Sunday, October 5, 2008
Yoyo sendromu
Beslenme ve diyet uzmanı Lale Sağlık, sık kilo alıp vermeye bağlı metabolizmanın yavaşlamasının ''Yoyo Sendromu'' olarak adlandırıldığını belirterek, ''Bu sendrom adını bir oyuncaktan alıyor. İpe sarılı ensiz makara biçimindeki oyuncakta bir ileri bir geri giden top benzeri kiloların bir alınıp bir verilmesiyle birlikte seyrediyor'' dedi.
Bir çok kişinin kış mevsimine girerken ilkbahar ve yaz aylarında verdiği kiloların tamamına yakınını geri almaya başladığından şikayetçi olduğunu belirten Sağlık, sık kilo alıp vermenin bir süre sonra metabolizmaya zarar verdiğini kaydetti. Bu durumun diyet programlarında hedeflenen düzenli ve kalıcı kilo kaybını olumsuz etkilediğini dile getiren Sağlık, ''Önceleri masummuş gibi gözüken bu durum zaman içerisinde bir kısır döngüye dönüşmekte ve diyetle hedeflenen başarı oranını düşürebilmektedir'' diye konuştu.
Sağlık, ''Yoyo Sendromu''na, başta dış görünüş için kilo verme arzusuna dayalı estetik kaygılar, kısa sürede hızlı kilo verme amacıyla uygulanan bilinçsiz ve kişiye özgü olmayan diyetlerin neden olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
''Özel günler için (doğum günü, düğün, tatil gibi) kısa sürede hedef kiloya yanlış diyetlerle kavuşup sonrasında ulaşılan kiloyu koruyamamak da en sık görülen nedenler arasında yer alıyor. Bunun dışında, uzman kontrolünde sağlıklı bir şekilde hedeflenen ağırlığa ulaştıktan sonra, sağlıklı beslenme önerileri alışkanlık haline getirilmediği ve aniden eski beslenme alışkanlıklarına dönüş yapıldığı için kilolar tekrar geri alınabiliyor.
Bilinçsizce kullanılan zayıflama ilaçları, bireyin kilo verdikten sonra yaşadığı psikolojik durum değişiklikleri de dengesizliğe yol açabiliyor.''
Sağlık, sık kilo alıp vermenin genellikle 20-40 yaş arasındaki kadınlarda estetik kaygısına bağlı olarak ortaya çıktığını söyledi.
-''VÜCUDUN YAĞ DOKUSUNUN ARTIYOR''
Sık kilo alıp vermenin ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirten Sağlık, ''Bireyin metabolizma hızının yavaşlamasına, vücudun yağ dokusunun artarak kas, su ve yağsız doku oranının azalmasına, sık ve kısa sürede kilo alıp vermeye bağlı olarak bireyin bağışıklılık sisteminin zayıflamasına yol açabiliyor ve hastalıklara karşı vücut direncini zayıflatabiliyor'' diye konuştu.
Sağlık, bilinçsiz ilaç kullanımı sonucunda ''kalpte ritm bozuklukları, sindirim sistemi bozuklukları, kan basıncının yükselmesi, menstruasyon düzensizliği, psikolojik durum bozukluklarının (sinirlilik, gerginlik, anksiyete gibi )oluşumu, kişinin kilo verdikten sonra kazandığı özgüven duygusunu yitirmesi'' gibi fiziksel ve psikolojik etkilerin de görülebildiğini kaydetti.
-''ÜÇ TEDAVİ BİRLİKTE UYGULANMALI''
''Yoyo sendromu'' sonrasında kişide oluşan fiziksel ve psikolojik harabiyet karşında çeşitli tedavilerin yapılabileceğini ifade eden Sağlık, ''Diyet tedavisi, fiziksel aktivitenin artırılması, davranış değişikliği tedavisi, gerekli durumlarda ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi uygulanabilir'' dedi.
Sağlık, tedavinin başarılı olabilmesi için ilk üç tedavinin birlikte uygulanmasının faydalı olacağını söyledi.
''Yoyo sendromu'' sonrasında uygulanacak diyetin başarısının, hiç diyet yapmamış bir kişiye uygulanan diyet programına göre daha zor olduğunu ifade eden Sağlık, ''Bu kişilere uygulanacak diyet tedavisinin başlıca amacı, vücut ağırlığını istenilen düzeye indirmek, kişinin besin ögesi gereksinimlerini yeterli ve dengeli oranda karşılamak, yanlış beslenme alışkanlıklarını ortadan kaldırmak, sürekli kilo kontrolünü sağlamak ve uygulanan diyet programını bir yaşam tarzı haline getirerek ulaşılan ideal ağırlığı kalıcı kılabilmek adına da en az bir yıl bu değeri korumaktır'' diye konuştu.
(aa)
Wednesday, September 24, 2008
12 santim incelten yöntem...
Dikkat! Verdiğiniz kilolar yağ değil su... Oysa zayıfladım diyebilmek için su değil yağ vermeniz gerekiyor.
Pek çok kişi vücudunun belli bölgelerinde biriken fazlalıklardan diyet yaparak kurtulmaya çalışır. Bu kişiler genelde kilo vermesine şikayetçi oldukları bölgelerdeki fazlalıkların gitmediğinden şikayetçidir.
SORUNUNUZ ZAYIFLAMAK MI İNCELMEK Mİ
Eğer kilo alımında karın, basen, göbek, kalça gibi belli bölgelerde meydana gelen yağlanmalar varsa sadece diyet yapmak işe yaramayabilir. Bu durumda incelme tedavileri dediğimiz yöntemlerden yararlanmak yerinde olacaktır. Hatta bazı insanlar vücut kitle indeksi ölçümüne göre normal kiloda görünmelerine rağmen bölgesel fazlalıklarından şikayetçi oldukları için diyet yaparak bu şikayetleri çözmeye çalışırlar bu durumda hem sağlıksız kiloya inmelerine hem de şikayetlerinden yine de yeterince kurtulamamalarına yol açar.
DiYET PROGRAMI ŞART
Bazı kişilerin sorunu genel kilo fazlası olduğu gibi yağlar ağırlıklı belli bir veya birkaç bölgede toplanmış olabilir; bu durumda, bireylerin vücutlarının yağ-kas-su dengesi, metabolizma çalışma hızı ve iç organ yağlanma oranları tepsit edildikten sonra uygun bir diyet programına başlamaları gerekir. Bununla beraber yine kişilerin vücut tiplerine ve sorunlarına yönelik incelme tedavisi uygulamak incelme, bölgesel zayıflama ve zayıflama yönündeki arayışlarında etkili çözüm olabilecektir. Çünkü estetik sorunlar kişiden kişiye değişmektedir. Kiminde selülit kiminde karın ya da basen fazlalıkları sorunken kimileri sarkma ve gevşeme sorunuyla karşı karşıyadır ki, bu farklı sorunlara uygulanacak farklı tedaviler sorunun çözümünü sağlayacaktır.
KiLO VERMEYE DiRENEN TiPLER
Özellikle zayıflama tedavilerine az yanıt verebilen vücut tipleri vardır. Bunların 5-10 kilo arası fazlalıkları olabilir. Hidrolipodistofiler olarak adlandırdığımız bu vücut tipleri defalarca çeşitli yöntemler ile zayıflamasına rağmen alt taraflarından yeterince incelemeyebilmektedir. Hanımlar ne yazık ki bu durumu kabullenirler. Aslında bu bölgedeki mikro dolaşım bozukluklarını düzeltecek mikroenjeksiyon tedavileri ile mezoterapi ve bazen uygun lenf drenaj programları bu problemleri başarıyla çözebilmektedir. Menopoz öncesi hormon üretiminin azalmasına paralel vücutta fizyolojik değişikler oluşur. Karın ve üstü yağlanır. Bu tipin farklı bir yapısı vardır. Öncelikle bacak içlerinde yumuşak selülitler oluşmaya başlar. Bu döneme kadar böyle bir sorun yaşamamış hanımlar için bu oldukça yeni ve şaşrtıcı bir olaydır ve bundan çok rahatsız olurlar. Şok dalga akupunktur ve geleneksel akupunktur tedavisi bu dönemde yan etkisi olmadan oldukça rahatlatıcı etkileri olan tedavi yöntemidir. Yumuşak selülitlerin tedavilerinde ise mikroenjeksiyon tedavileri veya akustik dalga tedavisi ile oldukça yüz güldürücü neticeler alınmaktadır.
12 SANTiM iNCELTEN YÖNTEM
Genetik olarak erkek vücudunda 18 milyon kadın vücudunda ise 21 milyon yağ hücresi vardır ayrıca kadın bedeni lenfatik dolaşım açısından daha yavaştır. Bunların sonucunda lipogenez yani yağ yapımı da daha yüksek ve kolaydır. Akustik dalga tedavisi bu kısır döngüyü tersine çeviren bir işleyişe sahip.Tedaviyle lipoliz artmakta ve ödem çözülüyor. Cilt sıkılaşması ve yağ doku kaybı nedeniyle özel bir diyete gerek kalmadan bölge başına % 5-12 cm arasında incelme imkanı yaratabiliyor. Aynı mekanizma selülitide tedavi ediyor. Akustik şok dalgaların yüksek enerjisi bu tedavide uygulandığı vücut bölgesinde ciddi sıkılaşma yapıyor.
