tedaviyi kesmiştir. Ve yüzde 30’u ne yazık ki olumlu giden sonuçlara bakarak tedaviyi kısa sürede terk edip kontrole gelmemiştir. Akupunkturla tip 2 diyabet tedavisi sonuçlarını tam olarak görmemiz için hastaların düzenli takibi şarttır. Tedavinin yarım bırakılması doğru değil.

* Tamamlayıcı tedavi nedir?
Akupunktur, aromaterapi, ayurveda, şifalı bitkilerle tedavi, masaj, meditasyon, müzik, karaciğer temizleme tedavisi gibi beslenme tedavileri, reiki, geleneksel Çin tıbbı gibi seçenekler, bilimsel tedavilere alternatif olarak sunulan tamamlayıcı tedaviler arasında yer alır. Binlerce yıldır yaygın olarak kullanılan tamamlayıcı tedaviler, günümüzde gerek sağlık çalışanları gerekse sorunlarına çare arayan birçok kişi tarafından artan sayıda kullanılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde bile nüfusun yarısı tamamlayıcı tedavileri kullanıyor. Tamamlayıcı tedaviler adından da anlaşıldığı gibi; diyabet tedavisi için gerekli ilaç, insülin ve beslenme tedavisi yanında kullanılan tedavilerdir.

UZMANIN TECRÜBESİ ÖNEMLİ
* Tamamlayıcı tedavi şeker hastalığının tedavisinde etkin bir şekilde kullanılabilir mi?
Kanada ve İngiltere’de yapılan çalışmalarda diyabet polikliniklerinde izlenen diyabetli kişilerin yüzde 17’sinin tamamlayıcı tedavileri kullandıkları biliniyor. Avustralya’da St. Vincent Hastanesi Endokrin ve Diyabet kliniğinin yaptığı çalışmalarda da tamamlayıcı tedavilerin kullanım sıklığı benzer sayıda bulundu. İstanbul Üniversitesi Diyabet Bilim Dalı polikliniğine başvuran hastaların yüzde 62’si kan şekerini düşürmek amacı ile tamamlayıcı tedavileri kullanıyor.

* Tamamlayıcı tıp tedavilerinin riskleri ve faydaları neler?
Öncelikle uygulayan kişilerin yetenekleri büyük önem taşır. Bilimsel çalışmaların desteklediği sınırlı sayıda tamamlayıcı tedaviler olmakla birlikte, yapılan çalışmalar bu tedavilerin tıbbi yöntemlerin yerine uygulanmayacağını söylemiştir.

* Tamamlayıcı tıbbın olumlu etkileri neler?
Masaj, aromaterapi ve bazı bitkiler stresi azaltarak bireyin kendini mutlu hissetmesini sağlar. Masaj ve akupunktur; ağrıyı, nane ve ginseng ise, bulantı gibi diyabetin istenmeyen belirtilerini tedavi edebilir veya şiddetini azaltabilir. Aromaterapi konsantrasyon bozukluğunu azaltabilir. Reiki kişinin kendine daha olumlu bakmasına yardımcı olabilir. Ancak hangi yöntemi tercih ederseniz edin, doktora danışmanız gerekli.
KAYNAK

AYVA


Prof.Dr. Karadeniz, ayvanın yararlarını şöyle açıklıyor:

"Meyvelerinden hazırlanan şurup ve kompostolar çocuk ishallerine karşı çok etkilidir. Ayva meyveleri kalbe kuvvet verir ve rahatlatır. Kalpteki sıkıntıyı, çarpıntıyı ve ağız kokusunu giderir. Harareti ve ishali keser. Hazımsızlığı giderir, mideyi ve bağırsağı kuvvetlendirir, ince bağırsak iltihabını giderir. Vücudun gelişmesine yardım eder. Ayva damar sertliğine, karaciğer tembelliğine iyi gelir, tansiyonu düşürür, safrayı düzene sokar. Yapraklarının çayı kalp ağrılarına iyi gelmekte, sakinleştirici özelliği bulunmaktadır.

