Showing posts with label HAYVANLAR. Show all posts
Showing posts with label HAYVANLAR. Show all posts

Wednesday, June 6, 2007

KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ HASTALIĞI- KENE ISIRIĞI

Kırım-Kongo Kanamaları Ateşi Hastalığı (Kene Isırığı

Son yıllarda daha sıkça duyulmaya başlayan, bahar-yaz dönemlerinde artış gösteren ve ağırlıklı olarak keneler aracılığıyla bulaşan virütik bir hastalıktır. İlk olarak 1944 yılında Kırım’da, sonra 1956 yılında Kongo’da tanımlanmış ve sonra aynı hastalık olduğu anlaşılmıştır.

Keneler, kan emerek beslendikleri için hemen tüm yabani ve evcil hayvanların (inek, koyun, köpek, kemiriciler, yerde beslenen kuşlar vb.) üzerinde bulunabilir ve bu hayvanlardan insana geçebilirler. Ayrıca, çalılık ve yeşil, yüksek otlu alanlarda bulunan keneler, beslenmek için doğrudan insanlara da geçip ısırabilirler. Bu nedenle daha çok kırsal bölgelerde ve hayvancılıkla uğraşan kişilerde görülmekle birlikte kentsel alanlardaki uygun ortamlarda da bulunabilirler.

Virüs ile bulaşmış keneler, kan emişini tamamladıktan sonra ayrılırken bir sıvı salgılarlar. Virüs genellikle bu sıvı ile bulaşır. Kan emdikleri ve virüsü bulaştırdıkları tüm canlılar hasta olabilir fakat hastalık genellikle hayvanlarda hafif ve bulgusuz seyreder. Bu nedenle daha az görülmekle birlikte hasta hayvanların salgıları ve kanları aracılığıyla da hastalık bulaşabilir.

Kenelerin kan emişi genellikle uzun bir süreçtir. Sinekler gibi hemen sokup kısa sürede kan emişini bırakmazlar. Kan emmeye başlayan kene, ağız kısmındaki hortumunu cilt içine sokar ve doyuncaya kadar çıkartmaz. Bu hortum, geri çıkışı engellemek için çıkıntılar içerdiğinden kolay çıkmaz. Bu nedenle keneyi çıkartmak için zorlamamak gerekir. Çok zorlandığında sıvıyı erken salgılayıp virüsü bulaştırabilir veya boru kısmı koparak cilt içinde kalabilir. Ayrıca, zorlama kenenin patlayarak enfekte sıvı ve kanının cildimizdeki çiziklerden ya da gözümüze sıçrayarak bulaşmasına yol açabilir. Bu nedenle vücuda yapışık kene görüldüğünde bir cımbızla ağız kısmından tutularak yavaşça sağa-sola oynatılıp bir vida gibi çıkartılmaya çalışmalı ya da bir sağlık kurumuna başvurularak çıkartılması sağlanmalıdır.

Hastalık oluşması ve bulguları:
Hastalık genellikle kene ısırığı ile virüsün bulaşmasından 1-3 gün sonra ortaya çıkar. Bu süre en fazla 9 güne kadar uzayabilir. Hasta hayvanın kan ve vücut sıvıları bulaşmış ise bu durumda hastalığın ortaya çıkışı 13 güne kadar uzayabilmektedir.

Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kol, bacak ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin iştahsızlık bulguları ile başlar. Bazen kusma, karın ağrısı ve ishal olabilir.
İlk günlerde yüz ve göğüste küçük cilt altı kanamaları, gözlerde kızarıklık, gövde, kol ve bacaklarda bir yere çarpmış gibi cilt altı kanamalar oluşabilir.
Burun kanaması, kanlı kusma, kanlı dışkılama, kanlı idrar görülebilir. Vajinal kanamaya da rastlanabilir.
Ağır olgularda hepatit, karaciğer, böbrek, akciğer yetmezlikleri oluşabilir.

Tedavi: Diğer çoğu virüs hastalıklarında olduğu gibi bu hastalığın da doğrudan bir tedavisi ve etkili bir ilacı olmayıp daha çok destek tedavisi ve bulguları gidermeye yönelik tedaviler ve bazı antivirütik ilaçlar uygulanmaktadır.
Erken dönemde başlanılan destek tedavi daha başarılı sonuç vermektedir. Geç başlanılan tedavi ve ağır seyredebilen hastalık öldürücü olabilmektedir.
Hastalığa karşı aşı çalışması yürütülmekle birlikte henüz koruyucu bir aşı geliştirilememiştir.