SUYU ARTIRIP TUZU AZALTIN
Bu dönemin beslenme özelliklerinin başında yeterli protein almak gelir. Genellikle beyaz etler tercih edilmelidir. Yağsız yoğurt veya süt mutlaka belli oranların altında olmamak kaydıyla alınmalıdır. Ancak fazla abartılırlarsa bu defada kolesterol açısından takip edilmelidirler. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken diğer bir konu su alımının arttırılması tuz alımının azaltılmasıdır. Genetik olarak erkek vücudunda 18 milyon kadın vücudunda ise 21 milyon yağ hücresi vardır ayrıca kadın bedeni lenfatik dolaşım açısından daha yavaştır. Bunların sonucunda lipogenez yani yağ yapımı da daha yüksek ve kolaydır.
BİPOLAR RADYOFREKANS
Bölgesel zayıflama, incelme ve selülit tedavisinde uygulanan Bi- Polar, radyo frekans yöntemi selülit ve lokal kilo sorununda uygulanmaktadır. Gevşek ve sarkmış dokunun toparlanmasında da önemli etkisi olan tedavi, radyo frekans enerjisi cilt dokusunun altına geçerek cildin derecesini ve ısısını arttırır. Doku altındaki ısı şoku içerden doku içinde yayılarak yağları eritir. Aynı zamanda kan dolaşımı hızlanır. Oksijen artar, karbondioksit ve toksin atılımı başlar.
(Bugün)
Saturday, May 3, 2008
YAĞLAR VE KALORİLER...
Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Arıoğlu, 25 yaşında ve 65 kilogram ağırlığındaki bir erkeğin vücut ağırlığının yüzde 14'ünün yağdan oluştuğunu bildirdi.
Prof. Dr. Halis Arıoğlu, Zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların üreticilerinin sorunlarının belirlenmesi ve çözümlerin tespiti amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna yaptığı sunumda, bitkisel yağın insan organizması için gerekli olduğunu, bu nedenle de beslenme zinciri içerisinde mutlaka yer alması gerektiğini ifade etti.
1 gram proteinin sağladığı enerji miktarının 4 kalori, 1 gram karbonhidratın sağladığı enerji miktarının 4.5 kalori olduğuna dikkati çeken Arıoğlu, ''1 gram yağın vücutta yakılması sonucu ise ortaya 9.3 kalorilik enerji çıkmaktadır'' dedi.
Arıoğlu, bir insanın günlük faaliyetlerini yerine getirilebilmesi için 2800-3000 kaloriye gereksinim duyduğunu ve bunun yüzde 35'inin (850-900 kalori) yağlardan alınması gerektiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
''1 gram yağın 9.3 kalorilik enerji verdiği gözönüne alındığında, bir insanın günde 95 gram yağ alması gerekiyor. Normal beslenme kurallarına göre, insanlar gereksinim duydukları toplam yağın 3'te 1'ini sıvı olarak yemeklerle, 3'te 1'ini katı yağ olarak kahvaltılarda ve 3'te 1'ini de peynir, süt, fındık gibi besinlerle almalıdır. Yapılan hesaplamalara göre yemeklerle ve kahvaltılarla alınması gereken toplam yağ miktarı günlük 63 gramdır. Bu ise yılda kişi başına 23 kilogram yağ demektir. Bu miktar ülkemizde 2007'de 19.8 kilogram olarak gerçekleşmiştir. (17.2 kilogram bitkisel, 2.6 kilogramı hayvansal yağ olmak üzere). Yıllık kişi başına tüketilen yağ miktarı Sudan'da 8.6 kilogram, Çin'de 9.6 kilogram, Hollanda'da 23.3 kilogram, ABD'de 29.6 kilogram, Almanya'da 33.6 kilogramdır.
25 yaşında ve 65 kilogram ağırlığındaki bir insanın (erkek) vücut ağırlığının yüzde 14'ü yağdır. Bu yağ, deri altında, iç organlarda ve doku aralarında, yağ dokusu halinde veya lipit formları halinde bulunmaktadır. Yağlar hidrofobik özellikleri nedeniyle besinlerde saf olarak bulunur. Bu nedenle de enerjiye dönüşümleri kolay olmaktadır.''
-YAĞIN İNSAN SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMİ-
Prof. Dr. Arıoğlu, kimyasal yapı bakımından yağların doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar olmak üzere 3 grupta toplandığını söyledi.
Yağlarda bulunan doymamış yağ asitlerinin, doymuş yağ asitlerine oranının (P/S) önemli bir kalite faktörü olduğuna işaret eden Arıoğlu, ''Bu oran ne kadar yüksek olursa, yağların insan sağlığı açısından önemi de o kadar fazla olmaktadır'' dedi.
Halis Arıoğlu, doymuş yağ asitleri yüksek olan yağların insan sağlığı açısından tehlike oluşturduğuna işaret ederek, özellikle hayvansal kökenli yağların doymuş yağ asitleri bakımından zengin olduğunu, bu nedenle insanların ihtiyaç duydukları yağın en az yüzde 30'unun bitkisel kökenli yağlardan karşılanması gerektiğini kaydetti.
(aa)
Sunday, April 13, 2008
Hareketlilik zekâdan değil, zehirden!
KONYA - Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, çocukların anne karnında çevresel faktörlerden etkilenmeye başladığını ve bu durumun hormonal gelişimleriyle sağlıklı büyümelerini olumsuz etkilediğini söyledi.
Çocukları doğrudan etkileyen çok sayıda faktör bulunduğunu belirten Atabek "Dedelerimiz ve anneannelerimizde görülmeyen 500 farklı toksin madde çocukları zehirliyor" şeklinde konuştu. Bu maddelerin doğrudan beyni etkilediğini söyleyen Atabek, günümüzdeki çocukların aşırı hareketliliğin, zekâ değil zehirlenme göstergesi olduğuna dikkat çekti.
'Laminant parke tehlikeli'
Zehirli maddeleri vücuttan atacak enzimlerin hâlâ bilinmediğini de belirten Atabek, "Çocuklar ağızdan soluk aldığı için maddelerin tamamı vücuda girer. Bu yüzden çocukların vücuduna giren zararlı madde çok yoğun" dedi.
Kurşun, cıva, elektronik, plastik ve tekstilde kullanılan kimyasallar, böcek ilaçları, zirai ilaçlardan yayılan toksin maddelerin su, gıda ve solunumla vücuda alındığını belirten Doç. Dr. Atabek şöyle konuştu: "Hormonlu yiyecekler yüzünden çocuklarımızı kendi elimizle zehirliyor, sağlıklarını tehdit ediyoruz. Çocukları anne karnından zehirlemeye başlayan plastik oyuncaklar, laminant parkeler, kimyasallar yüzünden gelecekte anormal ve ölü doğumlar artacak. Özellikle laminant parkeler ciddi tehlike oluşturuyor. Laminant parkeler, çöplerin preslenmesiyle yapılıyor. Bunlar yapıştırılırken kullanılan kimyasallar, boyu kısa olduğu için yere yakın olan çocukları zehirliyor."
Cips, kilolarca yağ demek
Antalya'da düzenlenen 5. Metabolik Sendrom Sempozyumu'nun gündeminde de çocuk yaşlarda başlayan metabolik sendrom vardı. Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, şunları söyledi: "Çocuklarımız hayatlarının ilerleyen bölümlerinde ciddi problemlerle karşı karşıya kalabilir. Anne adaylarının kesinlikle sigaradan uzak durması gerekiyor. Gebelikte fazla kilo alınması da çocuğun metabolik sendromla tanışma riskini arttırıyor. Okul kantinlerindeki yeme alışkanlıkları, çocukların egzersiz yapmaması, bilgisayar başında çok zaman geçirmeleri de önemli nedenlerden. Araştırmalara göre cips yiyen bir çocuk senede dokuz kilo yağ alıyor." (Yaşam Servisi, aa)
Thursday, April 3, 2008
Dr. Mehmet Öz tavsiyeli iddialı diyet
Dr. Mehmet Öz'ün "Hayatı kilo vermesine bağlı olan hastam olduğunda ona yönlendiriyorum" dediği ünlü diyetisyen Dr. Joel Fuhrma'nın diyeti 6 haftada en az 9 kilo verdirme iddiasında
Dr. Mehmet Öz tavsiyeli iddialı diyet
Çeşitli hastalıkları beslenme ve doğal yöntemlerle iyileştirme uzmanı olan ABD'li doktor Joel Fuhrman, aşırı beslendiğimiz halde yetersiz beslendiğimizi, yiyecekleri sonradan besinlerle zengilenleştirmenin ise yetersizliğe çare olmadığının altını çizerek, "Bu samandan ev yapmaya benzer" diyen besin uzmanlarından...
Ünlü doktor Joel Fuhrman'ın Prestij Yayınları’ndan çıkan “Yaşamak İçin Ye” adlı kitabında hem kalp, tansiyon, şeker ve kanserle savaşan hem de 6 haftada 9 kilo verdiren diyet programını açıklıyor.
Türkiye'nin sağlık ve diyet konusundaki uzman isimlerinden Dr. Mehmet Öz de bu programı onaylayan isimler arasında. Öz, "Eğer bu diyete kendinizi adarsanız etkili olacağından hiç kuşkum yok. Hayatı kilo vermesine bağlı olan hastalarım olduğunda Dr. Joel Fuhrma'a yönlendiriyorum" diyor....
Doktor Joel Fuhrman'ın önerisi: Yaşamak için ye...
Fuhrman, Türkiye de de Prestij yayınevinden piyasaya çıkan ve ünlü kalp cerrahı Mehmet Öz ün önsözünü yazdığı Yaşamak İçin Ye adlı kitabında, aşırı beslenmenin kalp, tansiyon, diyabet, kanser dahil pek çok hastalığa neden olduğunu vurgularken, sağlıklı beslenmek ve fazla kilolarından kurtulmak isteyenlere altı haftada en az 9 kilo zayıflamayı sağlayan beslenme programı öneriyor.
