Friday, February 27, 2009

ÇOCUKLARIMIZ

Kriz önleminde çocuğunuza örnek olun

Çocuk Gelişim Uzmanı Şenay Yılmaz, çocuklarının sorunlarına dair ailelerden gelen soruları yanıtladı:


Sibel Tüzün'ün haberi

* Sekiz yaşındaki oğluma bir şey istediğinde hiç 'hayır' demedik. Ekonomik krizde harcamalarına dikkat etmesi gerektiğini nasıl anlatalım?
Çocuğun sürekli rahat ve istediklerine ulaşabileceği bir ortamda yetiştirilmesi, onun, zorlayıcı hayat koşulları ile karşılaşınca hırçın agresif ya da saldırgan davranmasına neden olabilir. Ona şartların zorlaştığını hissettirebilmeniz için işe önce kendinizden başlayın.

SAKİNLİKLE ANLATIN
Lükslerinizden vazgeçtiğinizi hissettirin; çok beğendiğiniz bir gömleği para biriktirerek alabileceğinizi eşinizle yüksek sesle konuşarak onun duymasını sağlayın. İsteklerinden gücünüzün yeten kısmını karşılayabileceğinizi, fazlasını yapamayacağınızı anlatın. Ancak bu konuşmayı sakin, sessiz ve onun da kendini rahat hissettiği bir ortamda yapın. Bunun bir süreç olduğunu zamanla atlatılacağına inandığınızı ve ondan aile bütçesine destek olmasını istediğinizi söyleyin. Durumu aşırı dramatize etmeyin.

* Çocuğum evde çok uslu ama okulda hep yaramazlık yapıyor. Ya da evde çok yaramasa okulda çok sessiz duruyor. Neden böyle yapıyor?
Çocuklar yaşadıkları zorlukları, stres yaratan durumları ya da ifade edemediklerini davranışlarıyla gösterirler. Hangi saatlerde, hatta hangi derslerde bu sorun artıyor, sorgulayın. Bunları tetikleyen nedenlere bakın. Nedenden sonuca gitmeye çalışın. Eğer evde hareketli okulda sessizse; ebeveynlerin dikkatini çekmek istiyor, okulda arkadaşları ile yaşadığı sorunları çözemediği için huzursuzluk yaşıyor ya da okulda kendine fazla özel vakit ayıramadığı için evde yaşadığı özgür ortamı sonuna kadar yaşamak istiyor olabilir. Onu anlamaya çalışın. Anlarken yargılamadan, tamamen onun gibi düşünerek sorunlara çözüm üretin.

* Arkadaşları çocuğumla alay ediyor. Çocuğumu nasıl yönlendirmeliyim?
Onu dinleyin ve arkadaşlarının neden dalga geçtiğini anlamaya çalışın. Sonra bu durumla başedebilme yolları üretin. Örneğin görmemezlikten gelmesini isteyin. Ya da o ortamdan uzaklaşmasını söyleyin.
* Kesinlikle diğer çocuklarla ya da velileriyle konuşmayın.
* Ona moral verin ve başınızdan geçen benzer bir olayı (gerekirse hikaye yaratın) anlatın. Çeşitli çözümler ürettiğinizi ve uyguladığınızı söyleyin.
* Çocuğunuzdan yaşadığı bu durumu anlatan bir resim çizmesini isteyin. Çizdiği bu resimleri duygu durumlarına uygun renklerde boyaması konusunda teşvik edin. Daha sonra resmini anlatmasını isteyin. Bu sayede olumsuz ve saldırgan duygusunu boşaltmış olur ve sakinleşir.
* Çocuğunuzun özgüvenini artıracak davranışlarda bulunun.

sabah / günaydın

RÜYALAR

Rüyalar ilişkilerinizi kurtarabilir

Rüyalar ilişkilerinizi kurtarabilir
Psk. Dr. Cengiz Demirsoy Rüya ile psikolojik onarım çalışmaları yapan Demirsoy rüya konusunda kadınların daha hassas olduklarını söyledi


NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Etiler Psikolojik Destek Merkezi’nde rüya terapileri yapan Psk. Dr. Cengiz Demirsoy, Rüya ile psikolojik onarım çalışmaları yaparken, rüya konusunda kadınların daha hassas olduklarını fark ettiğini belirtti.