Korunma:
Hastalık, kenelerin sokması sonrası salgıladıkları sıvıyla, kenelerin çıkartılırken ezilmesi sonucu çıkan sıvı ve kanıyla veya kene sokması sonucu virüsü alıp hasta olmuş hayvanların kan ve salgıları ile bulaşabilmektedir. Bu nedenle:
Mera ve meskenlerde yerleşik keneler kan emerek beslenirler. Hayvanları kenelerden uzak tutarak kenelerin yayılmaları engellenmelidir.
Yeşil ve piknik alanlarına gidildiğinde (su kenarları, otlaklar, çalılık ve yüksek otlu alanlar) uzun giysiler giymeli, bacakları açıkta bırakmamalı, paçalar çorap içine konulup kenenin vücuda ulaşması zorlaştırılmalıdır. Dönüşte tüm vücut kontrol edilip yapışık kene olup olmadığına bakılmalıdır.
Yeşil alanlara giderken böcek kaçırıcı sıvı ve jeller cilde sürülebilir veya giysilere emdirilebilir. Bu maddelerin az da olsa sağlık sakıncaları olduğu dikkate alınmalıdır. Hayvan besliyorsanız hayvanlarınızı dolaştırırken onlara da bu sıvılardan sürebilirsiniz.
Vücuda yapışık kene tespit edildiğinde keneyi çıkartmak için fazla zorlamamalı, halk arasında yaygın olduğu şekliyle sigara veya kibritle yakma, kenenin üzerine kolonya, alkol veya diğer kimyasal maddeler uygulanmamalıdır. Bu maddeler kenenin daha erken aşamada kusmasına ve enfekte sıvıyı vücudumuza salgılamasına neden olabilir.
Vücuda yapışık kene tespit edildiğinde eldiven takarak ve bir cımbız ile kene vücuda yapışık ağız kısmından tutularak yavaşça sağa-sola sallanarak bir vida gibi çıkartılmalı veya bir sağlık kurumuna başvurularak çıkartılması sağlanmalıdır.
Hasta kişiler ile temasta vücut sıvıları aracılığıyla bulaşma olabileceği unutulmamalıdır.

Artık piknik yapmak da riskli hale geldi.
Kenelerle karşılaşmamanız dileğiyle,

Dr. Murat FIRAT
Halk Sağlığı Uzmanı


KAYNAK.

Thursday, May 31, 2007

YILAN


Derdi olan yılana sarılır

Bu yılanı alnına koymaya yürek ester. Hani derler ya 'denize düşen yılana sarılır'. İşte o misal. Uzmanlar 'yanlış' dese de derdi olanlar 'bir umut' diyerek şifa arıyor.


Derdi olan yılana sarılır

Sedef, yılancık, egzama gibi birçok hastalığa iyi geldiğine inanılan yılanlar, vücudun rahatsızlık hissedilen bölgelerine konularak şifa aranıyor.

Bayburt merkeze bağlı Kırkpınar köyünde mayıs-haziran aylarında toprak altından çıkan yılanların, birçok hastalığa iyi geldiğine inanıldığı, bilimsel olarak böyle bir şeyin mümkün olmadığı bildirildi. Alınan bilgiye göre, Bayburt'a yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki Kırkpınar köyünde yılanlar, köylüler tarafından alınarak özel hazırlanmış toprak kaplarda sütle besleniyor.

Sedef, yılancık, egzama gibi birçok hastalığa iyi geldiğine inanılan yılanlar, vücudun rahatsızlık hissedilen bölgelerine konularak şifa aranıyor. Kırkpınar Köyü Muhtarı İlhami Ulusoy (39), AA muhabirine yaptığı açıklamada, köyün yılanlarla özdeşleştiğini savundu. Muhtar Ulusoy, insanlara hiçbir zarar vermediğini iddia ettiği yılanların, özellikle siyatik, romatizma, sinüzit ve sedef hastalığı olan kişilerin tedavisi için kullanıldığını söyledi. Kırkpınar köyüne gelen 32 yaşındaki Osman Bulunmaz, ''Ayağımda ağrı var. Ağrıyan bölgeye yılanı koydum. Bu tedavi bana iyi geliyor, daha önce bir iki kez daha denedim, faydasını gördüm'' diye konuştu. -