Uzun ömrün formülünü besinler ve lifler açısından zengin bir diyet olarak gösteren Fuhrman, sağlık için çok önemli olan lifin, meyve, sebze ve baklagil gibi bitkisel yiyeceklerle ve bol miktarda alınmasını tavsiye ediyor.
Tatlı ihtiyacı meyvelerden
Fuhrman, ekmek, makarna, pasta gibi karbonhidrat yönünden zengin besinlerin çok az tüketilmesinin, tatlı ihtiyacının meyvelerden karşılanmasının ve hayvansal besinler yerine de yeşil sebze yenmesinin önemine işaret ediyor. 280 gram brokolideki 100 kaloriye karşın, 28 gram hayvansal besinde 100 kalori olduğuna dikkat çeken Fuhrman, altı haftalık program sonucunda fazla kiloların yanısıra kandaki yağ oranlarının düşeceğini, baş ağrısı, gastrit,kabızlık,sindirim güçlüğü ve burun kanaması gibi birçok semptomun yok olacağını belirtiyor.
Kitapta şu besinler öneriliyor ya da yasaklanıyor:
Sınırsız yiyecekler:
Salata dahil bütün çiğ sebzelerden günde yarım kilo... Bu, bir göbek salatanın ya da kıvırcık salatanın tamamına denk geliyor. Bezelye, tatlı kırmızı biber, domates, salatalık... Yarım kiloluk bu yiyeceklerle alınacak kalori miktarı 100 den az. Ne kadar yerseniz o kadar kilo verirsiniz kuralı, sebzeler için de geçerli. Hedef yine yarım kilo. Bu sebzeleri yerken porsiyon çok büyük olmalı.
Çalı fasulyesi, brokoli, enginar, kuşkonmaz, kabak, yeşil-kırmızı lahana, brüksellahanası, bamya, pazı, şalgam, pancar, ıspanak, karnıbahar, patlıcan, biber kullanarak sebzelerde çeşitliliği sağlayın. Nohut, kuru fasulye, barbunya, mercimek, soya fasulyesi, börülce... Baklagiller, dünyanın en mükemmel yiyeceklerinden. Kan şekerini sabitler, tatlı arzusunu köreltir ve akşamüstü acıkmaların engeller.
Altı haftalık programda günde en az bir su bardağı dolusu yiyin.
Günde en az dört meyve tüketin.
Sınırlı yiyecekler:
Günde en fazla bir porsiyon pişmiş nişastalı sebze ya da tam tahıllar (Mısır, patates, pirinç, pişmiş havuç, ekmek, kahvaltılık gevrekler).
Çiğ kuru yemişler ve tohumlar (günde maksimum 30 gram). Avakado (günde maksimum 60 gram). Ketentohumu (günde 1 yemek kaşığı).
Yasaklar: Süt ve hayvansal ürünler, meyve suyu, kurutulmuş meyve.
310 sayfalık kitap 10 bölümden oluşuyor. Bu rejimi denemek isteyenlere yönelik tavsiyemiz ise kitabı sonuncu bölümden okumaya başlamaları. Çünkü sonuncu bölüm bu diyet hakkında merak edilen ve sık sorulan sorulara verilen cevaplara ayrılmış. Çünkü malumunuz bir diyet rejimine başlamadan önce bilinmesi gereken şey, "Yapılması gerekenlerden çok, yapılmaması gerekenlerdir"
Kitapla ilgili teknik bilgiler ve sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz...
(Haber 7 Kitap Dünyası)
Friday, March 21, 2008
Bu yiyecekler acıktırıyor!...
20 Mart 2008 07:38
Yazı boyutunu büyütmek için
Besinlerin, kan şekerini yükseltme hızlarına "glisemik indeks" adı veriliyor. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler devamlı açlık hissi yaratıyor. Havuç, mısır, bezelye ve patatesin glisemik indeks değerleri yüksek olduğundan, faydalarına rağmen bu besinlerin dikkatli tüketilmesi gerekiyor.
Patates: Patates önemli bir C vitamini kaynağıdır. B6 vitamini, bakır, potasyum, manganez, triptofan ve diyet posası içerir. Patates yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir. DNA sentezinden, kan hücrelerinin yapımına, hücreler arası iletişimi sağlayan fosfolipidlerin sentezlenmesine, kalp sağlığını korumaya, beyin ve sinir sisteminin aktivitesine, fiziksel performansın artırılmasına kadar pek çok işlevde görev alır. Ayrıca patates, özellikle kabuğuna yakın kısımlardaki yüksek posa içeriği ile kolesterolün düşürülmesine, kolon kanserinin önlenmesine yardımcıdır.
Havuç: Havuç önemli bir antioksidan kaynağıdır. A vitamini öncüsü beta karotenin çok önemli bir kaynağıdır. K ve C vitamini, diyet posası, potasyum, B6 vitamini, manganez, molibden, B1 ve B3 vitamini, fosfor, magnezyum ve folat içerir. Karotenoidler kalp hastalıkları riskini azaltan, özellikle gece görüşünü sağlayan, maküler dejenerasyona ve katarakt gelişimine karşı koruyucu etki gösteren önemli bileşenlerdir. Ayrıca karotenoid tüketimi pek çok kanser riskini azaltmakta, kan şekeri dengesini sağlamakta, insülin direncini ve yüksek kan şekeri düzeylerini olumlu etkilemektedir. Havuç kolon kanserine karşı da koruma sağlar.
Bezelye: Bezelye besin öğeleri yönünden zengindir. 8 vitamin(K, C, B1, B2, B3, B6, A, folat), 7 mineral (manganez, fosfor, magnezyum, bakır, demir, çinko, potasyum), diyet posası ve protein kaynağıdır. Zengin içeriği sağlığı olumlu etkiler. Kemik sağlığını koruyan önemli besin öğelerini içerir. Bezelye aynı zamanda folik asidin ve B6 vitaminin de önemli bir kaynağıdır. Yapısındaki K vitamini ile de kanın akışkanlığını sağlayarak kalp sağlığını korumaya destek sağlar. Bezelye içeriğindeki C vitamini ile de kanserlere karşı koruyucu etki gösterir.
Mısır: Mısır tiamin (B1 vitamini), folat, diyet posası, C vitamini, fosfor, manganez ve pantotenik asit (B5) içerir. İçeriğindeki zengin folat ve posa nedeniyle kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Mısır, akciğer kanseri gelişim riskini önemli düzeyde azaltan beta-kriptoksantin yönünden zengindir. Tiamin için çok iyi bir kaynak olan mısır, hafızanın güçlenmesine yardımcıdır. Ayrıca strese karşı vücudun savunmasını sağlar.
Ailem.com
Monday, October 8, 2007
Sünnete riayet et şişmanlama!Peygamberimiz, asırlar öncesinden “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır” buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve ümmetini uyarıyor. Kilo almaktan için şu hususlar |
| Peygamberimiz, asırlar öncesinden şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve ümmetini uyarıyor. İlim ve amel, az yemekte, kalb temizliği az uyumakta, hikmet az konuşmaktadır. Bugün |
Kolay kalori yakmanın 10 yoluTıp ilerliyor ve artık diyet yapmadan da kolay kilo vermenin yolları ortaya çıkıyor. Bunlar içerisinde en iyi örnek de hayat ve yeme tarzını değiştirerek kalori yakılabilmesidir. |
| Çoğu insanın en korkulu rüyası kilodur. Bunun için çeşitli diyetler uygulularız. Bunlar genelde gazetelerde veya dergilerde okuduğumuz, çevremizden duyduğumuz diyetlerdir. Bunların bir çoğu sağlığımıza zarar vermekten veya metobolizmamızı bozmaktan öteye gidemezler. Tabi ki konusunda uzmanlaşmış diyetisyenlerin hazırladıkları diyetler bu gruba girmiyorlar.
|
Thursday, June 7, 2007
BEYİN GÜCÜ- AYURVEDA
Ayurveda ve beyin gücünüzü açığa çıkararak sağlıklı ve mutlu olmak elinizde. Yapmanız gereken tel şey bu haberi okumak ve 7 kolay yöntemi uygulamak. Hazır mısınız?
Beyninizi açmanın 7 anahtarı
Hintlilerin eski tedavi sistemi Ayurveda, zihinsel performansa dair üç yaklaşım sunar:
dhi : Öğrenme ve kavrama
dhriti : Bilginin saklanması
smriti : Hafıza ya da hatırlama gücü
Ayurveda uzmanı Rama Kant Mishra, "En iyi zihinsel performans ve zihinsel potansiyelin tam anlamıyla kullanılması için, bu üç etmenden her birinin en yüksek seviyesinde olması gerekir. Daha da önemlisi, üç etmen arasındaki koordinasyon en ideal seviyede olmalıdır," demektedir. Ayurveda, sağlıklı bir yaşam için üç temel ögeye dikkat edilmesini önerir: beslenme, uyku ve yaşam tarzı. Aşağıda, Mishra'nın sunduğu ve beyin gücünü artıracak bazı ipuçları bulunmaktadır:
Saf ve "öğretici" gıdalar alın
Mishra, "Ayurveda'ya göre, vücut tarafından emilerek yüzde yüz fayda sağlanması açısından doğal ve saf gıdalar almak çok önemli" demektedir. Gıdalar, doğadaki halleriyle en besleyici değere sahip olur.