Demirsoy, "Bizim toplumumuzda, belki de tüm dünya toplumlarında, kadınların psikolojiye ilgisi erkeklerden daha fazla. Bunun bir nedeni kadının erkeğe göre daha ilişki odaklı oluşu... Kadınlar, eşleriyle, çocuklarıyla, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla ilişkilerine daha fazla önem veriyorlar. Hem kendilerini hem de ilişkide oldukları kişileri “anlamak” kadınlar için önemli oluyor. Aynı zamanda çevreleriyle ilişkilerinin kalitesine de dikkat ediyorlar. Örneğin evli bir çift sorun yaşadığında, kadın erkeği ve ilişkilerindeki sorunu anlamak ve değiştirmek için daha çok çaba sarf ediyor. Bu nedenlerle psikolojiye erkeklerden daha açık ve daha yatkınlar. Aynı yatkınlığı rüya konusunda da görüyoruz. Erkekler genellikle rüyalarına önem vermezken, kadınlar rüyalarla daha yakından ilgileniyor ve aralarında paylaşıyorlar. Bu yatkınlık, kendimizi ve çevremizi anlamak için olumlu bir başlangıç. Aama yeterli değil!" dedi.

ERKEKLERİ TANIMAK İÇİN RÜYALAR KULLANILABİLİR

"Rüyalar, psikolojide önem verilen bir konu. Psikologlar, insanları anlamak ve hayatlarında olumlu yönde değişimler sağlamak için rüyalardan yararlanıyorlar. Ama rüyaları ele alırken kullandıkları belli bir yöntem var" diyen Demirsoy, " İşte, kadınlar da kendilerini ve ilişkide oldukları kişileri tanımak için rüyalardan yararlanabilirler ama bunun için rüya konusuna sadece açık, yatkın olmak yetmez, psikologların kullandıkları yöntemlerden yararlanmaları gerekir. Ve psikolojideki yöntemleri uygulayabilmek için mutlaka psikolog olmaları gerekmez, çünkü bunlar oldukça anlaşılır yöntemlerdir ve uygulama yaparak yetkinleşmek mümkündür" dedi.

Demirsoy'a göre, eğer bu yöntemler bilinmez ise, rüyalar sadece bir ilgi, hobi düzeyinde kalır ve rüyaların insanları anlamak konusunda bize sunduğu zengin fırsatlar kaçar...

(Haber 7)

Sunday, November 30, 2008

RENKLER

Renkle tedavi olmaya ne dersiniz

Renkle tedavi olmaya ne dersiniz
Evrende varolan her şeyin bir rengi vardır. Denizin mavisi, güneşin türlü sarı ve kızıl tonları insanın görüp algılayabildiği renkler. Bunların herbirinin de canlılar üzerinde etkisi.


Kırmızı-Hayat enerjisi : Kırmızı renk, kan dolaşımı ve kansızlık hastalıkları için faydalıdır. Kırmızı rengin fiziki etkilerini şöyle sıralayabiliriz: Soğuk algınlığı, bronşit, romatizma ağrıları, titreme ve soğuk hissi, kansızlık, denge bozukluğu.

Kırmızı renk, tansiyon hastalarına, sinirli ve histerik hastalıklarda ve şiddetli ateşi olan kişilerde tedavi amacıyla uygulanmaz.

Turuncu-Depresyon için etkili: Turuncu renk yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk, korku ve depresyon için etkilidir ve eterik bedenimiz için takviye olur. Bunların dışında astım, bronşit, bağırsaklar ve özellikle kabızlık için çok iyi gelir.anne sütünün çoğalmasına da faydası olur.