''BİLİMSEL İZAHI YOK''

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Köksal Alpay, halk arasındaki, yılanların sedef, egzama gibi hastalıklara iyi geldiği, ağrıları geçirdiği yönündeki inanışın bilimsel olmadığını söyledi. Bu tür geleneklerin bazı bölgelerde sürdürüldüğünü ifade eden Alpay, ''Yılanların rahatsızlıkları giderici bir etkisi olduğunu bilimsel olarak açıklayamayız. Bunların bilimsel izahı yok'' dedi. İyileşeceğine inanan insanların psikolojik olarak etkilenebileceklerine işaret eden Alpay, ''Eğer bir kişi, yılanla temastan sonra derisindeki hastalığının geçeceğine inanıyorsa böyle bir olumlu netice psikolojik olarak alınmış olabilir.

Yoksa bilimsel olarak böyle bir şey mümkün değildir'' diye konuştu. Bu tür şeylerde dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Alpay, ''Bazen yılanların ısırması, zehirli bir maddeyi deriye enjekte etmesi gibi riskler olabilir. Biz hekimler olarak bu tür uygulamaları tasvip etmeyiz, böyle şeyleri hastalarımıza tavsiye etmeyiz'' dedi.



AA

Tuesday, May 22, 2007

ETLER

DANA VE SIĞIR ETİ: Dana ve sığır etini, devamlı yemeyiniz. Dana ve sığır eti devamlı yenirse kalın bağırsak kanseri, kötü huylu tümör, basur, cilt hastalıkları, damarların büzülmesi ve daralması gibi hastalıklar meydana gelir. Dana ve Sığır etinin zararı baharatla telafi edilir. “Sütü şifa, yağı deva, eti marazdır.” Hadisi Şerif.

ERKEÇ ETİ: Erkeç teke değildir. Keçinin erkeğinin kısırlaştırılmışıdır, Erkeç eti yemekte sakınca yoktur. Kıymayı erkeç etinden yaptırabilirsiniz.

KOYUN ETİ: Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselatü Vesselam, bir yaşındaki koyunun, sağ ön kolunu severmiş. İç yağları sakıncalıdır, ölçülü yenmelidir.

TAVUK ETİ: Köy tavuğu yemekte sakınca yoktur. Hazır tavukların hormonlu olma ihtimali çok yüksektir. Dikkatli olmalıyız, hormonlu olması çok sakıncalıdır.

BALIK: Etle aynı besin değerine sahiptir. Daha az yağlıdır. Zayıflamak isteyenler ve şeker hastaları balığın, haşlanmışını ve ızgarasını tercih edebilirler.

Monday, May 7, 2007

KENE

Kene ile mücadele sürüyor

Tarım İl Müdürlüğü ekipleri, beldedeki hayvan ve ahırları da keneye karşı ilaçladı. Merkeze bağlı Güryıldız beldesi İlköğretim Okulu bahçesinde düzenlenen programda konuşan Tokat Tarım İl Müdürü Yaşar Kavak, Tokat'ın keneyle mücadelede çok başarılı olduğunu belirtti. Kavak, ''Bu hastalıkla ilgili çalışmalar yapıyoruz. İlimizin tarım potansiyeli var, kentin sadece kene ile gündeme gelmesini istemiyoruz'' diye konuştu. Veteriner Hekim Mehmet Demir ise, kenenin nisan ve mayıs aylarında yaygın biçimde görülmeye başladığını, ekim ve kasım aylarına kadar devam ettiğini belirterek, ''Bu aylarda ahırlarımızda temizlik ve ilaçlama yapmalıyız'' dedi. Sağlık İl Müdürü Hüseyin Uçar da, kenenin vücutta gezmesi durumunda bunun illaki hastalık olacak anlamına gelmediğini kaydetti. Konuşmaların ardından, okul bahçesine bağlanan büyükbaş hayvanlar veteriner hekimler tarafından ilaçlandı. Beldedeki ahırlarda da ekiplerce ilaçlama çalışması yapıldı. Programa Vali Yardımcısı Ahmet Turgay İmamgiller, vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.
kaynak

Thursday, May 3, 2007

HAYVANLAR İÇİN ŞİFALI BİTKİLER


Hayvanlar için şifalı bitki rehberi!
Zoologlar, hayvanların şifalı bitkilerden yararlandıklarını keşfetti. Goriller bazı özel bitkileri yaralarının üzerine sürüyor. Uluyan maymunlar diş çürümesini önlemek için akaju meyvesinin saplarını çiğniyor.