Genetik olarak değiştirilmiş, işlenmiş ya da arıtılmış gıdalar, doğal besin değerlerini büyük ölçüde yitirir. Mishra, bu tür gıdaların, zihinsel yeteneğe ilişkin üç özellik -kavrama, saklama ve hatırlama- arasındaki idraki ve koordinasyonu bozduğunu iddia eder.
Kutulanmış ya da suni katkı maddeleri ve koruyucular ile saklanmış ya da yapay renk ve tatları olan gıdalar da birer tabudur. Mishra, taze ve organik malzemelerle yemek pişirmenin daha fazla zaman ve çaba gerektirdiğini kabul eder ve şöyle der: "Ama, beyniniz ve aslında tüm sisteminiz, bunun için size teşekkür edecek ve daha yüksek performans göstererek çabalarınızın karşılığını ödeyecektir."
Dengeli beslenmeye özen gösterin
Ayurveda, vejetaryen beslenme tarzını önerir. Mishra, "Tahıllar ve baklagiller, beyni besler" demektedir. Pişirilmiş yeşillikler yiyin. Meyve ve sebzeye ağırlık verin. Tatlı ve sulu meyveler, harika birer temizleyicidir; toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar.
Yağı tamamen bırakmayın; yağ, beyin dahil vücut genelinde bazı yaşamsal işlevlere sahiptir. Mishra, vücutta besleyici maddelerin emilimini engelleyen, yararsız ve ıvır zıvır yiyecekler ile şekerli içecekleri azaltmayı tavsiye eder.
Ayurveda'ya göre iyi beslenme alışkanlıkları, en az ne yediğiniz kadar önemlidir. Yemek yemek için oturmak, işe ya da başka aktivitelere odaklanmak yerine yemeğe odaklanmak, zevkini çıkararak yemek önemlidir. Buz gibi soğuk içecekler, sindirimi olumsuz yönde etkiler ve besleyici maddelerin vücut tarafından kolayca özümsenmesini engeller. Bu yüzden, çok soğuk içeceklerden uzak durulmalıdır.
Antioksidanların gücünü kullanın
Beyin, özellikle serbest radikaller, stresi tırmandıran oksijen tabanlı reaktif kimyasallar, kirlilik ve gıdalardaki kimyevi maddelerden gelecek zararlara karşı hassastır. Serbest radikallerin hastalık ve yaşlanma ile bağlantısı olduğu geniş kabul görmektedir. Bu yüzden antioksidanlar, beynin etkin çalışması için yaşamsal öneme sahiptir.
En yeni araştırmalar, yabanmersininin antioksidan değeri nedeniyle beyni besleyen önemli bir yiyecek olduğunu göstermektedir. Ayurveda'ya özgü antioksidan gıdalar arasında Amalaki olarak bilinen Hint bektaşi üzümü bulunur. Bu gıda, diğer baharatlarla birlikte en zengin C vitamini kaynağı olarak bilinir. Serbest radikallerden tam korunma için hücre duvarlarının içinde ve dışında etkili olabilecek bir antioksidan bulmaya çalışın.
Zihinsel potansiyeli geliştirmek için baharat ve aroma kullanın
Ayurveda, "Medhya" baharatları adı verilen özel bir baharat grubundan söz eder. Bunlar, özellikle zihin için yararlıdır. Mishra, "Bu baharatların her biri, öğrenme, saklama ve hatırlama yetilerini geliştirir; bu üç etmen arasındaki koordinasyonu güçlendirir," demekte ve eklemektedir: "Beynin güçlü bir biçimde beslenmesini sağlarlar." Zihin sağlığını ve zihinsel fonksiyonları geliştirdiği bilinen, Ayurveda'ya özgü baharatlar arasında Shankhapushpi ya da Aloeweed, otantik Brahmi ya da Herpestis monniera, Indian Pennywort ya da Centella asiatica (Gotu Kola olarak da anılır) bulunur.
Bazı esanslı yağlar, zihin için mükemmel birer aromaterapidir. Zihin açıklığı ve dikkat için biberiyeyi deneyin. Zihinsel yorgunluğu yok etmek ve konsantrasyon gücünüzü artırmak için fesleğen yağı kullanın. Nane ve limon yağları, zihni uyarıcı etkisi olan diğer maddelerdir.
Stresi kontrol edin
İster zaman baskısından, isterse zorlu iş ilişkilerinden kaynaklansın, stres ve endişe, zihinsel performans üzerinde çok olumsuz etkilerde bulunabilir.
Sakin, dingin ve dengeli bir zihin, odaklanma, dikkat süresi, bilginin saklanması ve sorun çözme yeteneği bakımından rakipsizdir. Mishra, "Ciddi bir sorun haline gelmeden stresi kontrol etmek önemlidir; çünkü, stresin beyin hücrelerine zarar verdiği ya da yok ettiği bilinmektedir. Öte yandan, pek çok sinir ilacının, zihinsel performansı daha da zayıflatan yan etkileri olabilmektedir," der.
Gelecekteki işleri planlamak ve zaman çizelgelerini yönetmek, yoğun zihinsel aktivite esnasında kısa aralar (beş dakika bile olsa) vermek ve iş ile dinlenme arasında sağlıklı bir denge kurmak da işe yarar. Transandantal Meditasyon tekniği ya da diğer rahatlama teknikleri de stresi kontrol etmede yararlıdır. Rahatlatıcı müzik dinlemek, sandal ağacı ya da lavanta gibi rahatlamanıza yardımcı olacak kokular kullanmak, tek başına ya da kafa dengi bir arkadaşla sakin bir akşam yürüyüşüne çıkmak, zihni ve duyguları dengelemeye yardım eder.
Yeterli ve kaliteli uyku uyuyun
Modern toplumun bir başka sorunu olan yetersiz ya da verimsiz uyku da stresle yakından ilgilidir. Mishra, "Diyet ve yaşam tarzının yanı sıra uyku da Ayurveda'nın temel taşlarındandır. Bu üç etmenin tamamının karşılanamaması durumunda iyi bir fiziksel ve zihinsel performans sağlanamaz," der.
8 saat boyunca uyumak, kaliteli uykudan daha az önemlidir. Ayurveda'ya göre kaliteli uyku, zihnin duyularla olan bağlantısını tamamen kopardığı zaman gerçekleşir. Zihni besler ve gençleştirir; kısa ve uzun zamanlı zihinsel gücü geliştirir. Mishra, gün boyu vücut direncini artırmak ve geceleri kaliteli bir uyku için, her gün ılık yağlarla tüm vücuda masaj yapmayı önerir. Kafein, alkol ve nikotin gibi uyarıcı maddeleri kesmek, yatak odasında işle ilgili malzeme bulundurmayı yasaklamak ve zihni rahatlatıcı bir uykuya hazırlamak için akşamı uyarıcı etkinlikler yerine sakinleştirici işlerle geçirmek faydalı olur. Aromaterapinin de yararı büyüktür. Lavanta, papatya, yasemin ve tatlı portakal karışımını ya da sade lavantayı deneyin.
Kullanın ya da kaybedin!
Yaşınız ya da mesleğiniz ne olursa olsun, beyninizin en üst düzeyde performans göstermesi için sürekli kullanılması gerekir. Mishra, "Beyninizin hurdalıktaki bir araba gibi paslanmasını istemiyorsanız, bulmaca çözerek, Shakespeare'den dizeler ezberleyerek ya da yeni bir beceri öğrenerek beyninizi çalıştırın," der. Zihninizdeki şeyleri netleştirmek için sorular sormak, görselleştirme teknikleri ve çağrışımlı hafıza oyunları, beyni zinde tutabilir.
KAYNAK
YEDİKLERİMİZ VE PSİKOLOJİMİZ
Moral Dünyası dergisinin Mayıs sayısında yer alan habere göre, depresyon, bunama, hiperaktivite, panik bozukluğu gibi rahatsızlıkları doğuran sebeplerin başında yeme içme alışkanlıklarımız geliyor.
Psikiyatr Doç. Dr. Sefa Saygılı
Vakıf Gureba Hastanesi Psikiyatri Klinik Şefi
Aldığımız gıdalarla ruh haletimiz arasındaki ilgi hep dikkati çekmiş bir konudur. Çünkü beslenme tercihlerimizin ruh sağlığımızı da etkilediği bilinmektedir. Son yıllarda hiperaktivite ve dikkat eksikliği, depresyon, anksiyete (endişe) bozuklukları gibi rahatsızlıkların artmasında da değişen beslenme alışkanlıklarımızın etkisi büyüktür. Kısacası doğru gıdalar alarak birçok psikiyatrik hastalıktan korunmak mümkündür.
İnsan beyni karmaşık ama hassas bir organdır. Bir yumruk büyüklüğünde, 1300-1400 gram gelen beynimizde 100 milyar nöron (sinir hücresi) var ve bu nöronlardan her biri sayıları bin ile 10 bin arasında değişen başka nöronlarla bağlantı halindedir. Bu bağlantıların sayısı trilyonları bulur. Ayrıca beyinde çok daha fazla miktarda destekleyici hücrelerin de bulunduğu göz önüne alınırsa vücudumuzun yöneticisinin karmaşıklığı anlaşılır.
Çünkü beyin, düşüncelerimizi, davranışlarımızı, duygularımızı yönetir. Muhakeme, idrak, zeka, sanat ve müzikle uğraşma, teknoloji geliştirme gibi kompleks görevleri üstlendiği gibi kalp atışımız, soluk alış verişimiz, uykumuz ve uyanıklığımız, sindirim fonksiyonumuz gibi üzerinde nadiren durduğumuz aktiviteleri bile biz farkında olmadan beynimiz düzenler.
