Eftal ORHAN´ın İnternethaber.com da yayınlanan yazısı.
Bir sınavda soruları çözerken, çoğunlukla o sorunun kitaptaki sayfasının resmi mi zihninize gelir, hocanın o derste o konuyu anlatırken söyledikleri mi (ya da sizin ders çalışırken kendi kendinize içinizden veya dışınızdan seslendirerek yaptığınız tekrarlar mı), yoksa o konuyu çalışırken aldığınız notlar veya çıkardığınız özet bilgiler mi gelir?
Eğer o konunun sayfadaki resmi aklınıza geliyorsa görsel öğrenme stratejisine sahipsiniz demektir.
Hocanın o dersi anlatırken söyledikleri veya sizin o konuyu çalışırken içinizden veya dışınızdan seslendirerek yaptığınız tekrarlar aklınıza geliyorsa işitsel öğrenme stratejisine sahipsiniz demektir.
Derste, defterinize yazdığınız yazılar veya evde o dersi tekrar çalışırken çıkardığınız özetler, konu ile ilgili çözdüğünüz sorular aklınıza geliyorsa dokunsal (knestetik) öğrenme sistemine sahipsiniz anlamına gelir.
Beyin dışardan gelen verileri, ya görüntü (resim) olarak, ya ses (kelime) olarak ya da duygu (olay) olarak kaydeder.
Görüntü olarak kaydeden insanlar görsel, ses veya kelime olarak kaydeden insanlar işitsel, olay da da duygu olarak kaydeden insanlar dokunsal olarak adlandırılır.
Görsel insanlar görüntü, işitsel insanlar ses, dokunsal insanlar kas hafızasına sahiptir.
İnsanların % 75"inde bu üç sistemden ikisi birlikte bulunur, ancak bir sistemi daha baskın kullanır. Ayrıca yalnızca görsel, yalnızca işitsel ve yalnızca knestetik (dokunsal) sistemi kullanan insanlar da bulunmaktadır.
Eğitimde karşılaşılan en önemli sorun, öğrencilerin kendi öğrenme stratejilerini bilmemeleri ve bu strateji ile çalışmamalarıdır.
Aslında, bugün “öğrenme zorluğu var” denilen öğrencilerin çoğu ya dersler, kendi öğrenme stratejilerine göre öğretilmediği için ya da yanlış öğrenme stratejileri ile çalıştığı için öğrenme zorluğu yaşamaktadırlar.
Onlara kendi öğrenme stratejileri tespit edilip bu strateji ile nasıl çalışılacağı öğretildiğinde çok başarılı olurlar.
Bizim eğitim sistemimizde, ne yazık ki daha çok işitsel öğrenme sistemi kullanılmaktadır.
Burada özellikle görsel ve dokunsal öğrenme sistemine sahip öğrenciler ciddi sorunlar yaşamaktadır.
İşin daha kötü tarafı ülkemizde işitsel öğrenme sistemine sahip kişi sayısı diğerlerine göre çok azdır.
Öğretmenler, dersleri çoğunlukla anlatarak işlediğinden görsel öğrenme sistemine sahip öğrenciler kelimeleri resme dönüştürmeye, dokunsal öğrenciler de kelimeleri uygulama ya da bir süreç haline dönüştürmeye çalışırlar. Bu da öğrenmede önemli bir gecikmeye neden olur. Bu gecikme, öğrencilere daha fazla çalışma, zaman ve enerji kaybı ve hatta başarısızlık olarak geri döner.
Eğitim sistemiz, genelde anlatım ve ezbere dayalı olduğu ve özellikle uyguluma çok az olduğundan uygulama ile öğrenen dokunsal öğrencilerde başarısız olma oranı daha yüksektir.
Kolaycı öğretmenler böyle öğrencilere "tembel öğrenci" damgasını yapıştırmayı çok severler.
Daha ilkokul sıralarından başarısız damgasını yiyen öğrenci bu durum karşısında pes ederse ömür oyu bu damgayla yaşamak zorunda kalır. Ya da kendi öğrenme sistemini kendisi el yordamıyla bulur ve başarı merdivenlerini tırmanmaya başlar.
Ülkemizde dokunsal özellik yaygın olmasına rağmen okullarımızda "uygulamalı eğitim" ne yazık ki hemen hemen hiç uygulanmamaktadır.
Görsel öğrenciler dokunsal öğrencilere göre bir miktar daha şanslıdır. Çünkü öğretmenler genellikle anlattıkları konularla ilgili kelimeleri yazmakta, şemaları veya şekilleri çizmektedirler.
Özellikle ÖSS, OKS gibi sınavlara kişi kendi öğrenme stratejisi ile çalışmıyorsa çok ciddi anlama ve hafızada tutma sorunları ortaya çıkar.
Bundan dolayı da “çok çalıştığım halde çok düşük puan aldım, benim kapasitem bu işe yeterli değil” diyen kendine özgüvenini kaybetmiş çok sayıda öğrenci ile karşılaşırız.
İnsanların çoğunda bu sistemlerden ikisi birlikte bulunmaktadır. Ancak biri daha baskındır.
Bu sistemlerden hangisi sizde daha baskınsa o sistemde öğrenmeniz size hem kolaylık sağlayacak hem de etkin ve hızlı öğreneceksiniz.
Aslında, bu sistemlerden hangisinin sizde baskın olduğunu öğrenmeniz sadece öğrenme stratejinizi ortaya çıkarmaz, aynı zamanda yaşam kalıplarınızı da ortaya çıkarır.
Karar verme stratejilerinizi, zamanı algılama şeklinizi, duyguları yaşayış tarzınızı, dahası dünyayı algılayış tarzınızı ortaya koyar.
kaynak
Sunday, September 28, 2008
EVLİLİK
Başbakanlığın yaptığı araştırma, ´uyumlu evliliğin´ sırlarını ortaya koydu. Buna göre kadınlar 20, erkekler de 30 yaşından önce evleniyorsa diğerlerine göre daha mutsuz oluyor.
Evlilikte en uyumlu dönem ilk 5 yıl. Beşinci yıldan sonra ise uyumsuzluk ortaya çıkıyor. Kişilikler oturduğu içinse 35 yaşından sonra yapılan evlilikler uyumsuz oluyor...
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu'nun Hacettepe Üniversitesi'nde görevli 413 evli personel ve eşleri üzerinde yaptırdığı, "Evlilikte Eşler Arasındaki Uyum" araştırmasından çarpıcı sonuçlar çıktı. Doç. Dr. Arzu Şener ve Prof. Dr. Günsel Terzioğlu tarafından yapılan araştırmanın sonuçları şöyle:
Evliliğin ilk 5 yılında uyum en üst safhada. Daha sonra azalmaya başlıyor. 20'nci yıla girene kadar çiftler arasındaki uyum azalıyor, ancak 21 yıldan sonra uyum tekrar artıyor. Uyumun 6-10 yıllık evli olan gruptan itibaren azalmaya başlaması; ailelerin genişleme dönemine girmesiyle ekonomik ve psiko-sosyal sorumlulukların artması veya evliliğin monotonlaşması gibi nedenlerden kaynaklanıyor.
Erken evlilikler henüz kişilerin zevkleri, idealleri, standart ve amaçları şekil almadan, hayat felsefeleri, değerleri kararlılık kazanmadan kurulduğundan bu evlilikler sağlıklı olmuyor, eşlerin kaliteli ilişki ve iletişim kuramayacakları ihtimali ortaya çıkıyor. Evlilikte uyumun en düşük olduğu grup evlilik yaşı 15-19 olanlar. Kadınlar arasında evliliğini 20 ve üzeri yaşlarda gerçekleştirenler, erkeklerde 30-34 yaş grubunda yapanlar diğerlerine göre daha uyumlu çift oluyorlar.