Sarı-Baş ağrılarına iyi geliyor: Sarı renk mide bozuklukları, diyabet, kabızlık, böbrek rahatsızlıkları, gazlar, karaciğer zayıflığı, baş ağrıları ve migrene karşı etkilidir. Bunlarla birlikte sindirim sisteminizi güçlendirir ve güneş sinir ağı çakrasını da dengeler.

Sarı renkden renkten, aşırı kalp atışı ve ruhi anksiyetesi olanlar, alkolikler ve ödemli hastalar yararlanamaz.

Yeşil-Psikolojiyi düzeltiyor: Yeşil renk psikolojik problemlerin giderilmesinde çok önemli rol oynar. Uykusuzluklar, aşırı heyecanlar, bel ağrıları, yüksek tansiyon, alkol bağımlılıklarından doğan asabilikler için faydalıdır.Bunların haricinde mide, akciğer, rahim, göğüs ve kalın bağırsak kanserindeki ilerlemeleri durdurur ve bunların ağrılarını sakinleştirir.

Mavi-Şifanın rengi: Mavi renk vücudun savunma sistemini güçlendirir ve tüm hastalıklar için şifa verici özellik taşır. Mavi renk, sinir sistemini sakinleştirir. Bedenin ısısını azaltır ve algılamayı arttırır. Baş ağrılarında, sinirden kaynaklanan öksürüklerde, boğaz ağrılarında, astımda, guatrda, diş ağrılarında, deri rahatsızlıklarında ve uykusuzlukta etkili olur.

Mavi renk ;soğuk algınlıklarında, cinsel isteksizliklerde ve felçte yasaktır. Mavi rengin uzun kullanımları kabızlığa ve yorgunluğa sebep olabilir.

Çivit Mavisi (lacivert)-Anestezi etkisine sahip: Lacivert, aktif bir renktir ve anestezi etkisi vardır. Diş ağrılarında, yüz kaslarındaki ve sinüzitteki ağrılarda, siyatik ve romatizma, kulak ve göz rahatsızlıklarında etkilidir. Bu renk 5 duyuyu harekete geçirme gücüne sahiptir.

Mor veya menekşe-Kalbin rengi: Mor renk, sinir sistemi, halsizlik, psikolojik ve duygusal yorgunluklar için en uygun olan renktir. Kalbi sakinleştirir ve kanı temizler. Bununla birlikte korku ve kaygının azalmasında önemli etkileri vardır. Mor renk katarakt, siyatik ağrıları, menenjit, sinire bağlı baş ağrıları, mesane rahatsızlıkları, epilepsi (sara), saç dökülmesi, kuru öksürükler ve astım için de oldukça etkili bir renktir.

KAYNAK:haber 7 com

Babalar çocuklarının 'yaşam koçu'dur

Babalar çocuklarının 'yaşam koçu'dur
Çocuk yetiştirmenin zorluklarını herkes bilir ve bu konuda özellikle annenin rolüne vurgu yapılır. Anne eğitimine yönelik kitaplar, yayınlar ve çalışmalar oldukça fazladır.


Acaba kişilik gelişimi için anne etkisi yeterli midir? Babanın çocuk eğitimi üzerinde sadece bir tamamlayıcı unsur olduğu görüşü eksik bir yorumdur. Baba modeli kişiliğin güven-güvensizlik, otorite, bağımlılık, duygusal kontrol, özyeterlilik, dışa ve sosyal ortama açılma ile ilgili en önemli etkenlerden biridir. Çünkü anne, bebeklikten gelen bir şefkat ve koruyuculuk eğilimiyle kişilik gelişiminde ihtiyacı olan bireysellik ve otokontrol duygusunu yeterince destekleyemeyebilir.