Her lokma beynimizi etkiliyor
Beyin, gördüğü yoğun fonksiyonların uygun işleyişi için çok fazla miktarda enerji ve kan akışına ihtiyaç duyar. Beynimiz, toplam insan ağırlığının yüzde 2’sini oluşturmasına rağmen vücudun sahip olduğu tüm enerji kaynağının yüzde 20’sini kullanır.
Peki bu enerjinin kaynağı nedir? Tabii ki aldığımız besinler. Besinler sadece beynin gerektiği gibi işlemesini sağlayacak yakıtı sağlamakla kalmaz, beynin yapısının oluşumuna da katkıda bulunur. Yediğimiz her lokmanın beynin işleyişi ve yapısı üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli sonuçları vardır. Beynimizin sağlıklı ve uygun bir şekilde görevlerini yapabilmesi için sürekli olarak temel besin desteği olması gerekmektedir.
Bu yüzden kalitesi düşük besinler ve fast food beslenme, kavrayış yeteneğimizi köreltir ve zamanla beynimizi zaafa uğratır. Öyleyse beynimizi etkileyen besinleri iyi ve kötü olarak ayırmalıyız.
Kötü gıdalar nasıl etkiler?
Kan şekerini aniden yükselten gıdalar aldığımızda pankreas bezi hemen faaliyete geçer ve insülin salgılayarak şekeri düşürür. İnsülin, şekerin kullanılması ve depolanması için kan hücrelerimizi yönlendirmekle görevlidir. Zamanla hücreler, sürekli yüksek seviyede insülin bombardımanına karşı dirençli hale gelebilirler. Sonunda şekeri yönlendirmek için daha fazla insülin gerekir ve bu ihtiyaç giderek artar. Böylelikle pankreas bezi adeta yalama olur, iş göremez hale gelir. Salgılanan insüline karşı hücrelerde direnç gelişir, insülin de yağ olarak depolanarak şişmanlığa sebep olur. Ayrıca Alzheimer (bunama) ve depresyon gibi psikiyatrik hastalıklara da zemin hazırlanmış olur. Kısacası sağlığımız için gıdaların iyi veya kötü olması söz konusudur.
Hangi gıdalar mutlu eder?
· Kan şekerini hızla yükselten beyaz şeker zararlıdır. Kişi başına düşen şeker tüketimi arttıkça depresyon ve ciddi ruhsal hastalıklarda da artış olmaktadır.
· Karbonhidratlar, moralimizi iyileştiren serotonininin salınımını uyardıklarından, bu gıdaları diyetimizden tamamen çıkarmak üzüntü ve keder haline sürükleyebilir. Çünkü karbonhidratlar vücudumuzda şekere dönüşürler ve şeker de yakıt olarak kullanılır. Ancak beyaz ekmek yersek, karbonhidratla birlikte lif alamıyoruz demektir. Sonuç olarak da ekmek hızlı bir şekilde kan şekerine dönüşür. Kan şekerindeki bu çok hızlı yükseliş ve düşüşler, daha sonra kişinin acıkmasına sebep olur. Yani kepeğinden ayrılmış beyaz un kötü gıdadır. Buğdayın olduğu gibi öğütülmesiyle elde edilen tam buğday ununun lif oranı yüksektir. Tam buğday unuyla karşılaştırıldığında beyaz un yüzde 41 oranında daha az folik asit, yüzde 41 daha az B12 vitamini, yüzde 52 daha az selenyum ve yüzde 75 daha az çinko ihtiva eder.
· Lifli tahıllarda, meyve sebzelerde bulunan tüm bu besinler ve antioksidanlar beyni korur, sinir sistemini normal işler hale getirir.
· Yapay yollarla hidrojenlenmiş yağlar (margarin gibi) kötüdür. Taze tereyağı, halis sızma zeytinyağı gibi doğal oluşumlu katı ve sıvı yağlar iyi gıdadır.
· Hamburger ve cips kötü gıdalardır.
· Mineraller, bazı amino asitler ve besleyici enzimler bakımından zengin olan meyve sebzeler gibi gerçek gıdalar vücuda vitamin ve mineral sağlarlar, ama aynı zamanda toksinleri (zehirli atıklar) kendilerine çeken ve yeniden emilmelerine ya da işleme sokulmalarına fırsat vermeden vücudumuzdan dışarı atan lifler içerirler. Meyve ve sebzeler bol tüketilmesi gereken gıdalardır.
· Balık, ihtiva ettiği omega 3 yağ asitleriyle oldukça besleyici ve beyin için elzem bir gıdadır, bunamaya karşı birebirdir.
· Fıstık, fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler, doymamış yağ, E vitamini, kalp dostu sterol bileşimleri barındırırlar ve antioksidan (gençleştirici) etkiye sahiptirler. Kuruyemişler kalp hastalıklarına yakalanma riskini azalttıkları gibi, yaşa bağlı zihinsel performanstaki düşüşü de önlerler.
· Yüksek kalorili kola ve gazozların hiç besin değeri yoktur. Üstelik yemekle birlikte tüketildiklerinde, beyinde tokluk hissini oluşturan normal mide-beyin iletişimini engelleyerek daha çok yemeye sebep olabilirler.
· Paket meyve suları da kötü gıdadır.
Depresyonu önlemek için ne yenilmeli?
Depresyondaki kişi aşırı üzüntülü ve sıkıntılıdır. Durgun ve neşesizdir. İsteksiz ve karamsardır. Önceden hoşlandığı şeylerden zevk almaz. İştah ve uyku genelde azalmıştır. Günümüzde giderek daha çok kişinin yakalandığı depresyonun ortaya çıkışında genetik yatkınlık, felaketler gibi stresler, çevre gibi birçok faktör etkilidir.
Ancak beslenme şeklinin de önemi büyüktür. Omega 3 ihtiva eden balıkla beslenme depresyon riskini düşürür. Rafineri (işlenmiş) suni yağların ve beyaz şekerin aşırı tüketilmesi depresyonu kolaylaştırır. Düşük seviyede folik asit, B12 vitamini ve çinko almak depresyonu önlemede etkilidir. Bunların hepsi tam ekmekte mevcuttur.
Yağlı yiyecek Alzheimer riskini arttırır
Alzheimer veya diğer adıyla bunama, hafıza, muhakeme, öğrenme, mantıklı düşünme, yön bulma ve iletişim gibi birçok yetenekte bozulma meydana gelmesiyle ortaya çıkar. Alzheimer tipi tüm bunamaların yüzde 70’ini oluşturuyor. 65 yaş üzerindeki kadınlar için hayat boyunca Alzheimer olma riski yüzde 19, erkekler için 10’dur. Alzheimer’
in önümüzdeki 40 yıl içinde dört kat artması bekleniyor.
Alzheimer hastalarında genellikle önemli davranış ve zihin değişiklikleri görülür, sonunda da kendilerine bakma yeteneğini kaybederler. Bu durum yıllar içinde sinsice ilerleyerek belirir.
Tam tahıl ve tam ekmek gibi lifli, kompleks karbonhidratlar, meyve ve sebzeler Alzheimer’e karşı koruma sağlar. Aşırı yağ tüketimi (özellikle hayvansal yağlar) Alzheimer riskini artırır. Kuruyemiş, zeytinyağı ve özellikle balıkta bulunan omega 3’ün Alzheimer’e karşı korunmada faydası büyüktür.
Beyaz ekmek stresi arttırır
Panik bozukluğu ve stres de çağımızın çok görülen rahatsızlıklarındandır. Panik bozuklukta, kendiliğinden ve beklenmedik şekilde oluşan yoğun endişe ve korku atağı vardır. Kalp çarpıntısı, sersemlik hissi, solunum güçlüğü, karın bölgesinde rahatsızlık, göğüste ağrı, irade kontrolünü kaybetme ve delirme korkusu panik bozukluğun belirtilerindendir.
Panik bozukluğu ve strese karşı dayanıklılığı arttırmak için yağ oranı düşük diyetler uygulanmalıdır. Tahıl, meyve, sebzede bolca bulunan tiamin ve selenyum eksikliği strese yakalanma riskini yükseltir. Panik bozukluğa hassasiyeti olan kişilerde fazla kafein alınması endişe halini artırabilir. Yine beyaz ekmek gibi işlenmiş karbonhidratlar ve şekerli abur cuburlar kan şekeri seviyesinde dalgalanmalara yol açtığından belirtileri şiddetlendirebilir.
Cips ve kola hiperaktiviteyi tetikler
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite de (DEMB) çok sık rastladığımız psikolojik hastalıklardandır. Dikkat eksikliğinde, aşırı hareket ile sosyal, akademik ve mesleki işleyişin bozulması söz konusudur. Daha çok çocuklarda görülse bile giderek yetişkinlerde de ortaya çıkmaktadır.
Genellikle organize olamama, düşük ders notları, verimsizlik, ruh halinde dalgalanmalar, zihinsel zorlanma, öfke patlamaları, dengesiz uyku düzeni, sabırsızlık ve sürekli başkalarını rahatsız etme gibi kişinin insani ilişkilerini bozan, özgüveni azaltan belirtiler mevcuttur.
Hiperaktivitenin en büyük nedenlerinden biri çocukların hareket azlığı ve enerjilerini boşaltmamalarıdır. Geçmişte kırsal alanlarda serbestçe koşarak, oynayarak büyüyen çocuklar şimdi apartman dairesinin bir odasına sıkışmış durumdalar. Yine televizyon ve bilgisayar da çocuğu hareketsiz kılmaktadır.