Erkekler kadınlara göre, 'daha uyumlu ilişki yaşıyorum' diyor ve ilişki kalitesini daha iyi bulduğunu belirtiyor. Bu durum, aile içi ilişkilerin yapısından, kadınların aile içindeki statüsünden, evlilikteki beklentilerinin erkeklerden farklı olmasından, ayrıca kadınların evlilikteki sorunları erkeklere göre daha fazla önemsemelerinden kaynaklanıyor.
Gerek kadın, gerekse erkekler arasında ailenin toplam aylık geliri arttıkça evlilik uyumu da artıyor.
21 yıl ve daha uzun süredir evli olanlarda uyumun artması ise çocuklara ilişkin sorumlulukların azalması, düzenli ve oturmuş bir aileye kavuşmuş olma, iletişim ve paylaşım deneyimleri ile hatalara olan hoşgörülerin artması, hedef ve tutumların zamanla birbirine yaklaşmasından kaynaklanıyor. 35'ten sonra kişilikler şekillendiği için ortak bir hayat felsefesi geliştirmek zor görünüyor.
AA
Evlilikte en uyumlu dönem ilk 5 yıl. Beşinci yıldan sonra ise uyumsuzluk ortaya çıkıyor. Kişilikler oturduğu içinse 35 yaşından sonra yapılan evlilikler uyumsuz oluyor...
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu'nun Hacettepe Üniversitesi'nde görevli 413 evli personel ve eşleri üzerinde yaptırdığı, "Evlilikte Eşler Arasındaki Uyum" araştırmasından çarpıcı sonuçlar çıktı. Doç. Dr. Arzu Şener ve Prof. Dr. Günsel Terzioğlu tarafından yapılan araştırmanın sonuçları şöyle:
Evliliğin ilk 5 yılında uyum en üst safhada. Daha sonra azalmaya başlıyor. 20'nci yıla girene kadar çiftler arasındaki uyum azalıyor, ancak 21 yıldan sonra uyum tekrar artıyor. Uyumun 6-10 yıllık evli olan gruptan itibaren azalmaya başlaması; ailelerin genişleme dönemine girmesiyle ekonomik ve psiko-sosyal sorumlulukların artması veya evliliğin monotonlaşması gibi nedenlerden kaynaklanıyor.
Erken evlilikler henüz kişilerin zevkleri, idealleri, standart ve amaçları şekil almadan, hayat felsefeleri, değerleri kararlılık kazanmadan kurulduğundan bu evlilikler sağlıklı olmuyor, eşlerin kaliteli ilişki ve iletişim kuramayacakları ihtimali ortaya çıkıyor. Evlilikte uyumun en düşük olduğu grup evlilik yaşı 15-19 olanlar. Kadınlar arasında evliliğini 20 ve üzeri yaşlarda gerçekleştirenler, erkeklerde 30-34 yaş grubunda yapanlar diğerlerine göre daha uyumlu çift oluyorlar.
Erkekler kadınlara göre, 'daha uyumlu ilişki yaşıyorum' diyor ve ilişki kalitesini daha iyi bulduğunu belirtiyor. Bu durum, aile içi ilişkilerin yapısından, kadınların aile içindeki statüsünden, evlilikteki beklentilerinin erkeklerden farklı olmasından, ayrıca kadınların evlilikteki sorunları erkeklere göre daha fazla önemsemelerinden kaynaklanıyor.
Gerek kadın, gerekse erkekler arasında ailenin toplam aylık geliri arttıkça evlilik uyumu da artıyor.
21 yıl ve daha uzun süredir evli olanlarda uyumun artması ise çocuklara ilişkin sorumlulukların azalması, düzenli ve oturmuş bir aileye kavuşmuş olma, iletişim ve paylaşım deneyimleri ile hatalara olan hoşgörülerin artması, hedef ve tutumların zamanla birbirine yaklaşmasından kaynaklanıyor. 35'ten sonra kişilikler şekillendiği için ortak bir hayat felsefesi geliştirmek zor görünüyor.
AA
Uyurken yatacağınız yönü iyi seçin
SAĞLIK
Uyurken yatacağınız yönü iyi seçin
Uyurken hangi yöne yatıyorsunuz? Uzmanlar araştırdılar, ölçtüler, biçtiler ve en sağlıklı yatış tarzını belirlediler. İşte yatılacak doğru yön:
Yapılan araştırmalar en sağlıklı uyku pozisyonunun ''Sağ yana yatış'' olduğunu ortaya çıkardı.
En tehlikeli yatış pozisyonunun dili geriye kaçırarak nefes borusunu tıkama riski bulunan sırt üstü yatış pozisyonu olduğunu söyleyen Dr.Kezban Aslan, sırt üstü yatmanın çok tehlikeli olduğunu belirtti. Çukorova Üniversitesi Uyku Laboratuvarı'nın Direktörü Uzman Dr. Kezban Aslan,şunları söyledi:
‘Sağlıklı bir uyku için iyi havalandırılmış mekan, düzgün bir yatak ve normal yükseklikte bir yastık yetmiyor. Çünkü bütün bunların yanında uyurken, sağ yana yatmak gerekir. En sağlıklı uyku pozisyonu ‘sağ yana yatış’ pozisyonudur.
KALP ALTTA KALIYOR
Sol yanda yatıldığı zaman kalp altta kaldığı için fonksiyonlar bozulur. Sağ tarafta yattığınızda bu meydana gelmez, organların etkilenmesi söz konusu değil. Özellikle kalp hastaları sağ yana yatmalı." Her insanın uyuma süresinin farklı olduğunu, bunun 6 ila 10 saat arasında değişebileceğini söyleyen Dr. Aslan, ‘Sırt üstü yattığımız zaman yerçekimine bağlı olarak diliniz ve küçük diliniz geriye kaçar ve nefes borunuzu tıkayabilir. Önce horlama olur, daha sonra nefes durmaları meydana gelerek uyku bozuklukları oluşur. Mümkün olduğunca sağ yana yatılmalı. Çok yüksek olmayan düz bir yastık yeterlidir"dedi.
(aa)
Uyurken yatacağınız yönü iyi seçin
Uyurken hangi yöne yatıyorsunuz? Uzmanlar araştırdılar, ölçtüler, biçtiler ve en sağlıklı yatış tarzını belirlediler. İşte yatılacak doğru yön:
Yapılan araştırmalar en sağlıklı uyku pozisyonunun ''Sağ yana yatış'' olduğunu ortaya çıkardı.
En tehlikeli yatış pozisyonunun dili geriye kaçırarak nefes borusunu tıkama riski bulunan sırt üstü yatış pozisyonu olduğunu söyleyen Dr.Kezban Aslan, sırt üstü yatmanın çok tehlikeli olduğunu belirtti. Çukorova Üniversitesi Uyku Laboratuvarı'nın Direktörü Uzman Dr. Kezban Aslan,şunları söyledi:
‘Sağlıklı bir uyku için iyi havalandırılmış mekan, düzgün bir yatak ve normal yükseklikte bir yastık yetmiyor. Çünkü bütün bunların yanında uyurken, sağ yana yatmak gerekir. En sağlıklı uyku pozisyonu ‘sağ yana yatış’ pozisyonudur.
KALP ALTTA KALIYOR
Sol yanda yatıldığı zaman kalp altta kaldığı için fonksiyonlar bozulur. Sağ tarafta yattığınızda bu meydana gelmez, organların etkilenmesi söz konusu değil. Özellikle kalp hastaları sağ yana yatmalı." Her insanın uyuma süresinin farklı olduğunu, bunun 6 ila 10 saat arasında değişebileceğini söyleyen Dr. Aslan, ‘Sırt üstü yattığımız zaman yerçekimine bağlı olarak diliniz ve küçük diliniz geriye kaçar ve nefes borunuzu tıkayabilir. Önce horlama olur, daha sonra nefes durmaları meydana gelerek uyku bozuklukları oluşur. Mümkün olduğunca sağ yana yatılmalı. Çok yüksek olmayan düz bir yastık yeterlidir"dedi.