Baba çocuğun 'dışarıyla' köprüsünü kuran kişidir. Çocuk, hiç tanımadığı, bilmediği bir dünyayı babanın kontrolüyle güvenle tanır. Gerekli ve gerçekçi açılımlarını gerçekleştirebilir. Duygular anne yoluyla, gerçekler baba yoluyla tanınır. Bir bakıma baba, çocuğun hayatına giren ilk yabancıdır ve bu konumu nedeniyle yabancılık ve dış dünya ile alışverişin en önemli temelidir. Baba desteği olmadan büyüyen çocuğun güven duygusunun eksik kalması muhtemeldir. Hayatın mücadele gerektiren durumlarıyla baş edebilmek için çocuğun baba eğitiminden geçmesi gereklidir.

Babanın çocuk yetiştirirken sahip olduğu olumlu inanç ve tutumları çocuk üzerinde silinmez etkiler bırakır. Örneğin annesine başarılı karnesini gösteren çocuk, çok fazla takdir alsa da annesinin tüm takdirleri babasının ufak bir onayının yerine geçmeyebilir. Tam aksini düşünürsek otorite kurma konusunda annenin fazla çabaları zaman zaman babanın net ve kararlı bir tek cümlesinin yerini tutmayabilir.

Çocuk, 'erkeklerin dünyasını' medya, internet ve çevreden rastgele örneklerle değil, güvenilir babasından öğrenmelidir. Baba, çocuk için güvenin simgesidir. Bir baba olarak çocuğunuza sözünüzü dinletemediğinizi düşünüyorsanız koyduğunuz kuralların uygulanabilirliğini sorgulayın ve onun dünyasına girip giremediğinizi anlamaya çalışın. Yasakçı olmamaya ve mantıklı sınırlar koymaya gayret edin. Çocuğunuzun kendi sorumluluklarını yerine getirmesini kolaylaştırıcı önlemler düşünün.

Çocuğunuzla etkin iletişim için neler yapabilirsiniz?

Birlikte ne kadar vakit geçirebiliyorsunuz? Sadece çocuğunuza ayırdığınız bir vaktiniz var mı?

Ortak beğenileriniz ve uğraşlarınız var mı? (Maça gitmek, kitap, oyun, kültürel geziler vs...)

Herhangi bir konuda size rahat lıkla danışabiliyor mu?

Onu başarılarından dolayı takdir edebiliyor musunuz?

Eleştirilerinizi daha çok olumlu mu, olumsuz mu?

Telkinleriniz güvensizlik, şüphecilik ve korku ile ilgili alt mesajlar yoğunlukta mı?

ilgili eleştirilerini saygı çerçevesinde dile getirebiliyor mu?

Görüşlerinizi onunla paylaşıyor musunuz? Onu bu konuda bilgilendiriyor musunuz?

Mesleki tercihleri konusunda yönlendirme ve destekleriniz yeterli mi?

Arkadaşlarını tanıyor musunuz?

(Zaman)

Friday, November 28, 2008

Alzheimer

Alzheimer'dan korunmak için beş yöntem

Alzheimer'dan korunmak için beş yöntem
hafıza güçlendirici olarak bilinen ve en çok satan şifalı bitki ilacı olan Gingko adlı popüler ilacın, Alzheimer veya diğer bunama türlerine iyi gelmediği ortaya çıktı.


Pittsburgh Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma, hafıza güçlendirici olarak bilinen ve en çok satan şifalı bitki ilacı olan Gingko adlı popüler ilacın, sanıldığı gibi Alzheimer veya diğer bunama türlerine iyi gelmediğini ortaya koydu.

İlaç yetkilileri aksini söylese de, beyin ve yaşlanma üzerine çalışan ve kendi annesi de Alzheimer hastası olan Prof. Edythe London bu ilacın etkisiz olduğunu ancak Alzheimer'a engel olmak için yapılacak başka şeyler olduğunu söylüyor. CNN'in haberine göre, araştırmalarda ortaya çıkan bulgular, kalp sağlığını koruyan fiziksel egzersizlerin beyin sağlığını da koruduğunu gösteriyor ve bu durum profesörün iddialarını destekler nitelikte.