Günümüz çocuklarının beyaz ekmek, cips, kızarmış patates, kola, gazoz, meyve suyu, şekerlemeler gibi boş enerji veren gıdaları alıp harcayamamaları dikkatlerini azaltmaktadır. Yine gıdaları işlemekte kullanılan boyalar ve katkı maddeleri de çocuk beynini etkiler. Doğal, yeşil ve havası temiz ortamlar yerine beton yığınları ve kirli havada olmak da hiperaktiviteye zararlıdır.
5 ve 11 yaş arası çocuklar içinde en az TV seyredenlerin ileride üniversite mezunu olma ihtimallerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Odasında TV bulunan çocuklar yetenek testlerinde daha düşük puan almaktadırlar. TV, çocuğa eğitim açısından bir şey vermediği gibi beyne yararı olmayan besinleri tüketmeye teşvik eder.
Hiperaktivite ve dikkat eksikliğini önlemek için düzenli kahvaltı yapmak, düzenli ve yeterli uyku faydalıdır. Her sabah besleyici bir şekilde yapılan kahvaltı, hafızayı güçlendirir, akademik performansı, sınav notlarını ve okul başarısını artırır.
WWW.MORALHABER.NET
EGZERSİZ
Spor 'tokluk' hissi veriyor Yemek sonrası egzersiz yapanlarla yapmayanlar arasındaki deney ortaya koydu ki sofradan kalktıktan bir saat sonra egzersiz yapmak kilo vermeyi kolaylaştırıyor |
| İngiltere'de Surrey Üniversitesi ve Londra'daki Imperial College'da görevli bilim insanlarının 12 gönüllünün katılımıyla yaptığı deneme sonucunda beyne midenin dolu olduğu sinyalini gönderen "PYY" , "GLP-1" ve "PP" hormonlarının egzersiz sırasında ve sonrasında aktif hale geldiği ortaya çıktı. BBC'de yayımlanan habere göre birlikte kahvaltı eden 12 kişinin yarısı bir saat sonra egzersize başladı. Diğer altı kişi ise dinlendi. Egzersiz yapanlar 492, dinlenenler 197 kalori yaktı. Egzersizden bir saat sonra ise her iki gruba da istedikleri kadar yemek yeme şansı verildi. Spor yapanlar 913, dinlenenler 762 kalorilik gıda tüketti. Ancak uzmanlar, bu farkın spor yaparken yakılan kalori de göz önüne alındığında "Egzersiz yaptıktan sonra çok fazla yemek yenir" tezini çürütecek kadar küçük bir fark olduğunun altını çizdi. Ve, beyne "Karnım tok" mesajı gönderen hormonların devreye girmesinin zayıflamak isteyenlerin yemeklerden sonra egzersiz yaparak işlerini kolaylaştırabileceği anlamını taşıdığını vurguladılar. (Cumhuriyet) |
Monday, June 4, 2007
LIPOSUCTION
| Lıposuctıon ameliyatları riskli' Türk Plastik, Rekonstrütif ve Estetik Cerrahi Derneği, plastik cerrahi uzmanı olmayanlar tarafından yapılan estetik ameliyatların yüksek risk taşıdığını bildirdi... |
| Dernekten yapılan yazılı açıklamada, liposuction (vakumla yağ alınması) ameliyatlarının doğru ellerde yapıldığı zaman üzücü sonuçlar doğurmayacağı ifade edildi. Açıklamada, şöyle denildi: ''Son yıllarda plastik cerrahi uzmanı olmayan hekimler tarafından yapılan estetik ameliyatların üzücü sonuçlarını endişeyle yakından takip ediyoruz. Plastik cerrahi uzmanı olmayanlar tarafından yapılan estetik ameliyatlar, yüksek risk taşımaktadır. Bu tür ameliyatların doğru adresi ise plastik ve estetik cerrahidir. Bu ve diğer estetik ameliyatlarda plastik cerrahi uzmanı dışında alternatif yoktur. Alternatif olmaya çalışmak sağlıklı ve yasal değildir.''
AA |
Sunday, June 3, 2007
HAMBURGER KOLA ve FAST FOOD
| Anne-babalar bu haberi iyi okuyun! Türkiye’de hamburger ve kolayla tanışma yaşı 1’e indi. Uzmanlar sağlıksız fast-food kültürüyle yetişen bu çocukların 20 yıl sonra kalp hastası olacağını söylüyor. İşte uzmanların açıklamaları |
| Meltem Günay'ın haberi “Türkler genetik yapı olarak koroner damar hastalıklarına çok yatkın. HDL denilen yararlı kolesterol Türk insanında düşük. Bu bizim zaten oyuna 1-0 geride başlamamıza neden oluyor. Mesela Almanya’da yaşayan 3’üncü kuşak Türk çocukları üzerinde yapılan bir araştırma, bunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Almanya’da doğan, onlar gibi yaşayan, beslenen, spor yapan çocuklarda bile HDL değerleri düşük. Yanlış ve sağlıksız beslenme de bu oranı iyice düşürüyor.” Vatan |
Wednesday, May 30, 2007
CİPSLER
Sigara kadar zararlı yiyecekler Harvard Üniversitesi hamburger, patates kızartması, gofret ve cips gibi ürünlerde kullanılan doymuş yağlarla ilgili şok rapor yayınladı. |
| Dünyanın en saygın tıp kurumlarından Harvard Üniversitesi hamburger, patates kızartması, gofret ve cips gibi gıda ürünlerinde kullanılan doymuş yağ ve trans yağlar (hidrojenize) hakkında “Obezite, kanser ve kalp rahatsızlıklarını tetikliyorlar. Sigara kadar zararlılar” uyarısını yaptı. McDonald’s, Frito-Lay, Starbucks, Kentucky Fried Chicken ve Kraft gibi gıda devleri teker teker geri adım atıp ürünlerinde doymuş ve trans yağ kullanmayacaklarını açıkladı. Örneğin Pepsi Co’ya bağlı olan 10 milyar dolar pazar değerine sahip Frito-Lay, ABD’de Ruffles, Lays ve Doritos markaları altında satılan patates cipslerindeki trans-yağ oranını sıfıra indirdi. Frito-Lay yayınladığı açıklamada “Ürünlerimizde kullanılan doymuş yağ oranını da yüzde 80 azaltıyoruz. Aynı lezzeti koruyacağız ve Amerikalılar’ın yılda 30 bin ton daha az doymuş yağ yemesini sağlayacağız” ifadesini kullandı. Ancak McDonalds, Frito-Lay, Starbucks, Kentucky Fried Chicken gibi şirketler Türkiye’de doymuş ve trans yağ kullanımından vazgeçileceğine yönelik herhangi bir açıklama yapmadı. VATAN |
Tuesday, May 29, 2007
CİPSLER
Dünya Sağlık Örgütü ile Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu’na göre bir yetişkinin günde en fazla 6 gram tuz alması, 65 gram yağ tüketmesi gerekiyor. Yani günde 2 paket cips yiyen bir çocuk bu oranları fazlasıyla aşıyor!
Tüm çocukların bayıldığı patates cipsi, aslında bu minik vücutlar için zehirden farksız. Dünya Sağlık Örgütü ile Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu’nun (FDA) verileri günde 2 paket cips yiyen bir çocuğun, bir yetişkinin bile almaması gereken oranda yağ ve tuz tükettiğini gösteriyor. Bu iki kurumun uzmanlarına göre, günde ortalama 2000 bin kalori alan bir yetişkinin en fazla 65 gram yağ tüketmesi gerekiyor. Üstelik bu toplam yağ miktarının içinde, kalbe zararlı olan doymuş yağ oranının 20 gramı aşmaması gerekiyor. “Sigara kadar tehlikeli olan” trans yağların ise hiç tüketilmemesi vurgulanıyor. Dünya Sağlık Örgütü uzmanları ayrıca bir yetişkinin günde en fazla 6 gram tuz alması gerektiğini söylüyor. Bu oran, çocuklarda 3 grama kadar iniyor.
Trans yağ deposu
Oysa çocuklarımızın tükettiği 100 gramlık bir paket patates cipsinde 25-33 gram arasında yağ bulunuyor. Türkiye’de satılan patates cipslerinin üzerinde belirtilmediği için hangi oranda doymuş ve trans yağ kullanıldığını öğrenemiyoruz. Ancak İngiliz Kalp Vakfı’nın (BHF) verilerine göre, 100 gramlık patates cipsindeki doymuş yağ oranı 10, trans yağ oranı ise 3 grama kadar çıkabiliyor. Tuz oranı da 3 grama kadar yükseliyor. Bir başka deyişle günde 100 gramlık iki paket cips yiyen bir çocuk, aslında bir yetişkin alması gereken yağ ve tuz oranını tüketmiş oluyor.
Kalp, felç, kanser riski
ABD’deki California Üniversitesi’nin araştırmasına göre de, doymuş yağ tüketimi günlük 20 gramı aştığında obezite riski yüzde 80 ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski yüzde 60 yükseliyor. Trans yağ ise damarlarda tıkanmaya yol açarak kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskini 2 kat artırıyor. “Tuza karşı mücadele” (WASH) adlı bir kampanya başlatan Dünya Sağlık Örgütü, “Tuz tüketimi 3 gramı aştığında kalp krizi ve felç riski iki kat artıyor” uyarısını yapıyor. Patates cipsinin yağda kızartılması sırasında ortaya çıkan “akrilamid” adlı maddenin kansere yol açtığına yönelik bilimsel tartışmalar sürüyor.