(aa)
Wednesday, September 24, 2008
12 santim incelten yöntem...
12 santim incelten yöntem...
Dikkat! Verdiğiniz kilolar yağ değil su... Oysa zayıfladım diyebilmek için su değil yağ vermeniz gerekiyor.
Pek çok kişi vücudunun belli bölgelerinde biriken fazlalıklardan diyet yaparak kurtulmaya çalışır. Bu kişiler genelde kilo vermesine şikayetçi oldukları bölgelerdeki fazlalıkların gitmediğinden şikayetçidir.
SORUNUNUZ ZAYIFLAMAK MI İNCELMEK Mİ
Eğer kilo alımında karın, basen, göbek, kalça gibi belli bölgelerde meydana gelen yağlanmalar varsa sadece diyet yapmak işe yaramayabilir. Bu durumda incelme tedavileri dediğimiz yöntemlerden yararlanmak yerinde olacaktır. Hatta bazı insanlar vücut kitle indeksi ölçümüne göre normal kiloda görünmelerine rağmen bölgesel fazlalıklarından şikayetçi oldukları için diyet yaparak bu şikayetleri çözmeye çalışırlar bu durumda hem sağlıksız kiloya inmelerine hem de şikayetlerinden yine de yeterince kurtulamamalarına yol açar.
DiYET PROGRAMI ŞART
Bazı kişilerin sorunu genel kilo fazlası olduğu gibi yağlar ağırlıklı belli bir veya birkaç bölgede toplanmış olabilir; bu durumda, bireylerin vücutlarının yağ-kas-su dengesi, metabolizma çalışma hızı ve iç organ yağlanma oranları tepsit edildikten sonra uygun bir diyet programına başlamaları gerekir. Bununla beraber yine kişilerin vücut tiplerine ve sorunlarına yönelik incelme tedavisi uygulamak incelme, bölgesel zayıflama ve zayıflama yönündeki arayışlarında etkili çözüm olabilecektir. Çünkü estetik sorunlar kişiden kişiye değişmektedir. Kiminde selülit kiminde karın ya da basen fazlalıkları sorunken kimileri sarkma ve gevşeme sorunuyla karşı karşıyadır ki, bu farklı sorunlara uygulanacak farklı tedaviler sorunun çözümünü sağlayacaktır.
KiLO VERMEYE DiRENEN TiPLER
Özellikle zayıflama tedavilerine az yanıt verebilen vücut tipleri vardır. Bunların 5-10 kilo arası fazlalıkları olabilir. Hidrolipodistofiler olarak adlandırdığımız bu vücut tipleri defalarca çeşitli yöntemler ile zayıflamasına rağmen alt taraflarından yeterince incelemeyebilmektedir. Hanımlar ne yazık ki bu durumu kabullenirler. Aslında bu bölgedeki mikro dolaşım bozukluklarını düzeltecek mikroenjeksiyon tedavileri ile mezoterapi ve bazen uygun lenf drenaj programları bu problemleri başarıyla çözebilmektedir. Menopoz öncesi hormon üretiminin azalmasına paralel vücutta fizyolojik değişikler oluşur. Karın ve üstü yağlanır. Bu tipin farklı bir yapısı vardır. Öncelikle bacak içlerinde yumuşak selülitler oluşmaya başlar. Bu döneme kadar böyle bir sorun yaşamamış hanımlar için bu oldukça yeni ve şaşrtıcı bir olaydır ve bundan çok rahatsız olurlar. Şok dalga akupunktur ve geleneksel akupunktur tedavisi bu dönemde yan etkisi olmadan oldukça rahatlatıcı etkileri olan tedavi yöntemidir. Yumuşak selülitlerin tedavilerinde ise mikroenjeksiyon tedavileri veya akustik dalga tedavisi ile oldukça yüz güldürücü neticeler alınmaktadır.
12 SANTiM iNCELTEN YÖNTEM
Genetik olarak erkek vücudunda 18 milyon kadın vücudunda ise 21 milyon yağ hücresi vardır ayrıca kadın bedeni lenfatik dolaşım açısından daha yavaştır. Bunların sonucunda lipogenez yani yağ yapımı da daha yüksek ve kolaydır. Akustik dalga tedavisi bu kısır döngüyü tersine çeviren bir işleyişe sahip.Tedaviyle lipoliz artmakta ve ödem çözülüyor. Cilt sıkılaşması ve yağ doku kaybı nedeniyle özel bir diyete gerek kalmadan bölge başına % 5-12 cm arasında incelme imkanı yaratabiliyor. Aynı mekanizma selülitide tedavi ediyor. Akustik şok dalgaların yüksek enerjisi bu tedavide uygulandığı vücut bölgesinde ciddi sıkılaşma yapıyor.
SUYU ARTIRIP TUZU AZALTIN
Bu dönemin beslenme özelliklerinin başında yeterli protein almak gelir. Genellikle beyaz etler tercih edilmelidir. Yağsız yoğurt veya süt mutlaka belli oranların altında olmamak kaydıyla alınmalıdır. Ancak fazla abartılırlarsa bu defada kolesterol açısından takip edilmelidirler. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken diğer bir konu su alımının arttırılması tuz alımının azaltılmasıdır. Genetik olarak erkek vücudunda 18 milyon kadın vücudunda ise 21 milyon yağ hücresi vardır ayrıca kadın bedeni lenfatik dolaşım açısından daha yavaştır. Bunların sonucunda lipogenez yani yağ yapımı da daha yüksek ve kolaydır.
BİPOLAR RADYOFREKANS
Bölgesel zayıflama, incelme ve selülit tedavisinde uygulanan Bi- Polar, radyo frekans yöntemi selülit ve lokal kilo sorununda uygulanmaktadır. Gevşek ve sarkmış dokunun toparlanmasında da önemli etkisi olan tedavi, radyo frekans enerjisi cilt dokusunun altına geçerek cildin derecesini ve ısısını arttırır. Doku altındaki ısı şoku içerden doku içinde yayılarak yağları eritir. Aynı zamanda kan dolaşımı hızlanır. Oksijen artar, karbondioksit ve toksin atılımı başlar.
(Bugün)
Dikkat! Verdiğiniz kilolar yağ değil su... Oysa zayıfladım diyebilmek için su değil yağ vermeniz gerekiyor.
Pek çok kişi vücudunun belli bölgelerinde biriken fazlalıklardan diyet yaparak kurtulmaya çalışır. Bu kişiler genelde kilo vermesine şikayetçi oldukları bölgelerdeki fazlalıkların gitmediğinden şikayetçidir.
SORUNUNUZ ZAYIFLAMAK MI İNCELMEK Mİ
Eğer kilo alımında karın, basen, göbek, kalça gibi belli bölgelerde meydana gelen yağlanmalar varsa sadece diyet yapmak işe yaramayabilir. Bu durumda incelme tedavileri dediğimiz yöntemlerden yararlanmak yerinde olacaktır. Hatta bazı insanlar vücut kitle indeksi ölçümüne göre normal kiloda görünmelerine rağmen bölgesel fazlalıklarından şikayetçi oldukları için diyet yaparak bu şikayetleri çözmeye çalışırlar bu durumda hem sağlıksız kiloya inmelerine hem de şikayetlerinden yine de yeterince kurtulamamalarına yol açar.