Meyvesinden yapılan reçel, sindirim sistemi rahatsızlıklarında tedavi edici olarak görev üstlenmekte, cinsel arzuyu kuvvetlendirmektedir. Tereyağında pişirilen ayva; nefes yolu hastalıklarına, müzmin öksürüğe, bronşite ve tüberküloz hastalığına iyi gelmektedir. Ayva çiçeği bal ile macun yapılıp yutulursa, baş ağrısını keser. Ayva çiçeği kaynatılıp içilirse, kalp çarpıntısını keser, kalbi kuvvetlendirir, annenin sütünü artırır. Ayva kokusu kalp ve dimağı kuvvetlendirir. Ayva hoşafı yaşlıların ayaklarının tutukluk yapmasını giderir. Ayva varise karşı iyidir, yorgunluğu, bitkinliği giderir."

Ayva hoşafının ağız yaralarına, akciğer veremine iyi geldiğini, gece uyurken ağızdan salya gelmesini önlediğini de belirten Prof.Dr. Karadeniz, şöyle devam ediyor:

"Yaprağı kaynatılıp içilirse ishali keser. Ayva yaprağı kaynatılır, suyu ile gargara yapılır, pişmiş yaprakları ile de lapa yapılıp boğaza konursa boğaz ağrısını ve şişliğini giderir. Burun kanamasını önlemek için buruna ayva suyu çekilmelidir. Ayva suyu aşırı adet kanamasını önler, bağırsak kanamalarını keser, dizanteriye karşı çok faydalıdır. Doğumu kolaylaştırmak için ayva suyu ve ayva çekirdeği kaynatılıp içilmelidir.

Ayva kabuğu veya ayva çekirdeği kaynatılıp içilirse, idrar yolu iltihaplarına iyi gelir. Ayva suyu iştah açar, böbrek ve sidik torbası iltihaplarını iyileştirir. Grip ve nezle olanlar bol bol yemelidirler. Ayva suyu vücudu terletmek için çok etkilidir. Ayva böbrek zafiyetine, mide zafiyetine, karaciğer zafiyetine, mide bulantısına, deniz tutmasına, mide gevşemesi ve mide düşmesine, çok faydalıdır. Pişirilmiş ayva iyi gelir.

Ayva suyu vesveseye ve mide ülserine iyi gelmekte, dimağı kuvvetlendirmektedir. Göz beyazı, göz kapak ve kirpiklerinin iltihaplanmasında ayva yaprağı kaynatılıp soğutulduktan sonra gözler günde birkaç kez yıkanır. Ayva meyvesi üzerindeki tüyler kanayan yere konursa kanamayı durdurur. Beyaz akıntıya karşı ayva yaprağı kaynatılıp aç karnına içilmeli ve haricen yıkanılmalıdır. Ağız içi yaraları ve boğaz iltihapları için kurutulmuş ayvanın suda bekletilmesi ile elde edilen şurup gargara olarak kullanılırsa şifa verir"
KAYNAK

Thursday, April 19, 2007

ALTINBAŞAKOTU

Altınbaşakotu (solidago officinalis) : İdrar tutukluğu, albümin, nefrit, üremi ve sistit tedavisinde kullanılan bir çeşit bitkidir.
Faydası : Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

ACIBAKLA/ TERMİYE



Acıbakla (termiye) : Baklagillerden; otsu bir bitkidir. Acı taneleri kullanılır.
Faydası : Besleyicidir. İdrar söktürür ve idrar yollarını temizler. Böbrek iltihabını giderir. Böbrek taş ve kumlarının düşürülmesine yardımcı olur. Baş ağrılarını dindidir. Romatizma, lumbago ve siyatik ağrılarını keser. Albümin miktarını düşürür. Vücutta biriken tuzu atar.