Avcılar, tavşanların mercanköşk, nane ya da papatyaların arasında dolaştıklarını bilirler. Zoologlar, tavşanların bu bitkileri neden tercih ettiklerini anlamaya çalışıyor. Mesela Michael Boppre, söz konusu şifalı bitkilerin tavşanlarda mide ve bağırsak parazitlerini önlediği kanısında. Kanıt olarak da Almanya'da yıllardan beri tavşanların yaşam alanlarındaki gelişmeleri izleyen biyologların gözlemlerini gösteriyor.

Tavşanlar besili ve sağlıklı görünmelerine rağmen sayıları gitgide azalmakta. Bu garip yok oluşun nedeni bugüne değin, değişen iklim koşullarıyla birlikte artan yağışlar ve soğuk havaya bağlanıyordu. Fakat Boppre'nın bu konudaki görüşü farklı: "Endüstriyel tarımda kullanılan zehirli maddeler ve gübreler tavşanların beslenme alanlarına, dolayısıyla da parazitlerle savaşan doğal koruma mekanizmasına da zarar veriyor".

Sağlıklı bitkiler

Freiburg Üniversitesi Orman Zoolojisi Enstitüsü direktörü Boppre bundan birkaç yıl önce bulduğu 'Pharmakophagie' kavramıyla hayvanların doymak için değil, sağlıklı kalabilmelerine dayanan beslenme alışkanlıklarını vurgulamaya çalışıyor. Son zamanlarda hayvanların sağlıklarıyla ilgilendiklerine değin bilimsel bulgular çoğalıyor:

*Goriller bazı özel bitkileri çiğneyerek elde ettikleri bulamacı yaralarının üzerine sürüyorlar.
*Geniş burunlu yeni dünya maymunlarından olan uluyan maymunlar ise diş çürümesini önlemek için akaju meyvesinin saplarını çiğniyorlar.
*Alaska'daki boz ayılar kış uykusuna yatmadan önce tenyalarından saparna bitkisiyle (Smilax) kurtuluyorlar.
*Bazı kuşlar ise tüylerine yapışan kene ve bitleri karıncalarla ovarak temizliyorlar.

Araştırmacıların bu tür sonuçlara ulaşmaları aslında rastlantı değil. Çünkü hayvanların beslenme alışkanlıkları, doğayı yeni ilaç kaynağı olarak keşfeden farmakologlar tarafından da izlenmekte. Ve araştırmalar yerli kabilelerindeki 'hekimlerin' de hayvanların şifalı bitkilerinden yararlandıklarını gösteriyor. Mesela batı Tanzanya yerlileri, kusmakta olan bir Avustralya kirpisinin kök yiyerek iyileştiğini izleyerek yeni bir bitki keşfetmişler.

'Bundan 200 yıl önce buradaki insanlar da sağlıklı bitkiler hakkında daha fazla bilgiye sahiptiler; doğal ilaçlara ilginin artmasıyla, şimdi bunlar yeniden hatırlanmaya başlandı' diyor Boppre.

40 bin bitki biliniyor

İngiliz bilim insanı Cindy Engel için hayvanların beslenme alışkanlıkları ayrı bir önem taşımakta. Besin listemizdeki birçok bitkiyi yapay tatlarla değiştirdiğimizden, bitkilerdeki tedavi edici etkinin de kaybolduğuna inanıyor. Kısa süre önce hayvanlar dünyasındaki şifalı bitkiler üzerine bir kitap yayınladı.