DiYET PROGRAMI ŞART
Bazı kişilerin sorunu genel kilo fazlası olduğu gibi yağlar ağırlıklı belli bir veya birkaç bölgede toplanmış olabilir; bu durumda, bireylerin vücutlarının yağ-kas-su dengesi, metabolizma çalışma hızı ve iç organ yağlanma oranları tepsit edildikten sonra uygun bir diyet programına başlamaları gerekir. Bununla beraber yine kişilerin vücut tiplerine ve sorunlarına yönelik incelme tedavisi uygulamak incelme, bölgesel zayıflama ve zayıflama yönündeki arayışlarında etkili çözüm olabilecektir. Çünkü estetik sorunlar kişiden kişiye değişmektedir. Kiminde selülit kiminde karın ya da basen fazlalıkları sorunken kimileri sarkma ve gevşeme sorunuyla karşı karşıyadır ki, bu farklı sorunlara uygulanacak farklı tedaviler sorunun çözümünü sağlayacaktır.
KiLO VERMEYE DiRENEN TiPLER
Özellikle zayıflama tedavilerine az yanıt verebilen vücut tipleri vardır. Bunların 5-10 kilo arası fazlalıkları olabilir. Hidrolipodistofiler olarak adlandırdığımız bu vücut tipleri defalarca çeşitli yöntemler ile zayıflamasına rağmen alt taraflarından yeterince incelemeyebilmektedir. Hanımlar ne yazık ki bu durumu kabullenirler. Aslında bu bölgedeki mikro dolaşım bozukluklarını düzeltecek mikroenjeksiyon tedavileri ile mezoterapi ve bazen uygun lenf drenaj programları bu problemleri başarıyla çözebilmektedir. Menopoz öncesi hormon üretiminin azalmasına paralel vücutta fizyolojik değişikler oluşur. Karın ve üstü yağlanır. Bu tipin farklı bir yapısı vardır. Öncelikle bacak içlerinde yumuşak selülitler oluşmaya başlar. Bu döneme kadar böyle bir sorun yaşamamış hanımlar için bu oldukça yeni ve şaşrtıcı bir olaydır ve bundan çok rahatsız olurlar. Şok dalga akupunktur ve geleneksel akupunktur tedavisi bu dönemde yan etkisi olmadan oldukça rahatlatıcı etkileri olan tedavi yöntemidir. Yumuşak selülitlerin tedavilerinde ise mikroenjeksiyon tedavileri veya akustik dalga tedavisi ile oldukça yüz güldürücü neticeler alınmaktadır.
12 SANTiM iNCELTEN YÖNTEM
Genetik olarak erkek vücudunda 18 milyon kadın vücudunda ise 21 milyon yağ hücresi vardır ayrıca kadın bedeni lenfatik dolaşım açısından daha yavaştır. Bunların sonucunda lipogenez yani yağ yapımı da daha yüksek ve kolaydır. Akustik dalga tedavisi bu kısır döngüyü tersine çeviren bir işleyişe sahip.Tedaviyle lipoliz artmakta ve ödem çözülüyor. Cilt sıkılaşması ve yağ doku kaybı nedeniyle özel bir diyete gerek kalmadan bölge başına % 5-12 cm arasında incelme imkanı yaratabiliyor. Aynı mekanizma selülitide tedavi ediyor. Akustik şok dalgaların yüksek enerjisi bu tedavide uygulandığı vücut bölgesinde ciddi sıkılaşma yapıyor.
SUYU ARTIRIP TUZU AZALTIN
Bu dönemin beslenme özelliklerinin başında yeterli protein almak gelir. Genellikle beyaz etler tercih edilmelidir. Yağsız yoğurt veya süt mutlaka belli oranların altında olmamak kaydıyla alınmalıdır. Ancak fazla abartılırlarsa bu defada kolesterol açısından takip edilmelidirler. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken diğer bir konu su alımının arttırılması tuz alımının azaltılmasıdır. Genetik olarak erkek vücudunda 18 milyon kadın vücudunda ise 21 milyon yağ hücresi vardır ayrıca kadın bedeni lenfatik dolaşım açısından daha yavaştır. Bunların sonucunda lipogenez yani yağ yapımı da daha yüksek ve kolaydır.
BİPOLAR RADYOFREKANS
Bölgesel zayıflama, incelme ve selülit tedavisinde uygulanan Bi- Polar, radyo frekans yöntemi selülit ve lokal kilo sorununda uygulanmaktadır. Gevşek ve sarkmış dokunun toparlanmasında da önemli etkisi olan tedavi, radyo frekans enerjisi cilt dokusunun altına geçerek cildin derecesini ve ısısını arttırır. Doku altındaki ısı şoku içerden doku içinde yayılarak yağları eritir. Aynı zamanda kan dolaşımı hızlanır. Oksijen artar, karbondioksit ve toksin atılımı başlar.
(Bugün)
Friday, September 12, 2008
HURMA
hurmanın faydalarını biliyor musunuz?
Son yıllarda yapılan araştırmalar, hurmanın kalp damar hastalıklarından ve kanserden korunmada etkin rol oynadığını gösteriyor. Peki, hurmanın faydalarını biliyor musunuz?
Sema Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu, hurmanın lif, mineral ve fenol açısından çok zengin olduğunu ayrıca sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum, demir, fosfat gibi mineralleri de barındırdığını söyledi. Hurmanın birçok faydası bulunduğunu belirten Mutlu; düzenli olarak tüketildiğinde kansere ve kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşıdığını sözlerine ekledi.
Hurma;
� Protein içerir.
� Protein, yağ ve karbonhidrat (üçünü bir arada ) içeren tek meyvedir.
� Vücudun yaşlanma belirtilerini azaltır.
� Saf hurma cildi besler, hamilelik ve güneş lekelerini yok eder.
� İçerdiği demir sayesinde, kansızlığa iyi gelir.
� B1, B2 vitaminlerinin bir arada bulunmasından dolayı karaciğeri kuvvetlendirir.
� Boğaz ağrısına, öksürüğe iyi gelir.
� Kansere ve kalp damar hastalıklarına karşı koruyucudur.
� İçerdiği bol fosfor ve kalsiyum ile kemik hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşır.
Orucun hurma ile açılması halinde, oruçtan dolayı insanın üzerinde oluşan halsizliği de içerdiği şeker oranı sayesinde hemen gidermektedir.
Sadece Ramazan’da yemeyin, her zaman tüketin!
Hayrettin Mutlu Ramazan sofralarının meyvesi olarak bilinene hurma, hâlbuki her zaman tüketilmesi gereken bir yiyecek. Şeker oranı yüksek olmasına rağmen kilo aldırmayan bir yapıya sahip. Özellikle suda çözünebilir lif içeriği yüksek olması, hurmanın sindirim sistemi rahatsızlıklarını (kabızlık, gaz vb) önlemeye ve gidermeye yardımcı olduğunu ve günlük hayatın getirdiği stres ve yoğun temponun verdiği yorgunluktan kurtulmak için her gün hurma yemenizde fayda var dedi.
haber 7 com
Son yıllarda yapılan araştırmalar, hurmanın kalp damar hastalıklarından ve kanserden korunmada etkin rol oynadığını gösteriyor. Peki, hurmanın faydalarını biliyor musunuz?
Sema Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu, hurmanın lif, mineral ve fenol açısından çok zengin olduğunu ayrıca sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum, demir, fosfat gibi mineralleri de barındırdığını söyledi. Hurmanın birçok faydası bulunduğunu belirten Mutlu; düzenli olarak tüketildiğinde kansere ve kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşıdığını sözlerine ekledi.
Hurma;
� Protein içerir.
� Protein, yağ ve karbonhidrat (üçünü bir arada ) içeren tek meyvedir.
� Vücudun yaşlanma belirtilerini azaltır.
� Saf hurma cildi besler, hamilelik ve güneş lekelerini yok eder.
� İçerdiği demir sayesinde, kansızlığa iyi gelir.
� B1, B2 vitaminlerinin bir arada bulunmasından dolayı karaciğeri kuvvetlendirir.
� Boğaz ağrısına, öksürüğe iyi gelir.