ARPA



Arpa (hordeum vulgare) : Buğdaygillerden; taneleri ekmek ve bira yapmakta kullanılan bir bitkidir. Hayvan yemi olarak da verilir. Nişastası boldur. Kavrulup kahveye de karıştırılır.
Faydası : İdrar söktürür. Mesane ve idrar yollarındaki iltihapları temizler. Böbrek ve kum taşlarının dökülmesine yardım eder. Prostat büyümesini önler. Asabi kusmaları durdurur. Boğaz ve yarımbaş ağrılarını dindirir. Dil iltihaplarını giderir. Temriye ve mayasılda haricen kullanılır.

Friday, April 6, 2007

AKASYA

Diğer İsimleri: Salkım ağacı.

Latince Adı: Robinia Pseudacacia.

Bitki: 8-10 metre boyunda, Mayıs
aylarında beyaz renkli, güzel kokulu
çiçekler açan, dalları sarkık bir ağaçtır.

Yetiştiği Yerler:

Anavatanı Kuzey
Amerika olmakla beraber, tipik bir
park-bahçe ağacı olduğundan tüm
dünyaya yayılmıştır. Ülkemizde de
parklar ve yol kenarlarında bol bol
yetiştirilmektedir.

Tarihçe: ..

Kullanılışı: Çiçek ve yaprakları ku-
rutularak kullanılır.
İçindeki Maddeler: Çiçeklerde as-
paragin, yağı mum ve robinin isimli bir
glikozit vardır.
Yapraklarda ise tanen ile indican
ve agaciin adlı glikozit maddeler mev-
cuttur.

Tıbbî Etkiler
: Yapraklar yüksek
miktarlarda alınırsa hafif zehirlenmeye
yol açar. Normalde tanen sebebiyle
kabız ve hafif mikrop öldürücü etkiye
sahiptir. Kaynatmak suretiyle elde edi-
Ien Sıvı soğuk algınlıklarında terletici
özelliği sebebiyle içilir. 20-30 gr. kuru
akasya yaprağı 1 lt. suda kaynatılır.
Günde 2 kez yarım bardak içilir. Ay-
rıca safrayı da artırır.
Çiçeklerinden hazırlanan akasya
çayı güzel kokulu, rahatlatıcı bir çiçek-
tir.
.

ACIAĞAÇ

Diğer İsimleri: Surinam acı ağacı,
Acı odun, Acı tahta, Acı yonga, Kuasya.

Latince Adı: Quassie Amara.

Bitki: Kırmızı çiçekli, bir ağaçtır.

Yetiştiği Yerler: Quassie Amara Orta ve Güney Amerika'da Antil adalarında yetişir.

Kullanılışı: Acı ağacın 2 - 10 cm kalınlığındaki gövde ve yan dalları kesilerek kurutulur ve böylece muhafaza edilir. Kullanılacağı zaman küçük parçalara ayrılıp yonga haline getirilir ve suyla kaynatılır.

İçindeki Maddeler: Rezin, uçucu yağ ve acı bir madde olan quassin içermektedir..
Tıbbî Etkiler: Acı tadı sebebiyle
tükrük salgısını arttırır, mide ve barsak
hareketlerini fazlalaştırır, dolayısı ile
iştah açar, sindirimi kolaylaştırır. Acı-
nın tonik etkisiyle kuvvet verir, ateş
düşürür. 1 It içine 5-10 gram ağaç yon-
gası konması gerekmektedir. Bu şekil-
de 5-6 saat dinlendirilir. Sonra süzülür.
Günde 3 defa yarım ya da bir bardak
içilir.
Barsak solucanlarına etkili olabilir.
Bu şekilde etkisi için ise acı ağacın
kaynatılmış soğutulmuş suyuyla lav-
man yapmak gerekmektedir veya yine
bu sudan günde 3 bardak içilir.
Fazla içilirse baş dönmesi, bulantı
kusma gibi yan etkileri görülebilir.
Acı ağaç, haşere öldürücü etkiye
sahip olduğundan, bol sinekli nemli
tropikal bölgelerde, ağaç parçalarıyla
kaynamış su, vücudun elbiseyle örtül-
meyen kısımlarına sürülerek haşereler
uzak tutulur. Ayrıca yine bu şekilde el-
de edilen spreyler bahçelerde kullanı-
lır. Haşere kovucu etki için 10 gram
acı ağaç 60 gr. suda iyice kaynatılır.