Biyologlar, özellikle hayvanların alışılmışın dışında maddelerle, mesela dışkılarla beslendiklerinde ya da yaşamlarını tehlikeye atarak acı otlara ulaşmaya çalıştıklarında dikkat kesiliyorlar. Çünkü bu durumlar hayvanların bitkilerdeki ikincil bitki maddelerinden yararlandıklarını gösterir. Bunlar genelde bitkileri düşmanlarından koruyan, kokular üreten ya da hastalıktan koruyan maddeler. Bugüne değin aralarında kafein ve nikotin gibi maddelerin de bulunduğu toplam 40 bin bitkisel metabolizma maddesinin kimyasal analizi yapılmış. Uygun dozu bilmeyenler için bu maddeler genelde zehirli olabilir. 'Oysa düşük dozda alındığında tıbbi ilaçlar kadar etkilidir' diyor Max-Planck Kimyasal Ekoloji Enstitüsü direktörü Jan Baldwin.

Hayvanlardan öğrenmeli

Öyle görülüyor ki birçok hastalığı iyileştiren bitki var ve hayvanların birçoğu bunları koklayarak tanıyabiliyorlar. Özellikle, insana en yakın canlı türü olarak bilinen maymunlar... Örneğin dağ gorili kusmasını önlemek için ağaç kabuğu kemirir. Amerikalı kimyacı bu ağaç kabuğunun salmonella bakterisinin çoğalmasını önlediğini laboratuvarda kanıtlamış.

Tanzanya'daki şempanzeler de Sierra Leone yerlileri tarafından 'Keçi öldüren' olarak adlandırılan ve son derece zehirli olan bir çalı bitkisinin dallarındaki özü çiğniyorlar. Maymun araştırmacısı Michael Huffman, bağırsak kurdu belirtileri gösteren dişi bir maymunun bu şekilde kısa bir süre içinde iyileştiğini gözlemlemiş.

Hayvanların içgüdüsel olarak hastalanmamak için çaba gösterdiklerine inanan ve Bavyera bölgesindeki sığırcık kuşlarının yuvalarını sağlığa yararlı bir biçimde kurduklarını izleyen Max-Planck Ornitoloji Bölümü araştırmacılarından Helga Gwinner: 'Erkek kuşlar yuvayı çeşitli ot ve çiçeklerle besliyorlar' diyor.

Daha sağlıklı

Yavru sığırcık kuşları şifalı bitkilerle kurulmayan yuvalardaki yavru kuşlara göre daha sağlıklılar. Hatta son araştırmalar, bağışıklık sistemlerinin de daha güçlü olduğunu göstermiş. Çünkü kanlarındaki akyuvar oranı daha yüksek. Gwinner şimdi çalışma arkadaşı Jan Baldwin ile birlikte kuşların bağışıklık sistemlerini güçlendiren civan perçemi (Achillea millefolium) içindeki maddelerin moleküler yapılarını inceliyor. Zoologlar bir zamanlar sığırcık kuşu yuvasındaki çiçeklerin dişileri kızıştırdığını düşünüyorlardı. Bazı araştırmacılara göreyse yuvaları bit ve uyuz böceğinden koruyordu. Fakat ornitolog civan perçemiyle örülmüş yuvalarda da diğerleri kadar parazit bulmuş.

Yuvaya odun kömürü

Spiegel dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, yuvalarını sağlıklı malzemelerle besleyen başka kuş türleri de var. Örneğin odun kömürünün antibakteriyel özelliğinden yararlanan Avustralya ispinoz kuşu yuvasına odun kömürü döşüyor. Hatta Otus asio baykuş türünün yuvasında böcek larvalarıyla beslenen yılanlar (Leptotyphlops) bulunmuş. Fakat hayvanlardaki her dikkat çekici davranışın tedavi amaçlı olduğunun düşünülmemesi gerekir.

Örneğin Romalı yazar Plinius (doğumu İ.S.24 veya 23) kör yılanların, gözlerini rezene çiçekleriyle ovduktan sonra yeniden görebildiklerini sanıyordu. Oysa bu durumda rezenenin tedavi edici bir etkisi yok. Yılanlar deri değiştirirken kısa bir süre için görmezler. Ancak gözlerinin etrafındaki deriyi rezene saplarıyla keserek derilerinden daha çabuk kurtulmaya çalışırlar. Ortaçağ İngiltere'sindeki doktorlar yara tedavisinde hastalarına köpek yavrusu dili öneriyorlardı. Köpekler gerçekten de yaraları yalıyorlar, ama iltihabı iyileştirici etki dilde değil tükürüktedir.