� Kansere ve kalp damar hastalıklarına karşı koruyucudur.
� İçerdiği bol fosfor ve kalsiyum ile kemik hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşır.
Orucun hurma ile açılması halinde, oruçtan dolayı insanın üzerinde oluşan halsizliği de içerdiği şeker oranı sayesinde hemen gidermektedir.
Sadece Ramazan’da yemeyin, her zaman tüketin!
Hayrettin Mutlu Ramazan sofralarının meyvesi olarak bilinene hurma, hâlbuki her zaman tüketilmesi gereken bir yiyecek. Şeker oranı yüksek olmasına rağmen kilo aldırmayan bir yapıya sahip. Özellikle suda çözünebilir lif içeriği yüksek olması, hurmanın sindirim sistemi rahatsızlıklarını (kabızlık, gaz vb) önlemeye ve gidermeye yardımcı olduğunu ve günlük hayatın getirdiği stres ve yoğun temponun verdiği yorgunluktan kurtulmak için her gün hurma yemenizde fayda var dedi.
haber 7 com
Saturday, August 23, 2008
Yeni doğan bebeklerle fazla temastan kaçının
Yeni doğan bebeklerle fazla temastan kaçının
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Bakar, yenidoğan bebeklere çok fazla dokunmanın ve öpmenin enfeksiyon riski taşıdığını vurguluyor.
Yenidoğan bebekler hastalıklara karşı savunmasız oldukları için korunmaları büyük önem taşıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Bakar, bebeğin sağlığı açısından aşırı koruma telaşına girmeden bazı konulara dikkat etmenin yeterli olduğunu belirtiyor.
Dr. Bakar, yenidoğan bebeklerin cilt enfeksiyonları açısından risk altında olduğunu vurguluyor:
“Bebekler doğduklarında vernix kazeoza denen ciltlerinde koruyucu bir tabaka ile doğarlar. Bu koruyucu tabaka bebekleri hem ısı kaybından hem de enfeksiyonlardan korur, ayrıca cildini nemlendirir. Bu nedenle bebekleri hemen yıkamayız, doğumdan 3-4 gün sonra yıkanmasını istiyoruz.”
Hastaneden eve götürüldükten sonra bebekle çok fazla temasa geçilmemesini söyleyen Dr. Bakar, “Yenidoğan bebek her türlü enfeksiyona açıktır. Bu nedenle bebeğe çok dokunulmasını, öpülmesini istemiyoruz. Enfeksiyonlu bir kişiden bebeğe enfeksiyon bulaşması kaçınılmazdır. Anne baba dışındaki kişilerin bebeği biraz uzaktan sevmelerini istiyoruz. Bebekle fazla temas edilmemesini istiyoruz. Ayrıca bebeğin bulunduğu evde başka odada bile sigara içilmemeli” diyor.
Her gün yıkamak iyi gelir!
Bebeğin ne çok sıcak ne de çok soğuğa maruz kalmaması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Filiz Bakar, bebek giyimi ile ilgili şunları söylüyor:
“Bebekleri aşırı koruma eğilimi çok yaygın. Bebekler refleks olarak da sık hapşırırlar, bu durum aileyi üşütmüş olabileceği konusunda tedirgin eder ve bebek kat kat giydirilir. Aşırı giydirilme de bebeği huzursuz eder, terler, isilik oluşumunu kolaylaştırır. Oysa çok sıcaklarda tek kat giysi yeterli olabilir. Oda sıcaklığı bebek giyinik iken 22-23 derce civarında olmalıdır. Oda çok sıcak ise klima kullanılabilir, ancak bebek direk klima havasına maruz kalmamalıdır.”
Bebeğin sıcak havalarda her gün yıkanmasını önerdiklerini de belirten Dr. Bakar, “Bebeğin cildi zarar görmesin diye her gün sabun ve şampuan kullanmak yerine bir gün sadece suyla, diğer gün sabunla yıkanabilir. Alt temizliğini de dikkatli yapmak gerekiyor. Bebeklerin altını temizlerken ıslak mendilleri birtakım allerjen maddeler içerdiği için önermiyoruz. Ilık suya batırılmış pamuk ile temizlenmesini tercih ediyoruz, kız bebeklerde ise özellikle temizliğin arkadan öne doğru yapılmasını öneriyoruz” diyor.
Öneriler
- Alt temizliği ıslak mendil yerine ıslatılmış pamukla yapılmalı.
- Bebek odasının ısısı 22-23 derce civarında olmalı.
- Evde sigara içilmemeli
- Enfeksiyon riski açısından bebekler çok sık öpülmemeli.
- Bebeğin çamaşırları sabun tozu ile yıkanmalı.
- Bebeğin rahatlaması açısından sıcak havalarda her gün yıkamalı ancak her gün şampuan ve sabun kullanılmamalıdır. Onun yerine bir gün sadece su, bir gün de şampuan kullanılmalıdır.
- Bebekler güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saati dışındaki zamanlarda 15 dakikalık sürelerle cam arkasından gelen güneşe değil, direkt güneşe çıkarılmalı.
kaynak: haber 7
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Bakar, yenidoğan bebeklere çok fazla dokunmanın ve öpmenin enfeksiyon riski taşıdığını vurguluyor.
Yenidoğan bebekler hastalıklara karşı savunmasız oldukları için korunmaları büyük önem taşıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Bakar, bebeğin sağlığı açısından aşırı koruma telaşına girmeden bazı konulara dikkat etmenin yeterli olduğunu belirtiyor.
Dr. Bakar, yenidoğan bebeklerin cilt enfeksiyonları açısından risk altında olduğunu vurguluyor:
“Bebekler doğduklarında vernix kazeoza denen ciltlerinde koruyucu bir tabaka ile doğarlar. Bu koruyucu tabaka bebekleri hem ısı kaybından hem de enfeksiyonlardan korur, ayrıca cildini nemlendirir. Bu nedenle bebekleri hemen yıkamayız, doğumdan 3-4 gün sonra yıkanmasını istiyoruz.”
Hastaneden eve götürüldükten sonra bebekle çok fazla temasa geçilmemesini söyleyen Dr. Bakar, “Yenidoğan bebek her türlü enfeksiyona açıktır. Bu nedenle bebeğe çok dokunulmasını, öpülmesini istemiyoruz. Enfeksiyonlu bir kişiden bebeğe enfeksiyon bulaşması kaçınılmazdır. Anne baba dışındaki kişilerin bebeği biraz uzaktan sevmelerini istiyoruz. Bebekle fazla temas edilmemesini istiyoruz. Ayrıca bebeğin bulunduğu evde başka odada bile sigara içilmemeli” diyor.
Her gün yıkamak iyi gelir!
Bebeğin ne çok sıcak ne de çok soğuğa maruz kalmaması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Filiz Bakar, bebek giyimi ile ilgili şunları söylüyor:
“Bebekleri aşırı koruma eğilimi çok yaygın. Bebekler refleks olarak da sık hapşırırlar, bu durum aileyi üşütmüş olabileceği konusunda tedirgin eder ve bebek kat kat giydirilir. Aşırı giydirilme de bebeği huzursuz eder, terler, isilik oluşumunu kolaylaştırır. Oysa çok sıcaklarda tek kat giysi yeterli olabilir. Oda sıcaklığı bebek giyinik iken 22-23 derce civarında olmalıdır. Oda çok sıcak ise klima kullanılabilir, ancak bebek direk klima havasına maruz kalmamalıdır.”
Bebeğin sıcak havalarda her gün yıkanmasını önerdiklerini de belirten Dr. Bakar, “Bebeğin cildi zarar görmesin diye her gün sabun ve şampuan kullanmak yerine bir gün sadece suyla, diğer gün sabunla yıkanabilir. Alt temizliğini de dikkatli yapmak gerekiyor. Bebeklerin altını temizlerken ıslak mendilleri birtakım allerjen maddeler içerdiği için önermiyoruz. Ilık suya batırılmış pamuk ile temizlenmesini tercih ediyoruz, kız bebeklerde ise özellikle temizliğin arkadan öne doğru yapılmasını öneriyoruz” diyor.