ASPİR


Diğer İsimleri
: Yalancı Safran.

Latince Adı: Carthamus Tinctorius.

Bitki:
50 cm boyunda, yaz sonuna doğru turuncu çiçekler açan bir ottur..

Yetiştiği Yerler: Anavatanı Arabistan yarımadası olup, İran, Hindistan, Pakistan gibi ülkelere yayılmıştır. Türkiye'de Anadolu'da yabani olarak rastlanmakta ve ekimi de yapılmaktadır. Benzerliği sebebiyle ticarette safran bitkisiyle sık sık karıştırıldığından yalancı safran denilmektedir..


Tarihçe
: ....
Kullanılışı: Kurutulmuş çiçekleri ve
tohumları suda kaynatılıp içilerek, to-
humlar ayrıca kurutulup, sıkılarak yağ
elde etmek için tıbbî amaçlarda kulla-
nılır.
Çiçekler boyar madde olarak da tü-
ketilmektedir...

İçindeki Maddeler
: ..
Tıbbî Etkiler
: Aspir dahilen müshil,
haricen ise romatizmal ağrılar için bi-
linmektedir.
Müshil olarak 100 gr. aspir 1 lt su-
da kaynatılır. Günde 3 kez 1 bardak
içilir.
Aspirin adet kanamalarını kolaylaş-
tırdığı da bilinmektedir...

Diğer İsimleri
: Yalancı Safran.

Latince Adı: Carthamus Tinctorius.

Bitki:
50 cm boyunda, yaz sonuna doğru turuncu çiçekler açan bir ottur..

Yetiştiği Yerler: Anavatanı Arabistan yarımadası olup, İran, Hindistan, Pakistan gibi ülkelere yayılmıştır. Türkiye'de Anadolu'da yabani olarak rastlanmakta ve ekimi de yapılmaktadır. Benzerliği sebebiyle ticarette safran bitkisiyle sık sık karıştırıldığından yalancı safran denilmektedir..


Tarihçe
: ....
Kullanılışı: Kurutulmuş çiçekleri ve
tohumları suda kaynatılıp içilerek, to-
humlar ayrıca kurutulup, sıkılarak yağ
elde etmek için tıbbî amaçlarda kulla-
nılır.
Çiçekler boyar madde olarak da tü-
ketilmektedir...

İçindeki Maddeler
: ..
Tıbbî Etkiler
: Aspir dahilen müshil,
haricen ise romatizmal ağrılar için bi-
linmektedir.
Müshil olarak 100 gr. aspir 1 lt su-
da kaynatılır. Günde 3 kez 1 bardak
içilir.
Aspirin adet kanamalarını kolaylaş-
tırdığı da bilinmektedir...

Tuesday, April 3, 2007

AYISARMISAĞI

Ayısarımsağı, ilkbahar müjdecilerinin en başta gelenlerinden biridir. Orman sarımsağı ve cadısoğanı isimleriyle de bilinir. Ayısarımsakları, inci çiçeğininkini (Mayıs Çiçeği) andıran, neşter biçimindeki cilalanmış gibi parlayan taze yeşil yaprakları, saydam bir beyaz tabaka ile örtülü, uzunca bir soğandan çıkarlar. Üstünde beyaz çiçek yuvarlakları olan açık yeşil ve pürüzsüz sapı 30 cm kadar uzar. Ayısarımsağı, yalnızca bitkisel topraklı, nemli çayırlarda, gölgeli ve nemli dere kıyılarında, çalılıkların altında, yapraklı ağaç ormanlarına yetişir.