Cips yemek, yağ içmekten farksız
İngİlİz Kalp Sağlığı Vakfı (BHF) çocukların cip tüketimini azaltmak için “Cips yemek yağ içmekten farksızdır” sloganıyla bir kampanya başlattı. BHF’ye göre 35 gramlık cips paketinde 2.5 çay kaşığı yemeklik yağ kullanılıyor. Ülkede cipslerde kullanılan yağ ile günde iki Olimpik yüzme havuzu doldurulabiliyor. Dünyada her yıl 36 milyar paket patates cipsi satılıyor.
McDonald’s besin tablosu koyacak ama Vatan’ın fast food ürünlerinin paketlerinde zararlı doymuş ve trans yağ oranlarına ilişkin bilgi verilmemesi haberinin ardından McDonald’s Türkiye bir basın açıklaması yayınladı. Açıklamada, McDonald’s, beslenme değerleri bilgilerini, 2006 yılından itibaren ürün paketleri üzerinde de duyurmaya başlama kararı aldığını söyledi. “2006’da öncelikle, restoranların en yoğun bulunduğu 9 ülkede (Amerika, Kanada, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Japonya, Çin ve Avustralya ) ile diğer tüm Avrupa ülkelerinde uygulanmaya başlayan etiketleme sisteminin 2007 yılının Kasım ayında uygulamaya başlayacağı” vurgulandı. McDonald’s, Türkiye için Kasım 2007’nin başlangıç tarihi olarak belirlenmesinin nedenini “ABD merkezden onayının alınması, ambalaj üreticilerinin gerekli tasarım ve alt yapı çalışmalarını yapmaları, tasarımların ABD merkezince onaylanması, baskı hazırlıkları ve üretim” ifadeleriyle açıkladı.
Tabloda eksikler var
Ancak McDonald’s basın açıklamasına ek olarak gazetemize gönderdiği taslak besin tablosu örneğinde, ABD’deki uygulamaya oranla ciddi farklılar göze çarpıyor. “Günlük McDonald’s ihtiyacınız” başlıklı tabloda ürünün içeriğindeki, kalp ve damar sağlığına zararlı olan doymuş ve trans yağlar gösterilmiyor. Sadece toplam yağ miktarı veriliyor. Umarız, McDonald’s tablonun nihai halinde, tüketici için son derece önemli olan trans yağ ve doymuş yağ oranları eklemeyi ihmal etmez.
TÜBİTAK: Cipste kanserojen var
Türkİye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK), gıda ürünleriyle ilgili kanser taramasında Türkiye’de 20 çeşit ürünü piyasadan tesadüfi yöntemle toplayıp inceledi. Bu ürünleri kapsayan ev yemekleri, kavrulmuş çerez, fırıncılık mamulleri, cipsler, kahve, bisküvi, kraker, çikolata, bebek mamaları, patates kızartmaları, Türk tatlıları, ızgara, kebap, döner ve köfte gibi gıdalardan oluşan yaklaşık 50 gıdayı da analiz etti. Araştırmanın ilk aşamasında yüksek ısıya maruz kalan cips, kraker, bebe bisküvisi, kavrulmuş çerezlerde yüksek oranda kanserojen ’akrilamid’ maddesi tespit edildi. Kurum kesin sonuçları temmuzda açıklayacağını söyledi.
Akrilamid nedir?
Akrilamid; yüksek ısıda besinlerde çıkan vücuda zararlı kimyasal bir madde. Yüksek ısıda protein ile şeker kimyasal reaksiyona girip ‘akrilamid’i doğuruyor. Bu madde plastik sanayiinde kullanılıyor. Sigarada kansere yol açtığı sanılan maddeler arasında akrilamid de bulunuyor.
Kalp krizini tetikliyor
* Prof. Dr. Sebahattin Ateşal (MedikalPark Hospital Kardiyoloji Klinik Şefi): Cipslerin içerdikleri yağlar damar sertleştirici özelliklere sahip. Bu da damar tıkanıklıklarına neden oluyor. Kalbi besleyen damarlar olumsuz etkilendiği için kalp fazla çalışıyor ve kalp krizleri ortaya çıkıyor.
Zararı anlatılmalı
* Dilara Koçak (Beslenme uzman): Aşırı cips tüketimi dengesiz bir beslenme şekli. Çocukların kalsiyum ve proteine; vitamin minerallere ihtiyacı var. Her gün köfte, tavuk veya balık, süt veya ayran meyve ve sebze tüketilmeli. Çocuğa yasak koymak yerine yediklerini dengeli hale getirmeyi öğretmek önemli.
İyibilgi, çocukları cayır cayır yakan cipslerin üzerinde, sigarada olduğu gibi "sağlığa zararlıdır" ibaresinin yer alması ve ailelerin bu konuda bilinçlendirilmesi için Sağlık Bakanlığı'na şikayet kampanyası başlatıyor... Tüm iyibilgi okurlarını bu kampanyaya katılmaya çağırıyoruz.
KAYNAK: İYİ BİLGİ COM
Saturday, May 26, 2007
DONDURMA ZAMANI
Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Karaağaoğlu, sütsüz-meyve aromalı buzlu dondurmaların saf enerji kaynağı olduğunu, enerji değerlerinin yüksek olması ve boya maddesi içermesi nedeniyle tüketilmemesini önerdi
Nilgün Karaağaoğlu, dondurmaların sütlü ve meyve aromalı (buzlu) olmak üzere iki gruba ayrıldığını kaydetti.
Hijyenik koşullarda hazırlanan ve saklanan sütlü dondurmaların, günlük protein ve kalsiyum gereksinimine katkı sağlayacağını ifade eden Karaağaoğlu, günlük tüketilmesi gereken süt-yoğurt miktarının bir kısmının dondurma olarak tüketilebileceğini belirtti.
Karaağaoğlu, dondurmanın enerji içeriği yüksek bir besin olması nedeniyle beden ağırlığı yüksek bireyler tarafından çok fazla tüketilmemesi gerektiğine işaret ederek, alerjik ve bağışıklık sistemi çok gelişmemiş bireylerin ise katkı maddelerini içeren hazır dondurmaları yerken dikkatli olmaları gerektiğini söyledi.
Karaağaoğlu, özellikle yaz aylarında hamurlu tatlılar yerine sütlü dondurmaların tercih edilebileceğini kaydetti.
Vitrin satışı yapılan yerlerden alınan dondurmanın servis edilen kaşığının, açıkta, su içinde ve sıcak ortamda bekletilmesi ile mikrobiyolojik üreme gerçekleştiğini ifade eden Karaağaoğlu, “servis kaşığından bulaşan zararlı mikroorganizmaların, besin zehirlenmesine kadar sonuçları olabilir” dedi. (ANKA)
Friday, May 25, 2007
Hastalıklar
Yemeklerle Geçen Hastalıklar
Ev dışında herhangi bir şey yiyip içerken ne yediğimizle birlikte, tükettiğimiz gıdaların nasıl, hangi şartlarda, kimler tarafından üretildiği de büyük önem taşıyor. Bulaşıcı hastalığı olan veya genel temizlik kurallarına dikkat etmeyen kişilerin üretim ve satış aşamasında müdahil olduğu gıdalar insan sağlığını tehdit ediyor.
Gıda üretim ve satış yerlerinde çalışan kişilerin, ağız ve dışkı yoluyla bulaşabilen bakteri, mikrop ve virüsleri taşımamaları gerekiyor. Acıbadem Bursa Hastanesi Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Hande Mehmetoğlu, bulaşıcı maddelerin kirlenmiş olan su ve besinler aracılığıyla sağlam kişiye ağız yoluyla taşındığını belirtiyor. Aksırırken, öksürürken, konuşurken ağızdan çıkan damlacıkların başkası tarafından teneffüs edilmesiyle verem, boğmaca ve çeşitli solunum yolu hastalıkları bulaşıyor.
Tarım Bakanlığı'nın yönetmeliğine göre, gıda ve gıda ile temas eden madde ve malzemelerin üretiminde çalışacak personel, sağlık raporu almadan çalıştırılamıyor. Çalışanların da düzenli sağlık kontrollerinin yapılıp sağlık karnelerine işlenmesi gerekiyor. Gıda işletmelerindeki personelin sağlık kontrollerinin yapılıp yapılmadığını il tarım müdürlükleri denetliyor. Yapılan sağlık kontrolünde taşıyıcı olduğu tespit edilenlerin derhal tedaviye alınması, tedavisi tamamlanıp sağlam raporu almayanların kesinlikle çalıştırılmaması gerekiyor. Ateşli hastalığı, cilt hastalığı ya da ishalli bulunanların işyeri yöneticisi tarafından sağlık kuruluşuna tetkike gönderilmesi gerekiyor.
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kadir Göktürk, portör muayene sisteminin şu anda uygulanan haliyle tüketicileri bulaşıcı hastalıklardan koruyucu hiçbir faydası olmadığını belirtiyor. Batı ülkelerinde böyle bir uygulamanın yapılmadığını ifade eden Dr. Göktürk şu bilgileri veriyor: "Önemli olan, personeli bu konuda eğitmek ve işyerinde hjiyeni sağlamaktır. Çevre temizse, nemli bırakılmamışsa, mikropların yaşama alanları çok kısıtlanıyorsa, güneş ışığı yeterince giriyorsa, havalandırması iyiyse, klimaların filtreleri belli periyotlarla değiştiriliyorsa, tuvalet giriş çıkışlarına dair hizmet içi eğitim veriliyorsa işletme üzerine düşeni yapmış demektir. En iyi koruma, hastalık tanısı olan kişinin tedavisi bitene kadar gıda ile temas etmeyeceği başka birimde çalıştırılmasıdır. Galoş giyen bir kişi aynı galoşla hem yemek yapılan yere hem lavaboya giriyorsa sorun var demektir. Lavabodan sonra el yıkamanın bile belli kuralları vardır."