Öneriler
- Alt temizliği ıslak mendil yerine ıslatılmış pamukla yapılmalı.
- Bebek odasının ısısı 22-23 derce civarında olmalı.
- Evde sigara içilmemeli
- Enfeksiyon riski açısından bebekler çok sık öpülmemeli.
- Bebeğin çamaşırları sabun tozu ile yıkanmalı.
- Bebeğin rahatlaması açısından sıcak havalarda her gün yıkamalı ancak her gün şampuan ve sabun kullanılmamalıdır. Onun yerine bir gün sadece su, bir gün de şampuan kullanılmalıdır.
- Bebekler güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saati dışındaki zamanlarda 15 dakikalık sürelerle cam arkasından gelen güneşe değil, direkt güneşe çıkarılmalı.
kaynak: haber 7
Friday, August 22, 2008
Evde Çocuğu bekleyen 14 tehlike
Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Evinizde onları kaç tehlikenin beklediğini biliyor musunuz? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?
Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?
ABD’de yapılan bir çalışmada ev kazalarının % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken meydana geldiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar soruyor eviniz çocuklar için emniyetli mi?
VKV Amerikan Hastanesi Uzm. Dr. Önder Çerezci Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Klinik Şefi çocukları ev kazalarından korumak için önemli tavsiyelerde bulunuyor. İşte o tavsiyeler
Yapılan çalışmalar göstermektedir ki birçok çocuk kazalarından ergonomik yetersizliklerin önemli bir rolü vardır. Ancak çoğu çocuk kazası bu açıdan ciddi bir değerlendirmeye alınmamakta, ayrıntılı bir kaza analizi yapılmamaktadır. Günümüzde bu tip kaza analizleri önemli ergonomik çalışmalar arasındadır.
Burada yapılan bir çalışma detayından bahsetmek istiyorum.
ABD’de yapılan bir çalışmada telefonla yardım için bildirilen 86 zehirlenme olayı üzerine bir çalışma yapılmış. Kazaya uğrayan çocuğa ürün, çevre ve iş açısından değerlendirme yapılmış. Kurmanların hepsi 5 yaşın altında bulunmuş ve şu ip uçlarına ulaşılmıştır.
1. Vakaların % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken kaza oluşmuştur,
2. Vakaların % 93’ünde kaza çocuğun kendi evinde meydana gelmiştir,
3. Vakaların % 89’unda çocuklar yakından ilgilenilmeye gerek duyulmayan TV izleme gibi bir etkinlik içindedirler,
4. Vakaların % 36’sında çocuk anne-baba farkına varmadan oda değiştirmiştir,
5. Vakaların % 87’sinde anne-baba rutin bir işle uğraşmaktadır,
6. Vakaların % 59’unda zehirlenmeye yol açan madde kullanılmakta veya açıkta bırakılmış durumdadır. Vakaların % 28’inde normal yerindedir.
7. Vakaların % 31’inde çocuğun maddeyi ulaşmasını engelleyen bir engel yoktur. %36’sında tek engel masa veya tezgah yüksekliğidir. Vakaların % 57’sinde madde güvenli kapaklı kapların içindedir.
Tüketici güvenlik kurulu 5 yaş altındaki çocukların % 85’inin kapağı 5 dk. açamaması gerektiğini yine de %80’inde ise uygun açma tekniğinin gösterilmesine rağmen 10 dk. içerisinde kapağı açamaması gerektiği koyu olarak belirlenmektedir.
Hiçbir güvenlik önlemi anne-baba dikkatini tam olarak alamasa da düşme, çarpma, takılma, sıkışma kazalarında ergonomik yetersizlikler büyük önem kazanmaktadır. Oyun çocuk kişiliğinin gelişmesinde önemlidir. Çocuğun çevreye olan uyumu oyunla gerçekleşir. Oyunun yerleri çeşitli şekillerde biçimlenebilir ve değişiklikler olmalıdır. Bu yerler çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanmalıdır.
TSE’nin oyuncak güvenliği açısından koyduğu standartlar vardır:
1. Tutuşma ve parlama,
2. Kimya ile ilgili faaliyetler için deney testleri,
3. Deney testlerinin dışındaki kimyasal oyuncaklar,
4. Yaş uyarı etiketlenmesi için grafiksel semboller.
Oyun alanları trafik emniyetli, dumansız, yeteri kadar güneşli, su seviyesinin yüksek olmadığı alanlar yapılmalıdır. Yerleşim yerlerindeki oyun alanları konut ve diğer mahallelerle bağlantılı olmalı, çevreye göre değil, ulaşım sistemine göre planlanmalıdır. Cadde, taşıt, park yeri, tren yolu, devlet su kanalları gibi tehlikeli bölgelerin yakınında oyun yerlerinin çevresi en az 1 metre yükseklikte çit duvarla örtülmelidir.
KREŞLER:
Okul öncesi ve okul yaşındaki çocukların sürekli gittiği Pedogolojik tesislerdir. Bölümler yaş gruplarına göre düzenlenir. Kreşlerin bulundukları yerler.
Konutlara yakın ve trafikten uzak olmalıdır. Kreşlerde her bir çocuk için 2-3 m2 alan tasarlanmalıdır. Emme, emekleme çağında ve yürümeye başlayan çocuklara özel alanlar tasarlanmalıdır. Kundaklama masası, emekleme kasası, dolaplar, oyuncak rafları, çocuk masaları, çocuk sandalyeleri için alanlar ayrılmalı, bunlar çocuğun büyüme ve gelişme devrine göre çocukları kısıtlamayacak ve gelişmelerini olumsuz etkilemeyecek şekilde tasarlanmalıdır. Ana okullarında her bir çocuk için yaklaşık 1.5-3 m2 alan gereklidir. Her bir oda da 11 çocuk için planlanmalıdır. Dolaplar oyuncak rafları, çocuk masaları-sandalyeler, yazı tahtası ayrıca alana konmalıdır.
Ev bir barınaktan çok çocukların güvenli olarak yetiştirilebileceği bir yer olmalıdır. Buralarda aile yaşamlarını sürdürürler ve beraber büyürler. Aile içi bağlı oluşum da kuvvetlenir. Sosyalleşme, kültürel ve zihinsel uyarılma da evlerde olmaktadır. Evde ergonomik yetersizlikler aile bireylerinin sağlığını yakından ilgilendirir. Ev düzeni ile ilgili çalışmalar, ev yerleşim ve kullanımında ülkeler arasında farklılıklar olmakla birlikte, temel esaslar da geniş bir yaklaşım birliği oluşturduğu görülmektedir. Bunların çoğu çağlar boyu deneme-yanılma yöntemleriyle varılmış pratik sonuçlardır.
EV GÜVENLİĞİ:
Günümüzde evlerde yüksek kaza potansiyeline sahip birçok araç ve gereç konumu bulunmaktadır. Evlerde kimyasallar, cilalar, deterjanlar ve ilaçlar bulunmakta, bunlar hatalı kullanım halinde önemli tehlikeler yaratabilmektedir. Evde kaza nedeniyle ölümlerin başlıca nedenleri: Düşme, zehirlenme, yangın ve boğulmadır. 5 yaşın altındaki çocuklar ve 65 yaşın üzerindeki yaşlılar en çok etkilenenlerdir. Evde bulunan araçların hatalı tasarımları ve hatalı kullanımları da tehlikeli olabilir.