İşte serebral korteks (beyin korteksi) ve hipokampüs gibi beyninizin hafızayla ilgili kısımlarını güçlendirecek bazı yöntemler:

· Antioksidanlar: A, C, E vitamini gibi antioksidanlar hücrelerin zarar görmesini engelliyor ve yaşlanmaya dayalı hastalıkları yavaşlatıyor. Bu antioksidanların bunamaya engel olduğunu ortaya koyan çalışmalar var.

· Balık yağı: Yaşlanan beyinde iltihaplanmalar meydana geliyor ve balık yağı iltihaplanmayı önleyici bir özelliğe sahip.

· Köri: Yapılan bazı çalışmalarda haftada bir kez köri tüketenlerin hafıza konusunda daha iyi sonuçlar elde ettiğini ortaya çıktı.

· Beyninizi çarpraz eğitim ile güçlendirin: Uzmanlar beynin egzersiz ile güçlendirilebildiğini ama tek tip egzersizin yetersiz olduğunu söylüyor. Zihinsel egzersizlerin en azından Alzheimer'ın başlangıcını geciktirdiğine dair pek çok bilimsel kanıt var. Örneğin bulmaca çözmek çok faydalı ama yeterli değil ve hesap makinesi yerine kafadan hesap yapmak, beyni geliştirmeye yönelik bilgisayar oyunları oynamak da işe yarayabilir.

· Fosfatidilserin adlı vücutta doğal olarak bulunan lipit (yağ) takviyesinin bunamaya engel olabileceği söyleniyor.

Zaman

Hastalığın şifasını internetten arama

Hastalığın şifasını internetten arama
İnternette, yakalanıldığından şüphelenilen bir hastalığın belirtilerini, teşhisini ya da tedavisini aramanın endişeyi artırabileceği bildirildi.


Yazılım şirketi Microsoft tarafından yapılan araştırma, sayısız bilgi kaynağıyla internetin, özellikle bir teşhis arandığında, tıp konusunda bilgisi az olan ya da hiç bu bilgiye sahip olmayan kişilerde endişeyi artırabileceğini gösterdi.

Araştırmayı kaleme alan Ryen White ve Eric Horvitz, "hastalık hastalarının" sıradan ve zararsız belirtileri ciddi bir hastalığın işaretleri olarak yorumlayabileceklerine dikkati çekerek, başı ağrıyan bir "hastalık hastasının" internette araştırma yaptıktan sonra beyninde tümör olduğu sonucuna varabileceğini ya da göğsünde ağrı hisseden bir başkasının kalp krizi geçirdiğini sanabileceği örneğini verdi.

Bu tür çıkarımların endişenin yanı sıra, vakit kaybına ve gereksiz sağlık harcamalarına neden olabileceği de vurgulandı.

AA

Sunday, November 23, 2008

Damacana suyunu 15 saatte bitirin

Damacana suyunu 15 saatte bitirin

Prof. Dr. Köksal, suyun renksiz, berrak, kokusuz ve tatsız olanının tercih edilmesi gerektiğini belirterek, ''Çünkü suyun kokusunu, rengini ve berraklığını bozan mikroorganizmalar oluyor'' dedi.


Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Köksal, ''son yıllarda kişi başına kullanım oranı artan damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalmasının, kişiyi ölümle sonuçlanan hastalıklara kadar götürebilen mikroorganizmaların üremesine neden olduğunu'' bildirdi.

Prof. Dr. Köksal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''şişe suyu'' olarak bilenen işlenmiş suyu sağlık açısından desteklediklerini, ancak kullanım süresi ve bekletildiği ortama dikkat edilmediğinde enfeksiyon hastalıklarına yol açabidiğini belirtti.