İstanbul'da 2006 yılı sonu itibarıyla Tarım Bakanlığı'ndan üretim izni almış gıda üreten toplam 5 bin 29 işyeri bulunuyor. 2007'nin ilk üç ayında bu işyerlerinin 2 bin 84'ü il tarım müdürlüğü tarafından denetlendi. İl tarım müdürlüğü aynı süre içinde 4 bin 300 gıda satış yerini ve 2 bin 857 toplu tüketim yerini de denetledi. Denetlemeler sonunda işyerlerinden 32'sine, çalışanların portör muayene kontrol kartları bulunmadığından cezai işlem uygulandı.
Gıdalardan hangi hastalıklar bulaşır?
Gıda üretim ve satış yerlerinde çalışan personelin, tifo, salmonellozis, paratifo, basilli dizanteri, amipli dizanteri, kolera, stafilokoksik gıda zehirlenmesi, bacillus cereus zehirlenmesi, botulismus, askariazis, oksiurazis, teniazis, giardiazis, hidatidozis, hepatitis A ve E, poliomyelitis, özel durumlarda tüberküloz, streptokok enfeksiyonları, leptospiroz, şarbon, toksoplazma, ankilostoma gibi virütik, bakteriyel ve paraziter hastalıkları taşıyor olması tehlikelidir. Hepatit B, hepatit C ve HIV virüsü (AİDS) ile enfekte kişiler besinlerle bulaşma açısından tehlike arz etmez.
KAYNAK
Thursday, May 24, 2007
DİYET
| Taş devri diyetine geri dönelim |
| Özellikle son 50-100 yıl içinde doğal olmayan, katkı maddeli yiyeceklerin tüketiminin artması beraberinde hastalıkları da getirdi. Gelin bu hastalıkların olmadığı dönemlerde insanların nasıl beslendiğine ve günümüzde bu prensipleri nasıl uygulayacağımıza bakalım. |
Özellikle son 50-100 yıl içinde doğal olmayan, işlenmiş ve katkı konulmuş gıdalar, margarin gibi kimyasal yolla katılaştırılmış, ayçiçeği, mısır gibi sıcak preslenmiş sıvı yağlar aşırı şekilde kullanılmaya başlanmış; buna karşılık taze sebze, meyve ve tencere yemeklerinin tüketiminde de belirgin bir azalma olmuştur. Geleneksel diyetler: Glisemik endeksi düşük Modern diyetler: Glisemik endeksi yüksek gıdalar Genel ilkeler • Kolesterolü düşürür(kolin) Sebzeler ve yeşil yapraklılar • Sütün pastörizasyonu bazı hastalık patojen bakterileri ortadan kaldırırken faydalı bakterileri (probiyotikleri) de yok etmektedir. Probiyotiklerin görevleri • Nohut, fasulye, mercimek, bezelye, börülce vb haftada 2-3 kereden fazla yenmemelidir. Prof. Dr. Ahmet Aydın |
Ömrü Uzatan 7 GIDA
ABD Kanser Araştırma Enstitüsü vücudu koruyan besinler listesini açıkladı.
Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), 2007’ye sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı.
Kalbi koruyor
BADEM: Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.
Diyabeti önlüyor
KAHVE: Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.
Sinirleri rahatlatıyor
TARÇIN: Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.
Patatesi haşlayın
PATATES: Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.
Kaslar için faydalı
SEBZE ÇORBASI: Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.
Kansere karşı birebir
ZEYTİNYAĞI: Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı
alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren “8oxodG” adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.
Kanseri engelliyor
ÇAY: Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.
YAZAN : Seda Duygu AYGÜN
Bizim Gazete
HALSİZLİK VE YORGUNLUK
| İnsanı yorgun düşüren 11 enerji düşmanı Cep telefonu, flüoresan ışık, küf gibi etkenler enerjimizden çalıyorlar. Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler. 1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler Gürültü stres yaşatır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır. 2- Kahve ve çay 6 fincandan sonrası zarar! Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz. 3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin. 4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir. 5- Cep telefonu hipnozdan beter 20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar. 6- Duş alırken Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın! 7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerekir. 8- Kola bünyeyi aside boğar Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır. 9- Gürültü de yorar Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor. 10- Flüoresan ışığı kronik esnemeye neden olur Flüoresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir. 11- Küften uzak durmalı Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir. Bahar yorgunluğu için öneriler Baharla birlikte gelen enfeksiyonel hastalıklar başta grip olmak üzere etkisini gösteren bulaşıcı hastalıkların başında yer almaktadır. Diyetimize yeterli C vitamini kaynakları ile hem hastalıklara yakalanma riskinden uzak hem de eğer yakalanmış isek de hafif şekilde atlatmış oluruz. Bunu da en başta içebileceğimiz kuşburnu çaylarından, turunçgillerden, domates, maydanoz, soğan, kabak ve birçok sebzeden alabiliriz. - Bahar aylarında vücutta oluşabilecek pul pul dökülmelerin oluşmaması için ise en iyi kaynak A vitaminidir. A vitamininden zengin kaynaklarından bir örüntüyü diyetimize uyarlamak gerekir. Bunu da süt, domates, turuncu ve sarı renkli tüm sebze ve meyveler, balık tüketerek sağlayabiliriz. - Öğünlerimizde gerek salatalarımıza gerek sebze ve zeytinyağlı yemeklere koyacağımız zeytinyağının içeriğindeki yağ asitleri sayesinde hem bağışıklık sistemimizi arttırmış hem de lezzetli ve enerji içeriği yüksek şekilde beslenmiş oluruz. - Özellikle havaların ısınması ile vücut yüzey ısımızın artmakta ve sıvı ihtiyacımız da daha çok oluşmaktadır. Bu nedenle bayanların 10 su bardağı erkeklerin 14 su bardağı su içmesi gerekmektedir. Çölyak nedir? Çölyak, genetik kökenli bir ince bağırsak alerjisi. Bu alerji buğday, arpa, yulaf ve çavdar gibi tahıllarda bulunan ve günümüzde pek çok gıdada (bisküvi, reçel gibi) kıvam verici madde olarak kullanılan, gluten adlı proteine karşı ince bağırsağın ömür boyu süren bir hassasiyet göstermesinden kaynaklanıyor. Yediğimiz her yiyecek yemek borusundan mideye, mideden ince bağırsağa, oradan da kalın bağırsağa gider. Midede hazmedildikten sonra sağlığımız için gerekli olan tüm besin maddeleri ince bağırsakta bulunan villus çıkıntıları sayesinde emilerek kana karışır. Villuslar olmadan vücut hiçbir besin maddesini ememez. Çölyak hastalarında gluten maddesi villusları yok ettiği için vücut gerekli olan besin maddelerini alamaz. Bu durumda bağışıklık sistemi bozulur ve çölyak hastalığı ortaya çıkar. Belirtileri neler? Çölyak, çocukluk, ergenlik veya yetişkin yaşlarda görülebiliyor. Bebeklik çağında glutenli yiyecekler yenilmeye başladıktan sonra kusma, ishal, karın şişkinliği, iştahsızlık, huysuzluk, kilo alamama, büyümede gerilik ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkıyor. Bazen hamilelik veya bir ameliyat sonrası, viral enfeksiyon ya da şiddetli duygusal stres sonucunda ortaya çıkarak kişiye göre değişik belirtiler verebiliyor. Nedeni bilinmeyen ve ağızdan alınan demir takviyesiyle düzelmeyen kansızlık, şiddetli ishal ve karın ağrısı, sinirlilik, bir türlü geçmeyen gastrit benzeri şişkinlik, kısırlık, sık düşük yapma eğilimi, kemik ve eklem ağrıları, kollarda ve bacaklarda uyuşma, geçmeyen ağız içi yaraları gibi. Teşhisi Teşhisi en zor olan hastalıklardan biri, çölyak. Çünkü hastalığın belirtileri diğer hastalıkların belirtileriyle aynı olabiliyor. Böylece başka hastalıklarla karıştırılabiliyor. Kesin tanı için özel kan tahlilleri (AGA ve EMA) ve deneyimli bir gastroenterolog tarafından ince bağırsak biyopsisi yapılmalı. Biyopsi için üniversite hastanelerinin gastroenteroloji kliniklerine başvurmak gerekiyor. Genetik bir hastalık olduğu için ailesinde çölyak vakası olanların şikayeti olmasa da mutlaka doktora başvurmaları ve gerekli kontrolleri yaptırmaları gerekiyor. Tedavisi Tanı konulduktan sonraki aşamada uyulması gereken tek tedavi yöntemi ömür boyu glutensiz diyet uygulamak. Diyet uygulanmaya başladıktan kısa bir süre sonra villuslar hiç zarar görmemiş gibi çalışmaya devam ediyor ve şikâyetler ortadan kalkıyor. Bu nedenle glutenli gıdaları kesinlikle tüketmemek gerekiyor. Doğal tedavi Karaağaç ve kavunağacı bitkisinin çayları yararlı olabilir. 1 tutam bitki sıcak suda 5 dakika bekletilip süzülür. Balla tatlandırılıp sıcak veya ılık olarak günde 1-2 fincan içilebilir. Milli Gazete |