Ev kazalarında en çok etkili olan araçlar:
1. Dönen motorlu araçlar,
2. Isıtıcılar,
3. Kurutucular,
4. Çim kesme araçları,
5. Ocaklar,
6. Cam kapılar,
7. Elektrik panoları,
8. Kablolar
Ev kazaları açısından en tehlikeli yerlerden bir tanesi de merdivenlerdir. 1995 yılında İngiltere’de yapılan çalışmalarda 2.5 milyon yaralanma ve 4 bin ölümün ev kazaları nedeniyle oluştuğu belirtilmektedir. Bu yaralanmaların 230 bin ve ölümlerin 497’i merdivenden düşme sonucu meydana gelmiştir. Evlerde özellikle mutfak ve banyo önemli iki mekandır. Çünkü tüm ev halkı tarafından kullanılır. Ayrıca, kazaların riski bu iki mekanda çok yüksektir. Mutfaklarda ocak yakınlarında ısıya dayanıklı tezgah kullanımı, çalışma alanında gölge düşürmeyecek şekilde aydınlatma sistemleri, fırınlar, duvara monte edilmişse mutfak tezgahıyla aynı seviyede olması sağlanmalıdır.
kullan
Banyoda yerde kaymayan malzeme kullanılmalı. Yer döşemelerinde büyük siyah ve beyaz fayanslardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip yer döşemesi derinlik algısı bozulmuş kişilerde problem yaratabilir.
Çocuklar Açısından Evde Tehlike Yaratabilecek Bölgelerle İlgili Denetim Listesi:
1. Ocağın yeri: Ocağın kapının yakınında ya da pencere yakınında olmaması gerekir.
2. Kapılar: Mutfak kapısının trafiği en aza indirecek biçimde yerleşmiş olması gerekir. Bütün kapı ve dolap kapakları çarpmaları önleyebilecek şekilde yapılmalıdır.
3. Oyun alanı: Çocukların oyun alanları mutfaktan görülebilecek biçimde düzenlenmelidir.
4. Döşeme yüzeyi: Döşeme yüzeyinin ıslak koşullarda kaymayacak biçimde olması sağlanmalıdır.
5. Elektrik donanımı: Düğme ve pirizler güvenlik kurallarına uygun olmalıdır.
6. Yakıt depolama ve çöp tenekesi: Yakıt bidonları ve çöp tenekeleri örtülü ve iyice kapatılmış olmalıdır.
7. Atölye: Atölyeler ve bahçe barakalarının kapılarının kilitlenebilir özellikte olması gerekir.
8. Çocuk oyun alanları: Çocukların güvenli olarak bırakılabilecekleri, çevrelenmiş oyun alanları bulunmalıdır.
9. Su: Su tanklarının ve fıçıların ağızları sıkı ve güvenli olarak kapatılabilmelidir.
10. Ecza dolabı: Ecza dolapları çocukların ulaşamayacağı yükseklikte ve kilitli olmalıdır.
11. Dolaşım:
a) Trabzanlar: Merdivenlerin en azından bir tarafında sürekli trabzan bulunmalıdır. Parmaklıklar arasında 90 mm’den geniş aralıklar engellenmelidir.
b) Tek basamaklar: Tek basamaklar engellenmelidir. Eğer kaçınılmazsa renk farkıyla fark edilmesi sağlanmalıdır.
c) Eşikler: İç kapıların eşikleri takılmayı önleyecek yükseklikte olmalıdır.
d) Döner veya iki yöne açılan kapılar: Döner kapılarda parmakların sıkışmasını engelleyecek şekilde yapılmalıdır. İki yöne açılan kapılar ise karşı yönden gelen kişinin görülmesini sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır.
e) Camlı kapılar: Bütünüyle camlı kapılar veya paneller buzlu cam veya koruma kuşakları ile görünür hale getirmelidir. Kullanılan cam aynı zamanda çarpmalara dayanıklı olmalıdır.
f) Açık merdiven boşluğu: Bu tür mimari yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Eğer mümkün değil ise tırmanmayı engelleyecek şekilde korkuluklar konmalıdır.
12. Balkonlar: Balkon parmaklıkları tırmanmaya engel ve yeterli sağlamlıkta ve kalın olmalıdır. Direklerin arası çocukları ayak ya da başlarının sıkışmasına imkan verecek genişlikte olmamalıdır.
13. Çit ve kapılar: Çit ve kapılar küçük çocukların açmasını ve tırmanmasını önleyecek şekilde yapılmalıdır. Çok alçak çitlerin kolayca görülebilecek biçimde tasarlanması gerekir.
14. Zemin: Döşemelerin kaygan olmayan özellikte olmasına özen gösterilmelidir.
CİHAN
Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?
ABD’de yapılan bir çalışmada ev kazalarının % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken meydana geldiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar soruyor eviniz çocuklar için emniyetli mi?
VKV Amerikan Hastanesi Uzm. Dr. Önder Çerezci Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Klinik Şefi çocukları ev kazalarından korumak için önemli tavsiyelerde bulunuyor. İşte o tavsiyeler
Yapılan çalışmalar göstermektedir ki birçok çocuk kazalarından ergonomik yetersizliklerin önemli bir rolü vardır. Ancak çoğu çocuk kazası bu açıdan ciddi bir değerlendirmeye alınmamakta, ayrıntılı bir kaza analizi yapılmamaktadır. Günümüzde bu tip kaza analizleri önemli ergonomik çalışmalar arasındadır.
Burada yapılan bir çalışma detayından bahsetmek istiyorum.
ABD’de yapılan bir çalışmada telefonla yardım için bildirilen 86 zehirlenme olayı üzerine bir çalışma yapılmış. Kazaya uğrayan çocuğa ürün, çevre ve iş açısından değerlendirme yapılmış. Kurmanların hepsi 5 yaşın altında bulunmuş ve şu ip uçlarına ulaşılmıştır.
1. Vakaların % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken kaza oluşmuştur,
2. Vakaların % 93’ünde kaza çocuğun kendi evinde meydana gelmiştir,
3. Vakaların % 89’unda çocuklar yakından ilgilenilmeye gerek duyulmayan TV izleme gibi bir etkinlik içindedirler,
4. Vakaların % 36’sında çocuk anne-baba farkına varmadan oda değiştirmiştir,
5. Vakaların % 87’sinde anne-baba rutin bir işle uğraşmaktadır,
6. Vakaların % 59’unda zehirlenmeye yol açan madde kullanılmakta veya açıkta bırakılmış durumdadır. Vakaların % 28’inde normal yerindedir.
7. Vakaların % 31’inde çocuğun maddeyi ulaşmasını engelleyen bir engel yoktur. %36’sında tek engel masa veya tezgah yüksekliğidir. Vakaların % 57’sinde madde güvenli kapaklı kapların içindedir.
Tüketici güvenlik kurulu 5 yaş altındaki çocukların % 85’inin kapağı 5 dk. açamaması gerektiğini yine de %80’inde ise uygun açma tekniğinin gösterilmesine rağmen 10 dk. içerisinde kapağı açamaması gerektiği koyu olarak belirlenmektedir.
Hiçbir güvenlik önlemi anne-baba dikkatini tam olarak alamasa da düşme, çarpma, takılma, sıkışma kazalarında ergonomik yetersizlikler büyük önem kazanmaktadır. Oyun çocuk kişiliğinin gelişmesinde önemlidir. Çocuğun çevreye olan uyumu oyunla gerçekleşir. Oyunun yerleri çeşitli şekillerde biçimlenebilir ve değişiklikler olmalıdır. Bu yerler çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanmalıdır.