Toprak yemenin faydası

Şifalı otlar konusunda en doğru reçeteleri bulabilenler, bugün bile kusmaya karşı toprak yiyen Avustralya yerlileridir. Özellikle mineral eksikliği (başta sodyum olmak üzere) çeken otçul canlılar toprak yemeyi severler. Örneğin güney Amerika'da yaşayan maymun ve papağanlar yoğun mineral içerikli termit yuvalarındaki toprakla besleniyorlar.

En yoğun sodyum eksikliği fillerde görülür. Batı Kenya'daki filler sodyum ihtiyaçlarını Mount Elgon volkanındaki bir mağarada gidermeye çalışırlar. Fillerin kopardıkları tonlarca kaya parçası arasında son derece etkili bir sindirim ilacı olan sodyum sülfat da bulunur.

Ve akut zehirlenmelerde birçok hayvan killi toprak yer. Çünkü kil zehri temizlemekte. Maymunlar özellikle de termit yuvalarındaki killi topraktan yararlanırlar. Papağanlar killi tabakaların hemen yüzeyde bulunan yamaç yarıklarını tercih ederler.

Ancak zehirlenmeye karşı en çok kullanılan doğal ilaç odun kömürüdür. Hayvanın kendi ağırlığından 200 misli daha fazla zehri temizleyen odun kömürünün etkisinden insanlar da yararlanır. Genelde orman yangınlarından artakalan odunları kemiren maymunlar acil durumlarda odun kömürünü evlerden de çalıyorlar. Çünkü primatların yemek listesinde bulunan mango, zararlı maddeler içerir ve odun kömürü bunları bertaraf eder.

Kafeslerde yaşayan hayvanların şifalı bitkilerden yararlanmaları çok zor. Bu da onların doğada yaşayan türlerine göre neden daha çok sindirim rahatsızlıklarına yakalandıklarını açıklıyor.

Davranışları içgüdüsel

Belli başlı bitkileri yemeleri genelde içgüdüsel bir davranış. Ama eğer kendilerini daha iyi hissediyorlarsa yararlı bitkileri akılda tutabiliyorlar. Asıl ilginç olan, hayvanların sırf tadına bakarak bir sürü şifalı bitkilere ulaşmış olabilmeleri. Boppre, Afrika'da yaptığı bir araştırma gezisi sırasında bulduğu Chrysippusfalter kelebeğini Almanya'ya getirerek çoğaltmaya çalışmıştı. Ancak erkek kelebekler oldukça sağlıklı olmalarına rağmen çiftleşmeye yanaşmıyordu. Zoolog ikinci gezisinde doğada yaşayan kelebeklerin davranışlarını yeniden incelediğinde, erkek kelebeklerin çiftleşmeden önce kurumuş çiçek saplarını emdiklerini fark etmiş. Dişi kelebeği etkileyen bir kokuya dönüşen madde, çiftleşme sırasında spermayla birlikte dişiye dolayısıyla da yumurtalara geçiyor. Boppre bu kokunun yumurtaları düşmanlardan koruduğunu sanıyor.
KAYNAK

ARI ZEHİRİ

Yumurtadan yeni çıkmış arının zehiri olmadığı gibi, çiçektozu verilmeden büyüyen arının da zehiri yoktur. (Örneğin arıbeyi). Zehir bezesi arının yaşamının 2. gününden başlayarak zehir salgılamaya başlar. Zehir kesesinde zehirin en çok (sıvı olarak yakl. 3 mgr) toplandığı dönem, yaşamının 15. ile 20. günleri arasındadır.

Kokusu tadı: Keskin, acı ve çok ekşidir.

Yan etkileri: Sayıları çok az olmakla birlikte birtakım insan arı sokmasına karşı duyarlıdır. Bir arı sokması kurdeşene, ürtikere seyrek olarak kollapsa da neden olabilir. Arının soktuğu kimsenin yüzü beyazlaşmaya, nabzı yükselmeye başladığında derhal hekime baş vurmak gereklidir. Aşırı alerji gösterenler tedavi yolu ile arı sokmasına karşı bağdaşıklık kazanabilir.