Faydası : Bu bitkide çok büyük tedavi etme gücü gizlidir ve hatta kış uykusundan uyanan ayıların, mide, bağırsak ve kanlarını temizlemek için onu aradıkları da söylenir. Bitki, genellikle bizim sarımsağımızın özelliklerini paylaşır, ancak çok daha güçlüdür. Bu nedenle o, doku yaşlanmasını yavaşlatma kürü için vazgeçilemez bir bitkidir ve kronik deri hastalıklarına karşı da çok başarılıdır. Yapraklar kuruduklarında şifalı güçlerini yitirdiklerini için, taze bitki kullanımına önem verilmelidir. Yapraklar, ıspanak veya salata gibi de hazırlanabilir. Fakat, miktar fazla tutulduğunda rahatsız edici bir tat oluşturduğu için, ıspanak gibi pişirilmek istenildiğinde ısırganotu ile karıştırılarak kullanılmalıdır Bitkinin genç yaprakları nisan ve mayısta, yani çiçeklenmeden önce, soğanı ise yaz sonunda veya sonbaharda toplanır. Ayısarımsağı soğanı, aynen sarımsak gibi kullanılabilir. Mideleri duyarlı olan kişiler, yaprakları ve soğanı ince doğrayıp üstüne sıcak süt dökmeli, 1-2 saat beklettikten sonra, bu sıvıyı içmelidirler. Bitkinin iyileştirici gücüne bütün bir yıl boyunca sahip olmak isteyenler ise, bir ayısarımsağı tentürü hazırlayabilirler. Bu tentürden her gün 10-12 damla, biraz suya karıştırılarak alınır. Bu damlalar, kusursuz bir zihin açıklığı kazanılmasına yardım eder, atardamar sertliğine karşı önlem yerine geçer ve daha pek çok şikayetlere son verir. Ayısarımsağı, sindirim sistemini çok olumlu etkiler. Aşırı ve kronik ishallerde, bunlar gaz ve kolik eşliğinde olsalar bile, oldukça etkilidir . Ayrıca, eğer bağırsak krampı veya yorgunluğu nedeniyle oluşmuşsa, kabızlıkta da çok başarılı sonuçlar verebilir. Mideden kaynaklanan kalp düzensizlikleri, uykusuzluk, aynı zamanda, atardamar sertliklerinin veya yüksek olan kan basıncının yol açtığı baş dönmesi, kafada basınç ve soluk alma düzensizlikleri de azalır, basınç fazlalığı zamanla normalleşir. Ayısarımsağı şurubu, sürekli balgam çıkaran ve bu nedenle soluk alma zorluğu çeken yaşlı kişiler için de mucizeler yaratan bir iksirdir. Kronikleşmiş öksürüklerde bile göğsü yumuşatabilir ve böylece, soluk alma zorluklarını ortadan kaldırır. Genellikle yaşlı kişilerde oluşan ödemlerde ve akciğer rahatsızlıklarında bu iyileştirici şurup başarıyla kullanılabilir. Kullanılan taze yapraklar böbrekleri ve mesaneyi temizleyerek, idrar söktürür. Zor iyileşen yaralar, üstlerine taze bitki özsuyu sürüldüğünde hızla iyileşir. Bitki, kendisini özellikle sivilceli ciltlerde kanıtlamış bir kan temizleyicidir.

Arpa (hordeum vulgare) :

Arpa (hordeum vulgare) : Buğdaygillerden; taneleri ekmek ve bira yapmakta kullanılan bir bitkidir. Hayvan yemi olarak da verilir. Nişastası boldur. Kavrulup kahveye de karıştırılır.

Faydası : İdrar söktürür. Mesane ve idrar yollarındaki iltihapları temizler. Böbrek ve kum taşlarının dökülmesine yardım eder. Prostat büyümesini önler. Asabi kusmaları durdurur. Boğaz ve yarımbaş ağrılarını dindirir. Dil iltihaplarını giderir. Temriye ve mayasılda haricen kullanılır.