TSE’nin oyuncak güvenliği açısından koyduğu standartlar vardır:
1. Tutuşma ve parlama,
2. Kimya ile ilgili faaliyetler için deney testleri,
3. Deney testlerinin dışındaki kimyasal oyuncaklar,
4. Yaş uyarı etiketlenmesi için grafiksel semboller.
Oyun alanları trafik emniyetli, dumansız, yeteri kadar güneşli, su seviyesinin yüksek olmadığı alanlar yapılmalıdır. Yerleşim yerlerindeki oyun alanları konut ve diğer mahallelerle bağlantılı olmalı, çevreye göre değil, ulaşım sistemine göre planlanmalıdır. Cadde, taşıt, park yeri, tren yolu, devlet su kanalları gibi tehlikeli bölgelerin yakınında oyun yerlerinin çevresi en az 1 metre yükseklikte çit duvarla örtülmelidir.
KREŞLER:
Okul öncesi ve okul yaşındaki çocukların sürekli gittiği Pedogolojik tesislerdir. Bölümler yaş gruplarına göre düzenlenir. Kreşlerin bulundukları yerler.
Konutlara yakın ve trafikten uzak olmalıdır. Kreşlerde her bir çocuk için 2-3 m2 alan tasarlanmalıdır. Emme, emekleme çağında ve yürümeye başlayan çocuklara özel alanlar tasarlanmalıdır. Kundaklama masası, emekleme kasası, dolaplar, oyuncak rafları, çocuk masaları, çocuk sandalyeleri için alanlar ayrılmalı, bunlar çocuğun büyüme ve gelişme devrine göre çocukları kısıtlamayacak ve gelişmelerini olumsuz etkilemeyecek şekilde tasarlanmalıdır. Ana okullarında her bir çocuk için yaklaşık 1.5-3 m2 alan gereklidir. Her bir oda da 11 çocuk için planlanmalıdır. Dolaplar oyuncak rafları, çocuk masaları-sandalyeler, yazı tahtası ayrıca alana konmalıdır.
Ev bir barınaktan çok çocukların güvenli olarak yetiştirilebileceği bir yer olmalıdır. Buralarda aile yaşamlarını sürdürürler ve beraber büyürler. Aile içi bağlı oluşum da kuvvetlenir. Sosyalleşme, kültürel ve zihinsel uyarılma da evlerde olmaktadır. Evde ergonomik yetersizlikler aile bireylerinin sağlığını yakından ilgilendirir. Ev düzeni ile ilgili çalışmalar, ev yerleşim ve kullanımında ülkeler arasında farklılıklar olmakla birlikte, temel esaslar da geniş bir yaklaşım birliği oluşturduğu görülmektedir. Bunların çoğu çağlar boyu deneme-yanılma yöntemleriyle varılmış pratik sonuçlardır.
EV GÜVENLİĞİ:
Günümüzde evlerde yüksek kaza potansiyeline sahip birçok araç ve gereç konumu bulunmaktadır. Evlerde kimyasallar, cilalar, deterjanlar ve ilaçlar bulunmakta, bunlar hatalı kullanım halinde önemli tehlikeler yaratabilmektedir. Evde kaza nedeniyle ölümlerin başlıca nedenleri: Düşme, zehirlenme, yangın ve boğulmadır. 5 yaşın altındaki çocuklar ve 65 yaşın üzerindeki yaşlılar en çok etkilenenlerdir. Evde bulunan araçların hatalı tasarımları ve hatalı kullanımları da tehlikeli olabilir.
Ev kazalarında en çok etkili olan araçlar:
1. Dönen motorlu araçlar,
2. Isıtıcılar,
3. Kurutucular,
4. Çim kesme araçları,
5. Ocaklar,
6. Cam kapılar,
7. Elektrik panoları,
8. Kablolar
Ev kazaları açısından en tehlikeli yerlerden bir tanesi de merdivenlerdir. 1995 yılında İngiltere’de yapılan çalışmalarda 2.5 milyon yaralanma ve 4 bin ölümün ev kazaları nedeniyle oluştuğu belirtilmektedir. Bu yaralanmaların 230 bin ve ölümlerin 497’i merdivenden düşme sonucu meydana gelmiştir. Evlerde özellikle mutfak ve banyo önemli iki mekandır. Çünkü tüm ev halkı tarafından kullanılır. Ayrıca, kazaların riski bu iki mekanda çok yüksektir. Mutfaklarda ocak yakınlarında ısıya dayanıklı tezgah kullanımı, çalışma alanında gölge düşürmeyecek şekilde aydınlatma sistemleri, fırınlar, duvara monte edilmişse mutfak tezgahıyla aynı seviyede olması sağlanmalıdır.
kullan
Banyoda yerde kaymayan malzeme kullanılmalı. Yer döşemelerinde büyük siyah ve beyaz fayanslardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip yer döşemesi derinlik algısı bozulmuş kişilerde problem yaratabilir.
Çocuklar Açısından Evde Tehlike Yaratabilecek Bölgelerle İlgili Denetim Listesi:
1. Ocağın yeri: Ocağın kapının yakınında ya da pencere yakınında olmaması gerekir.
2. Kapılar: Mutfak kapısının trafiği en aza indirecek biçimde yerleşmiş olması gerekir. Bütün kapı ve dolap kapakları çarpmaları önleyebilecek şekilde yapılmalıdır.
3. Oyun alanı: Çocukların oyun alanları mutfaktan görülebilecek biçimde düzenlenmelidir.
4. Döşeme yüzeyi: Döşeme yüzeyinin ıslak koşullarda kaymayacak biçimde olması sağlanmalıdır.
5. Elektrik donanımı: Düğme ve pirizler güvenlik kurallarına uygun olmalıdır.
6. Yakıt depolama ve çöp tenekesi: Yakıt bidonları ve çöp tenekeleri örtülü ve iyice kapatılmış olmalıdır.
7. Atölye: Atölyeler ve bahçe barakalarının kapılarının kilitlenebilir özellikte olması gerekir.
8. Çocuk oyun alanları: Çocukların güvenli olarak bırakılabilecekleri, çevrelenmiş oyun alanları bulunmalıdır.
9. Su: Su tanklarının ve fıçıların ağızları sıkı ve güvenli olarak kapatılabilmelidir.
10. Ecza dolabı: Ecza dolapları çocukların ulaşamayacağı yükseklikte ve kilitli olmalıdır.
11. Dolaşım:
a) Trabzanlar: Merdivenlerin en azından bir tarafında sürekli trabzan bulunmalıdır. Parmaklıklar arasında 90 mm’den geniş aralıklar engellenmelidir.
b) Tek basamaklar: Tek basamaklar engellenmelidir. Eğer kaçınılmazsa renk farkıyla fark edilmesi sağlanmalıdır.
c) Eşikler: İç kapıların eşikleri takılmayı önleyecek yükseklikte olmalıdır.
d) Döner veya iki yöne açılan kapılar: Döner kapılarda parmakların sıkışmasını engelleyecek şekilde yapılmalıdır. İki yöne açılan kapılar ise karşı yönden gelen kişinin görülmesini sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır.
e) Camlı kapılar: Bütünüyle camlı kapılar veya paneller buzlu cam veya koruma kuşakları ile görünür hale getirmelidir. Kullanılan cam aynı zamanda çarpmalara dayanıklı olmalıdır.
f) Açık merdiven boşluğu: Bu tür mimari yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Eğer mümkün değil ise tırmanmayı engelleyecek şekilde korkuluklar konmalıdır.
12. Balkonlar: Balkon parmaklıkları tırmanmaya engel ve yeterli sağlamlıkta ve kalın olmalıdır. Direklerin arası çocukları ayak ya da başlarının sıkışmasına imkan verecek genişlikte olmamalıdır.
13. Çit ve kapılar: Çit ve kapılar küçük çocukların açmasını ve tırmanmasını önleyecek şekilde yapılmalıdır. Çok alçak çitlerin kolayca görülebilecek biçimde tasarlanması gerekir.
14. Zemin: Döşemelerin kaygan olmayan özellikte olmasına özen gösterilmelidir.
CİHAN
Subscribe to:
Posts (Atom)