Şişe sularının, bulundukları ortam ve temizlik kurallarına uyulmadığı takdirde hepatit yapan virüsler dahil tüberküloz, ishal ve daha birçok enfeksiyon hastalığının oluşumuna zemin hazırladığını ifade eden Köksal, şunları söyledi:

''Vücudun yüzde 70'ini oluşturan su, vücutta bir elektrik cihazındaki kablo görevini üstlenir. Bu nedenle hücreler arası iletişim, enzimler, hormonlar ve bütün metabolizmayla ilgili faaliyetleri sağlayan suyun çok sağlıklı olması gerekir.''

Prof. Dr. Köksal, şişe sularının işlenmiş olması nedeniyle doğal olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, ''Teknolojinin yardımı ile her tür su işleme tabi olarak içilebilir niteliğe getirilebilir ve işlenmiş su olarak tanımlanabilir. Ancak, bunların da tıpkı diğer gıda ürünleri gibi raf ömrü vardır. Bu ömür, suyun ambalaj malzemesi, saklama koşulları ve işletme koşullarına bağlıdır'' dedi.

Ev ve işyerlerinde çoğunlukla ''damacana'' tabir edilen plastik şişelerde kullanılan suyun mutlaka serin, güneş ışığından uzak ve kuru ortamlarda saklanması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Köksal, şunları kaydetti:

''Su şişesinin etrafında suya ve ambalaj maddesine etki edecek kokulu maddeler bulundurulmamalı. Damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalması zararlı mikroorganizmaların üremesine neden oluyor. Su şişesinin kapağı bir kez açıldığında hava ile temas ettiğinden 10-15 saatte tüketilmeli. En fazla bir günde tüketilebilecek gramajdaki suyun kapağı açılmalı. Ev ve işyerlerindeki kişi sayısı ve ortalama tüketim dikkate alınarak damacana suyunun gramajı tespit edilmeli. Bu durumda özellikle evlerde kullanılan 19 litrelik damacana suların kapağı açıldığında ne şekilde saklanırsa saklansın günlerce kullanılması sakıncalı.''

Prof. Dr. Köksal, suyun renksiz, berrak, kokusuz ve tatsız olanının tercih edilmesi gerektiğini belirterek, ''Çünkü suyun kokusunu, rengini ve berraklığını bozan mikroorganizmalar oluyor'' dedi.

-POMPA KİRLİLİĞİ-

Prof. Dr. Köksal, birçok kişinin ev ve işyerlerinde ''su sebili'' diye tabir edilen cihazların yanı sıra pompalı damacana kapaklarının da bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Sebil cihazına yerleştirilen damacanadaki suyun kapağı da delindiği için havayla temas ediyor. Bu yüzden kullanım süresinde kriterler burada da dikkate alınmalı. Pompalı damacanaların ise pompa temizliğine dikkat edilmeli.

Bu pompaların kirliliği gözle de tespit edilebilir. Suya doğrudan temas eden pompa ve 'cooler' diye tabir edilen aparatının temizliği yapılmadığında havada ve ortamda bulunan mikroorganizmalar, kokular veya yabancı maddeler pompa üzerinde birikip suya bulaşacaktır. Bulaşan bu mikroorganizmalar zamanla çoğalarak kaplarda beyaz, yeşil ya da kahverengi kümeler meydana getirebilir veya suyun tadında ve kokusunda istenmeyen değişikliklere neden olabilirler.''

-KİŞİ BAŞI TÜKETİM-

Türkiye'de 2006'da kişi başı 91 litre olan işlenmiş su tüketiminin, geçen yıl 100 litreye ulaştığını belirten Prof. Dr. Köksal, Avrupa ülkelerinde ise bu miktarın birkaç katı olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Köksal, gelir ve eğitim seviyesi yükseldikçe şişe suyuna da talep artacağından sağlıklı suyun kriterlerinin de herkesçe bilinmesi gerektiğini sözlerine ekledi.


(aa)