Özellikle arı zehiri ile romatizmanın tedavi edilebileceğini Mısırlılar da bilmekteydiler. Tedavi, ağrıyan yer arıya sokturularak yapılırdı. Günümüzde zehir özel yöntemle toplanıp kurutularak süresiz saklanabilmektedir. Yapılan araştırmalar arı zehirinin kortizon salgısını arttırdığını göstermiştir. Günümüzde arı zehiriyle romatizma, artritis (eklem romatizması), arter hastalıkları, deri, damar hastalıkları, eklem iltihaplanmaları, hematom (kanamalar), nöroloji (sinir iltihapları nedeni duyulan ağrılar), siyatik, alerji, saman nezlesi tedavi edilmektedir.

Tuesday, April 3, 2007

DOMUZ ETİ VE ZARARLARI

DOMUZ ETİ VE SAĞLIĞA ZARARLARI

O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 173)

Domuz eti yenmesinin sağlığa zararlı pek çok yönü bulunmaktadır. Bu zararlar geçmiş dönemlerde olduğu gibi, alınan her türlü tedbire rağmen günümüzde de söz konusudur. Herşeyden evvel domuz, her ne kadar çiftliklerde, bakımlı ortamlarda yetiştirilirse yetiştirilsin, kendi pisliğini yiyen bir hayvandır. Gerek pislikle beslenmesi gerekse biyolojik yapısı nedeniyle domuzun bünyesi diğer hayvanlara oranla çok fazla miktarlarda antikor üretir. Yine domuzun vücudunda diğer hayvanlara ve insana oranla çok yüksek dozda büyüme hormonu üretilir. Doğal olarak bu yüksek dozdaki antikorlar ve büyüme hormonu, dolaşım yoluyla domuzun kas dokusuna da geçerek birikir. Bunun yanı sıra domuz eti çok yüksek oranlarda kolesterol ve lipid içerir. Bunların sonucunda tüm bu aşırı düzeydeki antikorlar, hormonlar, kolesterol ve lipidlerle yüklü olan domuz etinin insan sağlığı açısından önemli bir tehdit olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Bugün domuz etinin yoğun olarak tüketildiği ABD, Almanya gibi ülkelerin nüfuslarının önemli bir bölümünü oluşturan normalin çok ötesinde şişman kimselerin varlığı, artık alışılmış bir durum olmuştur. Domuz etine dayalı bir beslenme sonucunda, aşırı büyüme hormonuna maruz kalan insan bünyesi, önce çok fazla kilo toplamakta, sonra da vücut deformasyona -şekil bozukluklarına- uğramaktadır.

Bunların dışında, domuz etindeki sağlığa zararlı maddelerden biri de “trişin” parazitidir. İnsan vücuduna girdiğinde doğrudan kalp kaslarına yerleşerek ölümcül tehlike oluşturan trişin parazitine domuz etinde sıklıkla rastlanmaktadır. Günümüz teknolojisiyle trişinli domuzları teknik olarak tespit etmek mümkünse de önceki asırlarda böyle bir yöntem bilinmiyordu. Bu nedenle, domuz eti yiyen herkes için trişin parazitini kapma ve ölümle karşı karşıya kalma riski vardı.

Görüldüğü gibi tüm bu sebepler, Rabbimiz'in domuz etini yasaklanmasının hikmetlerinden bir kısmıdır. Ayrıca Rabbimiz'in bu emri, her koşulda sağlığa zararlı etkilerini sürdüren, denetimsiz üretiminde ise ölümcül bile olabilen domuz etinin yenmesine karşı tam bir korumadır.

20. yüzyıla kadar domuz etinin insan sağlığını doğrudan tehdit eden zararları olduğundan haberdar olmak mümkün değildi. Bugünkü tıbbi cihazlarla, biyolojik testlerle somut biçimde ortaya konmuş bu zarara karşı, daha kimsenin mikrop, bakteri, trişin, hormon, antikor gibi kavramlardan haberi olmadığı 14. yüzyılda indirilen Kuran'da kesin önlem alınması da, Kuran'ın üstün ilim sahibi Rabbimiz'in vahyi olduğunu gösteren mucizelerdendir. Bugün de domuz üretiminde alınan her türlü önlem ve denetime rağmen, domuz etinin fizyolojik olarak insan vücuduna uygun bir besin türü olmadığı, insan sağlığına kesin zararı olan bir et çeşidi olduğu gerçeği değişmemiştir.

KAYNAK